6. Hukuk Dairesi 2022/2030 E. , 2023/2871 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2021/957 E., 2021/419 K.
HÜKÜM/KARAR : Asıl Davanın Kabulüne Bileşen Davanın Karar Verilmesine Yer Olmadığına
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil istemli asıl ve birleşen davalardan dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Mahkeme kararı asıl davada davalı yüklenici vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı temlik alan vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında akdedilen 07.01.1999 tarihli satış sözleşmesi gereğince gayrimenkulun 25.000 DM karşılığında müvekkili tarafından satın alındığını, 11.000 DM peşin verildiğini, kalan 14.000 DM'nin de 1.000'er DM olmak üzere 14 ayda tamamen ödendiğini, davalının taşınmazın tapusunu 30.11.1999 tarihinde müvekkiline vermesi gerekirken tapusunu vermediğini belirterek, davalı adına kayıtlı Bağcılar ilçesi, Kirazlı köyü, 2536 ada, 21 parsel sayılı taşınmazın 3.normal kat, 4 no.lu bağımsız bölümün davalı adına olan tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, sunduğu 15.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile mahallinde yapılacak keşif ile halihazırda müvekkiline ait olan dairenin değer tespiti yapılarak yapılan bu tespit neticesinde ortaya çıkan değerin harçlandırılarak mevcut gayrimenkulun değerinin davalıdan satın alınan günden itibaren faiziyle birlikte verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Asıl davalı yüklenici şirket temsilcisi ... 13.11.2008 tarihli celsede; dava konusu dairenin bulunduğu binayı kendisinin yaptığını, davacıya sattığına, bedelinin bir kısmını aldığını, tapuda sorun olduğu için tapusunu veremediğini, Bakırköy 10.Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava sonucu davacının tapusunu vereceğini, davanın doğru olduğunu beyan etmiştir.
2.Asıl davalı yüklenici vekili, davanın haksız açıldığını, davacınn talebini bedele dönüştürdüğünü belirterek davanın reddini savunmuştur.
3.Birleşen davalı arsa sahibi, davaya cevap vermemiştir.
III. BOZMA İLÂMLARI ve MAHKEME KARARLARI
1.Davanın açıldığı Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 25/12/2012 tarihli, 2008/255 E. ve 2012/464 K. sayılı kararı ile dava konusu 3.normal kat, 4 nolu bağımsız bölümün dava tarihinde davalı yüklenici adına değil arsa sahibi ... adına kayıtlı olduğu, davalı tarafından ... aleyhine Bakırköy 10. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptali ve tescil davası açıldığı, yargılama sonunda davanın kabulüne karar verildiği, bu karara göre dava konusu 4 nolu bağımsız bölümün davalı adına tapuya tescil edildiği, davalı temsilcisi tarafından davanın ilk celse kabul edildiği, sonradan davacı vekilinin bedele dönüştürme talebi ile davalı vekilinin taleplerinin değerlendirmeye alınmadığı, kabul beyanının geçerli olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, İstanbul ili, ... ilçesi, ... köyü, 2536 ada, 21 parsel sayılı taşınmazın 3. kat, 4 no.lu bağımsız bölüm dairenin davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
2.Kararın davalı yüklenici vekilince temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.05.2013 tarihli, 2013/5368 E. ve 2013/6983 K. sayılı ilamı ile; somut olayda davacı tüketici yüklenicinin temlikine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteğinde bulunduğundan o yerde ayrı bir tüketici mahkemesi varsa çekişmenin tüketici mahkemesinde görülmesinin aksi halde davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılmasının yasadan kaynaklanan bir zorunluluk olduğu, mahkemece kamu düzeninden olan görev hususu re’sen gözetilerek yukarıda yazılı olduğu şekilde işlem yapılması gerekirken çekişmenin esasının incelenip hükme bağlanması doğru görülmediğinden kararın bozulmasına, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
3.Bozma ilamı sonrasında, Bakırköy 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22/11/2013 tarihli, 2013/414 E. ve 2013/459 K. sayılı kararı ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine, kararın kesinleşmeye mütakip başvurulması halinde dosyanın görevli Bakırköy Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
