WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 22 Haziran 2026

YARGITAY 7. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

7. Hukuk Dairesi         2023/1700 E.  ,  2024/1743 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1440 E., 2023/51 K.
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ağrı 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2017/217 E., 2020/132 K.

Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın husumetten reddine, asli müdahillerin davasının kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili; müvekkilinin 240 ada 3 parsel, 157 ada 2 parsel ve 230 ada 107 parsel sayılı taşınmazları bedellerini ödeyerek satın aldığını, ancak taşınmazları davalı oğlu ... adına tescil ettirdiğini, taşınmazların kendisine ait olduğu ve bedellerini ödediğine dair davalı ... ile 27.09.1992, 15.02.1994, 15.04.1997 tarihlerinde tutanak düzenlendiğini, davalı ...'in taşınmazları devre yanaşmadığını, iade etmediği gibi davalı eşi ...'a satış gibi, göstererek devrettiğini ileri sürerek; dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile oğulları ..., ..., ... adına eşit hisselerle tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

II. CEVAP
Davalı, davanın zaman aşımına uğradığını, inançlı işlem nedeniyle tapu iptal ve tescil talep edilmiş ise de, inançlı işlemin tapuya şerh edilmediğini, tapunun aleniliği ilkesinin bir gereği olarak tapu iptalinin mümkün olmadığını, ... ve ...'ın yaşları itibariyle taşınmazların alımına bir katkılarının olmadığını, davacı ...'in ise imam olduğunu, gelirinin bu taşınmazları almaya yeterli olmadığını, davacının sunduğu tutanaklardaki yazılara ve imzalara itiraz ettiklerini, davacının kendisine boş bir kağıda imza attırdığını, tutanaklardaki yazıları kendisinin yazmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

III. ASLİ MÜDAHALE
Asli müdahiller ..., ... ayrı ayrı verdikleri dilekçelerinde; 240 ada 3 parsel, 157 ada 2 parsel ve 230 ada 107 parsel sayılı taşınmazların müvekkillerinin babası tarafından satın alınmış ise de davalı ... adına tescil edildiğini, taşınmazlara gerçekte müvekkilleri ..., ... ile davalı ...'in ortak olduklarını, bu hususta 27.09.1992, 15.02.1994, 15.04.1997 tarihlinde tutanaklar düzenlendiğini, davalı ...'in taşınmazları davalı eşi ...'a satış gibi gösterilerek muvazaalı bir biçimde devrettiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazların tapu kayıtlarının iptali ile taşınmazların ..., ..., ... adına eşit hisselerle tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın yazılı delil ile ispatlandığı belirtilerek davacı ...’un davaya konu edilen taşınmazların kendi adına tapuya kayıt ve tescil edilmesi talebinin dava dilekçesinde netice-i talep kısmında açıkça yazılmamış olması nedeniyle bu talep hakkında hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacının davaya konu edilen taşınmazların oğulları ..., ..., ... adına tapuya kayıt ve tescil edilmesi taleplerinin aktif husumet nedeniyle reddine, asli müdahiller ...’un ve ...’un taleplerinin kısmen kabulüne karar verilmiştir.

V. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalılar vekili; mahkemenin inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zaman aşımı süresinin davacının ferağ umudunu yitirdiği anda başlayacağı, davanın açıldığı tarihte davacı-asli müdahillerin ferağ umudunu yitirmediği belirtilmiş ise de, Ağrı 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/313 Esas sayılı davası ile davacının geçmişte de aynı sebeplere dayalı olarak aynı davalılara yönelik dava ikame ettiğini, davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, dava konusu taşınmazlardan 240 ada 3 parsel ve 157 ada 2 parsel sayılı taşınmazlar kadastro tespiti ile müvekkili ... adına tespit ve tescil gördüğünü, kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten 10 yıl geçmiş olduğundan kadastro öncesi hukuki nedenlere dayalı olarak talepte bulunulamayacağını, bilirkişi raporu ile de yazıların müvekkiline ait olmadığının tespit edildiğini ileri sürerek istinaf başvurusunun kabulü ile mahkemece verilen hükmün kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, inançlı işlemden kaynaklı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu' nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 05.02.1947 tarihli ve 1945/20 Esas, 1947/6 Karar sayılı kararı.

