WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 11 Haziran 2026

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

A- A A+

6. Ceza Dairesi         2023/2837 E.  ,  2023/15232 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/1255 E. 2016/608 K.
SUÇLAR : Tehdit, kasten yaralama, hakaret, mala zarar verme
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet,beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama

1. Katılan sanık hakkında mala zarar verme suçundan kurulan hükmün incelenmesinde ;
Hükmolunan cezanın türü ve miktarına göre, 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 5219 sayılı Yasa ile değişik 305/1 maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmadığından 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı Yasa'nın 317 nci maddesi gereğince katılan sanık vekilinin temyiz talebinin reddi gerektiği anlaşılmıştır.

2. Sanıklar hakkında tehdit, hakaret ve kasten yaralamaya teşebbüs suçundan kurulan hükmün ise;
Karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun'un 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 1412 sayılı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının iddianamesi ile katılan sanık hakkında mala zarar verme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 151 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık ... hakkında yine hakaret suçundan 5237 sayılı Kanun’un 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkrası, kasten yaralama suçundan ise 86 ncı maddenin ikinci fıkrası uyarınca, sanık ... ... hakkında ise yine tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin birinci fıkrası birinci cümlesi, kasten yaralama suçundan ise 86 ncı maddenin ikinci fıkrası uyarınca cezalandırılmalarına ve 53 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca hak yoksunluklarına karar verilmesi istemi ile kamu davası açılmıştır.

2. ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.09.2015 ve 01.06.2016 tarihli ve 2015/1255 Esas, 2016/608 Karar sayılı kararı ile katılan sanık hakkında mala zarar verme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 151 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci madde ve 52 nci madde gereğince 2.000,00 TL doğrudan adli para cezasıyla cezalandırılmasına, sanıklar hakkında açılan davalardan ise beraatlerine karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Sanık ve Katılanlar Vekilinin Temyiz Sebepleri
1. Katılan sanığın beraatine karar verilmesine,
2. Sanıkların ise mahkûmiyetlerine hükmedilmesi gerektiğine yönelik olduğuna,
İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Katılan ... ile sanık Yasin arasında kız meselesi yüzünden husumet bulunduğu suç tarihinde düğünde karşılaşmaları üzerine aralarında gerginlik oluştuğu, telefonla görüşüp kavga etmek için buluşmaya karar verdikleri, sanık Yasin'in araçla katılanın bulunduğu yere gittiği burada yumruk yumruğa kavga ettikleri ardından araya girenlerin tarafları ayırdığı sanığın olay yerinden ayrıldığı, ardından sanık ...'ın araçla katılanlar ve katılan sanığın bulunduğu yere gittiği, katılan ... ile kavga ettikleri, bu sırada katılan sanık Ayşe'nin araca zarar verdiği, sanık Yasin hakkında hakaret, sanık ... hakkında ise tehdit ve katılan ...'e karşı kasten yaralamaya teşebbüs suçlarından dava açılmış ise de mahkûmiyetlerini gerektirir delil bulunmadığı kabul edilmiştir.

2. Katılanlar, katılan sanık ve sanıklara ait beyanlar ile adli raporlar dosya içerisinde mevcuttur.

IV. GEREKÇE
Sanık ... Hakkında Hakaret, Sanık ... ... Hakkında ise Tehdit ve Kasten Yaralamaya Teşebbüs Suçlarından Kurulan Hükümlerin Temyiz İncelemesine Gelince;
5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrasının uygulanması ve özellikle “Derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.

Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrasında yer alan “Derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “İşin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “Kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; dava zaman aşımı süresi dolduğu için dosyanın esasına girmeden, davayı düşürmek gerekir.

İkinci görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde davanın zaman aşımından düşürülmesi gerekir. İkinci görüş doktrin tarafından ağırlıklı olarak benimsenmiştir. Örneğin; Prof. Dr. C. Şahin de bu konuda, Adalet Dergisi (Yıl:2013, Sayı:45, Shf.:224/239)'nde yayımlanan “Dava Zamanaşımı Sanığın Aklanmasına Engel Olabilir mi?” başlıklı makalesinde; “...Fıkrada geçen “Derhal” sözcüğü ile, henüz yargılamanın başında olma değil, “Dosyanın mevcut durumu” ifade edilmektedir. Yani, yargılamanın geldiği aşama itibariyle dosyadaki mevcut delillere göre, “Herhangi, başka, yeni bir araştırmaya gerek olmaksızın” beraat kararı verilebilecek bir noktada, sanığın daha lehine olan beraat kararı yerine, örneğin zaman aşımı nedeniyle daha aleyhine olan düşme kararı verilmesi yasaklanmaktadır. İlgili hükmün (5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrası) burada yapılmamasını istediği şey delil takdiri değil, yeni delil araştırmasıdır. İlave bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebilecekse, dava zamanaşımı dolmuş olsa bile, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil, dosyanın mevcut durumu itibariyle beraat kararı vermek gerekmektedir.” diyerek ikinci görüşü benimsediğini açıkça ortaya koymuştur.

Biz de bu ve aşağıda açıklayacağımız diğer gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.

Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun’un yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “Çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “Davanın esasına girmeden”, “Delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “Fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrasının uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.

Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet savcısı, kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesi hükmü uyarınca yapılan aramada ...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun'un 90 ıncı maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “Herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.) bile, “Delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrası bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.

Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.

Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.

Kanaatimizce, “Derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; İ.H.A.S. 6, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36 ve 38 inci maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan "Lekelenmeme hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “Yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “İlâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan ...” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.

5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin 9 uncu fıkrası hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır. Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.

5271 sayılı Kanun'un 223. maddesinin âmir hükmü uyarınca; dava zaman aşımı süresi dolmasaydı, davanın esasına girip, işbu kararı bozmamız gerekirdi diyorsak artık; sırf yargılama dava zaman aşımı süresi içinde sonuçlandırılamadı, diye davayı düşüremeyiz, yâni sanığı lekenmiş durumda bırakamayız.

Bu açıklamalardan sonra somut olay değerlendirildiğinde; sanıklara yüklenen tehdit, kasten yaralamaya teşebbüs ve hakaret suçları yönünden, savunmalarının alındığı tarihinden inceleme gününe kadar 8 yıllık olağan zaman aşımı süresinin dolduğu anlaşılmış ise de; hükmü bozup dava zamanaşımından düşme kararı vermek yerine, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin dokuzuncu fıkrasının âmir hükmü uyarınca, sanıklar hakkında suça konu olay ile ilgili sanıkların üzerlerine atılı suçu kabul etmediği ve katılan beyanı haricinde de delil bulunmadığının anlaşılması karşısında, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre beraat kararlarının onanması gerekmiş, yerel mahkemece sanığın beraatine dair kurulan hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.

V. KARAR
Ön inceleme bölümünde (1) numaralı paragraf altında açıklanan nedenle ... 6.Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.09.2015-01.06.2016 tarih ve 2015/1255 Esas, 2016/608 Karar sayılı kararıyla ilgili hükmolunan cezanın türü ve miktarına göre 1412 sayılı Kanun'un 5219 sayılı Yasa ile değişik 305/1 maddesi gereğince hükmün temyizi olanaklı bulunmadığından 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı Kanun'un 317 nci maddesi gereğince katılan sanık vekilinin temyiz talebinin Tebliğnameye uygun olarak oy birliğiyle REDDİNE,

Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle ... 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.09.2015-01.06.2016 tarih ve 2015/1255 Esas, 2016/608 Karar sayılı kararına yönelik katılanlar ve katılan sanık vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılanlar ve katılan sanık vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

13.12.2023 tarihinde karar verildi.