WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 26 Haziran 2026

YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

4. Hukuk Dairesi         2023/10078 E.  ,  2024/4165 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2022/661 E., 2023/76 K.
HÜKÜM/KARAR : Davanın reddi

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bozmasına uyularak davanın reddine karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı eşi ile Kahramanmaraş 1. Aile Mahkemesinin 2012/629 E.,2012/1041 K. sayılı 15.02.2013 tarihinde kesinleşen kararı ile boşandıklarını, boşanma kararında eşinin müvekkilini davalı ile aldattığının belirtildiğini, davalının müvekkilinin eşi ile gayri resmî bir hayat sürerek hatta evine girerek çocuklarının gözü önünde aldatma eylemini gerçekleştirdiğini, evliliği sona eren müvekkilinin bu olayın etkisinden kurtulamadığını, davalının üç yıldan beri dava dışı eş ile aralıksız bu ilişkiyi devam ettirdiğini, evlilik birliği dışındaki birlikteliğin müvekkilinin sosyal ve kişilik değerlerine saldırı niteliğinde olduğunu, davalının bilerek ve isteyerek duygusal ve cinsel ilişkiye girmek suretiyle dava dışı eşin eylemine katıldığından manevi olarak uğranılan her türlü zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 10.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili davaya cevap vermemiş; ancak davalı vekili yargılama sürecindeki beyanlarında davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

III. MAHKEME KARARI
Mahkemenin 29.05.2014 tarihli ve 2013/597 Esas, 2014/347 Karar sayılı kararı ile davacı ile eşi arasında görülen boşanma davasında tanıkların beyanları ve toplanan deliller ile davalının davacının eşi ile evli olduğu sırada ilişkisinin olduğu anlaşılarak yaşanan aldatma eyleminin boşanmaya sebebiyet verdiğinin kabul edildiği, bu durumun davacının kişilik haklarına ve manevi değerlerine saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulü ile 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairenin 12.10.2015 tarihli ve 2014/13886 Esas, 2015/11178 Karar sayılı kararı ile “…davacının dava dışı eşinin TMK'nın evlenmeyle eşe yüklediği ödevler arasında bulunan sadakat yükümlülüğünü ihlali nedeniyle, Kanun'un 185 ve 174 üncü maddeleri uyarınca boşanma sebebi ve istek halinde manevi tazminatı gerektirir nitelikte olduğu kuşkusuzdur. TMK'daki düzenleme, dava dışı eşin evlenme ile kurulan aile birliğinin tarafı olması sıfatından kaynaklanmaktadır. Zira dava dışı eş kendi iradesi ile bu birliğin tarafı olmayı kabul etmiş ve yasanın kendisine tanıdığı hak ve yükümlülükler altına girmiştir.
Davalının eyleminin manevi tazminatı gerektirip gerektirmeyeceğine gelince, davalının doğrudan davacının bedensel veya ruhsal bütünlüğüne yönelik hukuka aykırı bir fiilde bulunduğundan söz edilemez. Söz konusu Kanunda yükümlülüğünü ihlal eden eşin eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişiler yönünden herhangi bir düzenleme getirilmemiştir. Dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı BK'nın müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerinin de uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira, söz konusu Kanun'un 50 inci maddesinde haksız fiil nedeniyle müteselsilen sorumluluğuna gidilebilecekler gösterilmiştir. Yukarıda açıklanan yasal duruma göre, davalı zararın meydana gelmesinden asli olarak sorumlu tutulamaz. Yine Kanun hükmünün aradığı anlamda iştirak hali de söz konusu olamaz. Zira iştiraken işlenebilir bir eylemin varlığının kabul edilebilmesi için, eylemin müstakilen ve asli olarak da işlenebilir olması gerekir. Ayrıca haksız fiil sorumluluğunu, geniş ve belirsiz bir kavram olan sadakat yükümlülüğünü ihlal etmeye iştirak çerçevesinde değerlendirmek, bu sorumluluğu belirsiz ... getirecektir.
Açıklanan nedenlerle, BK.49 (TBK.58) maddesine göre, davalının eylemi, davacının kişilik değerlerine saldırı oluşturacak nitelikte bir eylem olarak kabul edilemez. Mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, davacının manevi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir….” gerekçesiyle bozma nedenine göre sair yönler incelenmeksizin hükmün oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir.

