7. Ceza Dairesi 2023/19917 E. , 2024/4029 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2017/3283 E., 2018/2030 K.
SUÇ : 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'na muhalefet
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 26.09.2023 tarihli ve 2022/1112 Esas, 2023/7474 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.12.2023 tarihli ve 11 - 2019/30237 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu; sanık ...’in eyleminin bankacılık zimmeti suçunu oluşturmadığı ve bu kabule bağlı olarak da diğer sanık ...'un eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesi birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında banka ve kredi kartlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu olarak vasıflandırılması gerektiği, Dairemizce, sanık ...’ın, sanık ...’un azmettirmesi sonucu, görevi nedeniyle kendisine devredilmiş olan parayı kasten sanık ...’un mal edinmesini sağlayarak banka zimmeti suçunu işlediği kabul edildiği, oysa yargılamaya konu olayda azmettirmenin koşullarının bulunmadığı, sanık ... yönünden zimmet suçunun kanuni koşullarının oluşmadığı ve 5237 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin ikinci fıkrasındaki bağlılık kuralı gereği sanık ...’un da zimmet suçunun azmettireni olamayacağından bahisle onama ilâmının kaldırılmasına ve katılan Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu vekili, sanık ... müdafii, sanık ... müdafiilerinin temyiz istemlerinin kabulü ile hükmün bozulması talebine ilişkindir.
II. GEREKÇE
Oluşa ve dosya içeriğine göre; sanık ...'un (önceki ünvanı ... Ltd. Şti. olan) ... Şirketinde 25 yıl finans müdürü olarak çalıştığı, şirket ödemelerini planlayıp hazırladığı, ödeme hususundaki çift yetkili imzadan birisine yetkili bulunduğu, ... Şirketinin ... Hizmetleri A.Ş. ile 2011 yılından başlayıp yıllardır süregelen yüklü meblağlarda ticari ilişkisinin bulunduğu, son yıllarda yaşadığı ekonomik sıkıntıdan kurtulmak amacıyla keşidecisi ... Şirketi olan ... Bankası ... Şubesinden alınmış 13 adet çeki, ... A.Ş. adına silinebilir kalemle yazıp, eksik imzayı tamamlayarak, çek fotokopisini şirketin ödeme kartonuna taktıktan sonra ''... A.Ş.'' yazısını silerek çekleri "hamiline" yazılı hale getirdiği, çeklerin arkasını ciro ederek ... Ltd. Şirketi hesabındaki parayı çekmek suretiyle mal edindiği, sonra da bu olayı gizleyebilmek için kendi şahsi çeklerinden 13 tanesini aynı tutarda tanzim edip, birinci ciranta olarak Stüdyo Reklamcılık Şirketinin, ikinci ciranta olarak da ... Şirketinin kaşelerini şirket yetkililerinin haberi olmadan basıp sahte olarak imzaladığı, sahte cirolu çekleri ... Şirketinin borcuna karşılık ... A.Ş. ve D TV Şirketine verdiği, diğer sanık ...'in de bankada çalışması sebebiyle sanık ... tarafından ibraz edilen şikâyetçi şirkete ait çekleri işleme koyup, tahsili konusunda sanık ...'a yardım ettiği ve bankanın parasını zimmetine geçirdiği, böylelikle sanıkların bankacılık zimmeti eylemini işlediklerinin iddia ve kabul edildiği olayda;
5411 sayılı Kanun'un 160 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca, bankacılık zimmeti suçunun oluşabilmesi için, görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu “para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malların” kendisinin ya da başkasının zimmetine geçirilmesinin yeterli olduğu, sanık ...'un, içine düştüğü ekonomik sıkıntı nedeniyle kısa vadeli nakit para sağlamaya karar verip, üzerinde tahrifat yaparak "hamiline" dönüştürdüğü 13 adet çek bedellerini hukuka aykırı şekilde mal edinmek kastı ile hareket ederek, önceden tanıdığı banka çalışanı diğer sanık ...'i azmettirmesi sonucunda çek bedelleri toplamı olan 4.075.512,79 TL haksız menfaat temin etmesi, görevi gereği bankanın mal varlığını koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan sanık ...'in de, çıplak gözle dahi görünen, tahrifat yapılmış suça konu çekleri bankacılık mevzuatı ve teamülleri gereği ödemeden imtina etmesi gerekirken, çok yüklü miktarlardaki 13 ayrı çekin bedellerini sanık ...'a ödenmesini sağlaması nedeniyle, sanığın diğer sanık ...'un hukuka aykırı eylemlerine iştirak bilinç ve iradesi ile hareket ettiği, bankanın zararına olacak şekilde sanık ...'un mal edinmesini sağlamak suretiyle zimmet suçuna kasten iştirak ettiği, bankacılık zimmeti suçunda kanuni düzenleme gereğince, sanığın bizzat mal edinmesinin kanuni koşul olmadığı, banka malvarlığının bankacı fail dışında bir üçüncü şahsın zimmetine geçirilmesi halinde de suçun vücut bulacağı, hukuksal sorumluluk açısından, sanık ...'un 5237 sayılı Kanun'un 38 inci maddesi uyarınca azmettiren, diğer sanık ...'ın da banka personeli sıfatı ile bankacılık zimmeti suçunu işledikleri, dinlenilen tanıklar ile müşteki beyanlarından, sanıkların aşamalardaki ikrara yönelik savunmalarından, grafoloji bilirkişi raporu, murakıp raporu ve bilirkişi heyet raporu ile tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanıkların eyleminin sübuta erdiğinin kabulü ile ayrı ayrı mahkûmiyet hükmü kurulmasında bir isabetsizlik görülmemesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
III. KARAR
1.Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,
2.5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 26.09.2023 tarihli ve 2022/1112 Esas, 2023/7474 Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.04.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dairemiz sayın çoğunluğu ile aramızda oluşan görüş ve değerlendirme farklılığı; banka görevlisi olan sanık ...’in eyleminin yerel mahkemenin kabulünde esas alınan deliller ışığında bankacılık zimmeti suçunu oluşturup oluşturmadığı noktasındadır.
Daire çoğunluğu, mahkemenin kabulünde olduğu gibi, Sanık ...’ın sanık ...’un azmettirmesi sonucu, görevi nedeniyle kendisine devredilmiş olan parayı kasten sanık ...’un mal edinmesini sağlayarak banka zimmeti suçunu işlediğini kabul etmiştir.
Oysa biz, aşağıdaki yazılı gerekçelerle, yargılamaya konu olayda azmettirmenin koşullarının bulunmadığı, sanık ... yönünden zimmet suçunun yasal koşullarının oluşmadığı ve TCK’nin 40/2. maddesindeki bağlılık kuralı gereği sanık ...’un da zimmet suçunun azmettireni olamayacağı kanaatinde bulunmaktayız.
Öncelikle bankacılık zimmeti, suçun özel görünüş şekillerinden biri olan iştirak, bağlılık kuralı ve azmettirme konuları ile ilgili yasal düzenlemelere bakacak olursak:
Bankacılık zimmeti suçu 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 160. maddesinde düzenlenmiştir. Basit zimmet suçu da anılan maddenin 1. fıkrasında “Görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu para veya para yerine geçen evrak veya senetleri veya diğer malları kendisinin ya da başkasının zimmetine geçiren banka yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile diğer mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararı tazmine mahkûm edilirler.” tarif edilmiştir.
Kanuni tarifte de yazılı olduğu üzere bu suç özgü suç olup yalnız banka görevlileri tarafından işlenebilir. Üçüncü kişiler bu suça ancak TCK’nin 40/2. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı gereğince azmettiren ya da yardım eden olarak katılabilirler. Öncelikle banka çalışanına görevi gereği zilyedliği devredilmiş veya koruma veya gözetimi altında bulunan para veya para yerine geçen evrak, senet veya diğer malların bulunması gerekir. Banka görevlilerinin de suça konu değerleri kendisinin ya da başkasının zimmetine geçirmesi, mal etmesi gerekmektedir. Ancak bu koşullarda 5411 sayılı Kanunun 160.maddesinde düzenlenen suç oluşabilecektir.
