WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 12 Haziran 2026

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

A- A A+

6. Ceza Dairesi         2023/2495 E.  ,  2023/12830 K.
"İçtihat Metni"

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/581 E., 2016/298 K.
SUÇLAR : Tehdit, kasten yaralama
HÜKÜMLER : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Bozma

Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/100111 soruşturma numaralı iddianamesi ile; sanık ... hakkında tehdit ve kasten yaralama suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, 86 ncı maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddesi uyarınca, sanık ... hakkında tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ve 53 üncü maddesi uyarınca, sanık ... hakkında tehdit suçundan 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi ve 53 üncü maddesi uyarınca cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.

2. ... 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.05.2016 tarihli ve 2015/581 Esas, 2016/298 Karar sayılı kararı ile sanık ... hakkında, kasten yaralama suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca beraat kararı, sanıklar ..., ... ve ... hakkında, tehdit suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı, karar verilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Vekilinin Temyiz Sebepleri
Beraat kararlarını temyiz ettiğine,
İlişkindir.

III. OLAY VE OLGULAR
1. Katılanın dükkanını kiralamak istemesi nedeni ile kızı olan ...'in, katılanın saçını çektiği, eli ile vurduğu ve katılana "bu dükkanı kiraya veremezsin" şeklinde sözle tehdit ettiği, sanık ..."in, kayınvalidesi olan katılanı iteklediği ve "sen bu dükkanı kiraya veremezsin" şeklinde sözle tehdit ettiği, sanık ..."in, katılana "bu dükkanı yakacağım, evi de yakacağım" şeklinde sözle tehdit ettiği, iddiası ile dava açılmıştır.

2. Katılanın yaralanması ile ilgili olarak dosyada mevcut adli bir rapor bulunmadığı dikkate alınarak miras meselesinden kaynaklı aralarında ihtilaf bulunan bir dükkanın katılan tarafından kiraya verilmesi nedeni ile olay günü aralarında bir tartışma yaşandığı, sanık ...'in katılana yönelik herhangi bir yaralamasının , diğer sanıkların da katılanı tehdit etmesi gibi bir olayın olmadığı, bu hususların katılanın soyut iddiasında kaldığı, tanık S.K'nin beyanı esas alındığında katılanın torunu sanık ...'ın genel anlamda ve ihtilaf olması sebebi ile "bu dükkanı yaktırmayın bana" şeklinde bir söz sarfettiği, bunun dışında katılana yönelik bir tehdidin olmadığı kabul edilip bu suçlardan sanıkların beraatlerine karar verilmesi gerettiği, ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiştir.

3. Katılanın aşamalarda alınan beyanı dosya arasında mevcuttur.

4. Sanıkların atılı suçlamayı kabul etmediği görülmüştür.

5. Tanık S.T. soruşturma aşamasında alınan beyanında, sanık ...'in dış kapıya hızla tekme attğını ve "yakarım lan bu dükkanı" dediğini, kovuşturma aşamasında alınan beyanında, sanık ...'in kapıya tekme atıp, "yaktırmayın bana bu dükkanı" dediğini belirttiği, görülmüştür.

