6. Ceza Dairesi 2024/3577 E. , 2024/9481 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2024/796 E., 2024/911 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, hakaret, kasten yaralama, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama
İlk Derece Mahkemesince sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında nitelikli yağma ve sanıklar ..., ..., ..., ..., .... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... müdafilerinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun'un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
I. Sanıklar ... ve ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yaralama, sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında kasten yaralama, sanık ... hakkında hakaret ve yaralama suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde:
5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık ..., sanıklar ..., ..., ... müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafiinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE,
II. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında katılana yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;
5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ..., sanıklar ..., ..., ... müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafii temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Sanığın, sanık ...'nun işlettiği Tyana isimli eğlence merkezine 01.50 sıralarında kız arkadaşıyla birlikte geldiği, kız arkadaşının mekandan ayrıldığı, 1.640,00 TL masa ücreti geldiği, katılanın bu hesabı ödediği, ödedikten sonra ikinci masaya konsomatris çağırdığı, bu masaya 1.600,00 TL hesap geldiği, hesaba itiraz ettiği, 03.52'de adisyonu görmeye gittiği, 9 dakika boyunca adisyonu incelediği, başka masaya geçtiği, 5 tane konsomatris çağırdığı, ücreti tabi olan konfeti, meşale yakılması, oyun gibi etkinliklerde bulunduğu, katılanın 04.55'te lavaboya gittiği, 04.50'de konsomatrislerin giyinmeye gittiği, ancak çağrılmaları üzerine 05.12'de tekrar masaya döndükleri, 05.59'a kadar eğlendikleri, kamera görüntülerinde katılanın müdüriyete götürdükleri anda işletmeden ayrılan konsomatrisin üzerinin giyinik ve çantalı olduğu anlaşılmıştır. Katılanın 1.640,00 TL'lik hesaba itirazı üzerine 9 dakika boyunca adisyonu incelediği, dolayısıyla işletmenin içki ve başkaca işletme hizmetlerinin fiyatı konusunda bilgi sahibi olduğu, kendi beyanına göre gazinoya sık gittiği, uygulamayı bildiği, katılanın 04.00'dan önce işletmeden ayrılmak istediği, ancak korktuğu için ayrılamadığına dair beyanda bulunduğu ancak 04.00'dan önce işletmedeki masaların dolu olduğu ve sanığın cep telefonunun yanında olduğu, dolayısıyla yardım isteyebilecek durumda olduğu, katılanın rahatlıkla, sık sık ve yanında kimse olmadan lavaboya gidebildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde; katılanın içki ve başkaca hizmetlerin fiyatı konusunda bilgi sahibi olduğu ve kendi isteğiyle oturmaya ve eğlenmeye devam ettiğinin kabulü gerekmiştir.
Ayrıca katılanın, alkollü olduğunu ancak bilincinin yerinde olduğunu beyan etmesine rağmen; Mahkemenin gerekçesinde ".. zira katılanın alkollü olduğu ve sanıkların katılanın bu halinden faydalanarak eğlence merkezinin kapalı olması gereken bir saatinde özel masa hazırlatıp yanına iş yerinde çalışan kadınları getirdikleri, kalkmak istemesine rağmen yine alkolün etkisindeki katılanı bir şekilde ikna ederek kalkmasını engelledikleri ve dava konusu hesabın meydana gelmesini sağladıkları, bu nedenle katılanın kendi iradesi ile hizmet alımından söz konusu olmadığı ve hukuki ilişkiye dayanan bir alacaktan bahsedilemeyeceği kanaatine varılmıştır..." şeklinde kabulde bulunduğu ancak bu kabulün katılanın beyanıyla örtüşmediği anlaşılmıştır.
