WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Haziran 2026

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

8. Hukuk Dairesi         2022/5614 E.  ,  2024/2700 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2016/80 E., 2021/255 K.
KARAR : Asıl davanın açılmamış sayılmasına, karşı - birleşen davanınkısmen kabul kısmen reddine

Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz ve el atmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın açılmamış sayılmasına, karşı davanın ve birleşen davanın kısmen kabulüne ve kısmen redine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

K A R A R

Uygulama kadastrosu sonucu, Antalya ili ... ilçesi ... Köyü çalışma alanında ve tapuda davalı - birleşen davanın davacıları adına kayıtlı bulunan eski 1433 parsel sayılı 13.104,55 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz, 210 ada 175 parsel numarasıyla 13.228,82 metrekare yüzölçümlü olarak; davacı - birleşen davanın davalıları adına tapuda kayıtlı bulunan eski 1434 parsel sayılı 13.104,96 metrekare yüzölçümündeki taşınmaz ise 210 ada 38 parsel numarasıyla 13.211,82 metrekare yüzölçümlü olarak tespit ve tapuya tescil edilmiştir.

Davacılar ... ve ... dava dilekçelerinde; uygulama kadastrosu sırasında, tesis kadastrosunun kesinleşmesinden sonra 2000 yılında yapılan ifraza ilişkin sınırların dikkate alınmadığı ve kendilerine ait Antalya ili ... ilçesi ... Köyü eski 1434 yeni 210 ada 38 parsel sayılı taşınmazın bir bölümünün davalılara ait 210 ada 175 parsel içerisinde kaldığını ileri sürerek, bu bölüme ilişkin tapu kaydının iptali ile 210 ada 38 parsel sayılı taşınmaz malikleri adına tescilini talep etmiştir.

Davalı - karşı davanın davacıları ... ve ... ise dava dilekçelerinde; tapuda adlarına kayıtlı bulunan Antalya ili Alanya ilçesi Kargıcak Köyü 210 ada 175 parsel sayılı taşınmaza davalıların haksız el atmalarının önlenmesine karar verilmesini talep etmişler; ayrıca birleşen dava dosyasıyla da, taraflar arasındaki resmi ifraza aykırı şekilde yapılan uygulama kadastrosu sonucu davalılar adına kayıtlı bulunan 210 ada 38 parsel sayılı taşınmaza eklenen taşınmaz bölümünün tapu kaydının iptali ile adlarına tesciline karar verilmesini istemişler ve iş bu dava, asıl davada verilen kararın Yargıtayca bozulmasından sonraki yargılama aşamasında eldeki (asıl) dava ile birleştirilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince, asıl dava dosyasında yapılan yargılama sonunda verilen, asıl davanın kısmen kabulüne, çekişmeli 210 ada 175 parselin harita mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 04.04.2013 ve 18.03.2013 tarihli rapor ve krokide (V1) harfi ile gösterilen 534,61 metrekarelik kısmının tapu kaydının iptali ile bu kısmın 210 ada 38 parseldeki taşınmazla birleştirilerek tapuya kayıt ve tesciline, karşılık davanın da kısmen kabulü ile 210 ada 175 parselin harita mühendisi bilirkişi tarafından düzenlenen 04.04.2013 tarihli rapor ve krokide (P1) harfi ile gösterilen 1.685,20 metrekarelik kısmına davacıların müdahalesinin önlenmesine ilişkin önceki hüküm, her iki taraf vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 2015/3556 Esas ve 2015/9543 Karar sayılı ilamıyla " Somut olayda davanın, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 22/a maddesi uyarınca yapılan ve kesinleşen uygulama kadastrosuna yönelik olarak, karşı davanın ise el atmanın önlenmesi istemiyle açılmış olduğu, davacı - karşı davalıların dava dilekçelerinde, tesis kadastrosu sırasında 341 parsel numarasını alan taşınmazın 2000 yılında istek üzerine ifraz edildiğini, ifraz sonucu 1433 ve 1434 parsel sayılı taşınmazlar oluştuğunu, ancak ifrazdan sonra yapılan uygulama kadastrosu sırasında ifraza ilişkin sınırların dikkate alınmadığını ve bu nedenle kendilerine ait eski 1434 parselin yüzölçümünün eksildiğini iddia ederek, her iki taşınmaz arasındaki sınırın 2000 yılında yapılan ifraza uygun olarak belirlenmesini talep ettikten sonra, yapılan keşiften sonra ise aradaki sınırın kullandıkları bölümler esas alınarak belirlenmesini talep ettikleri, mahkemece, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının, tesis kadastrosu sırasında belirlenen ve kesinleşen sınırların, 2000 yılında yapılan ifraza ilişkin sınırların ve uygulama kadastrosu sırasında belirlenen sınırların bir arada ve farklı renkli kalemlere gösterilmemiş olması nedeniyle karışıklık göstermekte olduğu ve infazda tereddüte yol açacak nitelik arz ettiği açıklanarak, üç kişilik fen bilirkişisi kurulu ile yeniden keşif yapılması, taraflar arasındaki fiili kullanım sınırının davanın mahiyeti gereği dikkate alınmayacağının gözetilmesi, bilirkişi kurulundan, tesis kadastrosu sırasında belirlenen ve kesinleşen sınırları, 2000 yılında yapılan ifraza ilişkin sınırları ve uygulama kadastrosu sırasında belirlenen sınırları bir arada ve farklı renkli kalemlere gösteren, tesis kadastrosunun kesinleşmesinden sonraki ifrazlar esas alınarak ve ifraz haritasındaki ölçü ve krokiye göre taraflara ait olan bölümlerin açıkça gösterildiği krokili rapor alınması ve bundan sonra asıl ve karşılık davalar hakkında tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle bir karar verilmesi " gereğine değinilerek bozulmuştur.

İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamın uyularak yapılan yargılama neticesinde; mahallinde yapılan 07.10.2019 tarihi keşif ve düzenlenen bilirkişi raporu dikkate alınarak karşı davanın kısmen kabulüne, 210 ada 175 parseldeki taşınmazın bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 13.02.2020 tarihli rapor ve kroki 2' de (V2) harfi ile gösterilen 1.478,51 m2 lik kısmına asıl davanın davacılarının müdahalesinin önlenmesine, rapor ve krokinin kararın eki sayılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine; birleşen davanın kısmen kabulüne, 210 ada 175 parseldeki taşınmazın bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 13.02.2020 tarihli rapor ve kroki 2' de (V2) harfi ile gösterilen 1.478,51 m2 lik kısmının tapu kaydının iptali ile birleşen dosya davacıları adına tapuya kayıt ve tesciline, rapor ve krokinin kararın ekinden sayılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine; asıl dava yönünden, 22.03.2018 tarihli celsede davacılar vekilinin usulüne uygun ihtarata rağmen eksik harcı ikmal etmemesi nedeni ile dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği ve bu tarihten itibaren 3 aylık süre içerisinde davanın yenilenmediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 150 ve devamı maddeleri uyarınca davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekilinin, karşı dava yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyulan bozma ilamı doğrultusunda inceleme ve araştırma yapılarak, mevcut deliller takdir edilerek karar verildiğine, uygulanması gereken hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığına, bozmaya uyulmakla taraflar lehine ve aleyhine kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin yeniden incelenmesine hukukça imkan olmadığı gibi 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de var olmadığına ve temyiz edenin sıfatına göre, İlk Derece Mahkemesi kararında yazılı gerekçeler dikkate alındığında, davalı - karşı ve birleşen dosya davacıları vekilinin karşı davada verilen hükme yönelik aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

b. Ancak; bilindiği üzere, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da, hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.
Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 683 üncü maddesinde, malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüş ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun 26 ve 297/2. maddelerinde de, hakimin, tarafların talep sonucu ile bağlı olduğu ve kararında taleplerin her biri hakkında verilen hükmü göstermesi gerektiği hükme bağlanmıştır.
Somut olayda; dosya kapsamındaki bilgi - belge, hükme esas alınan 13.02.2020 bilirkişi raporu ve eki krokiye göre, karşı davacılar adına kayıtlı bulunan 210 ada 175 parsel sayılı taşınmazın, söz konusu krokide kırmızı renk ile taralı olarak gösterilen ve "P1" olarak adlandırılan 1.685,20 m2' lik kısmına dava tarihi itibariyle davalıların müdahalede bulundukları sabit olup İlk Derece Mahkemesince, 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesine muhalefet edilerek, karşı dava konusu bu kısım yönünden olumlu yada olumsuz hüküm tesis edilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

2. Davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekilinin, birleşen dava yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince; Birleşen dava, 3402 sayılı Kanun'un 22/a maddesi uygulamasından kaynaklanan tapu iptal ve tescil isteğine ilişkin olup, dava dilekçesi incelendiğinde, bozma öncesi yapılan yargılamada bilirkişi raporları ile tespit edilen ve davacıların tapusunda kalması gerekirken uygulama kadastrosu sonucu davalıların tapusu içine alınan kısmın tapu kaydının iptali ile davacılar adına tescilinin talep edildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde talep edilen ve atıf yapılan bilirkişi raporlarında geçen (P2) ve (V2) işaretli kısımlar ile İlk Derece Mahkemesince bozma ilamı sonrası verilen temyiz incelemesine konu kararla davacılar adına tesciline hükmedilen taşınmaz bölümlerinin birebir aynı olduğu anlaşılmakta olup, bu itibarla mahkemece talebin tamamı kabul edildiğine göre, davanın kabulüne ve buna göre yargılama giderlerine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne ve kısmen reddine karar verilmesi buna göre de yargılama giderlerine hükmedilmesi usul ve yasaya uygun bulunmadığından hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda (1.a) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekilinin, karşı dava yönünden verilen hükme yönelik sair temyiz itirazlarının REDDİNE;

Davalı - karşı ve birleşen davanın davacıları vekilinin temyiz itirazlarının, karşı dava yönünden (1.b) nolu bentte, birleşen dava yönünden ise (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,

Peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı - karşı ve birleşen davanın davacılarına iadesine,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.