5. Hukuk Dairesi 2023/9512 E. , 2024/2831 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/1560 Esas, 2023/845 Karar
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mucur Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2021/176 Esas, 2022/158 Karar
Taraflar arasındaki kesinleşmiş mahkeme kararının infaz edilmemesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilin murisi ...'un Hazine ve belediye aleyhine açtığı tapu iptal tescil davasının Mucur Asliye Hukuk Mahkemesinin 15.09.1981 tarihli ve 1980/193Esas, 1981/214Karar sayılı kararıyla kabulüne karar verildiğini ve Yargıtay incelemesinden de geçerek 28.01.1982 tarihinde kesinleştiğini, ancak karar kesinleştiği halde infaz edilmemesi nedeniyle uğradığı zararın tazmini için açılan bu davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100,00 TL talebin kararın kesinleşmesinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; kadastro sırasında tapu malikinin veraset ilamı ibraz edilmediğinden tapu maliki adına tespitin yapıldığını, kadastro tespitinin iki ay süreyle ilan edildiğini, ilgililerin kadastro tespitine itiraz etme veya dava açma haklarını kullanmadıklarını, kadastro tespitinin kesinleştiğini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca kadastro sırasında uygulanmayan tapu kayıtlarının işleme tabi kayıt niteliğini kaybettiğini, 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesindeki koşulların bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuki sorunun tazminat istemine konu taşınmazların kadastro tespitinin 24.12.1985 tarihinde kesinleşip kesinleşmemesine indirgendiğini; ancak iddialarının kadastro tutanaklarının usulüne uygun olarak kesinleştirilmediği olduğunu, temyiz edilen kararda sadece tutanakların kesinleştiğine değinilmiş, kesinleşmenin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı hususunun irdelenmediğini, kadastro tutanaklarının usulüne uygun olarak kesinleştirilip kesinleştirilmediğinin de tartışılarak karar verilmesi gerekirken, usulsüz tebligat üzerinde durmadan yanlış bir tespitte bulunulduğunu, mahkeme kararına aykırı kadastral işlemin kesinleşme tarihi yani zararın oluşum tarihi belirlenerek bu tarih itibarıyla çevrede yetiştirilen ürünlerin münavebesiyle değerinin tespit edilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının babası olan ...'un 28.10.2005 tarihinde vefat ettiğini, tazminat istemine konu taşınmazların kadastro tespitleri ise 24.12.1985 tarihinde kesinleştiğini ve aynı gün tapuya tescil edildiklerini ve kadastro tespitinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 766 sayılı Kanun’un 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihi itibarıyla çoktan dolduğunu, ... ve mirasçıları tarafından 24.12.1985 tarihinden 10 yıllık süre içinde Mucur Asliye Hukuk Mahkemesinin 1980/193Esas, 1981/214 Karar sayılı ilamına ve taksime dayanılarak 232 ada 2, 3 ve 4 parsellerin tapu kayıtlarının iptali istemiyle dava açılmadığını, davacı ... miras bırakanının ağır kusuru sonucunda zarar meydana gelmiş olup, bu zarardan 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesine göre Hazinenin sorumlu tutulabilmesi mümkün olmadığından ve hiç kimse kendi kusurundan faydalanarak hak talep edemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek kararı temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesinin birinci fıkrası.