Suçlar kural olarak, bir kişi tarafından işlenebileceği gibi, birden fazla kişinin iştirakiyle de işlenebilir. İştirak şekilleri faillik ve şeriklik olarak ikiye ayrılmaktadır. Faillik, kanunda tarif edilmiş haksızlığın gerçekleştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Suçun icrasına katılmakla birlikte, suçun işlenişine bulunduğu katkı suçun kanuni tarifine uygun olmayan diğer suç ortaklarının da gerçekleşen haksızlıktan sorumlu tutulabilmeleri gerekir. Suçun işlenişine bulunduğu katkı kanuni tarifteki haksızlığı gerçekleştirmeyen diğer suç ortakları, şerik olarak nitelendirilmekte ve kanunun şerikliğe ilişkin genel hükümleri, sorumluluk alanını genişleten hükümler olarak değerlendirilmektedir. Azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı tezahür şeklinin söz konusu olduğu şeriklikte, suç ortaklarının gerçekleşen kanuni tarife uygun haksızlıktan sorumlu tutulabilmeleri ancak bağlılık kuralı ile mümkün olabilecektir. Fail, gerçekleşen kanuni tarife uygun haksızlıkla, suçun objesiyle doğrudan temas halinde iken, şerik için böyle doğrudan bir temas söz konusu değildir. Şerik faille olan şahsi bağlantısı nedeniyle ve ancak bağlılık kuralı vasıtasıyla söz konusu haksızlıktan sorumlu olmaktadır.
Görüldüğü üzere yeni TCK’de azmettirme faillik olarak değil bir şeriklik türü olarak TCK’nin 38/1. maddesinde “Başkasını suç işlemeye azmettiren kişi, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Azmettirme, belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan ve dolayısıyla karar vermemiş bir kişinin bir başkası tarafından bu suçu işlemeye karar verdirilmesidir. Azmettirme, daima fiil üzerinde manevi bir etkiyi ifade etmektedir. Keza belli bir kişi suç işlemeye azmettirilmelidir. Azmettiren azmettirilen kişide suçun işlenmesi konusunda karar oluşturmalıdır. Azmettiren şahıs, suç işleme doğrultusundaki iradesini bir başkasına intikal ettirmektedir. Böylece, azmettirenle azmettirilen arasında şahsi bir ilişki oluşmaktadır. Bir fiile şerik olarak iştirak edebilmek için, söz konusu fiilin en azından kasten ve hukuka aykırı olarak işlenmesi gerekir. Maddi ve manevi unsurların ve aynı zamanda hukuka aykırılığın gerçekleşmediği bir fiile şerik olarak iştirak mümkün değildir. Azmettiren azmettirileni ikna etmek amacıyla değişik yöntemler kullanabilir. Kanun, azmettirme açısından sadece neticeye önem verdiği için azmettirmede kullanılan araçların yani faili etkileme biçiminin herhangi bir önemi yoktur. Parasal menfaatler, şehevi arzular, herhangi bir ekonomik, sosyal, siyasi veya ruhani vaat, ikna etmek için kullanılabilir. Azmettiren, ikna edebilmek için azmettirilmek istenen kişi üzerinde sahip olduğu otoriteyi veya yetkiyi de kullanmış olabilir. Ancak bu durumda dolaylı faillikten farklı olarak azmettirilmek istenen kişinin isnat yeteneği tam olup, azmettirenin failin davranışları ve iradesi üzerinde fiili hakimiyeti söz konusu değildir.
