6. Ceza Dairesi 2023/1581 E. , 2024/4376 K.
"İçtihat Metni"HKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/455 E., 2022/1878 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişi hürriyetinden yoksun bırakma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama
İlk Derece Mahkemesince nitelikli yağma suçundan verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I-Sanıklar Hakkında Kişi Hürriyetinden Yoksun Bırakma Suçundan Verilen Mahkumiyet Hükümlerinin Temyiz İncelemesinde;
Kişi hürriyetinden yoksun bırakma suçunda 5271 sayılı Kanun’un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer verilen; “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanıklar müdafiilerinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,
2-Sanık ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Verilen Hükme Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde;
Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un (5237 sayılı Kanun) da, 765 sayılı Türk Ceza Kanun'un (765 sayılı Kanun) 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda 5237 sayılı Kanun'da hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Yasa'nın 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Faizle para verme işleri ise yetkisi olmayan kişiler tarafından yerine getirildiğinde ceza hukuku açısından suç olarak tanımlanmış ise de kişiler arasında bir alacak verecek ilşikisi doğurduğu da muhakkaktır. Burada önemli olan kurulan bu ilişki sonucu verilen ve alınan paralar arasında makul kabul edilebilecek bir oranın bulunup bulunmadığıdır. Makul ve kabul edilebilir sınırdaki miktarı çok fazla aşan veya borç anlaşıldığı şekilde ödenmiş olduğu halde para veya kaimi olabilecek belge istenmesi ve bunun zor yoluyla alınması halinde artık hukuki bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün olmayacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2017/6-91 E. 2017/291 K., Yargıtay 6. C.D. 2014/6911 E. 2015/38831 K., Yargıtay 6. C. D. 2022/3828E. 2024/717 K.,Yargıtay 6. C. D. 2023/19493 E. 2024/1350 K. sayılı ilamları)
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en ... kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin ... görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.
Bir de alacak zamana yayılmış ve sürekli alıp vermeden kaynaklanan bir alacak ise kuruşu kuruşuna alacak miktarını tespit etmek mümkün olamayacağından, sanığın alacağını almak için hareket ettiği ve aldığı kanaati oluşturacak bir değeri de uygulamak için kabul etmelidir. Yani borçlu kanunen alacağı olduğu ve onu aldığı kastıyla hareket etmiş ise sonradan hesaplanan alacak-borç arasında çok fahiş bir fark olmadığı takdirde 5237 sayılı TCK'nın 150/1. fıkrası uygulanmalıdır. Yine alacak miktarının, asıl alacağın yanında faizi de kapsaması gerekmektedir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2013/1-452 E. 2013/612 K., Yargıtay 6. C.D. 2022/3916 E. 2024/1482 K. sayılı ilamları)
Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı TCK’nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide ...- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Oluş ve dosya içeriğine göre, Sanık ...'ın annesi olan tanık A.A'nın mağdur ...'ın babası ...'dan 600.000,00 TL karşılığında 3 adet daire satın aldığı, parasının mağdur ... tarafından alındığı ancak aradan yedi yıl geçmesine rağmen halen dairelerin teslim edilmediği, yine sanık ...'in mağdur ...'e 150.000,00 TL borç verdiği ve mağdurun bu borcu ödeyememesi üzerine 5.000,00 TL olarak taksitlere bölündüğü ancak yine ödeyemediği, bu nedenle aralarında husumet bulunduğu, olay tarihinde sanık ...'in mağdur ...'i sanık ...'ın telefonundan aradığı, buluşmaya karar verdikleri, aynı gün sanık ...'in kullandığı araç ile sanıklar ... ... ve ...'in buluşma noktasına geldikleri, mağdur ...'in aracın arka kısmına sanık ...'in yanına oturduğu, mağdur araca bindikten sonra sanık ...'in borcunu ödemesini istediği, bu sırada sanık ...'in eşinin hastanede olması nedeniyle araç ile hastaneye gittikleri, araçtan indikten sonra birlikte hastanenin kantinine gittikleri, burada mağdurun sanık ...'e 300.000,00 TL bedelli üç adet senedi sanık ... lehine, 20.000,00 TL bedelli bir adet senedi sanık ... adına düzenlediğinin iddia edilmesi karşısında taraflar arasında önceye dayalı bir alacak verecek ilişkisinin varlığının ... olduğu dosya arasında bulunan Daire satış sözleşmesi ile de ... olduğu görülmekle, taraflar arasındaki alacağın miktarı açısından mağdurun aşamalarda değişken ifadelerinin mevcut olması ve 04.07.2022 tarihli dilekçesi ile de sanıklara borçtan kurtulmak amacıyla iftira attığını beyan eden dilekçesi de nazara alındığında dosya kapsamında taraflar arasında uzun zamana yayılmış alış verişler bulunduğu, bu bağlamda hükme esas alınan tek bir 5.000,00 TL borcun bulunmadığı, katılanın babası tarafından sanık ...'in annesine satılan dairelerin zamanında yapılmamış olması ve sanık ... ve mağdur ... arasında borç olarak verilen paranın süresinde ödenmemesi nedeniyle yasal gecikme faizi ile birlikte borcun ulaştığı meblağ suç tarihindeki ekonomik koşullar gözetilerek, gerçek alacağı makul sayılabilecek düzeye ulaştığı, 5237 sayılı Yasa'da düzenlenen yağma suçunda daha az cezayı gerektiren hal başlıklı 150/1. maddesi kapsamında kaldığı anlaşıldığından sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile BOZULMASINA,
2-Sanık ... Hakkında Nitelikli Yağma Suçundan Verilen Hükme Yönelik Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde;
Olay günü sanık ...'in sanık ...'i aradığı, sanığında eşinin hastanede yatması sebebiyle, hastaneye götüreceklerini söylediği ve eski garajın oradan ... ve ... tarafından aldığı, sonrasında sanık ...'in, mağdur ...'ı aradığı ve araca mağdurun bindiği, hastaneye gittikleri sanık ... ile mağdur ... arasında alacak verecek meselesinin konuşulduğu, hastanede sanık ...'in eşinin yanına çıktığı sırada senet imzalama olayının gerçekleştiği, mağdurun Akşemsettin'i kendi rızası ile çağararak yanında durmasını istediği mağdurun aşamalarda sanık ... yönünden istikrarlı beyanları ile ... olduğu ayrıca sanık ... ile mağdur arasında herhangi bir borç ilişkisinin bulunmaması, mağdurun olay anınında eşini hastanede ziyaret etme maksadıyla bulunduğu da dikkate alındığında sanık ... hakkında nitelikli yağma suçundan beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istekleri bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
03.04.2024 tarihinde karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!