7. Hukuk Dairesi 2024/1986 E. , 2024/3102 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2023/318 E., 2023/381 K.
DAVA TARİHİ : 08.10.2012
Taraflar arasındaki, vekalet görevinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemesince 27.09.2013 tarihli ilamla davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesince hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına sonrasında mahkemece, Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Direnme kararının yerinde olmadığı, bozma kararının usule ve dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle Özel Dairece, dosyanın Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine karar verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca, direnme kararına yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmiş, dosya mahkemesine gönderilmiştir.
Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu bozma ilamına uyulmasına karar verilerek davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizce hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan mahkemece; davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili, müvekkili ile davalının kardeş olduklarını, Almanya'da ikamet eden müvekkilinin emlakçılık yapan davalının önerisi üzerine kendi nam ve hesabına İzmir İli, Menemen İlçesi, ... Köyünde bulunan 963 parsel numaralı tarla vasıflı taşınmazı satın alması için davalıya vekaletname ve banka aracılığıyla 50.000.000 YTL para gönderdiğini, davalının vekaletnameyi hiç işleme sokmadan, müvekkilinin gönderdiği parayla ... ve ... adına kayıtlı olan 4/12 payı 22.06.1992 tarihli 1828 yevmiye numaralı resmi satış senediyle, yine aynı taşınmazda ...'nın 2/12 payını 17.07.1992 tarihli ve 2013 yevmiye numaralı resmi satış senediyle alarak toplamda 6/12 payı adına tapuda tescil ettirdiğini, ancak davalının kısa bir süre sonra bu hisselerin intifa hakkını kendi üzerine bırakarak çıplak mülkiyetini 25.12.1992 tarihli ve 3614 yevmiye sayılı işlemle eşinin amcasının oğlu ...'e muvazaalı şekilde tapuda satış göstererek devrettiğini; müvekkilinin para ve vekaletname göndererek kendi adına alındığını sandığı gayrimenkullerin akıbetini öğrenince adına devrini istediğini, ancak davalının satın aldığı payları devredeceğini söyleyerek müvekkilini oyaladığını, müvekkilinin ısrarları sonucunda taşınmazın çıplak mülkiyetinin 3/12 payını 14.12.1995 tarihli ve 4551 yevmiye sayılı satış işlemiyle müvekkiline devrettiğini, imar uygulaması sonucu çıplak mülkiyetlerinin davalı ... ve müvekkili ... adına, yine çıplak mülkiyet hisselerinin toplamı olan 6/12 payın intifa hakkının ise davalı ... adına tescil edildiğini; davalının vekalet görevini kötüye kullanarak kendine yarar sağladığını ileri sürerek; İzmir ili, Menemen ilçesi, ... Köyü, 963 parsel, 4101 ada 3 ve 4 numaralı parseller, 4220 ada 3 ve 4 numaralı parsellerde davalı ... adına kayıtlı 3/12'şer çıplak mülkiyet payları ile 6/12'şer payın intifa haklarının tamamının ve 4224 ada 1 parselde 46/2401 payın çıplak mülkiyeti ile 92/2401 payın intifa hakkının iptal edilerek müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; Müvekkili tarafından vekalet görevinin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını, dava dilekçesinde belirtilen işlemlerin hiçbirinde muvazaa bulunmadığını, davacının tescil talep edemeyeceğini, ancak alacak talep edebileceğini, dava konusu alacak iddialarının ise zamanaşımına uğradığını, davacının kandırılması ve hataya düşürülmesi suretiyle tapunun tamamının değil yarı hissesinin devredilmesi ve tapu üzerinde intifa hakkı tesis edilmesine dair iddialarının da 1 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, tapunun alınıp tekrar davacıya verileceğine dair işlemin bir inançlı işlem olduğunu ve inançlı işlemin ancak yazılı delille ispatlanabileceğini, davacının geçmiş yıllarda işlerinin takip