3. Ceza Dairesi 2023/21317 E. , 2024/2761 K.
"İçtihat Metni"MAHKEME KARARI: Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin,
07.03.2018 tarih, 2018/361 Esas, 2018/718 sayılı Kararı
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma
Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin, 101.10.2018 tarihli ve 2018/2530 Esas, 2018/3311 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2023 tarihli ve KD-2023/79205 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun'un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
I.İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2023 tarihli ve KD-2023/7920 sayılı itiraznamesine göre itiraz sebepleri özetle şöyledir; "İlk Derece Mahkemesi kararına karşı müdafiinden ayrı olarak sanık da istinaf talebinde bulunduğu halde istinaf mahkemesince sanığın istinaf talepleri değerlendirmeye alınmadan verilen kararın hukuka uygun olup olmadığı ve Yargıtay ilgili Dairesi tarafından kararın bu yönüyle bozulması gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Dosyanın yapılan incelemesinde; İlk Derece Mahkemesi hükmünün sanık müdafiinin ve tutuklu olan sanığın yüzüne karşı verildiği, müdafiinden ayrı olarak sanığın cezaevi aracılığıyla 11.12.2017 tarihli süre tutum dilekçesi verdiği ve gerekçeli kararın tarafına tebliğini istediği, gerekçeli kararın cezaevi yetkilisi tarafından 04.01.2018 tarihinde kendisine tebliğ edilmesi üzerine de yine cezaevi aracılığıyla 10.01.2018 tarihli gerekçeli istinaf dilekçesi vererek yasal süresinde istinaf talebinde bulunduğu ancak Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.03.2108 tarih ve 2018/361 Esas 2018/718 Karar sayılı hükmü incelendiği, sanığın istinaf taleplerinin değerlendirilmediği sadece sanık müdafiinin istinaf talepleri değerlendirilmek suretiyle karar verildiği anlaşılmıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.02.2023 tarih ve 2022/3-455 Esas 2023/85 Karar sayılı ilamında da ayrıntılı olarak belirtildiği üzere;
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5 inci maddesinde hüküm altına alınan "Adil yargılanma hakkı" hukukun üstünlüğü ile adalete erişimi koruyan ve kişilerin ceza muhakemesinin ilk aşaması olan soruşturmanın başından itibaren açık ve adil bir şekilde yargılanmalarını teminat altına alan mutlak bir hak olup kişilerin hukuk Devleti kuralları içinde makul sürede yargılanmasını öngörür. Adil yargılanma hakkı hukuk Devleti ilkesinin bir gereği olup bireyler için bir hak, Devlet için ise bir görevdir. Adil yargılanma hakkının amacı, yargılamanın doğru, hakkaniyete uygun ve adil bir biçimde yerine getirilmesini sağlamaktır. Adil yargılama, ceza muhakemesi hukukunda, sanığa ve mağdura tanınan hakların tümü ve insan hakları ihlal edilmeden yapılan yargılama olarak tanımlanmakta olup, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin tamamında geçerli olan bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır.
CMK'nın "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260 ncı maddesinin ilk fıkrasında; "Hakim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." denilmek suretiyle sanıkların kanun yoluna başvuru haklarının bulunduğu açıkça kabul edilmiştir.
07.10.2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2 nci maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli 29525 sayılı Resmi Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta görevi başlamıştır. Bölge Adliye Mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. İstinaf, İlk Derece Mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan Bölge Adliye Mahkemelerinin "adli yargı ikinci derece mahkemeleri" olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda İlk Derece Mahkemesinin hükmü, hem delillerini tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir.
İlk Derece Mahkemesince verilen bir kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçmiş olmasının, söz konusu kararın olay tespiti bakımından hatasız olduğu konusunda kesin bir güvence oluşturacağını iddia etmek mümkün değildir. Yargıtayın, görevi olan hukuksal denetimi sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilmesi, somut olayın objektif bir bakış açısıyla, hukuksal açıdan duraksamaya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmiş ve delil değerlendirmesinin hatasız şekilde gerçekleştirilmiş olmasına bağlıdır. Olay mahkemelerinin maddi vakıa tespitlerinin hukusal denetim yapılmasına olanak sağlamayacak derecede eksik, belirsiz ve çelişkili olması ile bilimin yerleşmiş kuralları, genel tecrübe kaideleri, mantık ve deneyim kuralları ile çatışması durumunda, Yargıtayın incelemesine tabi olması gerekliliktir. Hukuksal denetimin, olay mahkemelerince yapılan maddi vakıa tespitlerinin hukuk kurallarının olaya uygulanması için yeterli olup olmadığının değerlendirilmesini de kapsayacağı, başka bir ifadeyle maddi sorun ile maddi hukuk normlarının ayrılmaz niteliğinden dolayı uygulanan maddi hukuk normlarının hatalı olduğu iddiasıyla yapılan temyiz başvurularında hükmün hukuki yönden denetiminin maddi sorundan ayrılmasının mümkün olmadığı gözden kaçırılmamalıdır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması sonucunda maddi sorunun da hatalı şekilde belirlendiği hallerde dosyaya yansıyan tüm delillerle birlikte maddi sorun irdelenmeksizin hükmün hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesi söz konusu olamayacaktır. Kaldı ki, Kanuni düzenlemelerde Yargıtayın temyiz denetimi sırasında maddi sorunu incelemeyeceğine ilişkin kısıtlayıcı bir hüküm de mevcut değildir.
