6. Ceza Dairesi 2022/6322 E. , 2024/3720 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2021/230 E., 2021/547 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanıklar hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulunun takdirine göre; suçun sanıklar tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Katılanın 01.03.2016 tarihli duruşmada, sanıklar savcıya ifade vermeden önce sanık ...'ın eniştesinin kendisine 500,00 TL verdiğini beyan ettiği bu hususun sanık ... tarafından da doğrulanması karşısında sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168 inci maddesinin üçüncü fıkrası delaletiyle birinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükmüne ilişkin koşullar değerlendirilmeden yazılı gerekçe ile uygulama yapılması, hukuka aykırı bulunmuştur.
Açıklanan nedenle İstanbul Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.11.2021 tarihli ve 2021/230 Esas, 2021/547 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar ve müdafilerinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak,değişik gerekçe muhalefeti ile ancak netice karar yönünden oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
20.03.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
DEĞİŞİK GEREKÇE MUHALEFETİ: Dairemiz heyet çoğunluğu ile aramızdaki gerekçe uyuşmazlığı İstanbul Anadolu 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.10.2021 tarihli oturumda aleyhe olan ve zorunlu müdafiliği gerektiren nitelikli yağma suçuna ilişkin bozma ilâmına uyma kararı verilmeden önce sanık ...'ın müdafii huzurunda savunmasının alınmamış olması ve bu suretle CMK'nun 150/3, 188/1, 197/1, 289/1-e, 307/2. maddeleri uyarınca hükmün usul kurallarına aykırılık nedeniyle bozulması gerekirken etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmaması nedeniyle sadece esastan bozulmasına karar verilmesine ilişkindir.
İstanbul Anadolu 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 31.03.2016 tarihli ve 2015/336 Esas, 2016/144 Karar sayılı karar ile sanık ... ve ... hakkında nitelikli yağma suçundan verilen beraat hükmünün, sanık ... hakkındaki kasten yaralama suçundan kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen hükmün Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 20.01.2021 tarihli ve 2018/115 Esas, 2021/479 Karar sayılı bozma ilâmı ile sanıkların aleyhine olacak şekilde nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine (aynı bozma ilâmına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının sanık ...'nın suç vasfına yönelik itirazı üzerine itiraz dairece kabul edilerek bu sanık yönünden bozma ilâmının kaldırılmasına karar verilmiştir.) bu sefer mahkeme tarafından yeniden yapılan 01.06.2021 tarihli oturumda sanık ...'ın zorunlu müdafii huzurunda savunması alınması gerekirken mazeret bildiren müdafisinin yokluğunda savunması alınmış ve bir sonraki 07.10.2021 tarihli oturumda ise yine müdafiisi bulunmaksızın bozma ilâmına uyulmasına karar verilmiştir.
Mer'i mevzuata göre;
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın "Temel haklar ve ödevler" bölümünde yer alan 36. maddesinde savunma hakkı; "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir" şeklinde düzenlenmiş olup "temel hak" niteliğine uygun olarak savunma hakkı verilmemesi veya savunma hakkının sınırlandırılması durumunda verilen karar hukuka aykırı olacaktır. Buna göre, sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi, yargı mercilerince her aşamada nazara alınması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması da mümkün değildir. Nitekim 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin 8. fıkrasına göre savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bozma nedenlerindendir.
Savunma, Anayasamızın 36. maddesiyle anayasal güvence altına alınan meşru bir yol, müdafii de savunmanın meşru bir aracıdır. Dolayısıyla söz konusu hüküm, müdafi aracılığı ile savunulmayı da anayasal güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin “adil yargılanma hakkı”nı düzenleyen 6. maddesinin 3. fıkrasının b ve c bentlerinde de; “her sanığın en azından...