edilmesi için müvekkiline verdiği genel vekaletnamenin dava konusu taşınmazların alımı için verildiğini, aksini davacının ispatlamak zorunda olduğunu, 1992 ve 1995 yıllarında yapılan tapu işlemlerinin hileli ve kendisini kandırmak amacıyla muvazaalı yapıldığını iddia eden davacının 1995 yılı sonrasında bile müvekkiline para gönderip işlerini takip ettirdiğini, vekil olduğu tarihten bugüne kadar davacı tarafından vekillikten azledilmemesinin açıklanmaya muhtaç olduğunu, taşınmazların alınmasıyla davacının müvekkiline verdiği vekaletnamenin bir bağlantısının olmadığını ve bu haliyle vekaletin kötüye kullanılmasının söz konusu olmadığını belirterek; davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEMECE VERİLEN İLK KARAR
Mahkemenin 27.09.2013 tarihli ve 2012/857 E. - 2013/641 K. sayılı kararıyla;
"...818 sayılı Borçlar Kanununun 126. maddesinde vekalet sözleşmeleri için öngörülen beş yıllık ve aynı Kanununun 125. maddesinde öngörülen on yıllık zamanaşımı süreleri içinde davanın açılmadığı..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Bozma İlamı
Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 14.05.2014 tarihli ve 2014/2616 E. - 2014/6369 K. sayılı kararında özetle;
"...Davanın; inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, inanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 146. maddesi gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresinin on yıl olarak kabul edildiği, somut olaya gelince, davacının Almanya'dan davalı kardeşine para ve vekaletname göndererek kendisine taşınmaz almasını istediğini, davalı kardeşinin ise vekaletnameyi kullanmayarak gönderdiği para ile 963 parsel sayılı taşınmazı satın alarak kendi adına tescil ettirdiğini ileri sürerek tapu iptal ve tescil istediği, HMK'nın 30. maddesi gereğince, bir davada olayları anlatmak taraflara, hukuki nitelendirmeyi yapmak ise hakime ait olup açıklanan bu hali ile davanın hukuki niteliğinin inançlı işleme dayanan tapu iptali ve tescil olduğu, mahkemece davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiği, burada önemli olanın zamanaşımı süresinin ne zaman başlayacağının tespiti olup TBK'nın 149. maddesi gereğince de zamanaşımının alacağın istenebilir hale geldiği, başka bir değişle iddiada bulunanın ferağ umudunu yitirdiği tarihten itibaren işlemeye başlayacağı, davacı, ferağ umudunu davanın açıldığı tarihte yitirmiş sayılacağından bu davalar için öngürülen on yıllık zamanaşımı süresi henüz dolmamış olduğu, bu durumda mahkemece işin esasına girilerek bir hüküm kurulması gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
C. Direnme Kararı
1. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin yukarıda yazılı bozma ilamı üzerine, Menemen 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 02.01.2015 tarihli ve 2014/419 E. - 2014/458 sayılı kararıyla;
"...İddiada bulunanın ferağ umudunu yitirdiği tarihten itibaren zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı ve ferağ umudu davanın açıldığı tarihte yitirilmiş sayılacağından zamanaşımı süresinin davanın açıldığı tarihten başlayacağı' genel ilkesinin somut olayda uygulanması imkanının olmadığı,...,somut uyuşmazlıkta davalının, 14.12.1995 tarihinde, dava konusu 963 parselin 3/12 hissesinin çıplak mülkiyetini davacıya devretmek suretiyle 963 parselin 6/12 hissesinin tamamını davacıya devretmeyeceğini bildirmiş yani ferağ talebini reddetmiş olduğu, dolayısıyla zamanaşımının bu tarihte başlatılması gerektiği, kısmi ifanın gerçekleştiği 14.12.1995 tarihinden itibaren zamanaşımı süresinin başlatılmasının doğru olacağı, bu tarihten dava tarihine kadar geçen süre zarfında gerek 5 yıllık gerek 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu, davalının zamanaşımı savunmasının yerinde olduğu..." gerekçesiyle; 27.09.2013 tarihli hükümde direnilmesine, davanın reddine karar verilmiştir.