Somut olayda sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet ilişkin sanığın istnaf talebinde bulunması üzerine istinaf mahkemesince bu talep değerlendirilmeden karar verilmesinin hükmün kanun yolu incelemesi bakımından bütünlüğünü bozması, İlk Derece Mahkemesince verilen bir kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçmiş olmasının, söz konusu kararın olay tespiti bakımından hatasız olduğu konusunda kesin bir güvence oluşturmaması, Yargıtay'ın görevi olan hukuksal denetimini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirebilmesi için somut olayın objektif bir bakış açısıyla, hukuksal açıdan duraksamaya yer bırakmayacak biçimde tespit edilmiş ve delil değerlendirmesinin hatasız şekilde gerçekleştirilmiş olmasına bağlı olması hususlar bir bütün halinde değerlendirildiğinde; İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet hükmüne yönelik olarak sanığın istinaf talebi istinaf incelemesi sırasında değerlendirilmediğinde ve bu itibarla istinaf mahkemesince eksik inceleme ile karar verilmiş olduğundan, Yargıtay ilgili Dairesi tarafından bu sebebe istinaden yani eksik inceleme ile karar verilmiş olması gerekçesiyle istinaf mahkemesi hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekirken sanık ve müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden bahisle hükmün onanmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerden ötürü Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 10.10.2018 tarih ve 2018/2530 Esas 2018/3311 sayılı Kararına yönelik olarak sanık lehine CMK 308 inci maddesi uyarınca itiraz yoluna başvurulmuştur." şeklindedir.
II. İTİRAZIN KONUSU
İlk Derece Mahkemesi kararına karşı müdafiinden ayrı olarak istinaf talebinde bulunan sanığın istinaf taleplerinin ayrıca değerlendirmeye alınmadan verilen Bölge Adliye Mahkemesi kararının hukuka uygun olup olmadığı ve bu bağlamda anılan kararın Daire tarafından bozulması gerekip gerekmediğine ilişkindir.
III. GEREKÇE
Ceza yargılamasının konusunu, suç oluşturduğu iddia edilen iradi bir insan davranışı oluşturur. Kural olarak hukuki anlamda tek bir fiil ile ilgili olarak tek bir yargılamaya yapılır (non bis in idem) ve tek bir hüküm/karar tesis edilir. Hukuk güvenliği ve kesin hükmün otoritesinin korunma zarureti nedeniyle tesis edilen bu tek hüküm/karar, olağan ya da olağanüstü kanun yollarıyla kaldırılmadıkça yeni bir hüküm/karar kurulamaz. Zira hukuk düzeni infazda tereddüde yol açacak, belirsizliğe ve kaosa sebep olacak uygulamalara müsaade etmez.
Diğer taraftan ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.02.2023 tarih ve 2022/-3-455 2023/85 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Her ne kadar ceza soruşturması ya da kovuşturmasına maruz kalan şüpheli veya sanığın müdafiin hukuki yardımından faydalanma hakkı bulunduğunda (5271 sayılı Kanun madde 149) ve hukuki konumu vekil ilişkisinden farklı olan müdafiin, sanıkla görüşme (5271 sayılı Kanun madde 154) ifade, sorgu (5271 sayılı Kanun madde 147) ve savunma gibi usul işlemlerinde sanığın yanında bulunma (5271 sayılı Kanun madde 188, 197, 215, 226), yargı merciilerince yapılacak tebligatların kendisine (de) yapılmasını bekleme (5271 sayılı Kanun madde 37/1. Maddesi delaletiyle 7201 sayılı kanun madde 11) ve sanık adına kanun yollarına başvurma (5271 sayılı Kanun madde 261) gibi yetki ve sorumlulukları bulunmakta ise de, yargılamanın sanık hakkında yapıldığında ve hükmün de sanık hakkında kurulduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu cümleden olarak, kurulan hükmün doğrudan muhatabı olarak "adil yargılanma hakkının" (İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi madde 6, Anayasa madde 36) öznesi sanıktır. Anılan hak kapsamında sanık, "kanun yollarını etkin biçimde kullanma/mahkemeye erişim" ve "gerekçeli karar hakkı"nın sağladığı güvencelerden gerek adli mercilerin hataları gerekse müdafiin tekasülü nedeniyle mahrum bırakılamaz.
Yargılamanın her aşamasında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli gerekçeleri içerdiğinin kabulü için, davanın taraflarının en azından esasa müessir iddia ve savunmaları itibariyle gerçekten dinlenildiği görünümünü vermesi gerekir. (AİHM, Magnin/Fransa, 10.05.2015, no. 26219/08. 29.)
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde: Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararına ilişkin olarak müdafiinden ayrı ve farklı gerekçelerle sanığın da istinaf talebinde bulunmasına rağmen Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanığın talebi de değerlendirilmeden ve/veya değerlendirildiğine delalet eden ilgili ve yeterli gerekçeleri gösterilmeden verilen "istinaf talebinin esastan reddine" dair kararın bozulması gerekmekle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz sebepleri yerinde bulunmuştur.
IV. KARAR
1.Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,
2. 5271 sayılı Kanun'un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereği Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10.10.2018 tarihli ve 2018/2530 Esas, 2018/3311 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA,
3. Bölge Adliye Mahkemesince verilen karar temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkumiyet kararına ilişkin olarak müdafiinden ayrı ve farklı gerekçelerle sanığın da istinaf talebinde bulunmasına rağmen Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 07.03.2018 tarih, 2018/361 Esas, 2018/718 sayılı Kararında, ayrıca sanığın talebi de değerlendirilmeden ve/veya değerlendirildiğinde delalet eden ilgili ve yeterli gerekçeleri gösterilmeden "istinaf talebinin esastan reddine" karar verilmesi,
Hukuka aykırı sanık müdafiinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin 07.03.2018 tarih ve 2018/361 Esas, 2018/718 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Mevcut delil durumu, dosya kapsamı, verilen ceza miktarı ve tutuklulukta geçen süre gözetilerek sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değil ise derhal salıverilmesi için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
29.02.2024 tarihinde karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!