WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 06 Temmuz 2026

YARGITAY 6. CEZA DAİRESİ

A- A A+

6. Ceza Dairesi         2022/11787 E.  ,  2024/6321 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI :2021/2429 E. 2021/2729 K.
SUÇ :Nitelikli yağma
HÜKÜM :İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ :Onama

Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usule ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde, anılan sebeplerle yapılan incelemede;

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu'nun takdiri ile Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararına göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmış, diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın özgülenmiş suç kastı çerçevesinde hukuken tek kabul edilen olayda suça konu işyerinden mağdur ...'in lastiklerini ve mağdur ...'in cep telefonunu yağmaladığı, mağdur ...'in soruşturma aşamasında dilekçesi ile zararının karşılandığını belirttiği, mağdur ...'un ise mahkemedeki beyanında zararının karşılanmadığını beyan ettiğinin anlaşılması karşısında, soruşturma aşamasında yapılan kısmi iade sebebiyle mağdurlardan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rızası olup olmadığı sorularak sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 168 inci maddesinde tanımlanan etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm kurulması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,

20.05.2024 tarihinde 5237 sayılı Kanun'un 150/1. madde uygulanması gerektiği yönünde oy çokluğuyla diğer hususlar yönünden oy birliğiyle karar verildi.

K A R Ş I O Y

Yargıtay CGK yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.

Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da ... olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.

YCG 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği ... olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin ... şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.

Yine YCGK nın 2018/6-110 E. 465 K. , 2016/6-1157 E. 2017/239 K sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.

Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.

Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.

Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.

Ceza yargısına hakim olan en ... ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.

Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan hele de başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi ... olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.

Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;

Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 gün ve 2013/678-2014/98 sayılı kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde ... yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.

Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak ... doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.

Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ıspatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar idda etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ıspat şartı aranmamaktadır.

Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs. ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.

Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en ... kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikayetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.

Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin ... görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burda bir hukuk mahkemesi gibi ıspat şartı aranmamalıdır.

Alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. ( Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide ...- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 )

Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde;

Sanığın hurdacılık yaptığı, müştekinin ise lastik kaplama işi yaptığı, sanığın topladığı hurda ve eski lastikleri müştekiye götürdüğü, müştekinin bunu kaplatarak satışını yaptığı aralarında bu hususla ilgili uzun zamana yayılmış alacak borç ilişkisi olduğu sanığın müştekiden alacaklı olduğunu iddia ettiği olay günü müştekinin iş yerine gitttiğinde müştekinin iş yerinin dışında olduğu telefonla bu hususları tartıştıkları ve küfürleştikleri, sanığın işyerinde bulunan 8-9 adet lastiği işyerinde bulunan müştekinin yeğenlerini korkutarak aldığı ve araca yüklediği, bilahare kızgınlığının geçmemesi üzerine olay yerindeki eşyaları kırmak suretiyle zarar verdiği sabittir.

Müşteki ilk ifadesinde adını duyduğu görse teşhis edebileceği birisi olarak tarif ettiği, sonraki ifadesinde ise sanığı tanıdığını aralarında daha önce alışveriş olduğunu ama artık faturasız ve çalıntı lastik almadığını, o dönemden alacağının kalmadığını iddia etmiştir.

Müşteki huzurdaki ifadesinde ise sanığı daha önce tanıdığını ifadesinde bahsettiği gibi alış veriş yaptıklarını ve borcu olduğunu ve bu nedenle lastikleri götürdüğünü iddia etmiş üç farklı ifadesinde üç farklı ifade vermiştir. İfadeler sonuç itibariyle sürekli değişiklik göstermiş ve nihayetinde sanığın savunmalarını teyit etmiştir.

Sanık ilk andan beri hurda lastik verdiğini borcunu alamadığı için yaptığını açık açık ve değişmeksizin savunmuştur.

Hakkında takipsizlik verilen kişide ilk andan itibaren bu ifadeleri teyit etmiştir.

Ayrıca araç sahibi sıcağı sıcağına dinlenildiğinde sanığın alacağı olduğunu ve bunu almak için gerçekleştirdiğini kendisine ilettiğini beyan etmiştir.

Sanık Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığında 09.11.2015 tarihinde vermiş olduğu ifadesinde özetle; bu alışverişleri müştekinin uzunboylu olan abisinin de bildiğini, ayrıca aynı yönde iş yapan 25 yaşlarındaki Elazığlı ... isimli şahıs ile, yanında çalışan 18 yaşındaki malatyalı ... isimli kişilerin ve daha birçok kişinin bildiğini savunmştur. Bu şahısları müracaatta etirebileceğini beyan etmiştir.