V. DİRENME KARARININ TEMYİZİ VE YARGITAY HUKUK GENEL KURULUNCA VERİLEN BOZMA KARARI
1. Direnme kararı davacı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
2. Yargıtay Kapatılan (14.) Hukuk Dairesinin 23.02.2017 tarih 2016/18979 E. - 2017/1376 K. sayılı ilamıyla; bozma kararının kanuna, usule ve dosya kapsamına uygun olduğu, mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, dosyanın 6100 sayılı Kanunun Geçici 4. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca inceleme yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine oy birliğiyle karar verilmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2019 tarih ve 2017/14-1750 E. - 2019/321 K. sayılı ilamında özetle;
" Dava vekalet akdinin kötüye kullanılmasından kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olup, yukarıda da ifade edildiği üzere vekalet sözleşmesinin en önemli unsurları arasında, vekilin hesap verme borcu gelmektedir. Vekil, yaptığı işin hesabını vermeye ve müvekkili nam ve hesabına edindiği her şeyi iade etmeye, iade edilinceye kadar da almış olduğu şeyleri saklamaya mecburdur. Vekilin hesap verme borcu, vekalet sözleşmesinin kurulmasıyla birlikte doğup, işin vekilin tarafından yürütülmesi sırasında ve sona ermesinde de devam etmektedir. Bu nedenle de vekilin aldıklarını geri verme borcunda zamanaşımı vekalet sözleşmesi sürdükçe işlemez. Bir başka deyişle iade borcunda muacceliyet vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesiyle başlar (Hukuk Genel Kurulunun 2011 tarihli ve 2011/13-161 Esas ve 2011/276 Karar sayılı). Somut olayda, vekil sıfatıyla harekete eden davalının hesap verme borcunu yerine getirdiğine ilişkin dosya arasında herhangi bir belge de bulunmamaktadır. Hal böyle olunca eldeki davada zamanaşımının dolduğundan bahsedilemez. Dava süresinde açılmış olup işin esası incelenerek taraf delillerinin toplanıp sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı süresinin dolduğundan bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davalının davacının vekil sıfatıyla dava konusu taşınmazların temliki ile ilgili olarak yaptığı bir işlem bulunmadığından, davada "Vekalet görevinin kötüye kullanılması" hukuksal nedenine dayanılmasının kabul edilemeyeceği, davacının davalıya para gönderdiğini belirterek inanç ilişkisine dayanmış bulunduğundan eldeki davada zamanaşımının davacının ferağ umudunun yitirdiği an olan dava tarihinde işlemeye başlayacağı, dolayısıyla davanın zamanaşımı süresi içinde açıldığına işaret eden özel daire bozma kararı doğrultusunda hükmün bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir." gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile değişik gerekçelerle direnme kararının bozulmasına, karar verilmiştir.
VI. YARGITAY HUKUK GENEL KURULU KARARI SONRASINDA; MAHKEMECE VERİLEN KARAR VE DAİREMİZİN BOZMA İLAMI:
A. Mahkemenin 12.10.2021 tarihli ve 2019/653 E. - 2021/214 K. sayılı kararıyla;
"...Davanın vekalet sözleşmesinin kötüye kullanılmasına dayalı tapu iptali ve tescil talebine ilişkin olduğu, toplanan delillere göre davacının kendisi adına taşınmaz alınması amacıyla davalı tarafa göndermiş olduğu paralarla ... Mahallesi 963 parsel sayılı taşınmazdan hisseler almayı amaçladığı, ancak davalı tarafın vekalet sözleşmesine aykırı davranarak ilgili hisseleri kendi adına aldığı, her ne kadar davacı taraf hisselerin kendi adına alınması için davalıya vekaletname vermiş ise de davalı tarafın vekalet görevini kötüye kullanıp 963 parsel sayılı taşınmazdaki hisseleri direk kendi üzerine alarak vekalet görevini kötüye kullandığı, bu kapsamda davalı tarafın hakkı olmadığı halde hisse sahibi olduğu hisselerin tapu kayıtları ile ilgili taşınmazlardaki davalı adına olan intifa haklarının iptali gerektiği ayrıca yargılama sırasında üçüncü kişiye devredilen davalıya ait 3/12 lik hisseye yönelik davacının tazminat talebinin de kabulü ile 1.224.750,66 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği..." gerekçesiyle; davanın kabulüne, karar verilmiştir.