4.Dosyanın gönderildiği Bakırköy 2. Tüketici Mahkemesi'nin 10/03/2017 tarihli, 2014/363 E. ve 2017/438 K. sayılı kararı ile davalının akdettiği arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince kendisine bırakılan 3. kat 4 no.lu bağımsız bölümü düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satmayı vaad ettiği, davacının sözleşme ile üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirdiği, davalının da bağımsız bölümü 1999 yılında davacıya teslim ettiği, davacı taraf her ne kadar arsa sahibi ile davalı yüklenici arasında görülmekte olan dava nedeniyle ıslah talebinde bulunmuş ise de 10. Asliye Hukuk Mahkemesindeki davanın taşınmazın 4. katına ilişkin olduğu, bilirkişi raporundan anlaşılacağı üzere dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu 3. katın ruhsata uygun olduğu, devam eden yargılamadaki beyanlar göz önüne alındığında davacıların asıl talebinin tapu iptali ve tescil istemi olduğu esasen ıslah talebinin kabul beyanından sonra olduğu, davacının üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdikten, davalının bağımsız bölümü fiilen teslim ettikten sonra başka bir mahkemede görülmekte olan davayı öne sürüp tescil isteminden kaçınmasının Türk Medeni Kanunun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına aykırı olduğu, 4 no.lu bağımsız bölümün bulunduğu 3. katın ruhsata uygun olması, davalı adına kayıtlı olması nedeniyle tescile engel herhangi bir durumun bulunmaması, davalının da 13/11/2008 tarihli celsede açılan davayı kabul etmesi nedeniyle açılan davanın kabulün gerektiği ancak kısa kararda 4 olarak yazılması gereken bağımsız bölüm numarasının sehven 14 olarak yazıldığı, kısa karar ile gerekçeli karar çelişkisi olmaması için gerekçeli kararın hüküm kısmına dokunulmadığı belirtilerek davanın kabulü ile 2356 ada, 21 parsel, kat :3, 14 no.lu bağımsız bölümün davalı adına olan kaydın iptali ile ... adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.
5.Kararın davalı yüklenici vekilince temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 02.03.2020 tarihli, 2020/523 E. ve 2020/851 K. sayılı ilamı ile; kararın hüküm ile gerekçe kısmı arasında çelişki yaratıldığı ve arsa sahibinin davada taraf olmadığı tespitinden sonra, davacı tarafa kat karşılığı inşaat sözleşmesine göre dava dışı arsa sahibi aleyhine dava açmak üzere mehil verilmesi, açılırsa o dava eldeki dava dosyası ile birleştirilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra işin esası incelenerek ve gerekçe ile hüküm arasındaki çelişki de giderilecek şekilde hüküm kurulması gerektiği belirtilerek davalının diğer temyiz itirazları incelenmeksizin kararın bozulmasına karar verilmiştir.
6. Karara karşı davacı vekilince karar düzeltme talebinde bulunulmuşsa da, Yargıtay (Kapatılan) 15. Hukuk Dairesinin 23.11.2020 tarihli, 2020/2241 E. ve 2020/3063 K. sayılı ilamı ile davacı vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.
7.Bozma ilamı gereğince davacı tarafından davalı arsa sahibi ... aleyhine taraf teşkili için açılan Bakırköy 2. Tüketici Mahkemesinin 2021/228 E. ve 2021/290 K. sayılı dosyasının işbu asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir.
8.Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın bulunduğu kat itibariyle imara uygun oluğu, davacının bağımsız bölümün bedelini yatırmış olduğu, bu durumun davalının da kabulünde olduğu, taşınmazın davacıya teslim edildiği ve zilyetliğinin uzun yıllardır davacı uhdesinde bulunduğu, taşınmazın kayıt ve tescili için gerekli şartların oluştuğu, aksi durumun TMK m. 2 hükmü ile bağdaşmayacağı, dava tarihi itibariyle her ne kadar taşınmaz arsa maliki ... adına kayıtlı ise de yargılama devam ederken 31/03/2011 tarihinde diğer davalıya satış işleminin gerçekleştiği, usuli eksiklikler giderilerek taraf teşkilinin sağlandığı, davalı şirket temsilcisinin 13/11/2008 tarihli celsede ve 27/10/2021 tarihli celsede davayı kabul ettiği gerekçesiyle davanın kabulü ile kat :3 kat 4 no.lu bağımsız bölümün davalı adına olan kaydın iptali ile ... adına kayıt ve tesciline,
her ne kadar Yargıtay bozma ilamınca taraf teşkili sağlamak adına eski arsa malikine husumet yöneltilmiş ise de yargılama devam ettiği sırada dava konusu taşınmazın davalıya devrinin sağlandığından birleşen davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla birleşen dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davalı yüklenici vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Asıl davalı yüklenici vekili temyiz dilekçesinde ; binanın ruhsata aykırı olduğunu ve tadilat projesiyle de ruhsata bağlanamayacağı, davacının 15.03.2011 tarihli dilekçesi ile tapu iptal ve tescil talebinden vazgeçip talebini bedele dönüştürdüğünü, mahkemenin taleple bağlı olduğunu, 3. kat 5 no.lu daire verileceğinin kararlaştırıldığını, sözleşme yok sayılarak hisse miktarının 48/145 olarak hesaplandığını, davacının sebepsziz zenginleştiğini, 3. kat 4 no.lu dairenin dava konusu olmadığını, kabul beyanının şartsız kabul olmadığını ileri sürerek hükmün bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı yükleniciden temlik alınan kişisel hakka dayalı tapu iptali ve tescil istemine istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun geçici 3 ncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 428 nci maddesi ile 439 ncu maddesinin ikinci fıkrası, 818 sayılı Borçlar Kanununun 355 ve devamı maddeleri.
