7. Hukuk Dairesi 2023/5513 E. , 2024/807 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2020/53 E., 2023/334 K.
KARAR : Asıl davanın reddine, birleştirilen davada temliken tescil talebinin reddine
dava davacıları-asıl dava davalıları vekili
Taraflar arasında asıl davada el atmanın önlenmesi ve birleştirilen davada tapu iptali ve tescil, olmazsa TMK'nın 225 inci maddesi gereği irtifak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay 8. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın reddine, birleştirilen davada temliken tescil talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı Asıl dava davacısı-birleştirilen dava davalısı vekili ve birleştirilen dava davacıları-asıl dava davalıları vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Asıl davada davacı vekili; vekil edeninin 674 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, komşu 673 parselin davalı ... adına kayıtlı olduğunu, taşınmaz üzerinde ev bulunduğunu ve bu evin vekil edeninin taşınmazına tecavüzlü olduğunu ileri sürerek davalıların müdahalesinin önlenmesine ve tecavüzlü kısmın kâl’ine karar verilmesini istemiştir.
Bozma sonrası bir kısım davalılar vekilince açılan ve birleştirilen davada davacılar vekili; müvekkillerinin, davalının kardeşi ...'ın mirasçıları olup dava konusu 673 parsel sayılı taşınmazın intikal yolu ile maliki olduklarını, davalının ise komşu 674 parsel sayılı taşınmaz maliki olduğunu, dava konusu parsellere ilişkin ilk tapulamanın 20.10.1963 tarihinde kesinleştiğini, davacıların murisi ... ve davalının babası olan ... adına kaydedildiğini, söz konusu olan kargir ev ve ahırın tarafların babaları olan ... tarafından yapıldığını, iddia edildiği gibi evi yapanın davalı olmadığını, dava konusu ... yapıya itiraz edilmediğini ileri sürerek, müvekkillerine ait yapının davalıya ait alanın ... yapının üzerinde bulunduğu 2,496 m² kısım, 3,14 m²'lik kısım ve 9,01 m²'lik kısım olmak üzere toplam 37,11 m²'lik kısmın müvekkilleri adına temliken tesciline, mümkün olmaması halinde TMK’nın 725 inci maddesi kapsamında irtifak hakkı kurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Asıl davada davalılar vekili, davanın reddini savunmuştur.
Birleştirilen davada davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
III. MAHKEME KARARI
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davacının her iki taşınmazda da payı olduğu ve her iki taşınmazın da birbirine tecavüzlü olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince; “…davacının, dava açmakta hukuki yararı bulunduğu, işin esası hakkında araştırma yapılarak hüküm tesis edilmesi gerektiği…” nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulü ile davacıya ait 674 parsel sayılı taşınmaza, bilirkişi ...’ın 22.10.2014 tarihli rapor krokisinde A+B+C ile gösterilen kısımlara davalının haksız el atmasının önlenmesine karar verilmiş, karara karşı davalılardan ... tarafından temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
Yargıtay 8. Hukuk Dairesince; “…dava konusu 674 parsel sayılı taşınmazın davacı ... adına tam hisse ile kayıtlı olduğu, komşu 673 parsel sayılı taşınmazın ise davacı ..., davalı ... ve dava dışı ... adına paylı şekilde kayıtlı iken ... hissesinin 13.4.2007 tarihinde davalı (birleştirilen dava davacıları murisi) ...’a satıldığı, dava konusu alanda yenileme kadastro çalışmalarının yapıldığı, bu çalışmalar neticesinde 674 parsel sayılı taşınmazın 127 ada 7 parsel, 673 parsel sayılı taşınmazın ise 127 ada 6 parsel numarasını aldığı, dosyaya, bilirkişi raporu ekinde, her ikisi de 22.10.2014 tarihli olmak üzere iki adet kroki ibraz edildiği, Ek-1 olarak dosyaya sunulan krokide yenileme kadastrosu sonucu oluşan yeni duruma göre, Ek-2 olarak dosyaya sunulan krokide ise yenileme kadastrosundan önceki duruma göre tecavüzlü alanların gösterildiği, dava konusu alanda yenileme kadastrosu çalışmaları yapıldığı anlaşılmasına rağmen Mahkeme tarafından yeni oluşan tapu kayıtlarının dosyaya celbedilmediği, davada kâl isteği de bulunduğundan tecavüzlü yapının üzerinde bulunduğu 673 parsel (yenileme ile 127 ada, 6 parsel) sayılı taşınmazda paydaş olan dava dışı ... ’ın davada davalı olarak yer alması gerekirken bu hususun göz ardı edildiği; dosyaya bilirkişi raporu ekinde, her ikisi de 22.10.2014 tarihli olmak üzere iki adet kroki ibraz edildiği, Ek-1 olarak dosyaya sunulan krokide, yenileme kadastrosu sonucu oluşan yeni duruma göre, Ek-2 olarak dosyaya sunulan krokide ise yenileme kadastrosundan önceki duruma göre tecavüzlü alanların
