8. Hukuk Dairesi 2023/1142 E. , 2025/635 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2013/511 E., 2021/650 K.
KARAR : Davanın kabulüne
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davasında yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalılar ve bir kısım dahili davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı ... İdaresi vekili dava dilekçesinde, davalıların Dalaman ilçesi Atakent (Beskese-Taşlıburun) Mahallesi mülki sınırları içerisinde bulunan 209 ada 2 parsel sayılı taşınmazın malikleri olduğunu, idarece yapılan çalışmalarda dava konusu taşınmazın bir kısmının orman tahdit sınırları içinde kaldığının tespit edildiğini, orman sınırları içerisinde kalan yerlerin tapu ve zilyetlikle kazanılmasının mümkün olmadığını, bir yerin orman toprağı ile kapalı olmasının dahi o yerin orman sayılması için yeterli olacağını belirterek, dava konusu taşınmazın orman sınırları içinde kalan bölümünün tapusunun iptaline, orman vasfı ile Hazine adına tesciline, müdahalenin önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi, kadastro esnasında nizalı 521 parsel sayılı taşınmazın dayanak Ekim 949 tarihli ve 18/6 numaralı tapu kaydına istinaden ... adına tespit edildiği, Orman İdaresinin itirazı üzerine Köyceğiz Gezici Arazi Kadastro Hakimliğinin 1953/398 Esas, 1953/233 Karar sayılı kararı ile Orman İdaresinin itirazının reddine, taşınmazın davalı ... adına tesciline karar verildiği, temyiz edilmeyerek kesinleşen ilam çerçevesinde dosyanın 23.12.1953 tarihinde Tapu Sicil Müdürlüğüne devredildiği, bu suretle hükmen tescil edilen taşınmazın 521 parsel numarası ile ilk tesis kaydının oluşturulduğu, yenileme çalışmaları neticesinde taşınmazın 209 ada 2 parsel numarasını aldığı, eldeki dosya davalılarının ... mirasçıları olduğu, söz konusu tescil ilamına esas krokinin bilirkişiler aracılığıyla mahalline uygulandığı, tescile esas krokinin dava konusu taşınmaza ait olduğu, taşınmazın orman ile ilişkisinin araştırıldığı ve tartışıldığı Köyceğiz Tapulama Mahkemesinin 1953/398 Esas, 1953/233 Karar sayılı kararının kesin hüküm teşkil ettiği gerekçeleriyle davanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar vermiş, hüküm davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince; "...yörede 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında çekişmeli taşınmaz gerçek kişi adına tesbit edilmiş, Orman Yönetiminin açtığı dava sonucu Köyceğiz Gezici Arazi Kadastro Mahkemesinin 03.11.1953 tarihli ve 1953/398 Esas, 1953/233 Karar sayılı ilamı ile çekişmeli taşınmazın 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdit sınırı dışında kaldığı ve tapulu olduğu gerekçeleri ile davanın reddi yolunda hüküm kurulmuş, hüküm temyiz edilmeden kesinleşmiştir. Bu davada sadece 3116 sayılı Orman Kanunu (3116 sayılı Kanun) gereğince yapılan tahdit hattı uygulanmıştır. Ortada 4785 sayılı Orman Kanununa Bazı Hükümler Eklenmesine ve Bu Kanunun Birinci Maddesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (4785 sayılı Kanun) gereğince yapılan bir inceleme bulunmamaktadır. 3116 Sayılı Kanun ile sadece Devlet ormanları sınırlandırılmıştır. Orman Yönetimi ile taşınmazın önceki maliki arasında kurulan söz konusu hükmün yörede 1941 yılında 3116 Sayılı Kanun hükümlerine göre yapılan orman kadastro sınırlarının uygulanmasına ilişkin olduğu açıktır. 4785 Sayılı Kanun hükümlerine göre istisnalar dışında gerçek ve tüzel kişiliklere ait tüm ormanlar hiçbir işleme gerek kalmadan devletleştirilmiştir. Yörede 1941 yılındaki orman kadastro çalışmasından sonra 1989 yılında 4785 Sayılı Kanun göz önüne alınarak yapılan orman kadastro çalışması yapılmıştır. Ancak, bu çalışmanın kesinleşip kesinleşmediği belli değildir. 1989 yılında yapılan orman kadastrosu aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin çalışmanın ilan edilerek itirazsız kesinleştiği ve çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırı içinde kaldığı usulüne uygun olarak yapılacak uygulama sonucunda saptandığında söz konusu kadastro mahkemesi kararının kesin hüküm oluşturduğu düşünülemez. Çünkü, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun (6831 sayılı Kanun) 7 nci maddesi ve 02.09.1986 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan orman kadastro yönetmeliğinin 23 üncü maddesi gereğince 4785 Sayılı Kanun gözetilerek bu Kanun ile devletleştirme kapsamındaki ormanların kadastrosu her zaman yapılabilir.