Yukarıda yazılı yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde:... Limited Şirketinin 08/04/2009 tarihli şikayet dilekçesi içeriği ve resmi yazışmalarında da görüldüğü üzere, Sanık ...’un adı geçen şirketin finans müdürü ve imza yetkilisi olduğu, ödeme güçlüğüne düşmesi üzerine şirkete ait 13 adet çekin lehdar kısmında yazılı olan ... A.Ş ibaresini silerek kendi ismini yazdığı, çekin arkasını da ciro etmek suretiyle sahteleştirdiği çekleri sanık ...’in görev yaptığı bankaya ibraz ederek ödenmesini sağlamak suretiyle mal edindiği konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Burada önemli olan banka görevlisi sanık ...’ın suça konu çeklerin sanık ... tarafından sahteleştirildiğini bilip bilmediği, sahteleştirildiğini biliyor ise çeklerde yazılı zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu parayı sanık ...’un azmettirmesi ile bu sanığa ödenmesini ve mal edinmesini sağlayıp sağlamadığı, bu eylemi bilerek ve isteyerek yapıp yapmadığıdır.
Dosya içerisindeki delilleri incelediğimizde:
1-... Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 18/06/2009 tarihli raporda: “... ve tespit edilen akrabalarının hesap hareketlerinin geriye dönük incelenmesinde gerek ... gerekse belirtilen olgularla bağlantılı bir işleme rastlanmadığı, ...’in suça konu olduğu belirtilen eyleme iştirakının varlığı tespit edilememiştir.” tespit ve sonuca varılmıştır.
2-BDDK tarafından ... düzenlettirilen 07/10/2016 tarihli raporda: “...’in ibraz edilen çeklerin üzerinde silinti olmasına rağmen sadece kendisine tahsil amaçlı olarak üzerinde tahrif edilmiş çekleri getiren sanık ...’dan teyit aldığını ifade ederek ve provizyon almayarak üzerine düşen özen yükümlülüğünü yerine getirmediği tespitinde bulunularak; ...’in zilyedliğinde olan paranın zilyedliğini üzerine düşen görevi özensiz yerine getirdiğinden dolayı suçun maddi unsurunun gerçekleştiğine kanaat getirilmiştir. Suçun manevi unsurunun oluşup oluşmadığına dair bir kanaat oluşmamıştır.” yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
3-Adli Tıp ve Belge İnceleme uzmanınca düzenlenen 10/12/2013 tarihli Grafoloji Raporunda: “Çeklerdeki değişikliğin banka görevlilerince ilk bakışta ve kolaylıkla anlaşılabileceği cihetle iğfal kabiliyetini haiz olmadığı saptanmıştır” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
4-Mahkemece 3 kişilik bilirkişiden aldırılan 06/02/2015 tarihli raporda: “Sanık ...’in suça iştirak ettiğinin kabulü halinde fiilinin bankacılık yasasında düzenlenen zimmet suçunu oluşturacağı, sanık ...’in çeklerin üzerindeki tahrifatlara rağmen, bilerek veya gerekli kontrol, gözetim ve imza teyidini diğer ... Şubesinden temin etmeyerek hataen diğer sanık ...’a ödenmesini sağlaması sonucunda ... sanık ...’un mal edindiği” yönünde saptamalarda bulunulmuştur.
5-Mahkemenin gerekçeli kararda yer verdiği tanıkların tamamı sanık ... yönünden olumsuz değerlendirmelerde bulunmuş, sanık ...’ın aleyhine olabilecek bir beyana rastlanmamıştır.
6-... Bankası, çalışanı sanık ... hakkında şikayetçi olmamıştır.
7-BDDK 26/01/2017 tarihinde sanık ... hakkında 5411 sayılı Kanunun 162. maddesi uyarınca yazılı başvuruda bulunmuştur.