gösterildiği, Mahkeme tarafından 22.10.2014 tarihli krokinin kararın eki sayıldığı hükme yazılmasına rağmen infazda tereddüt yaratacak şekilde hangi krokinin esas alındığı belirtilmediği gibi, davada iki davalı bulunmasına rağmen ‘davalı’ şeklinde hüküm tesis edildiği ve hangi davalı hakkında ne hüküm verildiği konusunda duraksama oluştuğu, Mahkemece tecavüzlü yapının üzerinde bulunduğu 673 parsel (yenileme ile 127 ada, 6 parsel) sayılı taşınmazda paydaş olan ... ’ın davaya dahil edilmesi için davacı tarafa süre ve imkan verilmesi, dava konusu alanda yenileme kadastrosu çalışmaları sonucu oluşan yeni tapu kayıtlarının dosyaya celbi, gerekirse mahallinde yeniden keşif icrası, infaza elverişli krokili bilirkişi raporu alınması ve toplanmış ve toplanacak deliller çerçevesinde her bir davalı hakkında açık ve infaza elverişli hüküm kurulması gerekirken bu hususlar göz ardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisinin isabetli olmadığı…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin 18.07.2023 tarihli ve 2020/53 Esas, 2023/334 Karar sayılı kararıyla; dava konusu parsellerdeki taşınmazları davacının dedesinin yapıp çocuklarına miras paylaşımı olarak paylaştırmış olduğu, tarafların evleri kendileri yapmadıkları, davalı-birleştirilen dava davacısı tarafından taşınmazın bu şekilde alınarak kullanılmaya başlanıldığı, tarafların murisi tarafından evin bu şekilde kendisine verildiği, birleştirilen davada davacı tarafın iyi niyetli olduğu, daha sonradan bir yapı veya müdahalede bulunmadığı, birleştirilen dava davalısının arazisine herhangi bir müdahelesinin bulunmadığı, yapıların yapım zamanlarından beri bu şekilde kullanıldıkları, 22/a çalışmalarının ise parsel sınırları esas alınarak yapıldığı ancak taşınmazların yapım yıllarında bu şekilde sınırların kesin olarak belirlenemeyeceği ve parsellerin bir kök parselden gelerek murisleri tarafından bölüştürüldüğü, bu paylaşımın net sınırların belirlenmeyip dönem şartlarınca yapıldığı gerekçesiyle, ifrazın mümkün olmadığı anlaşıldığından iyi niyetli olan taraf lehine irtifak hakkı tesisine ve bu hak nedeniyle irtifak hakkı bedeli olan bedelin depo ettirilmesinin ardından birleştirilen davanın kabulüne; asıl dava yönünden ise; taşınmazların muris tarafından bu şekilde verildiğinin biliniyor olduğu, davalının iyi niyetinin yıllar öncesinden itibaren gerçek olması, haksız bir müdahelenin bulunmadığı, davacı tarafından da bu durumun bilineceği gerekçesiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuşlardır.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl dava davacısı-birleştirilen dava davalısı vekili temyiz dilekçesinde özetle; çaplı taşınmaza tecavüz halinde iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceğini, maliki olduğu 7 parseli üçüncü kişiden satın aldığını, muristen alınmadığını, davalı adına kayıtlı 6 parselle ilgili ise muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davası sonucunda kendilerinin ve diğer mirasçıların paydaş olduğunu, el atmanın önlenmesi ve kal taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, birleştirilen davada ise iyi niyet söz konusu olmadığından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Birleştirilen dava davacıları-asıl dava davalıları vekili temyiz dilekçesinde özetle; temliken tescil taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, belediye sınırları içinde belediye encümeninin, dışındaki alanlar ise il idare kurullarının yetkili olduğunu, dosyada bulunan Muğlu İl Özel İdaresi İmar ve Kentsel İyileştirme İdaresinin yazısında ve Milas Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü yazılarında net açıklama olmadığını, yine ilgili kurulun yetkili merci olmadığını, Muğla’nın 2014‘te büyükşehir belediyesi olduğunu, ifrazla ilgili yetki hususunda taşınmazın mücavir alanda kalıp kalmadığının araştırılmadığını, gerekli kurumların tespit edilerek araştırma yapılması taleplerinin kabul edilmediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Asıl dava el atmanın önlenmesi ve kal; birleştirilen dava ise temliken tescil, mümkün olmadığı takdirde irtifak hakkı tesisi taleplerine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
