WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 10 Haziran 2026

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

7. Hukuk Dairesi         2024/519 E.  ,  2024/1359 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/39 E., 2022/210 K.
KARAR : Davanın reddine

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda; Dairemizce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı Hazine vekili, ... Beldesi, ... Mahallesi'nde devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tescil harici alanda yapılan imar uygulaması sonucunda taşınmazın imar parsellerine dönüştürülerek arsa vasfı ile Belediye adına tescil edildiğini, 108 ada 2 ve 5 parsel sayılı imar parsellerinin bu şekilde oluştuğunu ve değerinin altında bir bedelle davalıya satıldığını, yapılan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edildiğini ileri sürerek; dava konusu taşınmazların tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescilini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı cevap dilekçesinde; davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 24.05.2017 tarih ve 2013/150 Esas, 2017/183 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 03.03.2020 tarih ve 2017/5415 Esas, 2020/2547 Karar sayılı ilamıyla, 3194 sayılı Yasa'yla eklenen bu hüküm uyarınca dava konusu uyuşmazlığın idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden, imar parselinin kadastral parsele ihyasına yönelik dava konusu talebin, Kanun değişikliği nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği belirtilerek hüküm bozulmuştur.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde, ret kararı değil karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği ve lehine yargılama gideri ile maktu vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiği ileri sürmüştür.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kadastral parselin ihyası talebi istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 inci maddesi.

2. Tapu iptali ve tescil davaları kural olarak kayıt maliklerine karşı açılır. Yine; kadastral duruma dönülme istemli uyuşmazlıklarda taraf teşkili bakımından husumetin, ihyası talep edilen kadastral parselin kapsamında kalan imar parsel ya da parsellerinin maliklerine yöneltilmesi gerekir ve bu davanın özelliği itibariyle kayıt maliklerinin yanı sıra işlemi yapan Belediye'ye de husumetin yöneltilmesi mümkündür.

3. İmar işleminin iptali sebebiyle kadastral mülkiyet durumunun ihyası isteğine ilişkin bu davalarda, taraflar arasında mülkiyet ihtilafının bulunmadığı; davacının talebinin kamusal tasarruftan kaynaklanan sicil kaydının düzeltilmesine ilişkin olduğu gözetilerek, hüküm altına alınması gerekli karar ilam harcı ile vekalet ücretinin maktu olması ve ayrıca yargılama gideri ve bu giderlerden sayılan vekalet ücretinden iptal edilen idari işlemi yapan davalı Belediye'nin sorumlu tutulması gerekir.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, davacının dava açma tarihinde haklı durumda olduğu ancak davanın açılmasına sebebiyet veren belediyenin davada taraf olarak yer almadığı, imarla oluşan parseller maliki davalının da dava açılmasına sebep olmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının ONANMASINA,

Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince Hazine harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,

06.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Davacı vekili, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan tescil harici alanda dava dışı Öbektaş Belediye Başkanlığı tarafından yapılan imar uygulaması ile adı geçen Belediye adına imar parselleri oluşturulduğunu ve bunlardan dava konusu 108 ada 2 ve 5 parsel sayılı taşınmazların yolsuz olarak davalıya satış suretiyle temlik edildiğini, imar düzenlemesinin de idari yargı yerinde iptal edildiğini ileri sürerek, çekişmeli taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile Hazine adına tescili isteğiyle eldeki davayı açmıştır.
