WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 08 Haziran 2026

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

4. Hukuk Dairesi         2024/313 E.  ,  2024/3571 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/258 E., 2020/26 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın Kabulü

Taraflar arasındaki maddi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; 22.07.2010 tarihinde davalı ... A.Ş. Nezdinde Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi olan araç ile dava dışı Ak Sigorta A.Ş. nezdinde ZMSS poliçesi olan aracın karıştığı çift taraflı kazasında, davalı ... A.Ş’ye sigortalı aracın davacıların desteği Türkmenoğlu’nun idaresindeki motosiklete çarptığını, davacıların desteğinin vefat ettiğini, davacıların eldeki davayı açmadan önce davalı ... A.Ş. ile diğer sorumlular aleyhine destekten yoksun kalma tazminatı talebi ile 21.02.2011 tarihinde Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/65 Esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak kısmi dava açtıklarını, söz konusu dava dosyasında 20.07.2012 tarihli aktüer bilirkişi raporu doğrultusunda 01.10.2012 tarihinde davayı ıslah ettiklerini, ıslah ile dava değerini davalı ... A.Ş. yönünden 45.355,30 TL’ye yükselttiklerini, ancak yapılan itirazlar sonucu mahkemece 13.03.2015 tarihli aktüer bilirkişi ek raporunun alındığını, bu rapora göre davalı ... A.Ş.’nin sorumlu olduğu tazminat miktarının 56.264,78 TL olduğunun anlaşıldığı, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2011/65 Esas, 2015/189 Karar sayılı 18.06.2015 tarihli ilamı ile 45.355,30 TL destekten yoksun kalma tazminatının davalı ... A.Ş.'den tahsiline karar verildiğini, kararın taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiğini, eldeki davada ise ilk dava kapsamında alınan 13.03.2015 tarihli aktüer bilirkişi ek raporunda hesaplanan 56.264,78 TL’den kalan 10.909,48 TL bakiye destekten yoksun kalma tazminatının davalıdan tahsilini talep ettiklerini, bununla birlikte ilk davada faiz talep edilmediğini, önceki davada 13.03.2015 tarihli aktüer bilirkişi ek raporu ile hesaplanan 56.264,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının ilk davanın açılma tarihi olan 21.02.2011 tarihinden itibaren, eldeki davanın açılma tarihi olan 29.12.2015 tarihine kadar işleyen yasal faiz alacağının 24.583,85 TL olduğunu, eldeki davayla söz konusu faiz alacağının da davalıdan tahsilini talep ettiklerini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.909,48 TL bakiye destekten yoksun kalma tazminatı alacağı ile 24.583,85 TL işlemiş faiz alacağının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının açmış olduğu davayı kabul etmediklerini, davacının ilk davada faiz talep etmediğini, alacağın 45.355,30 TL'sinin karara bağlandığını, bu kısma ilişkin faiz talebinin reddine karar verilmesini gerektiğini belirtmiştir.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 29.03.2016 tarihli 2015/280 Esas, 2016/162 Karar sayılı ilamı ile iddia, savunma, yapılan yargılama ve toplanan delillere göre; davanın kısmen kabulüne, 10.909,48 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkemenin 29.03.2016 tarihli 2015/280 Esas, 2016/162 Karar sayılı kararına karşı davacılar vekili temyiz isteminde bulunmustur.

2. Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 19.03.2019 tarihli 2016/8337 Esas, 2019/3242 Karar sayılı sayılı ilamı ile "...Davacılar vekili ek dava dilekçesinde 10.909,48 TL maddi tazminat ile 24.583,85 TL faiz talebinde bulunmuş, yerel mahkemece, mahkemenin 2011/65 esas 2015/189 karar sayılı ilamına konu alacak kalemi açısından faiz talep edilmediğinden faize yönelik hüküm kurulmadığı ve söz konusu karar temyiz edilmeksizin kesinleştiği için davacılar vekilinin faize yönelik talebi açısından kesin hüküm niteliğinde olduğu gerekçesiyle bu talep yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Buna zamanaşımı süresinde açacağı ayrı bir dava ile de istenebilir. Diğer yandan, 6100 sayılı HMK'nun 297/2 (HUMK mad.388) maddesine göre; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar etmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Dolayısıyla bir davada bir istek için mahkemece hüküm tesis edilmemişse o konuda bir hükmün varlığı söz konusu edilemez. Bu duruma göre de, açılan bir davadaki faiz isteği hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması, o hükmü temyiz etmeyen davacının sonradan faiz bakımından dava açmasına bir engel yoktur. Diğer bir söyleyişle, davanın faiz bölümü asıl alacaktan ayrı bir nitelik taşıdığından, bu haktan açıkça vazgeçmedikçe ileride yeni bir dava ile istenilebilir. O halde mahkemece, davacılar vekilinin dava dilekçesindeki faiz talebi değerlendirilerek, Doğanşehir Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/65 Esas, 2015/189 Karar sayılı dosyasında davacılar lehine hesaplanan, bir kısmı söz konusu dosyada hüküm altına alınan ve bir kısmı eldeki davaya konu edilen toplam tazminata; yukarıda yapılan açıklamalara göre davalı Sigorta Şirketi'nin temerrüde düştüğü tarihten itibaren işleyen faiz miktarı ile ilgili olarak gerekiyorsa hesap bilirkişisinden rapor alınarak oluşacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kararda yazılı olduğu şekilde davacılar vekilinin faiz talebi ile ilgili olarak red karar verilmesi doğru görülmemiştir..." gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 56.264,78 TL'nin ilk dava tarihi olan 21/02/2011 tarihinden itibaren 29/12/2015 tarihine kadar işleyen yasal faiz olarak belirttiği 24.583,85 TL nin tahsili talep edilmiş, yapılan incelemede 56.264,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının sigorta şirketine yapılan başvuru bulunmadığının anlaşılması ve taleple bağlılık ilkesi gereği davalının temerrüde düşmüş sayılacağı 21.02.2011 ile 29.12.2015 tarihleri arasında işleyen yasal faizin 24.583,86 TL olduğu, davacıların karşılanmayan bakiye zararlarının 10.909,48 TL olduğu, bu konuda sehven hüküm kurulmadığının gerekçeli karar yazım aşamasında anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 56.264,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının sigorta şirketine yapılan başvuru sonucunda temerrüde düşmüş olduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davalıdan alınacak miktarın 24.583,86 TL olduğunun belirtilmesine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; gerekçeli kararın anlam karmaşasına yol açmayacak şekilde açık ve anlaşılabilir olması gerektiğini, verilen hükmün davacı tarafın talebinden fazla olduğunu, hükmün infazı sırasında davalıdan talep edilecek miktarın ne kadar olduğunun hükümde açıkça belirtilmediğini, davacı tarafın, mahkeme ilamını Malatya İcra Dairesi’nin 2021/102138 Esas sayılı dosyası kapsamında icra takibine koyduğunu, icra emrinde müvekkil şirketten davacı tarafın talebinden daha fazlasının ödenmesinin istendiğini, mahkeme ilamında hükmedilen bakiye ilam harcının, hükme esas alınan tazminat miktarına göre alınması gereken harçtan fazla olduğunu, hüküm fıkrasının vekalet ücretine ilişkin 3 nolu bendinde hatalı biçimde hüküm kurulduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; davalının Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortacısı olduğu aracın karıştığı trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanların bakiye destekten yoksun kalma tazminatı ve işlemiş faiz alacağı talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, HMK’nın 294, 295, 296 ve 297 nci maddeleri, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 ve 45 inci maddeleri, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı.

3. Değerlendirme
1. 10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğünün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir.
Diğer taraftan 6100 sayılı HMK’nın 294 ve 297 nci maddelerinde, hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK’nın 297 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır.
Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır.
Somut olayda; mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı 11.02.2020 tarihli kısa kararda davanın kabulüne, 56.264,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının sigorta şirketine yapılan başvuru sonucunda temerrüde düşmüş olduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine hükmedilmiş, gerekçeli kararında ise; davanın kabulüne, 56.264,78 TL destekten yoksun kalma tazminatının sigorta şirketine yapılan başvuru sonucunda temerrüde düşmüş olduğu tarihten itibaren işleyecek yasal faizinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davalıdan alınacak miktarın 24.583,86 TL olduğunun belirtilmesine karar verilmiştir.
Bu haliyle; kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkinin bulunduğu, bununla birlikte mahkemece davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu tazminat miktarının hüküm fıkrasında tereddüt ve şüphe uyandırmayacak şekilde belirlenmemiş olduğu, kararın bu haliyle 6100 sayılı HMK’nın 297’inci maddesinin 2 nci fıkrasına aykırı olarak infazda tereddüt oluşturacak şekilde tesis edildiği anlaşılmıştır.
Şu durumda; mahkemece 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği, davacının talebi ve davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu tazminat miktarı hakkında infazda tereddüt oluşturmayacak şekilde yeni bir hüküm kurularak karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm tesis edilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2. Bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.

VI. KARAR
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın BOZULMASINA,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,

22.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.