IV. GEREKÇE
A. Sanık ... Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin hükmünün uygulanması ve özellikle “derhâl” kavramının nasıl yorumlanması gerektiği hususunda doktrin ve uygulamada iki ayrı görüşün ortaya çıktığı söylenebilir.
Birinci görüşe göre; 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinde yer alan “derhâl” kavramını, “… delil takdirine girmeden beraat kararı verilebilecek”, “işin esasına girmeden fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ya da “kanun değişikliği ile fiilin sonradan suç olmaktan çıkartılması hâlleri”yle sınırlı kabul etmek ve maddeyi de bu kabul ışığında uygulamak gerektiğinden; örneğin sanığın ölümü nedeniyle için dosyanın esasına girmeden, kararı bozmak ve davayı düşürmek gerekir.
Doktrin tarafından büyük ölçüde benimsenen diğer görüşe göre ise; yargılamanın geldiği aşama itibariyle ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan, verilmiş olan beraat kararı usul ve yasaya uygun bir karar olarak değerlendiriliyorsa, işbu karar dairesince onanmalıdır. Eğer dairece yapılan değerlendirmeye göre; beraat kararı hukuka ve yasaya uygun olarak kabul edilemiyorsa, diğer bir anlatımla örneğin, sanığın mahkûmiyetine karar vermek gerekiyorsa ya da eksik soruşturma söz konusuysa, o takdirde kararın sanığın ölümü nedeniyle bozulması ve ilk derece mahkemesince davanın düşürülmesi gerekir.
Aşağıda açıklayacağımız gerekçeler ışığında birinci görüşün; kanunun lafzına da, ruhuna da uygun olmadığını düşünmekteyiz.
Bilindiği üzere, 5271 sayılı Kanun'un yazılı bir gerekçesi yoktur. “Derhâl” kelimesi “çabucak” (bkz. tdk.gov.tr internet sayfası) anlamına gelmekte olup, madde metninde; “davanın esasına girmeden”, “delil takdiri gerektirmeyen durumlar” ya da “fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediğinin anlaşılması” ve benzeri sınırlayıcı kavramlar mevcut değildir. Bu nedenle, belirtilen hususları 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesinin uygulama koşulları olarak kabul etmek mümkün değildir.
Değil mahkeme ve hâkim, gerektiğinde Cumhuriyet Savcısı ve kolluk amiri (Örneğin; 5271 sayılı Kanun'un 119. maddesi hükmü uyarınca aramada ...), kolluk ve hatta üçüncü kişiler (5271 sayılı Kanun'un 90. maddesi hükmü uyarınca, suçüstü halinde “herkes” tarafından geçici olarak yakalama yapılabilir.) bile, “delil takdiri” yapabilirken, işi bu olan hâkimin, delil takdirine giremeyeceği görüşü kabul edilemez. Mahkeme ve hâkimin, 5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi bağlamında da delilleri serbestçe takdir edip, değerlendirmesi son derece doğaldır.
Esasen fiilin ilk bakışta suç teşkil etmediği durumlarda iddianame düzenlenemez. Düzenlenirse; bu iddianame, iadeye mahkûmdur. Her nasılsa böyle bir iddianame kabul edilmiş ise, o taktirde öncelikle beraat kararı verilmesini gerektiren bir durum söz konusudur.
Kanun değişikliği ile fiilin suç olmaktan çıkartılması durumunda da, hiç kuşkusuz derhâl beraat kararı verilmesi gerekir.
Kanaatimizce, “derhâl” kavramı dar (yukarıda belirtilen durumlarla sınırlı) yorumlanmak yerine; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (İ.H.A.S.) 6 ncı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 ve 38 inci maddelerinde vurgulanan “Masumiyet Karinesi” ve “Adil Yargılanma Hakkı” ile ceza muhakemesine egemen ilkelerden olan “Lekelenmeme Hakkı” dikkate alınmak suretiyle, “yargılamanın geldiği aşama itibariyle” diğer bir ifadeyle “ilâve bir delil toplanmasına ya da araştırma yapılmasına gerek kalmadan...” olarak anlaşılmalı ve yorumlanmalıdır.
5271 sayılı Kanun'un 223/9. maddesi hükmünün uygulanabilmesi için, beraat kararının hangi nedenden dolayı verileceği önemli değildir. Yâni, beraat hükmü, söz konusu maddenin ikinci fıkrasında yer alan beş nedenden (1- Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması, 2- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmediğinin sabit olması, 3- Yüklenen suç açısından failin kast veya taksirinin bulunmaması, 4- Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesine rağmen olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması ve 5- Yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması) herhangi birisine dayanılarak verilebilir. Önemli olan beraat kararının derhâl verilebilecek olmasıdır.
Derhâl yâni yargılamanın geldiği aşama itibariyle, başka bir ifadeyle de, ilâve bir araştırma yapılmasına ya da delil toplanmasına gerek kalmadan beraat kararı verilebiliyorsa; artık koşulları olsa bile, “durma” “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilemez.
Somut olayda, sanık ...'in karardan sonra temyiz aşamasında 03.03.2019 tarihinde ölmüş ise de, beraat kararı usul ve yasaya uygundur.
Dairemize göre, sanığın temyiz aşamasında ölmesi dolayısıyla beraat kararının bozulması ve bilahare davanın düşürülmesi adil yargılanma hakkının önemli en önemli alt başlıklarından biri olan lekelenmeme hakkının ihlali olacaktır.
Üstelik Yargıtay'ın istikrar bulmuş içtihatları uyarınca, ceza yargılamasının temyiz aşamasında sanığın ölümü halinde, Yargıtay'ın ilgili Dairesi 5237 sayılı Kanun'un 64/1 ve 5271 sayılı Kanun'un 223/8 maddeleri uyarınca, düşme kararı verilmek üzere bozulmasına karar vermektedir. Bu durumda kısa bir sürede olsa, ölen sanık hakkında yargılama faaliyetine devam edilecek iken, usul ve yasaya uygun olan beraat hükmünün onanması halinde, yargılama faaliyeti sona ermiş olacaktır.
Açıklanan nedenlerle tebliğname görüşüne iştirak edilmemiştir.