Davalı, davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece, “...dava konusu taşınmazların bulunduğu alanda Öbektaş Belediyesi tarafından belediye encümen kararları ile 3194 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi gereğince imar uygulaması yapıldığı, ancak bu idari işlemin Trabzon İdare Mahkemesinin 2009/459 Esas, 2009/1160 sayılı Kararı ile iptal edildiği ve Trabzon İdare Mahkemesinin 06.05.2010 tarihli yazı cevabında kararın hukuken kesinleştiği ancak kesinleşme şerhinin Gümüşhane Ağır Ceza Mahkemesinin incelemesi bitmediği için verilemediğinden usul ekonomisi gereğince kararın kesinleşme şerhi aranmaksızın derdest dava dosyasının karara bağlandığı; dava konusu taşınmaların imar uygulaması sonucunda Öbektaş Belediyesi adına tescil edildiği ve 28.05.2007 tarihli Belediye Encümen kararları ile davalıya ... olduğu; taşınmazların tapu sicil kayıtlarına esas teşkil eden idari işlemin Trabzon İdare Mahkemesi kararıyla iptal edilmiş olması ve tapu kaydının hukuki dayanaktan yoksun hale gelmesi, bunun yanında, 5393 sayılı Belediye Kanunun 18/e maddesinde taşınmaz alım satımının belediye meclisince karara bağlanacağı, 34/g maddesinde ise belediye encümeninin meclisin alacağı kararları uygulayacağı; bu suretle Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1999/1-282 Esas, 1999/302 Karar ve 12.05.1999 tarihli ilamında da özetle tapu kayıtlarının tutulmasında illilik prensibinin kabul edildiği, tapu kaydının dayanağını oluşturan sebebin hukuki geçerlilikten yoksun olması durumunda ilgili kişilerin tapu siciline güven ilkesinden yararlanamayacağının ifade edildiği; somut olayın incelenmesinde ise, davalının tapu kaydının dayanağını oluşturan sebebin geçerli bir belediye meclisi kararına dayanmadığı, hukuki geçerlilikten yoksun olduğu bu suretle davalının tapu siciline itimat ilkesinden yararlanmasında mümkün olmadığı kanaatine varıldığı; bununla birlikte her ne kadar davacı vekili tarafından dava konusu taşınmazın hazine adına tesciline karar verilmesi istenmiş ise de; çekişmeli taşınmazların MK 998 inci maddesi gereğince tapu kütüğüne kaydedilecek taşınmazlardan olmadığı...” gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile tapudan terkinine karar verilmiş; hükmün sadece davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 06.02.2012 tarih ve 2011/12857 E., 2012/822 K. sayılı ilamıyla; “...Dava, imar öncesi durumun ihyası ve tescil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, imar öncesi duruma dönülmesi isteğinin kabulüyle taşınmazın sicil kaydının terkinine, tescil isteğinin ise reddine karar verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki; tapu kayıtlarının tutulması prensiplerinden bir tanesi tescil; diğeri, sicilin aleniliği ve güvenilirliği; bir diğeri, Hazinenin kusursuz sorumluluğu; sonuncusu ise, geçerli bir hukuki sebebin varlığı, bir başka ifadeyle sicil kaydının illetten mücerret bulunmamasıdır.
Somut olayda; imar uygulaması idari yargı yerinde iptal edildiğine göre, Türk Medeni Kanunu'nun 1025 inci maddesi hükmü uyarınca sicilin yolsuz tescil durumuna düşeceği ve imar öncesi kadastral duruma dönüleceği tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, 3194 sayılı Kanun'un değişiklikten önceki 11/son maddesi aynen “Hazırlanan imar planı içindeki kadastral yollar, meydanlar ile meralar imar planının onayı ile bu vasıflarını kendiliğinden kaybederek onaylanmış imar planı kararı ile getirilen kullanma amacına konu ve tabi olurlar” hükmü öngörülmüş olup, anılan yasal düzenlemedeki “mera” tabiri 1998 tarihinde yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanunu'nun 35 inci maddesi ile hüküm fıkrasından çıkarılarak yasal düzenleme değişikliğe tabi tutulmuştur.
Öte yandan, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 21 inci maddesi hükmü uyarınca, kapanmış olan yolların mülkiyetinin içinde yer aldığı tüzel kişiye ait olacağında kuşku bulunmadığı gibi, 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 17 nci maddesi hükmünde de aynı düzenlemeye yer verilmiştir.
Diğer taraftan, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 16 ncı maddesinin A fıkrasıyla hizmet mallarının, B fıkrasıyla kamu orta mallarının, C fıkrasıyla da Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazların hangi hukuki statüye tabi olacağı ve haklarında ne gibi bir karar verilmesi gerektiği duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıkça saptanmıştır.
Ne varki, mahkemece taşınmazın imar öncesi vasfı ve niteliği bakımından kesin ve net olarak bir belirleme yapıldığı söylenemez.