Ayrıca; dosya içinde bulunan 1941 yılına ait orman tahdit haritası ile 1989 yılına ait orman kadastro çalışması, aplikasyon 2/B haritası arasında açı ve mesafe olarak orman tahdit noktalarının konulduğu yerler arasında farklılık olduğu anlaşılmaktadır. Orman tahdit harita ve tutanaklarının uygulanması bu hali ile yetersiz olduğu gibi, dosya kapsamından bu yerde 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile aplikasyon ve 2/B madde uygulamasının kesinleşip kesinleşmediği de anlaşılamamaktadır. Bu yerde 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışması kesinleşmemiş ise, ortada 4785 Sayılı Kanun hükümleri göz önünde bulundurularak yapılan ve kesinleşen bir orman kadastrosunun varlığından sözedilemez. Çekişmeli taşınmazın öncesi itibariyle 4785 Sayılı Kanun karşısında orman sayılan yerlerden olup olmadığını, memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planının uygulanması sonucu anlaşılacaktır. 3116 Sayılı Kanun sadece devlet ormanlarının kadastrosunun yapılmasını öngörmüş, 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 Sayılı Kanunnın 1 inci maddesiyle tüm özel ormanlar hiçbir bildirime gerek olmadan devletleştirilmiş olduğundan, bu durumda 4785 Sayılı Kanunun yürürlüğünden önce orman kadastrosu yapılmışsa, o yerdeki taşınmazın orman olup olmadığı, sadece orman kadastro haritası ve tutanaklarının uygulanması sonucu belirlenemez.
Somut olayda; 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasının ilan edilip kesinleştiğinin belirlenmesi halinde, uyuşmazlık, kesinleşen orman tahdit harita ve tutanaklarının uygulanması ile çözümlenebilir.
Bu nedenle; mahkemece, öncelikle 1989 yılında yapılan orman kadastro çalışmasının askı ilan tutanağı orman işletme müdürlüğünden istenmeli, askı ilanını yapılıp kesinleştiğinin anlaşılması halinde, önceki bilirkişiler dışında serbest orman mühendisleri arasında seçilecek 3 uzman orman yüksek mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak keşifte tutanaklarda bahsi geçen sabit mevki ve yer adları konusunda yerel bilirkişi ifadelerinden yararlanılarak 1941 yılına ait orman kadastrosu, 1989 yılına ait orman kadastrosu, aplikasyon ve 2/B madde uygulamasına ilişkin tutanak ve haritalar ile arazi kadastro paftası, 6831 Sayılı Kanuna göre orman kadastrosu ve aynı Kanunun 2/B madde uygulaması hakkındaki yönetmelik ve bu yönetmeliğin 54 üncü maddesi gereğince çıkarılan teknik izahatnamede tarif edilen yöntemle değişik açı ve mesafelerdeki en az 6-7 adet orman sınır noktalarını gösterecek şekilde çekişmeli taşınmaza geniş çevresi ile birlikte sağlıklı biçimde uygulanmalı, zeminde bulunmayan orman sınır noktaları, bulunanlardan hareketle, tutanak ve haritalardaki açı ve mesafelere göre bir bir bulunup zeminde işaretlenmeli ve buna göre çekişmeli taşınmazın 1941 ve 1989 tahdit hattına göre konumu duraksamaya yer vermeyecek biçimde saptanmalı, bilirkişilere uygulamayı detaylı olarak gösteren ayrı renk ve kalemlerle işaretli, orman tahdit hattı ile irtibatlı, kadastro ve orman tahdit haritaları ölçekleri eşitlenip biribiri üzerine ablike edilerek müşterek kroki düzenlettirilmelidir. Yapılacak uygulama neticesinde, çekişmeli taşınmazın kesinleşen orman sınırları içinde kaldığı belirlendiğinde, sadece 1941 yılı tahditleri uygulanması sonucu verilen Köyceğiz Kadastro Mahkemesinin 23.10.1953 tarihli ve 1953/47 Esas, 1953/180 Karar sayılı ilamının kesin hüküm oluşturmayacağı düşünülmelidir.