Dosyada bulunan adisyon tutarı kadar işletmenin hukuki alacağı olduğu, adisyondaki toplam tutarın 63.880,00 TL olduğu, katılanın hesabından toplamda 61.500,00 TL havale yapıldığı, katılandan aşkın bir talepte bulunulmadığından sanıkların eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237sayılı Kanun) 150 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 86 ncı maddesi ve 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kasten yaralama suçu kapsamında kaldığı, sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun 86 ncı ve 87 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kasten yaralama suçundan mahkûmiyetlerine karar verildiği, mahkûmiyet kararlarının kesinleştiği anlaşılmakla yağma suçunun unsurları oluşmadığından sanıklar hakkında yağma suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de;
1.Karar duruşmasından bir gün önce 19.12.2023 tarihli dilekçeyle ... ....'un katılanın zararını giderdiğini beyan ettiği, ekinde de 50.000,00 TL ve 11.500,00 TL olmak üzere iki adet PTT tahsilat belgesini dosyaya sunduğu, duruşmada katılanın zararının karşılanmadığını beyan ettiği, sanıkların ise zarar karşılamaya yönelik talepleri olmadığını ifade ettikleri, sanık müdafilerinin ise ödemeyle ilgili sabah bilgilerinin olduğunu, müvekkillerinin bu konuda kendilerine verdikleri bilginin olmadığını, zararı giderdiği belirtilen Av. ....'i tanımadıklarını beyan ettikleri, ... ....'un dilekçesinde belirttiği üzere dosya numarasını, yargılanan sanıkları ve katılanın zararını tek başına bilebilecek durumda olmadığı mutlaka sanıklardan veya müdafilerden biri ya da hepsi tarafından bilgilendirilerek bu ödemeyi yapabileceğinin muhakkak olduğu, kaldı ki duruşmanın devamı sırasında ..., ..., ... müdafiisi Av. ...'ın mütalaaya karşı savunmasında "... Bey mesaj attı. ... Bey tarafından adrese PTT kanalıyla teslim olarak 50.000,00 TL ve 11.500,00 TL olarak gönderilmiş. Bu bilgi bana şimdi ulaştı" şeklinde beyanının bulunduğu, zararı giderenin ... Tapur olmasına karşın sanık müdafiilerinin beyanında "zararı giderdiği belirtilen Av. ....''i tanımıyoruz" şeklinde beyanda bulundukları, zarar giderimine ilişkin hususun Mahkemece yeteri kadar aydınlatılmadığı, etkin ve yeterli bir araştırma yapılmadığı, sanık ... müdafiinin Dairemize gönderdiği 06.09.2024 tarihli dilekçesinde katılanın yatırılan parayı çektiğinin ve kullandığının taraflarınca anlaşıldığının belirttiği ve sanık ... müdafiinin sanık ...'ın hesabına gelen 6.500,00 TL'yi PTT kanalıyla katılanın adresine geri gönderdiklerine ilişkin beyanı da nazara alınarak katılanın zararının giderilip giderilmediği araştırılıp sonucuna göre sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasındahukuka aykırılık görülmüştür.
2. Olaya ilişkin bilgisi ve görgüsü bulunan soruşturma aşamasında dinlenen...,...,...,..., ve kamera görüntülerinde katılanın odada olduğu süre içerisinde odaya giren ve koridorda bulunan ... ....ve ....ın Mahkemece tanık olarak dinlenmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ..., sanıklar ..., ..., ... müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA,
III. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ..., sanıklar ..., ..., ... müdafii, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafiinin temyiz dilekçelerinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "...Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 E, 465 K, 2016/6-1157 E, 2017/239 K. sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Diğer taraftan “failin bir suçu işlemek için aynı hukuki değeri koruyan daha hafif bir suçu işlemek zorunda kaldığı hâllerde geçitli suç söz konusu olur. Geçit suçlar cezalandırılmayan önceki eylemlerin kapsamında sayılırlar ve bu nedenle bütün cezalandırılmayan önceki eylemlerle birlikte görünüşte içtimanın bir türünü oluştururlar. Bu tip görünüşte içtimada, bir suçun işlenmesi için daha hafif suçu basamak yapmak zorunluluğu vardır ve basamak durumunda bulunan suçu düzenleyen normun yardımcı norm oluşu nedeniyle, ağır suçu düzenleyen normun uygulanması ile yetinilir. Geçitli suçun söz konusu olabilmesi için, görünüşte içtima eden normlar arasında açık nitelikte asli-yardımcı norm ilişkisinin bulunmaması, ağır suç ile bu suça ulaşabilmek için aşılması zorunlu basamak durumunda bulunan hafif suçu düzenleyen normların korudukları hukuki değerlerin aynı nitelikte ve aynı türden olmaları, ağır suçun işlenmesi için mutlaka geçit durumundaki daha hafif bir suçun işlenmesinin gerekmesi, hafif suçun faili ve mağduru ile ağır suçun faili ve mağdurunun aynı kişiler olmaları, failin hareketi ile ağırlaşan neticeler arasında nedensellik bağının bulunması ve failin kastının başlangıçtan itibaren ağırlaşan neticeleri gerçekleştirmeye yönelmiş olması gerekir. Bu nedenle fail hareketine taksirle başlamış ve sonradan kastla devam etmişse veya başlangıçta hafif sonucu gerçekleştirmek istediği hâlde daha sonra kastını ağır sonuca yöneltmişse artık geçitli suçtan söz edilemez (Kayıhan İçel, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Yıl: 7, Sayı: 14, Güz 2008, s. 35-49; Kayıhan İçel, Suçların İçtimaı, Sermet Matbaası, İstanbul, 1972, s. 226-238).
