WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 19 Haziran 2026

YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

8. Hukuk Dairesi         2022/1813 E.  ,  2024/3739 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/1348 E., 2021/1403 K.
KARAR : Davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK'nın 353/1-b.2 İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisine ve davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine,
İLK DERECE MAHKEMESİ : Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/7 E., 2021/457 K.

Taraflar arasındaki kadastro öncesi hukuki sebebe dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.2 İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisine ve davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1. 2006 yılında yapılan kadastro çalışmalarında dava konusu Konya ili Beyşehir ilçesi, Yeşildağ/Belen Mahallesi, 262 ada 37 parsel 714,37 m2 ve bahçe vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş, yine 283 ada 92 parsel 1.062,29 m2 ve tarla vasfıyla Hazine adına tespit edilmiş olup, tespit 29.12.2006 ile 29.01.2007 tarihleri arasında ilan edilmiş ve itirazsız kesinleşmiştir.

2. Davacı vekili dava dilekçesinde; Kadastro çalışmaları sırasında Konya ili, Beyşehir ilçesi, ... Mahallesi, 262 ada 37 ve 283 ada 92 parsel sayılı taşınmazların 2863 sayılı Kanun uyarınca Kültür ve Tabiat Varlıkları ile bunların korunma alanları ve sit alanları zilyetlik yoluyla iktisap edilemez anlamında yorumlanarak Hazine adına tespit gördüğünü ancak, bu çalışmalara ilişkin tespit tutanaklarında zilyet olarak davacı müvekkilinin gösterildiğini, 2863 sayılı Kanun'un 5663 sayılı Kanun ile değişik geçici 7. maddesi uyarınca taşınmazların “doğal sit alanları” içerisinde bulunmalarının “zilyetlikle iktisap edilebileceği”, keza birinci ve ikinci derece arkeolojik sit alanları dışında kalmaları halinde dahi, kazandırıcı zamanaşımı ile iktisap edilebileceğinin düzenlendiğini, dava konusu taşınmazlarda önceki maliklerle birlikte müvekkilinin müvekkilin zilyetliğinin 70-80 yılı bulduğunu, yapılacak keşifte dava konusu taşınmazların “doğal sit alanı” içerisinde kaldıklarının ve 1 ve 2. derece arkeolojik sit alanı dışında bulunduklarının anlaşılacağını, taşınmazların, toprak yapısı itibari ile kadimden beri tarım arazisi olarak kullanıldığının zirai bilirkişi incelemesi ile de anlaşılacağını, 262 ada 3 parsel ile 283 ada 92 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; 2873 sayılı Milli Parklar Kanununun amacını gösteren 1 maddesinde yer alan "Bu kanununun amacı, yurdumuzdaki milli ve milletlerarası düzeyde değerlere sahip milli park, tabiat parkı, tabiat anıtı ve tabiatı koruma alanlarının seçilip belirlenmesine özellik ve karakterleri bozulmadan korunmasına, geliştirmesine ve yöneltilmesine ilişkin esasları düzenlemektedir", 2 maddesinde yer alan "milli park; bilimsel ve milletlerarası ender bulunan tabi ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarını..." ifade ettiğini, tescil yasağı başlıklı 15/1 maddesinde yer alan "Bu kanun kapsamına gren yerlerdeki kamu daireleri, kamu kurum ve kuruluşları ve Hazineye ait taşınmaz mallar ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki mevcut açıklıkların ve var olan ağaçların bitki örtüsünün yanması her ne sebeple olursa olsun kesilmesi, sökülmesi, boğulması, budanması sonunda oluşacak açıklıkların ve arazinin çeşitli şekillerde düzeltilmesi suretiyle elde edilecek sahaların işgali, kullanılması, bu yerlerde her türlü yapı ve tesis yapılması, bu yapı ve tesislerin tapuya tescili yasaktır" hükümleri kapsamında, yurdumuzdaki milli ve milletler arası değerlere sahip yerlerden birisi olarak korunması ve zarar görmemesi gayesi ile milli park olarak ilan edilen Beyşehir Gölü Milli Parkı sınırları içerisinde kalan taşınmazların zilyetlik yoluyla mülkiyetinin kazanılmasını ve tapuya tescilinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1. İlk Derece Mahkemesinin 13.03.2020 tarihli ve 2016/723 Esas, 2020/291 Karar sayılı ilamı ile; Dava konusu taşınmazların milli park olduğu 1993 yılına kadar 37 yıl boyunca davacının doğrudan ve eklemeli zilyetlik ile zilyetliğinde olduğu, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresinin ispatlandığı, yargılama sırasında dava konusu taşınmazların milli park statüsünden çıkarıldığı, Milli park statüsü devam etseydi dahi milli park ilan edildiği tarih itibariyle zilyetlik ile kazanım koşulu oluştuğundan sadece milli park olmanın zilyetlik ile kazanıma engel olmayacağı, taşınmazların 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 11/1 maddesi kapsamında yer almadıkları, orman veya mera olmadıkları, taşınmazların zilyetlik ile iktisabının mümkün olduğu, eklemeli zilyetlik ile kazandırıcı zaman aşımı süresinin sağlandığı gerekçesiyle; davanın kabulü ile, dava konusu Konya ili Beyşehir İlçesi, Yeşildağ Mahallesi, 262 ada 37 parsel ile 283 ada 92 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