3. Değerlendirme
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davalı yüklenici vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2. 6100 sayılı HMK'nın 308. maddesinde kabul: davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi olarak tanımlanmış, 309/4. maddesinde kayıtsız ve şartsız olması gerektiği, 311. maddesinde de kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı belirtilmiştir.
Kabulün konusu davacı tarafça ileri sürülen talep sonucu olup, tek taraflı bir usul işlemidir. Davanın tam kabulü halinde dava sona erer, kısmi kabulde ise kabul edilmeyen kısım için davaya devam edilir. Gerek kısmi, gerekse tam kabulde kabul edilen kısmın ya da kabul beyanının açık olması gerekir (HMK'nın 309/3. maddesi). Bunun sonucu olarak zımni tam ya da kısmi kabul mümkün değildir.
Davayı kabul, davalının mahkemeye ulaşması gerekli tek taraflı irade beyanı ile davacının dava dilekçesindeki talep sonucu kısmına kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde tanımlanabilir (Kuru, B.; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C. IV., İstanbul 2001, s. 3674; Tanrıver, S.; Mahkeme Huzurunda Yapılan Kabuller, AÜHFD, 1995/I, s. 221). Kabul, davayı sona erdiren usul işlemi olmasının yanı sıra aynı zamanda davalı, davacının istemiş olduğu hakkın varlığını da kabul ettiğinden bir maddi hukuk işlemidir (Kuru, s. 3677). Davayı kabul, her şeyden önce bir usul işlemi olduğundan, kabulün şartları ve etkileri usul hukuku bakımından düzenlenir. Kabulün şekli, davayı sona erdirmesi ve kabul nedeniyle davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararının istinaf/temyiz edilmesi usul hukukuna tabidir. Davayı kabulden söz edilebilmesi için dört koşulun bir arada bulunması gerekir. Bunlardan ilki; davalı tarafından mahkemeye yöneltilmiş bulunan tek taraflı ve varması gereken bir irade beyanının mevcudiyeti oluşturur (Tanrıver, s. 221). Bu irade beyanının kendisinden beklenen hüküm ve sonuçları doğurabilmesi mahkeme veya davacı tarafından kabul edilmesine bağlı değildir (Kuru, s. 3691). Diğer bir koşul, davayı kabule ilişkin irade beyanının, kayıtsız, şartsız ve açık olması gereklidir (6100 s. HMK m. 309/4). Usul işlemleri kural olarak şarta bağlı olarak yapılamayacağından, şarta bağlı olarak bir kabul beyanında bulunulmuş ise, davalının bu beyanının davayı kabul olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Davalının, davanın kabulüne ilişkin davayı kabul eden irade beyanının, kayıtsız, şartsız olmasının yanı sıra, açık ve tereddüte yer vermeyecek bir biçimde kesin olmalıdır. Zımni olarak davayı kabul de mümkün değildir (Kuru, 3692-3694). Diğer taraftan, davalının kabule ilişkin irade beyanının davacının talep sonucunu konu alması gerekir. Davalı sözü edilen irade beyanı ile davacının dava dilekçesinin talep sonucu kısmına rıza gösterir. Davayı kabul davacının dava dilekçesinin talep sonucunun tamamına ilişkin olabileceği gibi, talep sonucunun bir kısmına ilişkin de olabilir (1086 s. HUMK m. 94/3, HMK m. 309/3). Son koşul olarak kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda hüküm doğurur (6100 s. HMK m. 308/2). Medeni Usul Hukukunda kural olarak tasarruf ilkesi (1086 s. HUMK m. 72, 6100 s. HMK m. 24) uygulandığından, bu ilkeden hareketle davalı da dava konusu üzerindeki tasarruf yetkisine dayanarak açılmış bir davayı kabul edebilir. Bu suretle davalının kabulü davayı sona erdirir. Buna karşın, iki tarafın arzusuna tabi olmayan ve kamu düzenini yakından ilgilendiren davalarda (örneğin velayete, nesebe ilişkin davalarda) yapılan kabuller geçerlilik taşınmaz ve davayı sona erdirmezler (Kuru, s. 3675; Tanrıver, s. 218, Postacıoğlu, İ.E.; Medeni Usul Hukuku, İstanbul 1975, s. 480) 6100 sayılı HMK'nın 308/1. maddesinde kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesi şeklinde ifade edilmiştir. İhtiyari dava arkadaşlığının varlığı