O halde, taşınmazın imar öncesi niteliğinin tereddüte mahal bırakmayacak şekilde belirlenmesi, hakkında özel mülkiyete konu olacak şekilde bir tescil hükmü mü, yoksa özel sicilinde gösterilmesi mi, ya da kadastro harici bırakılması mı gerekeceği hususunun değerlendirilmesi zorunludur. Yapılacak araştırma ve inceleme neticesinde anılan yerin kadastroya tabi tutulmadığı anlaşılır ise, 1966 tarihinde yürürlüğe giren 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesi uyarınca mülkiyetinin belediyeye intikali öngörülen taşınmazlardan olup olmadığının tespiti de önem arzetmektedir. Nitekim, 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesi 19.07.2003 tarihinde 4916 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılmış ise de, bu tarihe kadar olan süreç içerisinde tarafları yararına doğmuş olan usulü kazanılmış hak ilkesinin gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur. Ayrıca, 5393 Sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi hükmü uyarınca, görevleri aynı Kanun'un 18 inci maddesinde belirtilen meclis kararına dayanmayan encümen kararı ile yapılan satışın yasal olmadığı da açıktır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ve yasal düzenlemeler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi yerine, eksik araştırma ile yetinilip yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir...” şeklindeki gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verilmiş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın reddine dair verilen kararın davacı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 22.03.2013 tarih ve 1867-2274 sayılı ilamıyla;
“Mahkemece çekişmeli taşınmazların evveliyatının köy meydanı olup, köy meydanlarının 3402 sayılı Yasa gereğince orta malı sayılarak tescile tabi veya özel sicile yazılması gerekli yerlerden olmadığı ve haritasında gösterilmekle yetinilen ve devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması gereken yerlerden olduğu; 775 sayılı Yasa'nın 3 üncü maddesi 2003 yılında yürürlükten kaldırılmış ise de, Öbektaş’ın 2003 yılından önce belediye olması karşısında kazanılmış haktan söz edilebileceği, davacı Hazinenin çekişmeli yerlerde hak sahibi bulunmadığı gerekçesiyle karar verilmiş ise de, mahkemenin kabul ve değerlendirmesinin doğru olduğu söylenemez. Bilindiği üzere 775 sayılı Yasa 30.07.1966 tarihinde yürürlüğe girmiş olup, 3/1 inci maddesi “bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hazinenin, Özel İdarelerin ve Vakıflar İdaresi dışındaki katma bütçeli dairelerin mülkiyetindeki arazi ve arsalardan veya devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden, belediye sınırları içinde olanlar ve 6785 sayılı Kanun'un 47 nci maddesine dayanılarak tespit edilen mücavir sahalarda bulunanlar, bu kanunda belirtilen amaçlarda kullanılmak üzere, bedelsiz olarak ilgili belediyelerin mülkiyetine geçer” şeklinde olup, kazanılmış hakkın varlığı için en başta, anılan yasanın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle çekişmeli taşınmazların belediye sınırları içerisinde veya mücavir sahada bulunmaları gerektiği kuşkusuzdur. Farklı bir ifadeyle ve somut olayda Öbektaş Belediyesinin 30.07.1966 tarihi itibariyle mevcut olması gerekmektedir. Bu koşul var ise, diğer koşulların da gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır. Yine hemen belirtilmelidir ki; bozma kararına uyulmuş olmakla, orada belirtilen hususların yerine getirilmesi ve o doğrultuda işlem yapılması zorunlu hale gelir. Anılan bu husus, usuli kazanılmış hakkın bir sonucudur. Ne var ki, mahkemece bozma ilamına uyulduğu halde, bozma gerekleri yerine getirilmemiş; dava konusu taşınmazların imar uygulaması öncesi niteliği kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenmemiştir. Genel arazi kadastrosunun ne zaman yapıldığı, çekişmeli yerlerin neden tescil harici bırakıldıkları, imar uygulaması öncesi kadastral paftasında ne olarak gözüktükleri, Öbektaş Belediyesinin ne zaman kurulduğu, imar planlarının ne zaman yapıldığı, çekişmeli yerlerin imar planında hangi alana ayrıldıkları yönünde ilgili belgeler