2. İlk Derece Mahkemesinin 13.03.2020 tarihli ve 2016/723 Esas, 2020/291 Karar sayılı ilamına karşı, davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.

3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi'nin 30.11.2020 tarihli ve 2020/779 Esas, 2020/803 Karar sayılı ilamı ile; yapılan keşifte dava konusu taşınmazların davacının eşine, eşinin babasından; davacıya kayınbabasından ve babasından intikal ettiği yönündeki çelişkilerin giderilmesine çalışılmadığı, eşi sağ olmasına rağmen eşine intikal ettiği bildirilen taşınmazlar bakımından davacının aktif husumet ehliyeti üzerinde durulmadığı, kadastro tespit tutanağının edinme sebebi bölümünde davacı dışında kullanıcı olduğu belirtilen dava konusu taşınmazlar bakımından tamamının davacı tarafından zilyet edildiği yönündeki keşifte alınan beyanlarla oluşan çelişkinin giderilmesine yönelik tespit bilirkişilerin tanık sıfatıyla dinlenilmediği, fen bilirkişi tarafından güncel milli park sahası sınırlarının paftaya çakıştırıldığı haritanın hakim denetimine açık şekilde rapora eklenmediği, karar yerinde taşınmazların bulunduğu mahalle isimlerinin eksik yazıldığı belirtilerek, komşu parsellerin kadastro tutanakları ve tapu kayıtlarının getirtilmesi, davacıya dava konusu parsellerin ayrı ayrı kendisine kimden, hangi yolla intikal ettiği hususunda diyecekleri sorulup saptanarak aktif husumet ehliyeti üzerinde durulması, önceki keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve taraf tanıkları, tespit bilirkişileri ve fen bilirkişinin katılımı ile yeniden keşif yapılarak dava konusu taşınmazların kadastro tespit tarihi olan 2007 yılına kadar kim tarafından, ne kadar zamandır, ne şekilde zilyet edildiği, dava konusu taşınmazların davacıya kimden, hangi hukuki yollarla intikal ettiği veya etmediğinin keşfe katılan mahalli bilirkişi, davacı tanıkları ve tespit bilirkişilerine sorulması, dava konusu taşınmazların kadastro tespit tutanağında davacı dışında kullanıcı olduğu belirtildiğinden tespit tutanağı ile oluşan çelişkinin tespit bilirkişilerin tanık sıfatıyla dinlenerek ve gerektiğinde mahalli bilirkişi ve tanıklarla yüzleştirme yapılarak giderilmesi, fen bilirkişi tarafından güncel milli park sahası sınırlarının paftaya çakıştırıldığı haritanın rapora eklemesi, 3402 sayılı KK'nın 14. maddesi uyarınca davacı ve miras bırakanları adına senetsizden taşınmaz mal tescil edilip edilmediğinin araştırılması ve oluşacak sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

4. İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ilamı ile; Dinlenen mahalli bilirkişi ve davacı tanıklarının davaya konu taşınmazlardan birisinin davacının kayınbabası ... 'e ait iken ...'ın ölümü ile çocuklar arasında yapılan taksim ile davacının eşi 'ye kaldığını, diğer parselin ise ...'dan satın alındığını ve kendilerini bildi bileli bu taşınmazların önceki malikleri ... ve ... zilyetliğinde iken yaklaşık 10-15 yıldır davacının zilyetliğinde olduğunu beyan ettikleri, dava konusu taşınmazların milli park olduğu 1993 yılına kadar 37 yıl boyunca davacının doğrudan ve eklemeli zilyetlik ile zilyetliğinde olduğu, Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresinin ispatlandığı, yargılama sırasında dava konusu taşınmazların milli park statüsünden çıkarıldığı, Milli park statüsü devam etseydi dahi milli park ilan edildiği tarih itibariyle zilyetlik ile kazanım koşulu oluştuğundan sadece milli park olmanın zilyetlik ile kazanıma engel olmayacağı, taşınmazların 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 11/1 maddesi kapsamında yer almadıkları, orman veya mera olmadıkları, taşınmazların zilyetlik ile iktisabının mümkün olduğu gerekçesiyle, 262 ada 37 parsel sayılı taşınmaz yönünden eklemeli zilyetlik ile kazandırıcı zamanaşımını süresi sağlandığından bu parsel yönünden talebin kabulü ile, Konya ili Beyşehir ilçesi, Yeşildağ Mahallesi, ... mevkii 262 ada 37 parsel sayılı taşınmazın davalı Hazine adına kayıtlı bulunan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, diğer taşınmaz olan 283 ada 92 parsel sayılı taşınmazın davacının eşine ait olduğu gerekçesiyle bu taşınmaz yönünden aktif dava ehliyeti yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı Hazine vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi raporundaki hatalı değerlendirmeye itibar edildiğini, dava konusu taşınmazların özel mülkiyete konu edilememesinin nedeninin 1.derece doğal sit alanında bulunması değil aynı zamanda milli park sahası içinde kalması olduğunu, mahkeme tarafından bu hususun göz ardı edildiğini, eksik ve hatalı değerlendirme yapıldığını, yerel mahkeme tarafından taşınmazların aynı zamanda Milli Park sınırları içerisinde olduğunun yargılama boyunca göz ardı edildiğini ve 2873 sayılı Milli Parklar Kanununa aykırı hüküm kurulduğunu, milli park olarak ilan edilmiş olan Beyşehir Gölü Milli Parkı sınırları içerisinde kalan taşınmazların zilyetlik yoluyla mülkiyetinin kazanılmasının ve tapuya tescilinin mümkün olmadığını, Cumhurbaşkanlığı kararı ile Beyşehir Gölü Milli Park sınırlarının değiştiğini, dava konusu taşınmazların yeni hali ile Milli Park sınırları dışında kaldığını ancak zilyetlikle kazanım şartlarının oluşmadığını, müvekkili idarenin yargılama giderleri ve karşı yan vekalet ücretine mahkum edilmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın kabulüne karar verilen 262 ada 37 parsel hakkında davacı vekilinin 7.1.2021 tarihli dilekçesi ile dava konusu taşınmazın davacının eşi tarafından satın alındığı ve davacının maliki evvellerle birlikte 40 yılı aşkın malik sıfatıyla zilyetliğinin olduğunun beyan edildiği, sonrasında 28.04.2006 tarihli alıcısı ..., satıcısı ... olan senedin sunulduğu, bu haliyle dava konusu taşınmazın hayatta olan davacının eşine ait olduğunun anlaşıldığı ve eklemeli zilyetliğe dayanan davacı tarafça eşinden kendisine hukuki yolla intikalin iddia ve ispat edilemediği, dolayısıyla davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle, davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/(1)-b.2 maddesi uyarınca anılan mahkeme kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisine davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacı ile 50 yıllık evli bulunan ve aynı evde halen birlikte ikamet eden eşi ...’un dava sırasında ve devamında eşinin Hazine aleyhine açmış olduğu davaya her hangi bir karşı çıkmamasının, muhalefet etmemesinin Borçlar Kanunu 46. maddesi gereğince hukuki işleme icazet verdiği anlamında yorumlanmak gerektiğini ve icazet (onama) anlamında olduğunu, taşınmazlar üzerindeki fiili hakimiyetin davacı kocada bulunduğu ve dava açmak gibi bir hukuki işlem karşısında eşinin icazetinin davacıya kazandırıcı zamanaşımı hakkını tanıdığını, Türk Medeni Kanunu'nun 977. maddesi uyarınca aktif husumet ehliyeti yokluğunun gerekçe gösterilerek davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, yasanın bu özel hükmüne müsteniden davacının aktif husumet ehliyetini taşıdığını kabul etmek gerektiğini, davanın usulden reddinin hak kaybına neden olduğunu, davacı koca ile resmi eşi arasındaki teslimin, hukuki bir tasarruftan ziyade fiili bir işlem olduğunu, asli zilyetliği kazanmış olan davacı kocanın aktif dava husumeti yeteneğini de kazanmış ve taşıyor olmasını kabul etmek gerektiğini ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadastro öncesi hukuki sebebe dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369/1, 370 ve 371 inci maddeleri, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun (3402 sayılı Kanun) 14, 17. maddeleri. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 713/1 maddesi.