Yukarıda belirtilen şekilde yapılacak araştırma sonucunda çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 1941 yılından sonra yapılarak kesinleşen orman kadastro çalışmasının bulunmadığı, ya da yapılmış olsa bile ilan edilmediğinin saptanması halinde; mahkemece, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip, önceki bilirkişiler dışında; bu konuda uzman serbest orman mühendisleri arasından seçilecek üç orman mühendisi ve bir fen elemanı aracılığıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte uygulanmak suretiyle; çekişmeli taşınmazın, bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 4785 ve 5658 sayılı Kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanun'un 45 inci maddesinin ilgili fıkraları, Ana Kanun Mahkemesinin 01.06.1988 tarihli ve 1988/31 Esas, 1988/13 Karar; 14.03.1989 tarihli ve 1989/35 Esas, 1989/13 Karar ve 13.06.1989 tarihl ve 1989/7 Esas, 1989/25 Karar sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kadastro Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un (5304 sayılı Kanun) 14 üncü maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yokedilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulanacak, taşınmazın konumunu gösteren orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine ablike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri ayrı renklerle işaretli ve bilirkişilerin onayını taşıyan, duraksamaya yer vermeyecek nitelikte kroki düzenlettirilmeli, böylece 1941 yılı orman kadastrosu dışında kalan dava konusu taşınmazın 4785 Sayılı Kanun karşısında orman sayılan yerlerden olup olmadığı kesin olarak belirlenmeli, toplanacak tüm kanıtlar değerlendirilerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmelidir..." gerekçeleriyle eksik inceleme ve araştırma nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince, yeniden yapılan yargılama sonucunda önceki kararda direnilmiş, karar davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.02.2007 tarihli ve 2007/20-62 Esas, 2007/56 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşınmaz maliki ... 'un vefat ettiği ve mirasçılarına karşı dava açıldığı, murisin veraset ilamının dosya içeriğinde mevcut olmadığı, veraset ilamının temini ile tüm mirasçıların davada taraf olup olmadığının araştırılması gerektiği, öte yandan ... 'un veraset ilamında ... ve ...'in müşterek çocukları ... 'un ismi geçtiği halde davalı olarak gösterilmediği ve taraf sıfatını almadığı, tapu malikinin mirasçıları arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğundan davanın bütün mirasçılara karşı birlikte açılması gerektiği, İlk Derece Mahkemesince taraf teşkilindeki bu eksikliğin re'sen göz önüne alınarak, davada davalı olarak temsil edilmeyen ... 'un davaya dahil edilmesi hususunda davacı vekiline süre verilip, sonucuna göre işlem yapılması gerekirken, bu usuli eksiklik ikmal edilmeden esas hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçeleriyle direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonucunda; yargılama esnasında 180 nolu orman kadastro komisyonu tarafından dava konusu taşınmaz hakkında kadastro tutanağı düzenlendiği, tutanağın 25.09.2009 tarihinde askıya çıkarıldığı gerekçesiyle, dava dilekçesinin görev yönünden reddine, karar kesinleştikten sonra dosyanın görevli ve yetkili Dalaman Kadastro Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. Hükmün, davacı ... İdaresi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesi; yargılama sırasında çekişmeli parselin bulunduğu yerde aplikasyon ve 2/B uygulama çalışması yapılması nedeniyle, davanın aynı zamanda önceki orman kadastrosunun aplikasyonu ve 2/B işlemine itiraza dönüştüğü, bu dava yönünden görevsizlik kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı, ancak, davanın aynı zamanda çekişmeli parselin tapu kaydının iptali ve orman olarak tescili istemini de içerdiği, orman kadastrosuna itiraz davasında taşınmazın tapuya tescili anlamına gelecek şekilde hüküm kurulamayacağı, tapu iptali ve tescil istemine ilişkin davada genel mahkemenin görevli olduğu, tapu iptali ve tescil davasının ayrılarak başka bir esasa kaydedilip, Kadastro Mahkemesine gönderilen orman kadastrosuna itiraz davasının bekletici mesele olarak kabul edilmesi gerektiği, davalar ayırt edilmeden dosyanın tamamının görevsizlik kararıyla Kadastro Mahkemesine gönderilmesinin doğru bulunmadığı, bu hususların hükmün bozulmasını ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediği gerekçeleriyle, hüküm fıkrasının bir numaralı bendinde yer alan "1- Mahkememizin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine,” cümlesinden sonra gelmek üzere “tapu iptal tescil, el atmanın önlenmesi davasının ayrılarak, ayrı bir esasa kayıt edilmesine, görevsizlikle Kadastro Mahkemesine gönderilen orman kadastrosunun aplikasyonu ve 2/B uygulamasına ilişkin davanın bekletici mesele olarak kabul edilmesine” cümlesinin yazılması suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermiştir.
Yargıtay ilamı doğrultusunda tapu iptali ve tescil ile el atmanın önlenmesi davası yönünden dosya Dalaman Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/345 Esas sırasına kaydedilerek yargılamaya devam olunmuş, Dalaman Adliyesinin kapatılması nedeniyle dosya Ortaca Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/481 Esas sırasına kaydedilmiş, sonrasında ise Ortaca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin kurulması üzerine dava Mahkemenin 2013/511 Esasına kaydedilmiştir.
