WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Haziran 2026

YARGITAY 8. CEZA DAİRESİ

A- A A+

8. Ceza Dairesi         2022/3628 E.  ,  2024/2754 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2021/183 E., 2022/937 K.
SUÇLAR : Kasten yaralama, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : Davanın reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama

İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında verilen kararın; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.04.2015 ve 10.11.2015 tarihli iddianameleriyle suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında kasten yaralama, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları istemiyle dava açılmıştır.
2. Turgutlu 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.02.2020 tarihli kararı ile suça sürüklenen çocuk hakkında kasten yaralama, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından beraat, sanıklar hakkında eylemlerin kül halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu kabul edilerek bu suçtan mahkumiyet kararları verilmiştir.
3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 17.05.2022 tarihli kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan mağdur vekili, sanık ... ve sanıklar ...ile ... müdafileri tarafından yapılan istinaf başvuruları üzerine duruşmasız olarak yapılan incelemede, suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında kurulan hükümlerin kaldırılarak, yerine kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama ve tehdit suçlarından açılan kamu davalarının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası uyarınca reddine ibarelerinin eklenmesi suretiyle, hükümlerin düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan vekilinin temyiz isteği, kararın usul ve kanuna aykırı olduğuna, suça sürüklenen çocuk ...'ın diğer sanıkların eylemlerine iştirak ettiğine, sanıklar ...ve ... hakkında sevk maddeleri uyarınca her bir suçtan ayrı ayrı mahkumiyet hükümleri kurulması gerektiğine, alt sınırdan ceza tayin olunduğuna ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
Temyizin kapsamına göre;
Dava konusu olay; sanık ...'ın üvey kızı M. ile mağdur arasında arkadaşlık ilişkisi bulunduğu, olay tarihinde M.'nın kaybolması üzerine, sanıklar ve suça sürüklenen çocuğun bu durumdan haberdar olduğunu düşündükleri mağduru alıkoyarak, götürdükleri ovalık alanda darp ve tehdit ettikleri iddiasına ilişkindir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda, suça sürüklenen çocuğun üzerine atılı suçları işlediğine dair delil elde edilemediğinden bahisle beraatine, sanıkların eylemlerinin kül halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu kabul edilerek mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan yargılama neticesinde, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan mağdur vekili, sanık ... ve sanıklar ...ile ... müdafileri tarafından yapılan istinaf başvuruları üzerine duruşmasız olarak yapılan incelemede, suça sürüklenen çocuk ve sanıklar hakkında kurulan hükümlerin kaldırılarak, yerine, ''Her ne kadar sanıklar ... ve ... ile suça sürüklenen çocuk ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama ve tehdit suçlarından cezalandırılmaları için kamu davası açılmış ise de, Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 28.11.2014 tarih, 2014/6558 soruşturma ve 2014/4945 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın katılan mağdur vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edildiği ve süresi içinde bu karara itiraz edilmemesi nedeniyle olayla ilgili olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuken kesinleştiğinin kabulünün zorunlu olduğu ve bu halde kesin hükümle sonuçlanmış bir soruşturma olması nedeniyle bilahare iddianameye konu edilerek sanıklar ve SSÇ hakkında katılan mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama ve tehdit suçlarından açılan kamu davasının CMK'nın 223/7. maddesi gereğince REDDİNE,'' ibarelerinin eklenmesi suretiyle, hükümlerin düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

