5. Hukuk Dairesi 2023/12662 E. , 2024/6964 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/28 Esas, 2023/2548 Karar
ASIL VE BİRLEŞTİRİLEN DAVADA
ASIL VE BİRLEŞTİRİLEN DAVADA
DAVA TARİHİ: 15.11.2012
KARAR : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 20. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/291 Esas, 2020/192 Karar
Taraflar arasındaki kadastro çalışmalarında tapu kaydının revizyon görmemesi nedeniyle uğranılan zararın 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 1007 nci maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkin asıl ve birleştirilen davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davaların reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.
Davacılar vekilince temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 04.06.2024 günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.
Duruşma günü davacılar vekilleri Avukat ..., Avukat ..., Avukat... ve davalı Hazine vekili Avukat ...... gelmişlerdir.
Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.
Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili asıl ve birleştirilen dava dilekçelerinde özetle; İstanbul ili, ...,... Mahallesi Ağustos 327 tarih, 193 sıra numaralı, 272 dönüm 185 arşın miktarlı taşınmazın malikinin, müvekkillerinin murisinin... ...Mevkii Hane 5, Emlak 4539 da kayıtlı.....(... oğlu) ...olduğunu, mirasçılardan Misak Toros'un sağlığında Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/769 Esas, sayılı dosyası üzerinden sözü geçen tapu kaydına dayanarak açmış olduğu davasında, tapunun 478 adet parseli kapsamına aldığı ancak kadastro çalışmaları sırasında sözü geçen tapu kaydı dikkate alınmayarak taşınmazların üçüncü kişiler ve bir kısmı da Hazine olmak üzere tespit ve tescil edildiğini, taşınmazlara ilişkin sınırlandırma işleminin 1989-1992 yıllarında kesinleştiğinden bahisle 3402 sayılı Kadastro Kanunu (3402 sayılı Kanun) uyarınca davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiğini, bu kararın kanun yolu aşamalarından geçerek kesinleştiğini, kadastro çalışmaları sırasında müvekkilinin dayandığı tapu kaydına göre tespit ve tescil işlemi yapılması gerekirken kadastro heyetinin üçüncü kişiler adına yaptığı tespit işlemi nedeniyle müvekkillerinin zarara uğradığını belirterek müvekkillerinin uğradığı zararın tazminini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıların muris-i evvelleri olarak belirttikleri.....(... oğlu) ...ile dayanılan kayıttaki ...'den ......ile.....Efendi'nin aynı kişi olduğunun davacı taraflarca ispat edilemediği, davacılar murisinin Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/769 Esas, 2009/91 Karar sayılı dosyasında tapu kaydının düzeltim istemli davasının reddine karar verildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bahse konu yerde kadastro tespitlerinin yapıldığı ve yaklaşık 478 yeni parselin oluştuğu, kadastro tespitine dayanak olarak davacıların dayanak tutanaklarının esas alınmadığı, davacıların dayanak kayıtlarının iddia edilen ve 1989-1992 yıllarında kadastrosu yapılarak kesinleşen yerlere de uygulanamadığı, bu tür davalarda en önemli sorunlardan birisinin de eski kayıtların yeni dile aktarımından kaynaklı olduğu, esasen hukuki terimlerin birisinin yanlış anlamla tercüme edilmesi ve/veya farklı anlamla ele alınmasında inanılmaz hataların silsile halinde devam ettiği, işbu olayda da harita ve kadastro bilirkişisi tarafından "mutasarrıf" kelimesinin "malik" olarak yeni dile çevrildiği, oysaki eski dilde "mutasarrıf" teriminin karşılığının "kullanıcı/kiracı" kelimesine karşılık geldiği, sunulan tercüme evraklardan da anlaşılacağı üzere bu yerler için gelir türünün "icar/kira" olduğu, eş deyişle kayıtlardaki ...'den ......ile.....Efendi'nin malik olmayıp "kiracı/kullanıcı" oldukları, bu durumun davacıların dayandığı dayanak belgelerin tercümesinden açıkça anlaşıldığı, zaten bu kişiler adına tespit yapılmasının da mümkün olamayacağı, davacıların ise muris-i evvelleri ile ilgisiz kişileri muris-i evveli gibi gösterip soyut ve afaki iddialara dayalı olarak dava açtıkları, açılan bu davanın hiçbir şekilde ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkillerinin kök murisi.....Efendi'nin dava konusu taşınmazların maliki olduğunu, mahkemenin kabulünün aksine mutasarrıf kelimesinin anlamı kiracı/kullanıcı değil malik olduğunu, Osmanlıca-Türkçe sözlükte mutasarrıf kelimesinin bir malın sahibi anlamına geldiğini, 03.10.1986 sayılı tapu kaydına göre dava konusu arazilerin müvekkillerinin muris-i evveline ait olduğunu ve.....Efendi'nin söz konusu taşınmazların maliki olduğunun açık seçik ortada olduğunu,.....(... oğlu) ...ile dayanılan kayıttaki ...'den ......ile.....Efendi'nin aynı kişi olduğunu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Yüksek Mahkeme kararlarına göre mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmemesi durumunda bunun aşırı bir müdahale teşkil edeceğinin hüküm altına alındığını, kararın gerekçeleri hatalı olduğunu, muris-i evveli ...’a soyisim verilme işlem kaydının ve bu soyisminin hangi gerekçe ve hangi talep yahut işlem neticesinde verildiğinin sorulması gerektiğini ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; mahkemenin kabulünün aksine davacının dayandığı zabıt kayıtlarının esasen tapu kaydı niteliğinde olduğu, dayanılan (geldisi 27 Rebiül-ahır 87 sıra numarası 11/64 numaralı kayıt olup, gittisi Nisan 333 tarih 1 sıra numaralı kayıt -bu kaydın gittisi yoktur- olan) Ağustos 327 tarih 193 sıra nolu tapu kayıt malikleri ......ile.....Efendi tapuda eşit hisseler ile malik