6. Ceza Dairesi 2022/13779 E. , 2024/6935 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2020/2311 E., 2021/2127 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince suça sürüklenen çocuk hakkında katılan ...'ya yönelik silahla yağma suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
5271 sayılı Kanun’un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz dilekçesinde belirttikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Suça Sürüklenen Çocuk Hakkında Katılan ...'ya Yönelik Silahlı Yağma Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmünün İncelemesinde;
Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde ... yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en ... kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar,... vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin ... görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.
Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide ...- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi age s.5461 )
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde; katılan ...'nın dosya tanığı olan ...'nun babası Habil'e ait bankada bulunan 70.000,00 TL civarındaki parayı 2 ay boyunca parça parça çekerek birlikte harcadıkları, ...'ın yağmaya konu edilen bir telefon da ...'a aldığı, bu paralarla ilgili adli müracaatlarından sonuç alamayan dosyada tanık olarak dinlenilen ..., ... ve ...'nun katılanın elinde olan telefonun kendi paralarıyla alındığına inandıkları, durumdan SSÇ ...'a bahsettikleri, olay tarihinde katılanın Pendik ilçesi Kavakpınar mahallesi ... caddesinde bulunan parkta bulunduğu sırada yanına SSÇ ...'in gelip konuşmaya başladıkları, mağdurun harcadığı paraları kasteden SSÇ'nin "telefonu da bu para ile mi aldın" diye sorduğu, mağdurun "hayır" demesi üzerine, bakmak için telefonunu istediği, vermeye yanaşmaması üzerine telefonu vermeye ikna edebilmek için bu hususu konuşmak üzere tanıklar ... ve ablası ...'nin evlerine doğru gittikleri, ...'ın tanık olarak dinlenen ablası ... beyanında; "Olay gününden önce kardeşim olan ... ve ... arasında bir telefon sorunu olmuş. Bu durumu bana kardeşim anlatmıştı. Kardeşim babamın kredi kartından 65 bin TL lik babamın rızası olmadan harcama yapmış, bu harcamayı ... kardeşime zorla yaptırmış, ayrıca kendine 2 bin TL değerinde de bir telefon aldırmış, bana bu durumu kardeşim anlatmıştı. Olay günü de ... ve ... benim ailem ile birlikte yaşadığım eve geldiler. Evden kardeşim ...'yu yanlarına çağırdılar. Kardeşim tek başına inmeye kortuğu için ben de yanında aşağıya indim. ..., ... Kayayı bizim eve getirmiş ve kardeşimden aldığı telefonu geri vermesi için zorladı. ..., ... ı getirirken birkaç tokat atmış olabilir ancak bunu ben görmedim. ... ın amacı ... ın kardeşimden aldıklarını geri vermesi içindi. Olay anında ... polisi çağırdı. Bu sebeple ... durumdan korktuğu için telefonu kardeşimden geri istedi. ... a telefonu geri verecekti ancak bu sırada polisler geldi ve telefonu Serhatta buldular.." şeklinde anlattığı, SSÇ'nin haksız fiil nedeniyle alacaklı olan tanıklarla birlikte iken atılı müessir fiili gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.
SSÇ'nin eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, o halde 5237 sayılı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanması gerektiği ve SSÇ'nin 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 86 ncı maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, SSÇ müdafiinin temyiz isteği bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenlerle, Tebliğname'ye aykırı olarak oy çokluğu ile BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'
ne, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
30.05.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Her ne kadar çoğunluk tarafından suça sürüklenen çocuk hakkında katılan ...'ya yönelik yağma suçundan TCK'nın 149/1-a, 31/3. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, suça sürüklenen çocuğun bu eylemi bir alacağın varlığına inanarak ve bunu hakkında elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, buna göre TCK'nın 30. maddesi gereğince hatadan faydalanarak TCK'nın 150/1. yollamasıyla TCK'nın 86. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiğinden bahisle bozulmasına karar verilmiş ise de,
Dosyanın incelenmesinde İstanbul Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/101 Esas, 2020/135 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun TCK'nın 149/1-a, 31/3 maddeleri gereğince 6 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 2020/311 Esas, 2021/2127 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, suça sürüklenen çocuğun savunması, müşteki mağdurun aşamalardaki aynı mahiyetteki ifadeleri, tutanaklar, ekspertiz raporu birlikte değerlendirildiğinde suça sürüklenen çocuğun katılana hitaben telefonunu istediği katılanın telefonu vermemesi üzerine "zorla alırım güzellikle söylüyorum ver, emaneti kafana yersin" diyerek katılanın boğazını sıkıp tokat attığı, elinde bulunan bıçağı katılana göstererek söz konusu telefonu aldığı, her ne kadar tanık ... zorla alma olayının olmadığını belirtmiş ise de katılan ile tanık ...'ın ailesi arasında husumet olduğu keza bu tanığın beyanlarının sanık anlatımını da doğrulamadığı, daha sonra 21.01.2019 tarihli tutanağa göre de kolluk ekiplerinin suça sürüklenen çocuk üzerinde yapılan aramada mağdura ait cep telefonunun da bulunduğu,
Buna göre suça sürüklenen çocuğun eyleminin ... olduğu burada herhangi bir hatadan bahsedilemeyeceği anlaşıldığından istinaf mahkemesince verilen esastan red kararının onanması kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!