IV. GEREKÇE
A. Sanıklar ...ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden
Sanıklar ... ve ... hakkında, olay tarihi itibarıyla 17 yaşı içerisinde bulunan mağdur ...'a karşı kasten yaralama, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından yapılan soruşturma neticesinde, şüphelilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair yeterli delil bulunmadığından bahisle 28.11.2014 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş, söz konusu karar mağdur adına yaş küçüklüğü sebebiyle baro tarafından görevlendirilen zorunlu vekile 05.12.2014 tarihinde tebliğ edilmiş, ancak zorunlu vekilin kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmediği anlaşılmıştır.11.03.2015 tarihinde karardan haberdar olan mağdurun aynı tarihli itiraz dilekçesi ile başvurması üzerine, Manisa 1. Sulh Ceza Hakimliği'nin, 18.03.2015 tarihli ve 2015/524 Değişik İş sayılı kararı ile itirazı kabul edilerek, kovuşturmaya yer olmadığı kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Kararın kaldırılması üzerine Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sanıklar hakkında ilgili sevk maddeleri uyarınca dava açılmış, Turgutlu 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.02.2020 tarihli kararı ile de sanıklar ...ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyet kararları verilmiştir. Bununla birlikte yargılama sırasında Mahkemece yapılan suç duyurusu üzerine suça sürüklenen çocuk ... Fakı hakkında da aynı olaya ilişkin olarak 10.11.2015 tarihli iddianame ile kasten yaralama, tehdit ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından dava açılmış, yine aynı Mahkemece suça sürüklenen çocuk bakımından tüm suçlardan beraat kararı verilmiştir.
İlgili kararın katılan mağdur vekili ile sanıklar ... ve ...müdafileri tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde, aynı olaya ilişkin olarak verilen kesin nitelikteki kovuşturmaya yer olmadığına dair karar bulunduğundan bahisle, sanıklar ve suça sürüklenen çocuk hakkında açılan kamu davalarının 5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin yedinci fıkrayı uyarınca reddine karar verilerek, hükümlerin düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş ve bu kararın katılan mağdur vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılmıştır.
Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için Anayasanın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesi ve “Temel Hak ve Hürriyetlerin Korunması” başlıklı 40. maddesi ile Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar ve İtiraz" başlıklı 172. ve 173. maddeleri ile suçtan zarar görene ve zorunlu vekile tebligat konusu ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Anayasanın “Hak Arama Hürriyeti” başlıklı 36. maddesi; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir”; “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesine 4709 sayılı Kanun'un 16. maddesiyle eklenen ikinci fıkrasında da, “Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.” şeklinde hükümlere yer verilmiş, 40. maddenin ikinci fıkrasının gerekçesinde bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlandığı, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercisi ve sürelerin belirtilmesinin hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk hâline geldiği belirtilmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 172. maddesinin birinci fıkrası;
“Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir." şeklinde düzenlenerek, suçtan zarar görene kovuşturmaya yer olmadığı kararın bildirilmesi zorunlu tutulmuştur.
Yine aynı Kanun'un 173 üncü maddesinin birinci fıkrasında da, suçtan zarar görenin, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren onbeş gün içinde itiraz başvurusunda bulunabileceği düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun'un ''Mağdur ile şikayetçinin hakları'' başlıklı 234. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, mağdura, Cumhuriyet savcısının, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz etme hakkı tanınmış, ayrıca aynı maddenin ikinci fıkrasında, mağdurun onsekiz yaşını doldurmaması halinde istemi aranmaksızın bir vekilin görevlendirileceği düzenlenme altına alınmıştır.
Görüldüğü gibi itiraz hakkının kullanılabilmesi için, itiraz yoluna başvuru hakkı bulunanların kararı öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir mecburiyettir.
5271 sayılı Kanun'un 34. maddesinin ikinci fıkrasında, 172. maddesinin birinci fıkrasında, 231. maddesinin ikinci fıkrasında ve 232. maddesinin altıncı fıkrasında ise, karar ve hükümlerde başvurulacak kanun yolu, başvurunun yapılacağı merci, başvuru süresi ve yönteminin hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ve açıkça gösterilmesi gerektiği düzenlemelerine yer verilmiş olup, bu düzenlemelerdeki temel amaç, süjelerin başvuru haklarını etkin bir şekilde kullanmalarının sağlanması ve kanun yolu bildirimindeki eksiklik nedeniyle hak kayıplarına yol açılmamasıdır.
Bu aşamada, Tebligat Kanunu'nunda yapılan düzenlemelerden de bahsedilmesi gerekmektedir. Tebligat Hukuku’nun en önemli konularından biri vekile tebligattır. Bu husus Tebligat Kanunu’nun 11. maddesinde ve Tebligat Kanunu’nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in 18. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Vekile ve kanuni mümessile tebligat” 11. maddesi;
"(Değişik birinci fıkra : 6/6/1985 - 3220/5 md.) Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır.
(Ek: 11/1/2011 - 6099/4 md.) Avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır.
Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır." şeklinde düzenlenmiştir.
Bilindiği gibi 7201 sayılı Tebligat Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası, adı geçen Kanun'a değişiklik getiren 3220 sayılı Kanun ile yeniden düzenlenmiştir. Eski düzenlemede 11. maddenin birinci fıkrası "vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır "hükmünü içerdiği hâlde yeni düzenleme yukarıda da açıklandığı üzere "Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden çok vekile yapılmış ise bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak Ceza Muhakemeleri Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır." şeklindedir.