Mahkeme mahkumiyet gerekçesini: Bankanın bir finans ve güven kurumu olup sanığın 25 yıllık tecrübeli bir bankacı olduğu, bankaya ibraz edilen çeklerdeki lehdar kısmında tahrifat olup bunun bilirkişi raporunda belirtildiği üzere çok açık görüldüğü, iğfal kabiliyetinin bulunmadığı, bu çekleri işleme koymaması gerektiği, işleme koyuyor ise en azından yazılı teyit alması gerektiği, çeklerin üzerinde tahrifat yapıldığı bilindiği halde ısrarla mevzuat ve bankacılık ilke ve teamüllerine, keza görev tanımına tamamen ve açıkça aykırı ödeme yapılmasını sağladığı, daha önceden tanıştıkları ve işlemlerini yürüttüğü diğer sanık ...’un azmettirmesi ile birlikte suç kastı ile hareket ettiği, banka parasını sanık ...’un azmettirmesi ile haksız şekilde sanık ...’un mal edinmesini sağlamak suretiyle üzerine atılı banka zimmeti suçunu işlediği ve bankanın hukuki sorumluluğuna dair TTK’nın 724. maddesine dayandırmıştır.
Gerekçede mahkeme, sanığın 25 yıllık tecrübesi olan bir bankacı olduğunu, suça konu çeklerde sahtecilik yapıldığının açık olması nedeniyle işleme konulmaması gerektiğini, işleme konuluyor ise en azından yazılı teyit alması gerektiğini, ödemenin bankacılık ilkelerine ve görev tanımına aykırı bulunduğuna dayanmış, dayanak yaptığı anlatımların tamamın da sanığın özensizliğinden bahsetmiş, ancak kastını ortaya koyan en küçük bir delile rastlanmamıştır. Sadece kabulün bir yerinde “daha önceden tanıştıkları ve işlemlerini yürüttüğü diğer sanık ...’un azmettirmesi ile birlikte suç kastı ile hareket ettiği” şeklinde bir tespitte bulunulmuş ancak sanığın ne surette diğer sanık ... tarafından azmettirildiği sonucuna götürecek bir delile de değinilmemiştir.
Özensiz davrandığı yönünde bir tespitte bulunulan sanığın özensizliğinin bu suça tek başına vücut veremeyeceği, sanığın kastını ortaya koyan deliller ve buna bağlı tespitlerin de kararda yer alması gerektiği açıktır. Tek başına, bankacılık işlemleri nedeniyle tanışan sanıkların bu tanışıklığının azmettirmenin kabulü için yeterli olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Bu tanışıklığın, parasal menfaatler, diğer sanık ...’u düştüğü ekonomik zorluktan kurtarmaya yönelik vicdani bir yükümlülük, şehevi arzular, herhangi bir ekonomik, sosyal, siyasi veya ruhani vaat, iradeyi ortadan kaldırmayacak derecedeki baskılar gibi nedenlerle tanışıklıktan öte bir ilişkiye dönüştüğü ve sanık ...’un sanık ...’ı bu nedenlerden biri ya da birkaçıyla ikna yoluyla suçun işlendiği ortaya konulmalıdır. Başlangıçta suç işleme konusunda bir kararı olmayan azmettirilen sanık ...’ın koruma ve gözetiminde bulunan bankanın parasını sanık ...’un mal edinmesini sağlamaya dönük, kanunda yazılı bir haksızlığın içerisine sokan delillerin dosya içerisinde bulunması şarttır. Ancak mahkemece böyle bir yola gidilmeden, bizatihi sanığın özensizliğini, sırf sanıkların birbirlerini iş nedeniyle tanımalarıyla ilişkilendirerek, aleyhe yorumlamak suretiyle bu durumu her iki sanığın azmettiren-azmettirilen ilişkisi içerisinde yani iştirak halinde atılı suçu işledikleri kabul edilmiştir. Böylelikle bir anlamda zimmet suçunu şekli bir suç haline getirmiştir. Bu kabul bizi, banka çalışanlarının özensizlikleri sonucu yaptıkları işlemler nedeniyle bankayı zarara uğratmaları halinde zimmet suçunun oluşacağı gibi bir kabule götürecektir ki, bu sonuç; Türk Ceza Kanunundaki suç teorisiyle, suçla, suçun maddi ve manevi unsuru ile kanuna aykırılık olmadan oluşamayacağı gerçeğiyle de çelişecektir.
