8. Hukuk Dairesi 2022/7426 E. , 2024/4141 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi
SAYISI : 2013/33 E., 2022/74 K.
KARAR : Davacı ...'in davasının kabulüne, müdahil Hazinenin davasının reddine
Taraflar arasındaki kadastro davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 7. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda temyize konu davacı ...'in davasının kabulüne, müdahil Hazinenin davasının reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı müdahil Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, Sivas ili Yıldızeli ilçesi ... Çakmak Mahallesi çalışma alanında bulunan 354 ada 90 parsel sayılı 11825,66 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu olduğundan söz edilerek, malik hanesi açık bırakılmak suretiyle tespit edilmiştir.
Davacı ... tarafından, 07.05.1962 tarihli 27 sıra ve 06.05.1960 tarihli ve 10 sıra numaralı tapu kayıtlarına ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanılarak mahalle muhtarlığına izafeten ... aleyhine Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan müdahalenin meni davası, davaya konu taşınmaz hakkında tutanak düzenlenmiş olması nedeniyle Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Kadastro Mahkemesinde, kadastro tutanağı ile aktarılan dava dosyası birleştirilerek yapılan yargılama sırasında Hazine, dava konusu taşınmazın mera olduğu iddiasıyla davaya katılmıştır.
İlk Derece Mahkemesinin verdiği karar Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 24.01.2000 tarihli ve 2000/22 Esas, 2000/185 Karar sayılı kararıyla bozulmuş olup, bozma ilamında özetle; "Davacının tutunduğu tapu kaydının taşınmazı kapsamadığı, çekişmeli taşınmazın kamu malı niteliğinde mera olmadığının belirlendiği, Mahkemece, davacı yararına dava ve tespit gününde zilyetlikle edinme koşullarının gerçekleştiği gerekçesiyle hüküm kurulmuş ise de, dinlenen tanık ve bilirkişi sözleri arasında aykırılık bulunduğu, bu aykırılık üzerinde durulmadığı ve giderilemediği, o halde; tespit tutanağında imzaları bulunan bilirkişiler, davacının tanık listesinde gösterilen tanıklar ve daha önce dinlenen yerel bilirkişiler hazır bulunduğu halde yeniden keşif yapılarak, taşınmazda ilk zilyedin kim olduğu, kimden kime kaldığı, zilyetliğin başlangıç tarihi, sürdürülüş biçimi ve süresinin olaylara dayalı olarak sorulup saptanması, anlatımlar arasında aykırılık olursa giderilmesi" gereğine değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak; "Davacı dayanağı 06.05.1960 tarihli ve 10 sıra ve 07.05.1962 tarihli ve 27 sıra numaralı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uymadığı, yapılan keşifte incelenen hava fotoğraflarında da dava konusu taşınmazın 1949 yılından beri tarla olarak kullanıldığı, zirai bilirkişi raporuna göre de taşınmazın tarla vasfında olduğu, mera vasfına haiz olmadığı, kadim veya tahsisli mera olmadığı, taşınmazın dava tarihinden geriye doğru en az 20 yıl süre ile malik sıfatı ile zilyet olarak davacı ...'in zilyet ve tasarrufunda olduğu, taşınmazdaki ağaçları ...'in diktiği" gerekçesiyle temyize konu davacı ...'in davasının kabulüne, müdahil Hazine'nin davasının reddine, çekişmeli 354 ada 90 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptaliyle taşınmazın tarla vasfıyla davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, malik hanesinin bu şekilde doldurulmasına karar verilmiş; işbu karar, müdahil Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin, davacı dayanağı 06.05.1960 tarihli 10 sıra ve 07.05.1962 tarihli ve 27 sıra numaralı tapu kayıtlarının dava konusu taşınmaza uymadığı ve taşınmazın mera olmadığı yönündeki kabulünde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; davacı ... lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğu yönündeki gerekçesi, dosya kapsamına, usul ve kanuna uygun bulunmamaktadır.
Şöyle ki; dosya kapsamında yapılan tüm keşiflerde dinlenen mahalli bilirkişiler, tespit bilirkişi ve taraf tanıklarının beyanlarından, dava konusu taşınmazın evveliyatında ...'e ait olduğu, ölene kadar onun tarafından ekilip biçildiği sabittir. Mahalli bilirkişi, tespit bilirkişi ve davalı tanıklarınca ağırlıklı olarak; taşınmazın ...'in çocuksuz olarak ölümü nedeniyle akrabası olduğu belirtilen ve 24.09.1997 yılında yapılan keşifte davalı tanığı olarak dinlenen ... 'e geçtiği, onun bir kaç yıl davacıya icara verdiği, ancak sonrasında davacı ...'in icarı tanımayarak taşınmazı kendi adına kullanmaya başladığı beyan edilmiştir. Buna karşılık dinlenen bir kısım davacı tanığı; taşınmazın ...'in ölümünden sonra mirasçıları tarafından davacı ...'e satıldığını söylemiş ise de, beyanlarının genellikle duyuma dayalı ve soyut nitelikte olduğu, 17.08.1999 tarihinde yapılan keşifte aynı yönde beyanda bulunan mahalli bilirkişi ... 'nin 24.11.2000 tarihli keşifte çelişki üzerine kendisine sorulduğunda, her ne kadar taşınmazın davacıya satıldığını beyan etmiş ise de, aslında davacıya nasıl geçtiğini bilmediğini beyan ettiği görülmüştür.
Hal böyle olunca; duyuma dayalı, soyut ve azınlıktaki davacı tanıklarının beyanları yerine ağırlıklı ve somut nitelikteki mahalli bilirkişi, tespit bilirkişi ve davalı tanık beyanlarına itibar edilmesi gerektiği, buna göre; dava konusu taşınmazın, dosya arasında bulunan nüfus kaydından 01.02.1982 tarihinde öldüğü anlaşılan ...'in kullanımında iken ölümünden bir süre sonra davacı tarafından ele geçirilip malik sıfatıyla kullanılmaya başlandığı, ne var ki 'in ölüm tarihi dahi dikkate alınacak olsa aktarılan dava tarihi olan 06.12.1995 tarihine kadar davacı lehine bağımsız 20 yıllık zilyetlik süresinin dolmadığı, bu nedenle davacı lehine zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğundan söz edilemeyeceği, diğer taraftan ...'in ölümünden sonra mirasçıları tarafından taşınmazın zilyetliğinin terk edildiği anlaşıldığından, dava konusu taşınmazın tarla vasfıyla Hazine adına tescili ve malik hanesinin bu şekilde doldurulması gerekirken, hatalı değerlendirme ile zilyetlikle edinme koşullarının oluştuğundan bahisle davacı adına tescile karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmadığından, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Müdahil Hazine vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
12.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!