TMK’nın 684 üncü maddesinin birinci fıkrası ve 718 inci maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar. Ancak kanun koyucu ... yapılarda sosyal ve ekonomik bir değeri yok etmemek ve yapının bütünlüğünü korumak amacıyla TMK’nın 725 inci maddesi “Bir yapının başkasına ait araziye taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur. Böyle bir irtifak hakkı yoksa zarar gören malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde, ... yapıyı iyi niyetle yapan kimse, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.” hükmünü içermektedir.
Görüldüğü üzere ... yapının korunmasındaki bireysel ve kamusal yarar nedeniyle “üst toprağa bağlıdır” kuralına ayrıcalık getirilmiş ... yapı malikinin komşu taşınmazda inşaat veya irtifak hakkı gibi ayni bir hakkının bulunması hâlinde taşan kısım, taşılan taşınmazın değil, ana yapının bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüz’ü) sayılmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki ... yapıdan inşaat ve imalattan kasıt, taşınmaza sıkı ve devamlı surette bağlı olan esaslı yapılardır. Diğer bir söyleyişle taşan yapının tamamlayıcı parça (mütemmim cüz) niteliğinde olması gerekir. Onun, taşınmazın altında veya üstünde yapılması zeminde veya üstten sınırı aşması, arasında madde hükmünü uygulaması açısından hiçbir fark yoktur.
... inşaat, ... yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı ... yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de TMK’nın 725 inci maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.
Bu tür davalarda ... yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde ... yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir.
Malzeme sahibinin (yapı malikinin) TMK’nın 725 inci maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır;
a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyiniyetli olmasıdır.
TMK’nın 725 inci maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, ... yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyiniyettir. Öngörülen iyiniyetin TMK’nın 3 üncü maddesinde hükme bağlanan subjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur.
Bu kural, ... inşaatı yapan kimsenin, el attığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da ... inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder.
İyi niyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece resen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan ... inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyi niyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir (Subjektif koşul).
b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır.
TMK’nın 725 inci maddesinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen husus uygulama ve doktrinde inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması hâlinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının karşılaştırılması şeklinde değerlendirilmektedir. Kastedilen değer sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle TMK’nın 4 üncü, TBK’nin 50 nci maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde dava tarihine ve objektif esaslara göre tespit ve takdir edilmelidir (Objektif koşul).
c) Üçüncü koşul ise ... inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir.
... inşaatın yıkılması gerekmiyorsa, mahkemece yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda belirlenecek bedel arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir.
d) Yukarıda değinilen üç koşulun yanı sıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için ... yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.