Gelinen noktada konuyla ilgisi açısından vekil kavramının da açıklanması gerekmektedir. Ceza muhakemesi hukuku, devletin suç şüphesi altındaki bireyleri, yani failleri yargılayarak ve gerektiğinde ceza vererek toplumun adalet ve güvenliğini sağlama görevinin yerine getirilmesi ile uğraşan hukuk dalıdır. Bu hukuk dalı en geniş anlamda ceza iddiası, savunma ve yargılama faaliyetlerinin birlikte yapılmasına ilişkin ilkeleri ve kuralları içermektedir (Nurullah Kunter/Feridun Yenisey/Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Bası, İstanbul, Beta Yayıncılık, 2010, s.13.). Ceza muhakemesi hukuku, insan haklarına uygun biçimde maddi gerçeği araştırarak suç şüphesi altındaki bireyin gerçekten suçu olup olmadığını araştırmakta, suçlu olduğu tespit edilen bireyi cezalandırarak kamu düzenini sağlamaya, bunu sağlarken de devlet erki ve toplumun çıkarları ile şüpheliye/sanığa ait bireysel temel hak ve özgürlükler arasındaki dengeyi gerçekleştirmeye çalışmaktadır (Hamide Zafer, Faile Yardım Suçu ve Müdafiin Bu Suçtan Sorumluluğu, İstanbul, Beta Yayınları, 2004, s.255.)
Vekil mağdur veya suçtan zarar görenin temsilcisi konumundadır. Bu bağlamda vekil ile mağdur arasındaki ilişkinin temsil ilişkisi olarak kabul edilmesi gerekir. Zorunlu vekillik ise kanundan kaynaklanmaktadır. Ceza Muhakemesi Kanunu yaşı küçük mağduru korumak maksadıyla, mağdurun istemine bakmaksızın vekil görevlendirilmesini zorunlu tutmuştur. Ceza muhakemesi kanunu gereğince müdafii ve vekillerin görevlendirilmeleri ile yapılacak ödemelerin usul ve esaslarına ilişkin yönetmelik'in 5. maddesinde de bu husus ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.
Sonuç olarak, Anayasa, Ceza Muhakemesi Kanunu, Tebligat Kanunu ve ilgili yönetmelikteki düzenlemeler gözetildiğinde, kendisine karşı gerçekleştirilen eylemlerden ötürü hakkı zedelenen mağdura, zorunlu vekil dışında ayrıca kovuşturmaya yer olmadığı kararının bildirilmesi yasal bir zorunluluktur. Aksi durumda, mağdurun ifadesinin alınması sırasında geçici bir süreyle yaş küçüklüğü nedeniyle istemi dışında atanan zorunlu vekilin görevini gereğince ifa etmemesi halinde hak arama hürriyeti kısıtlanmış olacaktır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Her ne kadar olay tarihi itibarıyla henüz onsekiz yaşını doldurmayan mağdur için görevlendirilen zorunlu vekile kovuşturmaya yer olmadığı kararı tebliğ edilmiş ve vekil tarafından ilgili karara 5271 sayılı Kanun'un 173 üncü maddesi uyarınca itiraz edilmemiş ise de, aynı Kanun'un 172 nci maddesinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın suçtan zarar görene bildirileceğinin düzenlenmiş olması, 5271 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinde mağdura, Cumhuriyet savcısının, kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararına kanunda yazılı usule göre itiraz hakkını kullanma hakkının tanınması, mağdur ile zorunlu vekil arasındaki ilişkinin yapısı, Anayasal hak arama hürriyeti ile bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanmasının amaçlanması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde, kovuşturmaya yer olmadığı kararının mağdura/suçtan zarar görene bildirilmesinin zorunlu olduğu, bu minvalde Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 28.11.2014 tarihli kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın sonuç kısmında, kanuni düzenlemelere uygun şekilde, kararın suçtan zarar görene tebliğ edileceğinin karara bağlandığı, ancak dosyada söz konusu kararın mağdur ...'e tebliğ edildiğine dair bir belgeye rastlanmadığı, sonuç olarak mağdurun öğrenme üzerine yapmış olduğu 11.03.2015 tarihli itirazın süresinde olduğu kabul edilmelidir.
Buna göre, Bölge Adliye Mahkemesince, katılan mağdur vekili, sanık ..., sanıklar ... ve ....müdafileri tarafından, İlk Derece Mahkemesinin kararına yönelik yapmış oldukları istinaf başvuruları yönünden bir değerlendirme yapılarak, 5271 sayılı Kanun'un 280 ve devam maddeleri uyarınca karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde aynı olayla ilgili olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuken kesinleştiğinin kabulünün zorunlu olduğu ve bu halde kesin hükümle sonuçlanmış bir soruşturma olması nedeniyle bilahare iddianameye konu edilerek sanıklar hakkında katılan mağdura yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, kasten yaralama ve tehdit suçlarından açılan kamu davasının 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin yedinci fıkrası gereğince reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
B. Suça sürüklenen çocuk ... hakkında kurulan hüküm yönünden
Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, yargılama konusu eylemlerle ilgili kesinleşmiş bir kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın bulunduğu, itiraz merciinde söz konusu kararın kaldırılmasına ilişkin verilen kararın yok hükmünde olduğu, bu nedenle suça sürüklenen çocuk hakkında yargılama konusu eylemlere yönelik daha önce verilmiş kesin nitelikte bir karar bulunduğundan davanın reddine karar verilmiş ise de; yapılan incelemede Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/6558 Soruşturma numaralı dosyası kapsamında yapılan soruşturma neticesinde sanıklar ... ve ... hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, suça sürüklenen çocuk hakkında verilmiş benzer bir kararın bulunmadığı anlaşılmakla, suça sürüklenen çocuk bakımından yargılamaya devam edilerek, İlk Derece Mahkemesince verilen beraat kararlarına yönelik katılan mağdur vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun değerlendirilmesi gerekirken, yazılı şekilde davaların reddine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin, 17.05.2022 tarihli ve 2021/183 Esas sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükümlerin 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 307 nci maddesi uyarınca, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8 inci maddesiyle değişik, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca dosyanın İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 26.03.2024 tarihinde karar verildi.