hâlinde her bir dava arkadaşı sadece kendisi bakımından etki doğuracak olan usul işlemlerini yapabildiği ve sadece dava konusunun kendisine ilişkin bulunan kısmı üzerinde tasarrufta bulunabildiğinden her davalı kendisi bakımından etki doğuracak şekilde davayı kabul edebilir. Kabul, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü olarak yapılabilir (1086 s. HUMK m. 93, 6100 s. HMK m. 309/1). Kabulün zamanı ise 6100 sayılı HMK'nın 310. maddesinde düzenlenmiş ve feragatta olduğu gibi hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceği öngörülmüştür. Böyle olunca mahkemece verilen bir kararın temyizi aşamasında, usul hukuku çerçevesinde kesinleşmiş bir karar olmadığından davanın kabul edilmesi mümkündür. Kabul, davayı sona erdiren kesin bir usul işlemidir. Davayı kabul ile mevcut olduğu tespit edilen veya yeni doğan hak, aynı taraflar arasında ve aynı dava sebebine dayanarak yeni bir dava konusu yapılamaz (1086 s. HUMK m. 95/1, 6100 s. HMK m. 311). Davanın kabulü, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur (6100 s. HMK 311/1, 1.c) Davayı kabul, davalının mahkemeye karşı (hitaben) yaptığı tek taraflı bir irade beyanı ile tamamlandığından, mahkemece, sadece davalının beyanının gerçekten davayı kabul olup olmadığı ve kanunun öngördüğü şekilde (HUMK m. 92, HMK m. 309, m. 154/ç) yapılıp yapılmadığı araştırılır. Davalının beyanının gerçekten davayı kabul olduğu ve kanunun öngördüğü şekilde yapıldığı tespit edilirse kabul nedeniyle davanın kabul edilmesine karar verilmekle yetinilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya gelince;
Davacı davasında, davalı yükleniciden 07.01.1999 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine istinaden temlik aldığı şahsi hak sebebiyle dava konusu bağımsız bölümün tapusunun iptali ve adına tescili talebinde bulunmuşsa da, sunduğu 15.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesindeki talep sonucunu değiştirerek, taşınmaz değerinin davalıdan tahsilini talep etmiş ve taşınmaz değeri üzerinden harç ikmal etmiştir. Ancak mahkemece davalı şirket temsilcisinin 13.11.2008 tarihli celsedeki kabul beyanı, davacının ıslah işleminden önce olup davacı ıslahına değer verilmeden yargılama sonuçlandırılmış ve neticeten dava konusu bağımsız bölümün tapusunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmiştir.
Davalı şirket temsilcisi 13.11.2008 tarihli celsede; "dava doğrudur, dava konusu dairenin buluduğu binayı ben yaptım, 3 nolu daireyi davacıya satım, bedelinin bir kısmını aldım, biraz borcu vardır tapuda sorun olduğu için tapusunu veremedim, Bakırköy 10.Asliye hukuk mahkemesinde dava sonuçlandı, Yargıtay'dadır, sorun giderilince tapusunu vereceğim" ve 27/10/2021 tarihli celsede; "yapıda bulunan sorun nedeniyle tapuda devir yapamadım, ihtiyati tedbirin kaldırılması halinde dava konusu taşınmazın mülkiyetini davacıya devredeceğim" şeklinde imzalı beyanlarda bulunmuştur. Dosya kapsamı, dilekçeler ve duruşma tutanaklarından davalı şirket temsilcisinin, yüklenici şirket namına kayıtsız ve şartsız şekilde tam ya da kısmi olarak açıkça davayı kabul beyanı bulunmamaktadır. Duruşmada alınan beyanlarda geçen belirli şartların gerçekleşmesi halinde davacıya tapu devri yapacağına dair ifadelerin davanın kabulü beyanı niteliğinde olduğunun kabulü mümkün değildir.
Bu durumda davalının kabul beyanı bulunmadığından ve davacı vekilince 15.03.2011 tarihli ıslah dilekçesi ile usulüne uygun şekilde ve geçerli bir ıslah işlemi yapılmış olduğundan, taleple bağlı kalınarak ve davacının ıslah talebi doğrultusunda yargılamaya devam edilerek sonucuna uygun karar verilmesi gerekirken, ıslaha değer verilmeyerek tapunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi hatalı olup, karar bozmayı gerektirmiştir.
V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,20/09/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!