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir avukatın yardımından yararlanmak…” hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Buradan çıkarılması gereken sonuç; savunma hakkının, temel insan hakları arasında yer alan hak arama özgürlüğünün bir gereği olduğu ve avukatın yardımından yararlanma hakkının da, savunma hakkından ayrı düşünülemeyeceği gerçeğidir. Anılan sözleşme hükümlerinde sanığın en azından kendi kendini savunma hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
CMK'nın 150/3. maddesine göre; müdafiisi bulunmayan şüpheli veya sanığa talebi olup olmadığına bakılmaksızın, alt sınırı 5 yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı yapılan soruşturma veya kovuşturmada bir müdafii görevlendirilmek zorundadır. Şüpheli veya sanığın talebi olmasa, hatta kendisine hukuki yardımda bulunması için görevlendirilen avukatı geçerli bir nedene dayanmadan kabul etmese veya reddetse bile, iddia veya yargılamaya konu suçun cezasının alt sınırının beş yıldan fazla olması hâlinde zorunlu müdafiilik uygulama alanı bulacak ve bu durumda şüpheli veya sanığın yanında avukat bulunmaksızın yapılan tasarruflar hukuka aykırı kabul edilecektir.
5271 sayılı CMK'nın “Müdafii görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafiilik görevinden yasaklanma” başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında;
“(1) 150 nci madde hükmüne göre görevlendirilen müdafi, duruşmada hazır bulunmaz veya vakitsiz olarak duruşmadan çekilir veya görevini yerine getirmekten kaçınırsa, hâkim veya mahkeme derhâl başka bir müdafi görevlendirilmesi için gerekli işlemi yapar. Bu durumda mahkeme oturuma ara verebileceği gibi oturumun ertelenmesine de karar verebilir” düzenlemesi yer almaktadır. 5271 sayılı CMK'da savunma hakkı konusunda oldukça hassas davranılmış, bunun bir sonucu olarak da isteğe bağlı müdafiiliğin yanında, bazı hâllerde zorunlu müdafiilik benimsenmiştir. Aynı Kanun'un 2. maddesindeki tanıma bakıldığında, Ceza Muhakemesi Kanunu anlamında zorunlu (veya istek üzerine atanan) müdafii ile vekâletnameli müdafi arasında herhangi bir fark bulunmamaktadır.
“Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin birinci fıkrası;
“Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanun'un zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklinde düzenlenmiş olup, Kanun'un zorunlu müdafiiliği kabul ettiği hâllerde müdafiinin karar oturumu dâhil tüm oturumlarda hazır bulunması şart koşulmuş; 29.10.2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 5. maddesi ile bu fıkraya "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmayı terk etmesi hâlinde duruşmaya devam edilebilir" cümlesi eklenmiş, 08.03.2018 tarihli ve 30354 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7070 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 5. maddesi ile de anılan cümle "Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi veya duruşmayı terk etmesi halinde duruşmaya devam edilebilir" şeklinde düzenlenerek kanunlaşmıştır.
1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 308. maddesinin 5. fıkrası ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Kanun'un hukuka kesin aykırılık hâllerini düzenleyen 289. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca, Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hâli bulunduğu kabul edilmiştir.
1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hükmün aleyhe bozulması hâlinde davaya yeniden bakacak mahkemece, sanıktan bozmaya karşı diyeceğinin sorulması zorunlu olup müdafiinin dinlenilmesi ile de yetinilemez. Aynı kurala 5271 sayılı Kanun'un 307. maddesinin ikinci fıkrasında da yer verilmiş olup anılan bu kanun hükümleri uyarınca sanığa, bozmada belirtilen ve aleyhinde sonuç doğurabilecek olan hususlarda beyanda bulunma, kendisini savunma ve bu konudaki delillerini sunma imkânı tanınmalıdır. Bu düzenleme, savunma hakkının sınırlanamayacağı ilkesine dayandığından, uyulmasında zorunluluk bulunan emredici kurallardandır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Yüklenen suçun alt sınırı itibarıyla Kanun’un zorunlu müdafiliği kabul ettiği nitelikli yağma suçundan yapılan yargılamada, 5271 sayılı CMK'nın 150/3 ve 188/1 madde ve fıkraları ile 1412 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca CMUK’nın 308/5, 8 ve 326/2. madde ve fıkraları uyarınca aleyhe bozma sonrası mahkemece bozmaya uyma kararı verilmeden önce duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken sanık ... müdafisinin yokluğunda savunmasının alınarak bozmaya uyma kararı tesis ve tefhim edilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Kamu düzenine ilişkin bu kuralların ihlali nedeniyle savunma hakkı sınırlandırılmış olup verilen hükmün evleviyetle bu sebeplerle bozulması gerektiği kanaatindeyim.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!