3. Yargıtay Büyük Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4-383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
4. Anayasa Mahkemesinin 2014/6673 Başvuru No.lu 25.07.2017 tarihli, 29.09.2017 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yaşar Çoban kararı.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Yapılan incelemede; 03.12.1982 tarihinde yapılan tesis kadastrosu sırasında Kırşehir ili, Mucur ilçesi, ... Mahallesi 232 ada 2, 3 ve 4 parsel sayılı taşınmazların Nisan 1310 tarih 58 sıra nolu tapu kaydı ve 1936 tarihli ve 624/610 yazım numaralı vergi kaydı uygulanarak 232 ada 2, 3 ve 4 parsellerin bir bütün halinde ... oğlu ... adına tapuda kayıtlı olduğu, tapu malikinin öldüğü; ancak veraset ilamının ibraz edilmediği, 39 nolu toprak tevzi komisyonunca 1865, 1866 ve 1868 parseller olarak üç parça halinde ... oğlu ve torunları adlarına üç parsel halinde belirlendiği, bu yere ait 624/610 yazım nolu vergi kaydının ... çocukları ..., ... ve ... adlarına kayıtlı olduğu, tapu ve vergi kaydının aynı yere ait olduğu, vergi kayıt malikleri arasında 1940 yılında taksim yapıldığı, 232 ada 2 parselin ... oğlu ...’ye, 232 ada 3 parselin ... oğlu ...’a, 232 ada 4 parselin ... oğlu ...’e kaldığı, toprak tevzi komisyonunca da 232 ada 4 parselin bulunduğu alanın 1865 parsel numarasıyla ... oğlu ..., 232 ada 3 parselin bulunduğu alanın 1866 parsel numarasıyla ... oğlu ..., 232 ada 2 parselin bulunduğu alanın ise 1868 parsel numarasıyla ... oğlu ... adına yazıldığı, 232 ada 3 parselin zilyedi olan ... oğlu ...’ında 1962 yılında ölümüyle mirasçılarının 1973 yılında 3 nolu parseli taksim ettikleri, taksim sonucu ... oğlu ...’un kendisine düşen yere ilişkin tescil davası açarak Mucur Asliye Hukuk Mahkemesinin 1980/193 Esas, 1981/214 Karar sayılı kararıyla adına tescil ettirdiği; ancak tapu maliki ...’in veraset belgesi olmadığından tapuda kayıtlı olan taşınmazın tapusuz olarak mahkemece karar verilip tescil kararı alındığı belirtilerek karar verilmek üzere Kadastro Müdürlüğüne gönderildiği, Kadastro Müdürlüğü tarafından 06.05.1983 tarihinde ölü olduğu belirtilerek tapu maliki olan ... oğlu ... adına tespitine karar verildiği, 21.10.1985-23.12.1985 tarihleri arasında ilan edildiği, itiraz edilmeksizin kesinleşmekle 24.12.1985 tarihinde tapuya tescil edildikleri, 28.02.1996 tarihinde ise hükmen tashih yoluyla ... Oğlu ... adına tescil işleminin yapıldığı, ... oğlu ...’in çocuklarından ...'ın oğlu ... tarafından 02.07.1980 tarihli dilekçe ile Hazine ve Belediye taraf gösterilerek tescil davası açıldığı, Mucur Asliye Hukuk Mahkemesinin 1980/193 Esas, 1981/214 Karar sayılı ilamıyla toprak tevzi komisyonunca ... oğlu ... adına tespiti yapılan 1866 parsel sayılı taşınmazın ... oğlu ... mirasçıları arasında 29.08.1973 tarihinde taksim edildiği, 1866 parselin fen bilirkişi raporunda A ile işaretlenen 2.500 m² yüzölçümlü kesiminin ... oğlu ...’a kaldığı belirtilerek ... adına tapuya tesciline karar verildiği, temyiz edilmekle Yargıtay 8. Hukuk Dairesince onanarak 22.03.1982 tarihinde kesinleştiği, davacının dedesi olan ... oğlu ... ’un 09.12.962 tarihinde öldüğü, geride çocukları ..., ..., ..., ..., ... ve ...’in kaldıkları, tescil ilamında davacı olarak yer alan ...’un 28.10.2005 tarihinde öldüğü, geride istinafa konu davanın davacısı ... ile kardeşlerinin kaldıkları, eldeki davanın ise 13.07.2021 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
3. Davacının dayandığı tescil ilamında kök miras bırakan ... oğlu ... mirasçıları ile ... Oğlu ...’in oğlu ...’ın mirasçıları taraf olarak yer almadığı, tapu kaydından bahsedilmeden alınan tescil kararının uygulanması halinde Nisan 1310 tarih 58 sıra nolu eski tarihli tapu kaydı ile mirasçılar arasında kopukluk oluşturması, miras bırakanlara ait veraset belgelerinin ibraz edilmemesi sebebiyle 22.03.1982 tarihinde kesinleşen tescil ilamı yerine kadastro sırasında uygulanan tapu kaydı esas alınarak tapu maliki adına kadastro tespitlerinin yapıldığı anlaşılmakla; bu durumda tapu sicilinin hatalı tutulduğundan söz edilemeyeceği gibi tazminat istemine konu taşınmazların kadastro tespitleri 24.12.1985 tarihinde kesinleştiği ve aynı gün tapuya tescil edildiği, kadastro tespitinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 766 sayılı Kanun'un 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen 10 yıllık hak düşürücü dava tarihi itibarıyla çoktan dolmuş olup 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesine göre Hazinenin sorumlu tutulabilmesi mümkün olmadığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!