8. Hukuk Dairesi 2021/4670 E. , 2024/1313 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2014/114 E., 2019/156 K.
KARAR : Davanın kısmen kabulü
Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne, kısmen redine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
K A R A R
Kadastro sırasında, Kayseri ili Pınarbaşı ilçesi ... köyü çalışma alanında bulunan 111 ada 15 parsel sayılı 7924,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz tarla vasfıyla Ödek Dağ Tokur adına; 111 ada 57 parsel sayılı 61.7605,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz orman vasfıyla Hazine adına; 111 ada 70 parsel sayılı 8462,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak vasfıyla Hazine adına ve 115 ada 15 parsel sayılı 133.9000,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz ham toprak vasfıyla Hazine adına tespit edilmiştir.
Davacı vekili; Kayseri ili Pınarbaşı ilçesi ... köyü 115 ada 15 parsel olarak tespit gören taşınmazın tamamının Hazine adına tescil edildiğini, davacıya ait yaklaşık olarak 40, 15 ve 5 dekar büyüklüğünde 3 parça tarlanın 115 ada 15 parsel sayılı taşınmazın içinde kaldığını ve Hazine adına yazıldığını beyanla, 115 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile bu taşınmaz sınırları içinde kalan davacıya ait olan 3 parça taşınmazın davacı adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 05.10.2004 tarihli dilekçesi ile dava konusu yapılan taşınmazların bir kısmının Kayseri ili Pınarbaşı ilçesi ... köyü 111 ada 15 parsel, 111 ada 57 parsel ve 111 ada 70 parsel sayılı taşınmazlar içinde kaldığını beyan etmiştir.
Davalı Hazine vekili; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Davalı ... vekili; dava konusu taşınmazların yürürlükteki ölçek imar planında tarım alanı, mera alanı, su yüzeyi ve orman alanı olarak planlı olduğunu, nazım imar planı ve ölçekli uygulama planının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 20.06.2013 tarih ve 2003/91 E., 2013/129 K. sayılı kararla; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 06.06.2013 tarihinde kadastro bilirkişisinin raporunda (D) harfi ile gösterilen alanın 19.06.2013 tarihli orman mühendisi bilirkişinin raporunda orman sayılan yerlerden olduğu belirtildiği anlaşıldığından reddine; 06.06.2013 tarihli bilirkişi raporunda (A), (B) ve (C) harfi ile gösterilen yerler yönünden açılan davanın kabulü ile mevcut tapuların iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
Hükmün davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesinin 03.03.2014 tarihli ve 2013/11112 E., 2014/2710 K. sayılı ilamıyla; "Mahkemece, dava dışı ... ve ... adına tapuda kayıtlı (D) harfiyle işaretli bölüm içinde kalan (D-2) ve (D-3) ile gösterilen bölümlere yönelik, tapu maliklerine husumet yöneltilerek açılan bir davanın olması nedeniyle davanın husumet yönünden reddine karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek reddedilmiş olması doğru değil ise de sonuç olarak reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Taşınmazların (A), (B) ve (C) ile (D-1) ve (D-4) ile gösterilen bölümlerine yönelik temyiz itirazlarına gelince; ... Mahkemece, öncelikle orman sınırlandırması 4785 sayılı Kanun hükümleri nazara alınarak yapılmış ise, tahdit haritası uygulanmak suretiyle; sınırlandırma 4785 sayılı Kanun hükümleri nazara alınmadan 3116 sayılı Kanuna göre yapılmış ve taşınmaz, tahdit sınırları dışında kalıyor ise veya sınırlandırma hiç yapılmamışsa, eski tarihli memleket haritası ile elde edildikleri hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ilgili yerlerden getirtilip; önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman orman yüksek mühendisleri arasından seçilecek bir orman mühendisi, üç ziraat mühendisi ve bir fen elemanı yardımıyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli yer ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle, bu belgelerde taşınmazın ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı kanunlar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Kanunun 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; yukarıda değinilen diğer belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritası ölçeğinin kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan, krokili, bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalıdır. Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşulların araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak, yapılacak keşifte 1990’lı yıllara ait hava fotoğrafları ve memleket haritasında taşınmazların o yıllarda ziraat alanı olarak kullanılıp kullanılmadığı, yine fotogrametri yöntemiyle düzenlenen 1/5000 ölçekli arazi kadastro paftasında zilyet ve tasarruf edilen yerlerden olup olmadığı, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, taşınmazların toprak yapısı incelenmeli, çekişmeli taşınmazın fiili durumunu da belirtir şekilde rapor alınmalı, imar ve ihya üzerinde durulup, bu konuda ve zilyetliğin tespiti yönünden tanık beyanlarına başvurulmalı, tarafların bildirecekleri zilyetlik tanıkları taşınmaz başında dinlenip; taşınmazın öncesi itibariyle niteliğinin ne olduğu, kime ait olduğu, zilyetliğin nasıl meydana geldiği, ne kadar süre ile ne