Dosya içerisindeki kayıtlara göre müştekinin hurda lastik ve bu arada çalıntı mallarda aldığı iddiasıyla 2007-2010 yılları arasında çok sayıda takibata uğradığı ve bazılarına dava açıldığı anlaşılmaktadır.

Sanığın müştekiye ait işyerinde değerli birçok eşya, para, bilgisayar vs. olmasına rağmen sadece lastik ile müşteki ...'un elindeki telefon haricinde başka bir şey almamıştır. Dosyaya yansıyan beyanlara göre cep telefonu ile müştekiyi aramak için kullanmaktadır.

Müşteki ile sanık arasında hukuki ilişki olduğu ilk derece mahkemesi tarafından kabul edilmiş bu nedenle tanık olarak gösterilen kişiler dinlenilmeden mahkumiyet TCK 150/1 delaletiyle tehdit suçundan mahkûmiyet verilmiştir.

Cumhuriyet savcılığının istinaf talebi üzerine istinaf mahkemesi hukuki alacağı kabul etmiş ancak müşteki “...” a ait telefonun alınması nedeniyle müştekinin bu hukuki ilişki ile taraf olmadığı gerekçesi dosyayı bozarak göndermiştir. Bunun üzerine ilk derece mahkemesi hukuki ihtilafı kabul etmekle birlikte bu nedenle TCK 150/1. fıkrasını uygulamamış, verilen karar İstinaf mahkemesince onanmıştır.

Taraflar arasında hukuki ihtilaf olduğu konusunda dosya içeriğine göre herhangi bir tereddüt yoktur. Sadece müştekinin ilk andaki sonradan değişiklik gösteren borçlu olmadığı yönündeki beyanı vardır.

Dolaysıyla müştekinin zaman içerisinde değişiklik gösteren beyanlarının aksine sanığın alacağı olmadan doğrudan yağmaladığı yönünde hiçbir delil ve emare elde edilememiştir. Bunun aksine tüm aşamalarda borç verdiğini ve alamadığını beyan eden sanık savunmaları sonraki müşteki beyanları ile de teyit edilmektedir. Tanıklarda tartıştıklarını beyan ederek fiilen sanık beyanını desteklemektedirler. Böyle olunca şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması ve sanığın alacağını almak için cebir kullandığı yönündeki savunmasının kabulü ile TCK 150/1. maddenin uygulanması gerekeceği yönünde bir ihtilaf yoktur.

Tartışmalı olan tek husus alınan cep telefonunun durumudur.
Mağdur ...'in annesinin vefatından sonra babasının bakmaması üzerine diğer müşteki olan amcası ve babaannesi ... ile birlikte kaldığı ve müştekiye ait iş yerinde çalıştığı açıktır. Yağmalandığı iddia edilen telefonun faturasının mağdurun babaannesi ... adına kesilse de fatura üstündeki imzaya göre müşteki ... ...'e ait olduğu da açıktır. Yani telefon müşteki ... ile Veyselin amca- yeğen olmaları aynı evde oturup aynı işyerinde çalışıyor olmaları, fiilen ortak olmaları nedeniyle hukuki alacağın tarafı gibi kabul edilmeleri gerekmektedir. Müştekinin 14 yaşında olması nedeniyle yaşı itibariyle ayrı bir gelir kaynağının olmadığıda açktır. Dolaysıyla amacı baştan beri alacağını almak için bir miktar eşyayı zorla alan sanığın lastiklerle birlikte cep telefonunu da almasında suçun vasfını değiştirecek herhangi bir durum yoktur.

Kaldı ki dairemizin yerleşik içtihatlarında alacağı olduğu kanaatiyle alma halini de bu kapsamda sayılması gerektiği kabul edilmektedir.
Mesela; 6. CD 2008/23587E., 2009/14332 K.; "... sanıkların alacaklarının varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket ettiklerinin anlaşılması ...sanıkların eylemi 5237 sayılı TCY’nın 150/1.maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 106/2. maddesindeki silahla tehdit suçunu oluşturmasına karşın, ... yağma suçundan hüküm kurulması..." şeklinde gösterilmiştir.

Bu nedenle sanığın eylemi alacağını almak amacıyla cebir ve tehdit uygulamadan En azından sanığın eylemini bir alacağın varlığına inanarak ve bu ... elde etme özel kastıyla hareket etmek suretiyle gerçekleştirdiği, o halde 5237 sayılı Kanun'un 30/1. maddesi uyarınca bu hatasından yararlanması gerektiği ve sanığın 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 106/2-a. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yerinde ve yeterli olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması gerekçesi ile bozulmalıydı. Karara bu nedenle muhalif kalıyorum.