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, cinsel saldırı suçu gibi bazı suçların icrası sırasında zorunlu olarak eşlik eden bir fiil olarak yer alabilir. Cinsel saldırı suçunda failin fiilini icra edebilmesinin zorunlu sonucu olarak mağdurun kısa bir süre özgürlüğünden yoksun kaldığı bu gibi hâllerde işlenen suç dışında failin sorumluluğunu gerektiren ayrı bir fiilin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak işlenen fiilin zorunlu sonucu olmamakla birlikte, amaç suçun işlenebilmesi için mağdurun hürriyetinden yoksun bırakıldığı hâllerde, fail amaç suçun yanında ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da cezalandırılacaktır (... Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 6. Bası, Ankara, 2019, s. 465). Ancak cinsel saldırı öncesi ya da sonrasında eğer mağdurun özgürlüğü sınırlandırılmışsa, fail kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan da sorumlu tutulmalıdır (M. Emin Artuk-... Gökçen-M. Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, 18. Baskı, Ankara, 2019, s. 375.)
Yargıtay uygulamalarına göre de kişinin vücut dokunulmazlığı amaç suçun konusu olması durumunda hürriyeti sınırlandırılmadan bu suçların işlenmesine olanak bulunmadığı için suç süresiyle sınırlı olarak kişilerin tutulması hâlinde, örneğin cinsel saldırı (cinsel istismar) veya yaralama eylemini gerçekleştirirken sadece bu suçların işlendiği süre boyunca bekletme veya tutma eylemleri ayrı bir suç oluşturmamakta, ancak amaç suç öncesinde veya sonrasında mağdurun bir yere gitme veya bir yerde kalma özgürlüğü kaldırıldığında ise ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu oluşmaktadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu Esas No: 2019/14-502, Karar No: 2023/144,- CGK 2019/14-590 E., 2023/59 K.- CGK 2019/14-204 E., 2023/78 K.-CGK 2020/14-355 E., 2023/461 K. sayılı kararlarıda aynı yöndedir.)
Amaç suçun işlenmesi için gereken süre içerisinde işlenen araç suç nedeniyle ayrıca cezalandırma yoluna gidilemeyecektir. Sanığın mağdurları, tenha bir yere götürmek amacıyla zorla götürdüğü ve sanıkları tokatlayarak mağdurlardan A.'dan cep telefonu, F'den para aldığı olayda, sanığın amacının mağdurların cep telefonu ve paralarını almak olduğunun anlaşılması karşısında, sanıklardan cep telefonu ve parayı alması için gerekli olan süreyi aşan oranda ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma kastıyla mağdurları tenha yerde tutmadıkları,... tutanaktan anlaşılmakla, amaç suçun işlenmesini aşar oranda tutulmadıklarından, sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçundan beraat kararı yerine yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.( 6. Ceza Dairesi Esas No: 2022/1779, Karar No: 2023/13991 )
“Amaç suçun işlenmesi için gereken süre içerisinde işlenen araç suç nedeniyle ayrıca cezalandırma yoluna gidilemeyecektir. Mağdurların, sanıkların görüşme çağrısı üzerine kendi istekleri ile sanık Mahir'e ait işyerine gittikleri ve sanıkların mağdurları darp ederek borcu aşan miktarda senet imzalattırdıkları olayda, sanıkların amaçlarının mağdurlara aşkın miktar içeren senet imzalatmak olduğunun anlaşılması karşısında, sanıkların senedin imzalanması için gerekli olan süreyi aşan oranda ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma kastıyla mağdurları işyerinde tutup tutmadıkları konusunda mağdurların yeniden beyanlarının alınarak amaç suçun işlenmesini aşar oranda tutulup tutulmadıklarının netleştirilmesi ve sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yetinilmesi...”( 6. CD 2022/4780 E., 2023/12823K.)