temin edilmemiş, komşu parsellerin tapulama tutanakları getirtilerek tapu veya vergi kaydına dayalı tespit edilmiş olmaları halinde dava konusu taşınmazları ne olarak gösterdikleri saptanmamış, komşu sınırlarda mera bulunması halinde usulüne uygun mera araştırması yapılmamış, sadece bir mahalli bilirkişi dinlenilerek ve mahalline ziraat mühendisi sıfatını haiz bilirkişi dahi götürülmeksizin, inşaat mühendisi ve fen bilirkişilerin, taşınmazların evveliyatları bakımından inceleme ve değerlendirme içermeyen yetersiz raporlarına dayalı olarak neticeye gidilmiştir. Öte yandan; dosyaya bozma sonrası gelen çap kayıtlarındaki beyanlar dikkate alınmamıştır. Oysa tapu kayıtlarının beyanlar hanelerinde, “imar uygulaması nedeniyle mükerrerlik olup Belediye adına tescilin hatalı olduğu” belirtilmiştir. Buna göre, anılan beyanların dayanağı belgeler de getirtilmek suretiyle, yapılacak uygulama sonucu fen bilirkişiden kadastral pafta ile imar uygulaması sonucu oluşan pafta çakıştırılarak alınacak raporla, böyle bir hususun var olup olmadığı da denetlenmemiştir. Hal böyle olunca, bozma gereğinin usulüne uygun ve tam olarak yerine getirilmesi, araştırma ve incelemenin noksansız tamamlanması, dosya keşfe hazır hale geldikten sonra yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla uygulama yapılması, yerel bilirkişiler ile bildirilmeleri halinde taraf tanıklarının dinlenilmesi, uzman bilirkişilerden keşfi izlemeye ve denetlemeye elverişli krokili raporlar alınması, toplanan ve toplanacak olan deliller birlikte değerlendirilerek dava konusu taşınmazların imar uygulaması öncesi niteliklerinin saptanması, ondan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek ve yanılgılı değerlendirmeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması isabetsizdir...” biçimindeki gerekçeyle hükmün bozulmasına karar verilmiş; mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda “davanın kabulü ile dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu anlaşılmakla Hazine adına tesciline” karar verilmiş; yalnızca davacı Hazine vekilinin temyizi üzerine bu kez Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 30.03.2020 tarih ve 2017/5415 E., 2020/2547 K. sayılı ilamıyla;
“20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 18 inci maddesine yeni bir fıkra eklenmiştir.
Eklenen bu hükme göre, 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesi kapsamında yapılmış imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği belirtilmiştir.
Dava konusu uyuşmazlık, eklenen bu hüküm uyarınca idareye başvuru yoluyla çözülmesi gerektiğinden, imar parselinin kadastral parsele ihyasına yönelik dava konusu talebin, kanun değişikliği nedeniyle reddine karar verilmesi için yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi sonrasında mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, eldeki davadaki istek, imar uygulamasının iptali nedeniyle kadastral parselin ihyasına yönelik olmayıp, imar uygulaması öncesi dava dışı Belediye adına yapılan ihdas işlemi ile imar uygulaması sonrası Belediyece davalıya yapılan satışın usulsüz olduğundan bahisle, davalı adına kayıtlı imar parsellerinin yolsuz tescil nedeniyle tapu kayıtlarının iptali ve Hazine adına tesciline ilişkindir.
Öyle ise; davacı Hazinenin dava konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı öncelikle incelenmelidir. Zira, imar uygulaması iptal edilmeseydi dahi Hazine adına tescili gereken taşınmazın yolsuz olarak dava dışı Belediye adına tescili ve Belediye tarafından da davalıya yolsuz olarak satış suretiyle temliki hukuki sonuç doğurmayacağından, Hazinenin mülkiyet hakkına dayalı olarak açtığı yolsuz tescil hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasının dinlenebileceği açıktır. Farklı bir ifadeyle; “20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7 nci maddesiyle 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine eklenen yeni fıkranın somut olayda uygulama yeri bulunmamaktadır. Bilindiği gibi, maddi hataya dayalı bozma ilamına uyulmasının da usulü kazanılmış hak meydana getirmeyeceği tartışmasızdır.