B. Dairemizin 10.01.2023 tarihli ve 2022/4443 E. - 2023/83 K. sayılı kararında özetle;
"...Dava konusu taşınmazların geldisi olan 963 parsel sayılı taşınmazda davalı ...'nın 22.06.1992 tarihli satış işlemiyle 4/12 hisse, 17.07.1992 tarihinde yapılan satış işlemiyle ise 2/12 hisse satın alarak toplamda 6/12 hisse edindiği; 25.12.1992 tarihli satış işlemiyle bu 6/12 hisseyi dava dışı Sadık'a satış yoluyla devrederek, 28.12.1992 tarihinde taşınmazın tapu kaydına "6/12 payın intifa hakkı ...'ya aittir." şerhi konulduğu; 14.12.1995 tarihli satış işlemiyle Sadık'ın davalı ...'dan devraldığı 3/12 hisseyi davalı ...'ya, kalan 3/12 hisseyi ise davacı ...'e satış yoluyla devrettiği, 1998 yılında ve 2014 yılında yapılan imar uygulamaları ile de dava konusu taşınmazların oluştuğunun tespit edildiği; davacının eldeki davayı, dava konusu taşınmazı satın alması konusunda davalıyı vekâletname ile yetkilendirdiği ve davalıya para gönderdiği hâlde davalının vekâlet görevini kötüye kullanarak taşınmazı kendi adına satın aldığı iddiasıyla açtığı; diğer taraftan her ne kadar davacı vekili dava dilekçesinde, 14.12.1995 tarihinde yapılan satış işlemi sırasında davalının dava konusu hissenin yarısını ve intifa hakkını aldatma yoluyla kendi adına tescil ettirdiğini ileri sürmüşse de, dosya kapsamına göre davacı tarafın bu iddiasını ispatlayamadığı gibi; 25.02.2021 tarihli duruşmada davacının,14.12.1995 tarihinde yapılan satış işlemi sırasında evrakları okumadan imzaladığını beyan ettiği; davacı, dava konusu 6/12 hissenin tamamının kendisine ait olduğunu iddia etmekteyse de 14.12.1995 tarihinde tapuda bizzat işleme katılmak suretiyle kendisine ait olduğunu savunduğu hissenin yarısının devrine onay verdiği, bunun yanında bu hisse üzerinde davalı lehine intifa hakkı tesis ettiği, bu durumda artık davalının vekâlet görevini kötüye kullandığından söz edilemeyeceğinin kabulü gerektiği; bu nedenle Mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
VII. MAHKEMECE VERİLEN TEMYİZE KONU EDİLEN KARAR
Gerekçe ve Sonuç:
Mahkemenin başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; yukarıdaki Dairemiz bozma ilamında belirtilen gerekçelerle; davanın reddine karar verilmiştir.
VIII. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemece eksik incelemeyle ve gerekçesiz olarak karar verildiğini, maddi bir hata neticesinde Yargıtay ilamına uyulmasının taraflar açısından usuli kazanılmış hak doğurmayacağını, Yargıtay 7. Hukuk Dairesince bozma ilamında davanın hile hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil davası olduğunun kabul edildiğini, ancak mahkemece hile konusunda inceleme yapılmadığını, bu eksikliğin davanın sonucunu etkileyen maddi hata olduğunu, duruşmalı temyiz incelemesi sırasında ve karar düzeltme dilekçelerinde aynı hususları dile getirdikleri halde bu beyanlarının ve iddialarının dikkate alınmadığını, aldatma iddiası yönünden yeniden inceleme yapılması gerektiğini ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; vekalet görevinin kötüye kullanılması nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. Vekalet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) 502 ila 514 üncü maddeleri arasında düzenlenmiş olup, Türk Borçlar Kanununun gerek temsile gerekse vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca vekilin, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanununun 506/2 inci maddesinde yer alan "Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekalet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür" şeklindeki açık hüküm gereğince, vekilin sadakat ve özen borcu, vekil edene karşı en önde gelen borçlarındandır. Bu borcun bir gereği olarak vekil, vekil edenin daima yararına hareket etme, vekil edeni zararlandırıcı, onun iradesine aykırı eylem ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır.
2. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekâlet sözleşmesi temelinde güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması Türk Borçlar Kanunu'nun vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümleri yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.
3. Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla harekete eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. Vekil, kendisi veya üçüncü kişinin çıkarı için kasten vekil edenin zararına hareket edebileceği gibi, vekâlet görevini kötüye kullanırken, kendisini veya üçüncü kişiyi faydalandırmayı düşünmeyerek sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da bir eylem veya işlem yapabilir.
3. Değerlendirme
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
IX. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Onama harcı peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
30.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!