3. Değerlendirme
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve özellikle ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere özellikle inançlı işlemin davalı ...’un imzasını taşıyan 27.09.1992, 15.02.1994, 15.04.1997 tarihli yazılı deliller ile ispatlanmasına ve adı geçen sözleşme içeriği ile dava konusu taşınmazların aynı taşınmazlar olmadığına yönelik bir itiraz bulunmamasına göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

KARŞI OY

Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Hemen belirtilmelidir ki, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12 nci maddesi, “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastro tutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ile kadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihi olarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz...” şeklinde düzenlenmiştir.

Somut olayda; dava konusu 157 ada 2 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydına dayalı olarak kadastro tespitinin yapıldığı ve komisyon tarafından 10.10.1988 tarih ve 2 sıra No.lu tapu kaydı ile davalı ... adına tesciline karar verildiği, tutanağın 31.12.1991 tarihinde kesinleştiği, tespit dayanağı tapu kaydının üçüncü kişinin satışı ile davalı ... adına tescilli olduğu; yine çekişmeli 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazın, 18.04.1985 tarih ve 7 sıra nolu tapu kaydına dayalı olarak davalı ... adına 17.10.1990 tarihinde yapılan kadastro tespitinin 20.12.1990 tarihinde kesinleştiği, tespit dayanağı 18.04.1985 tarih ve 7 sıra nolu tapu kaydının üçüncü kişinin satış işlemiyle davalı ... adına tescil edilmiş olduğu; eldeki davanın ise 14.03.2017 tarihinde açıldığı, asli müdahillerin 07.11.2017 tarihinde davaya asli müdahale talebinde bulunarak 04.12.2017 tarihinde dilekçelerini harçlandırdıkları anlaşılmaktadır.

Her ne kadar davacı ve asli müdahiller, kadastro tespiti sonrası düzenlenen 15.02.1994 tarihli belge ile 27.09.2019 (okunaksız) tarihli belgeye dayanmışlar iseler de, anılan bu belgeler 157 ada 2 ve 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitine dayanak tapu kayıtlarının inanç sözleşmesi gereğince davalı adına oluşturulduğunun delili niteliğindedir. Farklı bir ifadeyle, inanç sözleşmesi kadastro tespiti öncesi yapılmış, bu sözleşmenin kanıtı niteliğindeki yazılı deliller tespit sonrası düzenlenmiştir. İnanç sözleşmesinin kanıtı niteliğindeki yazılı deliller, işlemin yapıldığı anda, öncesinde veya sonrasında düzenlenebilir. Ne var ki bu belgeler, yapılan temliki işlem tarihindeki inanç ilişkisinin ispat vasıtası olup, inanç ilişkisinin olması gereken tarihi değiştiremezler. Zira, temliki işlem zamanında mevcut bir inanç sözleşmesi yoksa, sonradan düzenlenen taşınmazın devrine yönelik belgeler harici belge niteliğinde olacağından, bu belgelere dayalı olarak mülkiyet nakline karar verilmeyeceği de kuşkusuzdur. Bu bağlamda, dava konusu 157 ada 2 ve 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazların kadastro tespitlerinin kesinleştiği tarihten itibaren asli müdahale tarihine kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesinde belirtilen on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği açıktır. Asli müdahiller, anılan on yıllık hak düşürücü süre içerisinde, kadastro tespitlerinin dayanağı tapu kaydının inanç sözleşmesi uyarınca davalı adına oluşturulduğu ve taşınmazda kendilerinin de mülkiyet haklarının bulunduğu yönünde dava açmadıklarına göre, çekişmeli 157 ada 2 ve 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazlara yönelik istemlerinin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.

Hâl böyle olunca; asli müdahillerin dava konusu 157 ada 2 ve 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazlara yönelik davasının 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3 üncü maddesi uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen kararın doğru olmadığı düşüncesiyle, davalıların dava konusu 157 ada 2 ve 240 ada 3 parsel sayılı taşınmazlara yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İlk Derece Mahkeme hükmünün bozulması görüşünde olduğumuzdan Sayın Çoğunluğun onama kararına katılamıyoruz.