Somut olayda; dava konusu taşınmazların “meydandan ihdas” suretiyle dava dışı Öbektaş Belediyesi adına 18.05.2007 tarihinde 3198 sayılı parsel olarak tescil edilip, anılan belediyece yapılan imar uygulaması ile oluşturulan 108 ada 2 ve 5 sayılı imar parselleri olduğu, bilahare adı geçen Belediye tarafından 28.05.2007 tarih ve 41 sayılı belediye Encümen kararı ile davalıya satıldığı, yapılan imar uygulamasının idari yargı yerinde iptal edildiği ve bu kararın kesinleştiği, yargılama sırasında da 3402 sayılı Yasanın 22/a maddesi uyarınca taşınmazların 546 ada 2 ve 5 sayılı parseller oldukları anlaşılmaktadır. Ne var ki, mahkemece davacı Hazinenin “Öbektaş Belediyesi adına meydandan ihdas” suretiyle tescilin yolsuz olup olmadığı hususunda yeterli araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Komşu parsellerin kadastro tutanakları getirtilmemiş, dava konusu taşınmazların 775 sayılı Yasanın mülga 3. maddesi uyarınca Belediyenin mülkiyetine geçen yerlerden olup olmadıkları kuşkuya yer bırakmayacak biçimde saptanmamıştır. Ayrıca, Öbektaş Belediye Başkanlığı’ndan araştırılarak dava konusu taşınmazların satışına ilişkin Belediye Meclis kararının bulunup bulunmadığı da net bir biçimde ortaya konulmamıştır.
O halde, yukarıda açıklanan nedenlerle mahkemece eksik araştırma ve soruşturmayla yetinilerek verilen kararın bozulması gerektiği görüşünde olduğumdan, Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyorum.
Kabule göre de; 20 Şubat 2020 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 14.02.2020 kabul tarihli 7221 sayılı Coğrafi Bilgi Sistemleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 7. maddesiyle, 3194 sayılı Kanunun 18 inci maddesine yirmi birinci fıkrasından sonra gelmek üzere eklenen “Bu madde kapsamında yapılmış olan imar uygulamalarının kesinleşmiş mahkeme kararlarıyla iptal edilmesi nedeniyle; davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde, öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edilir veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değeri ödenir” şeklindeki fıkra hükmünün eldeki davada nasıl uygulanacağının çözümlenmesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere, imar hukuku düzenlemeleri kamu düzenine ilişkin olup, re’sen gözetileceği gibi, kamu düzenine ilişkin hususlarda da usulü kazanılmış haktan söz edilemez. Ayrıca, tapu sicilinin tutulması prensiplerinden biri tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu, sonuncusu ise geçerli bir hukuki sebebinin bulunması, yani kaydın illetten mücerret olmamasıdır. Diğer taraftan, yargı merciilerince verilen kararlar yöntemine uygun şekilde kesin hüküm niteliğini kazandığında "Lazım-ül icra" (uygulanması gereken) duruma gelirler.
Öte yandan, idari yargıda esas olan iptal kararlarının geriye yürümesi, başka bir anlatımla iptal edilen idari işlemin, doğduğu andan itibaren yok sayılmasıdır. Bu açıdan, idari yargıdaki iptal kararları beyan edici (açıklayıcı) niteliktedir. Çünkü, sakat bir idari işlemin hukuk düzenine girmesi ile hukuka aykırı bir durum ortaya çıkar. Bu durumun giderilebilmesi için iptal kararı, hukuken sakat olan işlemi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırır ve hukuka aykırı işlem yapılmadan önceki duruma geri dönülür. Bu bağlamda, imar parsellerinin dayanağını teşkil eden idari işlemlerin idari yargı yerinde iptal edilip kesinleşmesi ile imar parsellerinin TMK'nın 1025 inci maddesinde öngörülen yolsuz tescil durumuna düşeceği açıktır. Öyleyse, idare mahkemesi tarafından verilen imar uygulamasının iptaline ilişkin kararın kesinleşmesiyle bu idari işlemle oluşmuş tüm uygulamalar iptal edilmiş sayılacağından, sicil kayıtlarının iptal edilen uygulama öncesine getirilmesi gerektiği tartışmasızdır.