Yukarıda da işaret edildiği üzere;
1-Sanık ... ile sanık ... arasında müşteri-banka görevlisi arasında olması gereken ilişkiden başkaca bir ilişki “parasal menfaatler, diğer sanık ...’u düştüğü ekonomik zorluktan kurtarmaya yönelik vicdani bir yükümlülük, şehevi arzular, herhangi bir ekonomik, sosyal, siyasi veya ruhani vaat, iradeyi ortadan kaldırmayacak derecedeki baskılar vs.” bulunduğuna dair bir delile rastlanmamıştır.
2-Tanık anlatımlarında sanık ... ile sanık ... arasında bir yakınlık bulunduğuna dair bir beyanda bulunulmamıştır.
3-... Bankası Teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen 18/06/2009 tarihli raporda da yazılı olduğu üzere; ... ve tespit edilen akrabalarının hesap hareketlerinin geriye dönük incelenmesinde gerek ... gerekse belirtilen olgularla bağlantılı bir işleme rastlanmamıştır. Yine aynı raporda ...’in suça konu olduğu belirtilen eyleme iştirakının bulunmadığı tespitine yer verilmiştir.
4-BDDK tarafından ... düzenlettirilen 07/10/2016 tarihli raporda, “sanık ...’ın zilyedliğinde olan paranın zilyedliğini üzerine düşen görevi özensiz yerine getirdiğinden” şeklinde tespite yer verilmiştir.
5-Mahkemece 3 kişilik bilirkişiden aldırılan 06/02/2015 tarihli raporda da, “sanık ...’in çeklerin üzerindeki tahrifatlara rağmen, bilerek veya gerekli kontrol, gözetim ve imza teyidini diğer ... Şubesinden temin etmeyerek hataen diğer sanık ...’a ödenmesini sağlaması sonucunda ... sanık ...’un mal edindiği” yönünde saptamalarda bulunulmuştur.
Tüm deliller ve tespitler sanık ...’in suça konu işlemleri özensiz, dikkatsiz ve hataen yaptığını göstermekte ancak sanığın işlemleri diğer sanık ...’a mal edindirme kastıyla, bu durumu bilerek ve isteyerek yaptığına-yaptırdığına dair somut bir delil bulunmamaktadır. Mahkemece, azmettiren sanık ...’un azmettirilen sanık ...’ı zimmet suçunu işleme konusunda ne şekilde ikna ettiği, suçun işlenmesi konusunda ne surette karar oluşturduğu yönünde hiçbir değerlendirme yapılmadan sadece iki kişinin iş nedeniyle tanışıyor olmalarından yola çıkarak azmettirme ve suçun sübutu kabul edilmiştir. Atılı suçun işlenişi itibariyle bu suçun ortaya çıkmama ihtimali bulunmamaktadır ve suç tarihi itibariyle de bu miktar oldukça yüksektir. Bu durumu değerlendirebilecek bir banka görevlisinin bir menfaat ilişkisi içerisinde olmadan başka birisine bu şekilde menfaat temin edebilmesi hayatın olağan akışını bir yana bıraksak bile mantıkla da bağdaşmamaktadır. Mahkemece, bu ilişki delillerle ortaya konarak karara yansıtılmadan suçun sübutunu kabul etmek mümkün değildir. Öte yandan sanık ...’un finans müdürü ve imza yetkilisi olduğu şirket uzun yıllardır sanık ...’