şekilde devam ettiği, bunun ekonomik amacına uygun olup olmadığı, tanıkların bilgi ve görgülerinin hangi eylemli olaylara dayandırıldığı belirlenmeli, 3402 sayılı Kanunun 14. maddesi uyarınca, davacı yanında, (murisler) yönünden de aynı çalışma alanı içerisinde kayıtsız ve belgesizden başkaca taşınmaz mal tespit ya da tescil edilip edilmediği tapu müdürlüğü ve ilgili kadastro müdürlüğü ile hukuk mahkemeleri yazı işleri müdürlüğünden sorulup, aynı Kanunun 3.7.2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile değiştirilen 14/2. maddesi hükmü gözetilerek sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, kanunun getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Ayrıca, HMK'nun 297. maddesi uyarınca hükmün; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde olması gerekirken, mahkemece hüküm yerinde sadece (A), (B) ve (C) harfleriyle işaretli bölümlerin yüzölçümleri ve hangi parsel içerisinde kaldıkları belirtilmeden tapu kayıtlarının iptaline karar verilmiş olması da usûl ve kanuna aykırıdır." gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabul kısmen reddi ile fen bilirkişisi Tuncay Deveci'nin 20.12.2016 havale tarihli raporunda A, B, C ile gösterilen yerlerin orman sayılan yerlerden olması nedeniyle reddine; fen bilirkişisi Tuncay Deveci'nin 20.12.2016 havale tarihli raporunda d-2, d-3 ile gösterilen yerler açısından Yargıtay incelemesi ile kesinleşmiş olması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına; fen bilirkişisi Tuncay Deveci'nin 20.12.2016 havale tarihli raporunda d-1 ile gösterilen dava konusu 115 ada 15 parselin içinde kalan 4530,86 m2'lik alanın tapususun iptali ile davacı ... adına aynı ada son parsel numarası verilerek tapuya kayıt ve tesciline; fen bilirkişisi Tuncay Deveci'nin 20.12.2016 havale tarihli raporunda d-4 ile gösterilen dava konusu 115 ada 15 parselin içinde kalan 2046,39 m2'lik alanın tapususun iptali ile davacı ... adına aynı ada son parsel numarası verilerek tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1. Davalıların 20.12.2016 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (d-1) ve (d-4) harfi ile gösterilen taşınmazlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde: tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, yapılan yargılama ve uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirmesine, uyulan bozma ilamı doğrultusunda hüküm verildiğine ve 6100 sayılı Kanun’un Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun’un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerin biri de bulunmadığına göre, davalıların temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. Davacının 20.12.2016 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (a1), (a2), (B) ve (C) harfi ile gösterilen taşınmazlara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde: İlk Derece Mahkemesince, yazılı gerekçeyle anılan taşınmazlar yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de dosya kapsamı incelendiğinde bozma ilamının gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının bozma ilamında açıklanan hususları içermediği ve denetime elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; doğru sonuca ulaşılabilmesi için İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava konusu taşınmazların bulunduğu yörede 2014 yılında orman kadastrosu çalışmalarının yapıldığı, işbu davanın orman kadastrosuna itiraz niteliğine dönüşüp dönüşmediği değerlendirilerek, Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunun tespit edilmesi halinde ise mahkemece bozma gereklerinin yerine getirilmediği, yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olmadığı, bilirkişi raporlarının dava konusu taşınmazların niteliğini belirleme hususunda çelişkili olup denetime uygun olmadığı anlaşıldığından; önceki bilirkişiler dışında üniversitelerin öğretim üyeleri arasından seçilecek 1 jeodezi ve fotogrametri uzmanı bilirkişi, 1 orman mühendisi veya orman yüksek mühendisi, 1 ziraat mühendisi veya ziraat yüksek mühendisi ve 1 fen elemanı bilirkişi katılımıyla keşif yapılıp, en eski tarihli tüm hava fotoğrafları ve memleket haritaları ilgili yerlerden getirtilerek, Net-Cad sistemi gözetilip uygulanarak, dava konusu taşınmazların orman niteliğinde olup olmadığı belirlenip orman niteliğinde olmadığının anlaşılması halinde kültür arazisi olarak kullanıldığına ilişkin izlerin bulunup bulunmadığı incelenerek, önceki bilirkişi raporları ile çelişkinin giderilmesi suretiyle denetime elverişli, maddi olgulara ve bilimsel verilere dayalı rapor alınarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bent gereğince davacının temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla uygulanacak olan 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacıya iadesine,
Harçtan muaf olduğundan Hazineden harç alınmasına yer olmadığına,
7139 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesi uyarınca Orman İdaresinden harç alınmasına yer olmadığına,
54,40 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 373,20 TL'nin temyiz eden davalı Belediyelerden ayrı ayrı alınmasına,
1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
29.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!