olarak gözükürken, kaydın gittisinde yarı (nısıf) hissenin.....Efendi tarafından iksitap edildiğinin anlaşılmakta olduğu, kaydın.....Efendi adına ilk oluştuğu tarihin (rumi) Ağustos 1327 tarihi (miladi 1911/1912) olduğu, kaydın gittisinin oluştuğu tarihin ise (rumi) 1333 (miladi 1917) tarihi olup, kaydın, bu tarihten günümüze kadar tedavül ve intikal görmediği, bu arada dosya arasında bulunan Ümraniye 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/769 Esas sayılı dosyasında celp edilen Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Münakale Şefliğinin 09.05.2006 ve 05.12.2006 tarihli cevap yazılarında, bu kayıtların geldi kayıtlarına rastlanılmadığının bildirildiği, yine aynı dosya kapsamında nüfus kayıtları üzerinden yapılan araştırmada, 07.08.2007 tarihli eski yazı uzmanı tarafından düzenlenen nüfus aile kayıt tercümesinde, davacıların murisi ...ve ... oğlu ...'un, Soyadı Kanunu'ndan önce ölmesine rağmen Soyadı Kanunu'ndan çok sonraki bir tarihte ölüm hadisesinin muhtarlıkça bildirilmesi üzerine isteği dışında Huzuryan soyadını aldığı, gerek sözü geçen dosya içerisindeki evraklar ve gerekse eldeki dava dosyası üzerinden (vaftiz kaydı,...Vakfına ait varaka ve...caddesindeki 15 nolu matbaa binasında ait icar belgeleri/makbuzları) toplanan deliller kapsamında, tapu kaydında malik olarak gözüken.....Efendi ile davacıların murisi evveli olan ...ve ... oğlu ...'un aynı kişi olduklarına dair bir ispatın ortaya konulamadığı, kaldı ki tapu kaydının kapsamında olduğu iddia edilen 478 adet parselin bulunduğu mahalde yapılan arazi kadastro çalışmaları sırasında bu tapu kaydının revizyon görmediği, sonradan da herhangi bir işleme tabi tutulmadığı, arazi kadastro çalışmaları sırasında revizyon görmeyen ve işleme tabi kayıt niteliği kalmayan eski tapu kaydının 3402 sayılı Kanun'un 12 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hukuki değerini yitirdiği, hukuki geçerliliği kalmayan tapu kayıtlarına dayalı olarak 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istenemeyeceği, davacılar adına kadastro ile oluşmuş ve daha sonra mahkemelerce iptal edilmiş geçerli bir tapu kaydının da bulunmadığı, tazminat talep edilen tapunun kapsamında kaldığı iddia edilen taşınmazlara ilişkin sınırlandırma çalışmalarının 1989-1992 yıllarında kesinleştiği, kadastrosunun kesinleşmesinden itibaren on yıl içerisinde tapu iptali istemi ile dava açılmadığı gibi bu dava öncesinde açılmış bir tapu iptal tescil davasının olmadığı, dolayısıyla hak düşürücü sürenin de söz konusu olduğu, eldeki davadan önce açılan davanın da çekişmesiz yargı işi netilğindeki tapuda isim tashihi davası mahiyetinde olduğu; bir an için kimlik bilgilerinin örtüştüğü ve hak düşürücü sürenin söz konusu olmadığı ve ayrıca tapunun hukuki niteliğini de yitirmediği ve dava açılabileceği kabul edilse dahi, Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarihli ve 2014/6673 başvuru numralı kararı gereği 18.11.2009 tarihinden önce zamanaşımı süresi dolmuş bulunan eldeki dava için 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi kapsamında dava açılabilmesi imkânı yönünden Anayasa Mahkemesinin belirtilen hak ihlali kararı nazara alındığında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli kararından yaklaşık 3 yıl sonra 15.11.2012 tarihinde açılan eldeki asıl davanın makul süre içinde açıldığının kabulünün mümkün olmadığı sonuç ve kanaatine varılmakla, Mahkemece benzer gerekçelerle davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı belirtilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1. Davacılar vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.
2. Davacı ... Büyüksayan vekili Avukat ... temyiz dilekçesinde özetle; tapu kaydının sahiplerinden.....Efendi ile ... aynı kişi olduğunun yargılamanın selameti, maddi gerçekliğin ortaya çıkarılması ve kamu düzeni açısından zaruri olduğunu, ilgili nüfus kaydının bulunduğu kayıt defteri yahut ilgili resmî kaydi belgelerin fiziken incelenmesi ve bu hususta bilirkişi raporu düzenlenmesinin maddi gerçekliğin ortaya çıkması açısından gerektiğini, kamu düzenini ilgilendirir şekilde eksik inceleme neticesi karar verildiğini ileri sürmüştür.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme
Uyuşmazlık, 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 4721 sayılı Kanun'un “Sorumluluk” başlıklı 1007 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.”
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 tarihli ve 2009/4 - 383 Esas, 2009/517 Karar sayılı kararında tapu işlemlerinin kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğu, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulünün gerektiği, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğu, bu işlemler nedeniyle zarar görenlerin 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi gereğince zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilecekleri belirtilmiştir.
4. 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan ... duygularını sağlamak bakımından aynî hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.
3. Değerlendirme
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihaî kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacılar vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aleyhine temyiz olunan davalı Hazine yararına 21.09.2023 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince takdir olunan 17.100,00 TL vekâlet ücretinin temyiz edenden alınmasına,
Davacı taraftan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irad kaydedilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!