3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından 28.04.2006 tarihli alıcısı davacının eşi ..., satıcısı ... olan senedin sunulduğu, dava konusu taşınmazın hayatta olan davacının eşine ait olduğunun anlaşıldığı, eklemeli zilyetliğe dayanan davacı tarafça taşınmazın eşinden kendisine hukuki yolla intikalinin iddia ve ispat edilemediği gerekçesiyle aktif husumet yokluğundan ret kararı verilmişse de Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırma ve gönderme kararı sonrası davacı vekili tarafından sunulan 07.01.2021 tarihli beyan dilekçesinde "...Taşınmaz, davacı tarafından maliki evvellerle birlikte 40 yılı aşkın süredir zilyet ola gelinmiştir. Bu zilyetliği malik sıfatıyla devam etmiştir..." şeklinde beyan bulunmakta olup, Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi tarafından da kabul edildiği üzere, davacının eklemeli zilyetliğe dayandığının anlaşıldığı, mahallinde yapılan keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanık beyanlarında taşınmazın ...'ya ait iken bir kısım beyanlarda 15-20 yıl evvel davacıya, bir kısım beyanlarda ise davacı ile eşi 'ye satıldığı, taşınmazın davacı tarafça icara vermek suretiyle kullanıldığının açıklandığı, davacı ile eşi arasındaki iç ilişki yerel bilirkişi ve tanık tanıklardan sorulmadan ve davacının taşınmaz üzerinde devam ettirdiği zilyetliğin kendi nam ve hesabına malik sıfatıyla zilyetlik mi yoksa eşi adına yürütülen feri zilyetlik mi olduğu netliğe kavuşturulmadan davacının eklemeli zilyetliğinin iddia ve ispat edilemediği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Bu nedenle taşınmaz üzerindeki eklemeli zilyetliğin yukarıdaki hususlar dikkate alınarak malik sıfatıyla kazanmayı sağlayan zilyetlik olup olmadığı hususunda mahallinde yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıklardan sorulması suretiyle açıklığa kavuşturulması, sonrasında oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken aktif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.
VI. KARAR
Yukarıda açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,

Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.