B. Sanık ... Hakkında Tehdit ve Kasten Yaralama Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
1. Sanığın isnat olunan suçları işlediğine dair mahkumiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı, olayda şüphenin söz konusu olduğu, şüpheden sanığın yararlanması gerekeceği şeklindeki genel ceza hukuku ilkeside gözetilerek yerel mahkemece sanığın ayrı ayrı beraatine dair verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmamıştır.

2. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

C. Sanık ... Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
1. Katılanın aşamalardaki iddiaları, onu doğrulayan tanık S.K'nın beyanları karşısında sanığın tehdit suçundan mahkumiyetleri yerine yazılı şekilde karar verilmesi,

2. 6763 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenmiş ve sanığa isnat edilen 5237 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen tehdit suçunun suç tarihinde de uzlaştırma kapsamında bulunduğu anlaşılmış ise de uzlaşma teklif formunda tehdit suçunun yazılı olmadığı belirlendiğinden, 5237 sayılı Kanun'un 2 ve 7 nci maddeleri de gözetilip, uzlaştırma işlemi uygulanarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirmesinde zorunluluk bulunması,

3. Uzlaşmanın sağlanamaması halinde;
7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun'u ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 24 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinde basit yargılama usulü düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin uygulanmasıyla ilgili olarak, 5271 sayılı Kanun'a 7188 sayılı Kanunla eklenen geçici 5 inci maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “kovuşturma evresine geçilmiş” ibaresinin, Anayasa Mahkemesinin 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı kararıyla "basit yargılama usulü" yönünden Anayasanın 38 inci maddesine aykırı görülerek iptaline karar verilmesi karşısında, temyiz incelemesi yapılan ve 5271 sayılı Kanun'un 251 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına giren suçlar yönünden; Anayasa'nın 38 inci maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 7 ve 5271 sayılı Kanun'un 251 ve devamı maddeleri gereğince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu bulunması,
Hukuka aykırı bulunmuştur.

V. KARAR
A. Sanık ... Hakkında Tehdit Suçundan, Sanık ... Hakkında Tehdit ve Kasten Yaralama Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) paragraflarında açıklanan nedenlerle ... 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.05.2016 tarihli ve 2015/581 Esas, 2016/298 Karar sayılı kararında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, sanık ... yönünden oy birliğiyle, sanık ... yönünden oy çokluğuyla ONANMASINA,

B. Sanık ... Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde (C) paragrafında açıklanan nedenlerle ... 27. Asliye Ceza Mahkemesinin, 03.05.2016 tarihli ve 2015/581 Esas, 2016/298 Karar sayılı kararına yönelik katılan vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
27.09.2023 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY:
(Karşı Oy)

Sanıklar haklarında açılan kamu davasının yargılaması sonucunda beraatlerine karar verilmiştir. Katılan vekilinin isteği üzerine Dairemiz tarafından temyiz incelemesi yapılmıştır.
Temyiz incelemesi sonucunda beraat kararlarının bozulması isteği esastan reddedilmiş ve onama kararı verilmiştir. Dosya kapsamına göre sanıklardan ...'in hükümden sonra ve temyiz incelemesinden önce 03.03.2019 tarihinde vefat ettiği nüfus kayıt belgesinden anlaşılmaktadır.
CMK'nın 223/9 maddesinde belirtilen derhal beraat kararı verme durumu bulunmamasına, mahkeme tarafından yargılama yapılarak hüküm kurulmasına ve sanığın ölmesine göre hakkındaki beraat kararının onanması yoluna gidilemez.
CMK'nın 223. maddesinde yazılı hüküm niteliğindeki kararlar ancak hukuksal kişiliği olanlar hakkında verilebilir. Bir kişinin ölümü ile hukuksal kişiliği sona erdiğine göre hakkında lehe veya aleyhe herhangi bir hüküm kurulması da olanaklı ve yasal olmayacaktır.
Daire çoğunluğu her ne kadar lekelenmeme hakkı üzerinden bu sonuca ulaşmışsa da, beraat kararı verilen bir davada ilgili sanığın ölmesi ve hukuk alanından çıkmasına göre lekelenmeme hakkının kullanılması ve değerlendirilmesi yolu da kapanmıştır.
Hakkında yargılama sonucunda beraat eden sanık hakkında dava zaman aşımının gerçekleşmesi sonrasında itiraz ve temyiz incelemesi aşamasında itirazın reddi veya onama kararı verilmesi ile ölüm nedeniyle düşme kararı verilmesi aynı hukuksal sonuçları doğurmadığından birbirine karıştırılmaması gerekir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle sanık ... hakkında ölüm nedeniyle bozma kararı verilmesi gerekirken, beraat kararının onanması yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.