Ortaca 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/511 Esas, 2021/650 Karar sayılı kararı ile bekletici mesele yapılan Ortaca (Kapatılan) Kadastro Mahkemesinin 2012/37 Esas, 2013/24 Karar sayılı kararında dava konusu taşınmazın (A) harfi ile gösterilen 28.292,40 m²'lik kısmının parselden ifrazı ile ayrı bir parsel numarası altında orman vasfı ile Hazine adına tespit ve tesciline, (B) harfi ile gösterilen 2.685,42 m²'lik kısma yönelik tapu kaydının geçerliliğinin korunmasına karar verildiği, Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 2016/6246 Esas, 2017/627 Karar sayılı ve 31.01.2017 tarihli kararıyla; "...orman kadastrosuna itiraz davasına bakmakla görevli mahkemenin sadece talebin kabulüne ya da reddine karar vermekle yetinmesi, sicil oluşturma görevinin bulunmadığı gözönünde bulundurulduğunda, halen davalı adına tapuda kayıtlı olan ve tapu iptali ve tescil davasının da tefrik edilerek genel mahkemede bu dosyada verilecek kararı beklediği göz önünde bulundurulduğunda sicil oluşturulacak şekilde karar verilmiş olması isabetsiz ise de; bu yanılgının giderilmesi, hükmün bozulmasını ve yargılamanın tekrarını gerektirmediğinden, hüküm fıkrasının 1. bendinde (A) bölümü hakkında yer alan “bu bölümün söz konusu parselden ifrazı ile ayrı bir parsel numarası altında orman vasfı ile hazine adına tespit ve tesciline,” ifadesi hükümden çıkartılarak, yerine “(A) bölümünün orman sınırı içinde bırakılmasına", "(B) ile gösterilen 2685.42 m2 kısmının ise 1944 yılı orman tahdidi dışında ve öncesinde orman sayılmayan yerlerden oluğu anlaşılmakla; bu kısmın orman sınırı dışına çıkarılmasına” ifadesinin yazılması suretiyle düzeltilerek onanmasına" karar verildiği, kararın bu haliyle kesinleştiği, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre kesinleşen Kadastro Mahkemesi kararıyla çekişmeli parselin bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 28.292,40 m²'lik kısmının orman vasfında olduğu, bu nitelikte bir yerde zilyetlikle veya başka suretle özel kişiler lehine mülkiyet oluşturulamayacağı gerekçesiyle, davanın kabulü ile Muğla ili Dalaman ilçesi Taşlıburun Mahallesi, 209 ada 2 parsel sayılı taşınmazın, 04.06.2012 tarihli bilirkişi raporuna ekli ve orman mühendisi bilirkişileri tarafından imzalı "Parsel Röleve Krokisi"nde (A) harfi ile gösterilen 28.292,40 m²'lik kısmının parselden ifrazıyla yeni bir parsel numarası verilerek ifraz edilen bu kısımdaki davalı ve dahili davalıların tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazın orman vasfıyla Hazine adına tapuya tesciline, davalı ve dahili davalıların bu bölüme yönelik müdahalesinin önlenmesine karar verilmiştir.
Davalı ve bir kısım dahili davalılar vekili, dava konusu taşınmazla ilgili kesin hüküm bulunduğunu, 1952 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında dava konusu yerin muris ... adına tespit edildiğini, davacının muris ... aleyhine açtığı dava sonucunda Köyceğiz Gezici Arazi Kadastro Hakimliğinin 1953/398 Esas, 1953/233 Karar sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın 1941 yılında yapılıp kesinleşen orman tahdit sınırı dışında kaldığı ve tapulu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, kararın temyiz edilmeden kesinleştiğini, aynı uyuşmazlığın yeni bir dava konusu yapılamayacağını, dava konusu taşınmazın tarım arazisi vasfında olduğunu, 70 yıldır müvekkilleri ve öncesinde murisleri tarafından kullanıldığını, eylemli durumunun ve öncesinin orman olduğuna dair hiçbir belirti bulunmadığını, müvekkillerinin kazanılmış hakkı olduğunu, tapu kaydının hukuki değerinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, AnaKanun hükümleri uyarınca mülkiyet hakkının korunması gerektiğini, İlk Derece Mahkemesince taraf teşkili tam sağlanmadan ve eksik inceleme sonucu karar verildiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararını temyiz etmiştir.
Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davalılar ve bir kısım dahili davalılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının ONANMASINA,
80,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 534,70 TL nin temyiz edenden alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
03.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!