ın çalıştığı banka ile çalışmakta, bu şirketin işlemleri ile ilgili görüşülmesi gereken bir konu olduğunda sanık ... sadece sanık ... ile görüşmekte, tek muhatap da bu kişi olmaktadır. Uzun yıllardır da işleyiş bu şekilde süregelmektedir. Suça konu çeklerde bankaya ibraz edildiğinde, çeklerin lehdar bölümündeki yazı ile ilgili bir tereddüt hasıl olması ve bu durumun kendisine intikal etmesi üzerine sanık ... da her zaman olduğu gibi şirket yetkilisi olan ve aynı zamanda çekte lehdar olarak görülen sanık ...’u arayarak çeklerin ödenip ödenmemesi konusunu görüşmüş ve ödenmesi konusunda sözlü talimat alması üzerine de çekler ödenmiştir. Kanaatimizce sanık ... çekleri diğer sanık ...’un azmettirmesi ile değil tamamen şirket yetkilisi ile yapmış olduğu görüşme ve yıllardır süregelen güven ilişkisine dayalı olarak ödemiştir. Ayrıca suça konu çeklerde yazılı olan bedel üçüncü bir kişiye değil şirketin her türlü işlemlerini yürütmeye haiz imzaya yetkili finans müdürüne ödenmiştir. Sanık ...’ın İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tanık sıfatıyla verdiği beyanı ve İstanbul Başsavcılığında şüpheli sıfatı ile verdiği ifadesi dikkate alındığında; sanığın azmettirme sonucu değil tamamen güven ilişkisine dayalı, özensizlik sonucu çek bedellerini ödediği görülmekte, bunun dışında suç işleme kastını, diğer sanığın azmettirmesi ile ona menfaat temin etmek için hareket ettiğini ortaya koyan bir delil bulunmamaktadır. Kaldı ki, bir banka, çalışanının hiç yapmaması gereken bir işlemi yaptığını, bankayı çok yüklü miktarda zarara uğrattığını ve bunu da kötü niyetle, kasten yaptığını düşünse ilk olarak bu kişinin işine son verir. Oysa 25 yıllık çalışanı sanık ...’ın iş aktini feshetmeyip çalıştırmaya devam ettirmiştir. Yine dosya içerisindeki raporda, ne sanıkta ne de yakınlarının hesap hareketlerinde zimmet şüphesini doğuracak bir tespite rastlanmadığı gibi, sanıkların özel hayatlarında da arkadaşlık yaptıklarına, görüştüklerine dair bir bilgi-belge de bulunmamakta, ilişkileri sadece bankacılık işlemleri ile sınırlı görülmektedir. Sanığın kişiliği ile ilgili de dosyaya yansıyan olumsuz bir delil de bulunmamaktadır.
Tüm bu nedenlerle; tarafımızda, sanık ...’ın sanık ... tarafından azmettirilmek suretiyle kasten atılı bankacılık zimmeti suçunu işlemediği, olayda kast unsurunun gerçekleşmediği, suçun manevi unsurunun oluşmadığı yönünde vicdani kanaat oluştuğundan;
a)Sanık ... hakkında Beraat kararı verilmesi gerektiği,
b)TCK’nin 40/2. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca atılı zimmet suçuna ancak azmettiren (şerik) olarak katılabilecek sanık ...’un, sanık ...’ın eyleminin suç teşkil etmemesi nedeniyle zimmet suçuna azmettirme suçunun faili olamayacağı; sanık ...’un eyleminin, suça konu çekleri sahteleştirmek suretiyle hile ile gerçekleştiği kabul edilirse TCK’nin 158/1-f maddesi kapsamında banka ve kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu ya da hile unsurunun gerçekleşmediğinin kabulü halinde ise TCK’nin 155/2. maddesi kapsamında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilebileceği,
c)Kabule göre de; suç işleme kastı dahi tam olarak ortaya konamayan banka görevlisi hakkında, kasta dayalı kusurunun ağırlığı da yazılmak suretiyle, alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle ceza tayini yoluna gidilmesinin dosya kapsamıyla uyumlu olmadığı düşüncesiyle sayın çoğunluğun mahkumiyet kararlarının onaması yönündeki düşüncesine iştirak edilmemiştir. 17.04.2024
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!