B. Mahkemece Verilen Direnme Kararı
Mahkemenin 26.01.2017 tarihli ve 2016/283 Esas, 2017/48 Karar sayılı kararı ile önceki karar gerekçesinin yanında, aldatma olayında iki eylem ve iki eylemci bulunduğu, ilk eylemin aldatan eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı eylemi, ikinci eylemin ise davalının işbirliği yaptığı aldatan eşin gerçekte sadakatle yükümlü ve o eşle cinsel beraberlik yaşama hakkına sahip olan, bu hakkın ahlâki ve yasal tek sahibi olan yasal eşin (davacının) yerine geçerek aldatan eşe tatmin duygusu vererek yasal eşin eşini başkasıyla paylaşmama hakkını ihlâl etmek olduğu, bu ihlâlin yasal eş olan davacının aile değerlerine davalı tarafından gerçekleştirilen yoğun bir saldırı oluşturduğu, buna göre aldatan eşin eyleminde sadece aldatan eşi sorumlu tutmanın ve davalıyı sorumlu tutmamanın hukuksal olarak ve ahlâki olarak son derece yanlış olacağı, davalının evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmî ilişkiye girerek yasalar ile örf ve adet hukuku tarafından korunmayan haksız bir davranış içine girdiği, davalının bu davranışlarının haksız eylem niteliğinde olduğu, dava dışı eşin evli olduğunu bilerek ilişkiye giren davalının evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunan eşin sadakatsizlik eylemine katıldığından her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
C. Daire Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine Dairece "... Dairemizin 12.10.2015 gün ve 2014/13886 Esas, 2015/11178 Karar sayılı bozma ilamında düzeltilecek bir husus bulunmadığı ve İlk Derece Mahkemesi direnme kararının yerinde olmadığı anlaşıldığı..." gerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna göndeirlmesine karar verilmiştir.

D. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2019 tarihli ve 2019/4-205 E., 2019/439 K. sayılı kararı ile; bozulan ilk karar ile direnme kararı arasında farklılık bulunduğundan yerel mahkemece usule uygun direnme hükmü kurulması için, işin esasına yönelik temyiz itirazları incelenmeksizin karar usulden bozulmuştur.

E. Mahkemenin 30.01.2020 tarihli ve 2019/339 Esas, 2020/32 Karar sayılı kararı ile Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun usul bozması doğrultusunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda zina eylemi suç sayılmamış olsa da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile zina/aldatma eyleminin mutlak bir boşanma sebebi olarak sayıldığı, bu tür eylemlerin yasal düzenlemelerle suç olmaktan çıkarılmış olmasının ahlâka aykırılığını ve haksızlığını ortadan kaldırmadığı, davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesinin evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğinde olduğu, davalının da evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayriresmi ilişkiye girerek gerek yasalarca, gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmek suretiyle dava dışı aldatan eşin sadakatsizlik eylemine katıldığı, her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu oldukları gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

F. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun İkinci Kararı
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerineYargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.09.2022 tarihli ve 2021/4-955 Esas, 2022/1119 Karar sayılı ilamıyla; "...Davacının dava dilekçesinde manevi tazminat istemine dayanak olarak gösterdiği maddi olgular; evlilik birliğinin devamı sırasında davacının dava dışı eşi tarafından sadakat yükümlülüğünün ihlâli niteliğindeki eylemini birlikte gerçekleştirdiği kişi olan ve evlilik birliğinin tarafı olmaması nedeniyle üçüncü kişi konumunda bulunan davalının salt evli bir kişiyle birlikte olmak şeklindeki eylemine ilişkindir. Davalının, dava dışı eş ile evli olduğunu bilerek birlikte olmaktan ibaret olduğu anlaşılan eyleminden başka doğrudan doğruya davacıya yönelik olarak bağımsız, özel ve nitelikli bir kişilik hakkı ihlâlinde bulunduğuna dair bir iddia da bulunmamaktadır. Bu nedenlerle eldeki davanın konusu itibariyle 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E., 2018/7 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir. Hâl böyle olunca; yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile "Evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı diğer eşin manevi tazminat isteminde bulunamayacağına" karar verilmiş olmakla davacı tarafından üçüncü kişi konumundaki davalı aleyhine açılan manevi tazminat davasında mahkemece verilen direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir. ..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uyularak davanın reddine karar verilmiştir

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay İçtihat değişikliğinin dava açıldıktan sonra gerçekleştiğini, öncesinde benzer durumdaki manevi tazminat taleplerinin kabul edildiğini, bu durumda davacının mağdur duruma düştüğünü, ret kararının onanması halinde hiçbir kusuru yok iken yerel mahkemenin kararı sonucunda tüm mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin davacıdan tahsil edileceğini, en azından davacının kusuru olmaması nedeni ile yargılama gideri, masraflar ve vekalet ücretinden muaf tutulması gerektiğini, verien kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; bozulmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, evlilik birliği devam ederken, davacının eşi ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalının bu eylemi nedeniyle davacının manevi tazminat talebine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 427, 438 ve 439 uncu maddesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (mülga) 49 uncu maddesi.

3. Değerlendirme
Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, özellikle verilen kararın kesin bozmaya uygun olmasına, bozma kapsamı dışında kalarak kesinleşen hususların yeniden incelemeye konu yapılamamasına göre, temyizen incelenen karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Davacı vekillinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan mahkeme kararının ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,

06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.