1086 sayılı HUMK’nun 433/2 nci fıkrası; "karşı taraf, tebliğ gününden başlayarak on gün içinde cevap dilekçesini, hükmü veren mahkemeye veya bu mahkemeye gönderilmek üzere başka bir mahkemeye verebilir. Cevap veren, hükmü süresinde temyiz etmemiş olsa bile, cevap dilekçesinde hükme dair itirazlarını bildirerek temyiz isteğinde bulunabilir." hükmünü içermekte olup, anılan hüküm uyarınca bir taraf süresinde temyiz isteğinde bulunmamış olsa bile, karşı tarafın temyiz dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren 10 günlük süre içerisinde karşı temyiz isteğinde bulunması mümkündür. düzenlemesini; 6100 sayılı HMK’nın “Adli Tatilin Sürelere Etkisi” başlıklı 104 üncü maddesi ise “(1) Adli tatile tabi olan dava ve işlerde, bu Kanunun tayin ettiği sürelerin bitmesi tatil zamanına rastlarsa, bu süreler ayrıca bir karara gerek olmaksızın adli tatilin bittiği günden itibaren bir hafta uzatılmış sayılır.” düzenlemesini ihtiva etmektedir.
3. Değerlendirme
1. Asıl dava davalıları-birleştirilen dava davacıları vekilinin katılma yoluyla temyiz dilekçesinin incelenmesinde; asıl dava davacısı vekili tarafın temyiz dilekçesinin davalı tarafa adli tatil süresi içerisinde, 30.08.2023 tarihinde tebliğ edildiği, ilgili tarafın 13.09.2023 tarihinde katılma yoluyla temyiz talebinde bulunduğu, 6100 sayılı HMK’nin geçici 3 üncü maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı HUMK'nun 433/2 nci maddesi gereğince katılma yoluyla temyiz talebinin 10 günlük yasal sürede yapılmadığı anlaşılmakla asıl dava davalısı-birleştirilen dava davacısı tarafın temyiz dilekçesinin süre yönünden reddine karar verilmiştir.
2. Asıl dava davacısı-birleştirilen dava davalısı ve tarafın temyiz dilekçesinin incelenmesinde; Mahkemece taşınmaz üzerinde bedeli karşılığında irtifak hakkı tesisine dair hüküm kurulmuş ise de yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Öncelikle; bilirkişilerce taşınmazın niteliğinin ve tecavüzlü kısmın açıkça ve denetime elverişli olacak şekilde raporda belirtilmediği, irtifak hakkı kurulan yerdeki binanın esaslı yapı niteliğinde olup olmadığı ve el atılan yerin yıkılması halinde binanın kalan kısımlarının kullanılıp kullanılamayacağının araştırılmadığı, bunun yanında el atılan alan yıkıldığında yapının tamamının zarar görmesi halinde binanın tamamının değeri belirlenmeden, fahiş zarar olgusu da belirlenmeden karar verildiği anlaşılmaktadır.
O hâlde Mahkemece bilirkişilerden ek rapor alınarak, gerek görülmesi halinde yeniden keşif yapılarak davacıya ait taşınmaza taşan yapının esaslı yapı olup olmadığının, esaslı olan yapının yıkılması durumunda binanın tümünün kullanılamaz düzeyde zarar görüp görmeyeceğinin belirlenmesi, yine binanın tamamının değeri belirlenerek fahiş zarar araştırmasının yapılması, fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi gereği irtifak hakkı tesis edilecekse karar tarihine en yakın tarihli güncel irtifak bedelinin depo ettirilmesi gerekirken yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan, eksik araştırmayla yetinilerek karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu sebeple hüküm bozulmuştur.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Yukarıda (1) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle birleştirilen dava davacıları-asıl dava davalıları vekilinin katılma yoluyla temyiz dilekçesinin süre yönünden REDDİNE,
2. (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle asıl dava davacısı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,
Peşin yatırılan harcın yatırana iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,
14.02.2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!