“...Oluş ve dosya kapsamından, suça sürüklenen çocukların parkta karşılaştıkları mağdurun önüne geçerek bir banka oturtukları ve üzerini arayıp cebinden 10,00 TL parasını alarak kendilerine direnen mağdura ayakkabı ile vurdukları olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında da belirtildiği üzere, amaç suçun işlenmesi için gereken süre içerisinde işlenen araç suç nedeniyle ayrıca cezalandırma yoluna gidilemeyeceği, mağdurun üzerini arayıp parasını almaları için gerekli olan süreyle sınırlı davranan ve bu süreyi aşan oranda ayrıca mağduru hürriyetinden yoksun bırakmadıkları anlaşılan suça sürüklenen çocuklar hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi...”( 6. CD 2022/15072 E., 2023/14837 K.)
“...Cinsel saldırı veya cinsel istismar suçlarının işlenebilmesi için mağdurun belirli bir yerde tutulması gerekmektedir .Bu haliyle kişiyi hürriyetinden yoksun kılma araç suç niteliğindedir. Fail ayrıca bu suçtan cezalandırılmaz ancak belirli bir yerde tutma amaç suç süresince olmalıdır. Bu süre aşıldığında fail ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan cezalandırılmalıdır...”(9. CD 2022/10418E., 2023/7233 K.)
Doktrindeki kabuller ve Yargıtay yerleşik içtihatları uyum içerisindedir. Buna göre amaç suçu işlemek için araç suçu işlemenin zorunlu olduğu hallerde amaç suçun işlenmesine yetecek kadar süreyle araç suçun işlenmesi halinde ayrıca araç suçtan ceza verilmemektedir.
Yağma suçunu işleyebilmek için kişinin belli bir süre durdurulması, özgürlüğünün engellenmesi zorunludur. Amaç suç olan yağma suçunu işlemeye yetecek süre kadar mağdurların alıkonulması araç suç niteliğindedir. Bu nedenle amaç suçu işlemeye yetecek kadar süre ile alıkoymada ayrıca hürriyeti tahdit suçu oluşmayacaktır. Bunun ötesinde bir alıkoyma halinde oluşacaktır.
Bütün bu bilgiler ışığında;
Somut olayımızda; katılanın hesabı ödemesi için 05.55'te müdüriyete alındığı, bir müddet hesabı ödemesi hususunda konuştukları, katılanı tehdit ederek ve darp ederek ödeme yapmaya zorladıkları, ilk ödemenin banka havalesiyle 06.29'da son ödemenin ise 06.32'de yapıldığı, kamera görüntü izleme tutanağına göre katılanın 06.30'da odadan çıktığı nazara alınarak sanıkların eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçununu oluşturup oluşturmadığının tartışılmadan sanıkların mahkûmiyetlerine karar verilmesi,
Kabule göre;
Sanıklar hakkında alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenlerle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve nitelikli yağma suçlarından tutuklu bulunan sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... ile nitelikli yağma suçundan tutuklu bulunan sanıklar ... ve ...'nun tutuklulukta geçirdikleri süre göz önüne alınarak bihakkın TAHLİYELERİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu değil iseler derhal salıverilmeleri için ilgili Cumhuriyet Başsavcılıklarına yazı yazılmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
24.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!