Kadastral parselin ihyasına yönelik tapu iptal ve tescil istemli böylesi bir davada, davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkının bulunup bulunmadığı, yapılan imar düzenlemesinin idari yargı yerinde iptal edilip edilmediği öncelikle araştırılıp, anılan hususların varlığı ortaya konulduktan sonra 3194 Sayılı Yasanın 18. maddesine eklenen yukarıdaki hüküm gereğince işlem yapılması gerekecektir. Bu bağlamda, anılan yasal düzenleme ile “davaya konu parselin imar planı kararları ile umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelmesi veya iptal edilen uygulama ile tahsis ve tescil edilmiş parsellerde hak sahiplerince yapı yapılmış olması ve benzeri hukuki veya fiili imkânsızlıklar nedeniyle geri dönüşüm işlemleri yapılarak uygulama öncesi kök parsellere dönülemeyeceğinin parselasyon planlarını onaylamaya yetkili idarelerin onay merciince tespiti halinde” şeklinde ön koşullar öngörüldüğünden mahkemece dava konusu taşınmazın imar durumu araştırılarak taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk gelip gelmediğinin açıklığa kavuşturulması ve yine ilgili idarenin kök parsellere dönülüp dönülemeyeceğine dair tespitinin olup olmadığının belirlenmesi gereklidir.
Mahkemece yapılacak araştırma sonucunda dava konusu taşınmazın 3194 sayılı Yasa'ya eklenen yeni hüküm kapsamında bulunmadığının belirlenmesi durumunda, davacının mülkiyet hakkının korunması gereği ve imar uygulamasının idari yargı yerinde iptali sonucunda yolsuz tescil durumuna düşen sicil kaydına tapu sicilinin tutulması prensipleri uyarınca değer verilemeyeceği dikkate alınarak işin esasının incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır.
Öte yandan, çekişmeli taşınmazın imar planına göre umumi ve kamu hizmetlerine ayrılan alanlara denk geldiğinin anlaşılması veya ilgili idarece kök parsellere dönülemeyeceği yönünde bir tespitin yapılması durumunda, yukarıda değinilen yasal düzenlemeyle “öncelikle davaya konu parselin hak sahiplerinin muvafakati alınmak kaydıyla uygulama sahası içerisinde idarece uygun bir yer tahsis edileceği veya anlaşma olmaması halinde davacı hak sahibinin kök parseldeki yeri dikkate alınarak uygulamadaki düzenleme ortaklık payı kesintisi düşüldükten sonraki taşınmazın rayiç bedeli üzerinden değerinin ödeneceği” hükme bağlandığından, davacıya ilgili idareye başvurması için olanak ve süre tanınması, başvuru sonucunda idare tarafından dava konusu taşınmaz bakımından yeni yasal hükmün koşullarının mevcudiyetinin tespitiyle davacı taraf ile anlaşma sağlanarak davacıya uygulama sahası içerisinde uygun bir yerin temlik edilmesi veya idarece davacıya taşınmaz değerinin ödenmesi halinde davanın konusuz kalacağının gözetilmesi gerekecektir.
Ne var ki; getirilen yasal düzenlemenin gerekleri ilgili idare tarafından yerine getirilmediğinde, farklı bir ifadeyle koşulları oluşmasına rağmen davacı ile idarenin anlaşamaması ve davacıya idarece taşınmaz bedeli de ödenmemesi halinde, davacının usul kuralları uyarınca eldeki davayı anılan yeni kanun hükmü gereğince bedele dönüştürebileceği ve böylesi bir durumda da davaya tazminat davası olarak devam edilebileceği gözetilmelidir.
Anılan hususlar, gerek yeni Yasa hükmü, gerek usul kuralları–adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakları, usul ekonomisi, vd.- gerekse Anayasamızın 35 inci maddesiyle ve kanunlarımızla ve de AİHS’nin Eki Birinci Protokolün “Mülkiyetin Korunması” başlıklı 1 inci maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilemeyeceğine ilişkin hükümlerin gereğidir.
Yukarıda değinilen ilkelerle somut olay birlikte değerlendirildiğinde; 3194 sayılı Yasa'nın 18 inci maddesine eklenen fıkranın eldeki davanın reddini öngörmediği, öncelikle davacının imar düzenlemesi öncesi mülkiyet hakkı sahibi olup olmadığının gerekli araştırma ve inceleme yapılarak saptanması, Hazine mülkiyet hakkı sahibi olup yolsuz olarak Öbektaş Belediyesi adına sicil kaydı oluşturulmuş ise, davacının eldeki davayı açmakta halen devam eden hukuki yararının bulunduğu gözetilerek, yeni yasal düzenlemenin koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve sonrasında yukarıda açıklandığı üzere işlem yapılması ve sonucuna göre bir karar verilmesinin gerektiği düşüncesindeyim.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan gerekçelerle Yerel Mahkeme kararının bozulması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun onama kararına katılamıyorum.