WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 29 Haziran 2026

YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ

A- A A+

12. Ceza Dairesi         2021/6319 E.  ,  2023/3098 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2018/991 E., 2019/874 K.
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz taleplerinin esastan reddi.

İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 361 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 142 nci maddesinin sekizinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;

I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Davacı vekili 03.02.2017 havale tarihli dava dilekçesinde özetle; Orgeneral rütbesiyle 3. Ordu Komutanı olarak görev yapan davacıyı amaçlarına ulaşmada kendileri için engel gören silahlı örgüt tarafından, müvekkilin önünün kesilmesi için üyeleri oldukları anlaşılan zamanın C. Savcıları, hakimleri ve emniyet görevlileri ile bunlar tarafından temin edilen ve keza örgütle irtibat ve iltisaklı olan müşteki ve gizli tanıkların birlikte hareketlerine dayalı olarak iftira, yalan beyan, asılsız iddia ve üretilen delillerle davacıya karşı kumpas kurulduğu, usul ve yasaya aykırı olarak suç ve suçlu yaratıldığı, somut hiçbir delile dayanmayan gizli tanık beyanlarına dayalı soruşturma sonucu hakkında iddianame tanzim edilerek yargılanmasına neden olunduğu, yargılama sırasında davanın görülmeye başlandığı mahkemece görevli ve yetkili Yargıtay 11. Ceza Dairesine dosyanın gönderilmemek için itirazlarının değerlendirilmediği, hukuka aykırı olarak yargılamaya devam edildiği, nihayet görev uyuşmazlığı sonucu dosyanın gönderildiği Yargıtay 11. Ceza Dairesince yapılan yargılama sonucunda elde edilen delillerin soyut olduğu ve gerçek dışı olduğu tespit edilerek davacının beraatine karar verildiğinden bahisle; hakim ve Cumhuriyet savcılarının eylemleri nedeniyle itibarı ve mesleki kariyeri zarar gören davacının uğradığı manevi zararın tazmini için 1.000.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.

2. Davalı vekili 28.03.2017 tarihli cevap dilekçesinde özetle; davanın süresinde açılmadığını, talep edilen miktarın sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde olduğunu, yapılan işlemlerin mevuzata uygun olduğunu, tazminat koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.

3. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 14.12.2017 tarihli ve 2017/55 Esas, 2017/498 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

4. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 18.03.2019 tarihli ve 2018/991 Esas, 2019/874 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik davalı ve davacı vekillerinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.

5. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.09.2021 tarih, 2019/48426 sayılı tebliğnamesi ile karara karşı başvurulan temyiz talebinin esastan reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Davalı vekilinin temyiz istemi; usul ve yasaya aykırı şekilde hakkın da soruşturma açılıp yargılama yapılan davacı lehine tazminat koşullarının oluştuğuna ve davanın kabulünü karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.

III. DAVA KONUSU
Temyizin kapsamına göre;

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Mahkeme gerekçesinde "...Davacının talebi ile ilgili olarak yapılan incelemede, davacı hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturma sonucunda her hangi bir koruma tedbirinin uygulanmamış olması nedeniyle CMK'nun 141'inci maddesinin 1'inci fıkrasının bentlerinde yazılı olduğu şekilde her hangi bir hukuka aykırı uygulama yapılmadığı anlaşılmakla bu yönden davacının talebinin hukuken yerinde olmadığı tespit edilmiştir.

Davacının CMK'nun 141'inci maddesinin 3'üncü fıkrasına yönelik talepleri bakımından yapılan değerlendirmede ise, davacı hakkında yürütülen suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil gibi davacının mağduriyetine neden olabilecek işlemlerin Hakimler ve Cumhuriyet Savcıları tarafından yapıldığı iddia edilmiş ise de; davacı tarafından bu hususa ilişkin herhangi bir somut delil, sonuçlanmış mahkeme kararı, hakkında kasıtlı yapılan işlemlere ilişkin başkaca bir emare gösterilmemiş olmakla bu yöndeki talebin de usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmakla yasal şartları yönünden uygun olmayan manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurma yoluna gidilmiştir." denilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacıdan tahsil edilmesi gereken vekalet ücretinin davalıya verilmesi yerine infazda tereddüte neden olacak şekilde hazineye irat kaydedilmesine karar verilmesi kısmının hazineye verilmesine şeklinde düzeltilerek esastan ret kararı verilmiştir.

IV. GEREKÇE
Tazminat davasının dayanağını oluşturan Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2012/1-2015/4 sayılı ceza dava dosyası kapsamında davacının silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yapılan yargılama sonucunda davacının beraatine hükmedildiği, hükmün 01.11.2016 tarihinde kesinleştiği, davanın 5271 sayılı Kanunun 142 inci maddesinin birinci fıkrasında belirlenen süre içerisinde yetkili ve görevli mahkemede açıldığı anlaşılmıştır.

Davacının talep konusunun hakkında tanzim edilen 26.02.2010 tarihli iddianame, 30.12.2011 tarihli son soruşturma açılmasına dair karar ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin görev ve yetkiye yönelik itirzlarına ilişkin verdiği kararlar dolayısıyla soruşturma ve yargılamada görev alan hakim ve Cumhuriyet savcılarının haksız fiil niteliğindeki eylemlerine dayandığı anlaşılmakla; 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasının 18.06.2014 tarihinde düzenlenmesi nedeniyle hangi mevzuatın uygulanacağı konusunda izahat yapmak gerekmiştir.

Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunun (1086 sayılı Kanun) 573 ve devamı maddelerinde, “hakim ve icra reisi” aleyhine 573 üncü maddede düzenlenen yedi bent ile sınırlı olmak üzere tazminat davası açılabileceği, 25.03.1931 gün ve 19/35 sayılı İçtihatı Birleştirme Kararı ile ceza hakimlerinin de hakim kavramı içinde olduğu, mülga 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı maddelerinin, hakim ve icra reisi ile ceza hakimlerinin yargısal faaliyet nedeni ile oluşan zararlardan dolayı sınırlı sorumluluk halleri getirerek koruma sağladığı, Cumhuriyet savcılarının ise başlık ve madde metni dikkate alındığında 1086 sayılı Kanunun 573 ve devamı koruması içine alınmadığı, Cumhuriyet savcıları aleyhine genel hükümler çerçevesinde tazminat davası açılabileceği içtihatlar ile kabul edilmekteydi.
09.02.2011 gün ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 14.maddesi ile mülga 1086 sayılı Kanunun 573 üncü maddesinde değişiklik yapılmış, hâkimlerin yargılama faaliyetlerinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenleme altına alınmış, 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununa 93 üncü maddeden sonra gelmek üzere 93/A maddesi eklenmiş; Cumhuriyet savcıları da Devlet koruması altına alınmış, hakim ve cumhuriyet savcıları aleyhine kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa tazminat davası açılamayacağı düzenlenmiştir.

01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 46 ıncı maddesi gereğince hâkimlerin yargılama faaliyetinden dolayı Devlet aleyhine tazminat davası açılabilecektir. Madde gerekçesinde "Hükümde geçen “hâkim” kavramının genel anlamda kullanıldığı, buna yargı yetkisini kullanan tüm hâkimlerin dahil olduğu, ilk derece mahkemesi hâkimleri, bölge adliye mahkemesi hâkimleri, Yargıtay, Danıştay başkan ve üyeleri keza ceza mahkemesi hâkimlerinin de buraya dahil” olduğu ifade edilmiştir.

6100 sayılı Kanunun 47 nci maddesine göre, aynı Kanunun 46 ıncı maddesine istinaden Devlet aleyhine açılan tazminat davası, ilk derece ve bölge adliye mahkemesi hâkimlerinin fiil ve kararlarından dolayı, Yargıtay ilgili hukuk dairesinde açılacak ve ilk derece mahkemesi sıfatıyla görülecektir.

Bu arada, 21.02.2014 gün ve 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile 24.02.1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 93/A maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Böylelikle “hukuk hâkimleri” dışındaki hâkimler ve cumhuriyet savcıları aleyhine açılacak tazminat davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu sorunu ortaya çıkmıştır.

5271 sayılı Kanunun “Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat” başlıklı 141 inci maddesinde suç soruşturması veya kovuşturması sırasında, 141 inci maddenin birinci fıkrasında düzenlenen haller nedeni ile zarar gördüğünü iddia eden kişilerin maddî ve manevî her türlü zararlarını Devletten isteyebilecekleri, 142 nci maddesinde ise koruma tedbirleri nedeni ile tazminat isteminin, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara bağlanacağı düzenlenmiştir.

18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 5271 sayılı Kanunun 141 inci maddesine; “(3) Birinci fıkrada yazan hâller dışında, suç soruşturması veya kovuşturması sırasında kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk hâlleri de dâhil olmak üzere hâkimler ve Cumhuriyet savcılarının verdikleri kararlar veya yaptıkları işlemler nedeniyle tazminat davaları ancak Devlet aleyhine açılabilir.(4) Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan hâkimler ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder.” şeklinde 3. ve 4.fıkralar eklenmiştir.

Bu düzenlemeler ışığında davacının talebine konu hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumlulukları nedeniyle talebe konu eylemlerin 18.06.2014 tarihinden önce olduğu dikkate alındığında eylem tarihinde yürürlükte bulunan 1086 veya 6100 sayılı Kanunlar uyarınca tazminat isteme koşullarının ilgili maddelere göre değerlendirilmesi gerektiği, davacının beraatine yönelik Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2012/1 Esas, 2015/4 sayılı karar gerekçesinde 5271 sayılı Kanunun 160 ıncı maddesinin ikinci fıkrasına aykırı şekilde soyut bilgilere dayanan ve somut delillerle desteklenmeyen gizli tanık beyanları dışında davacının da aralarında bulunduğu sanıklar lehine Erzurum Cumhuriyet savcısının hiçbir delil toplamadan davacıyı suçlamasının tümüyle yasal dayanaktan yoksun olduğu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi hakimin, iddianamenin kabul kararı da dahil olmak üzere yazdığı muhalefet şerhleri ile hukuka aykırılıkları ortaya koymasına karşın, mahkeme başkanı ve üye hakim tarafından bu muhalefet şerhlerini hiç dikkate almadan usulsüz uygulamalara devam ettiği devamında, davada henüz hiçbir delil toplanmadan incelenmek için dosyanın istenmesi üzerine usûle aykırı bir şekilde diğer mahkemenin muvafakatını dahi sormadan dosyayı kaçırırcasına İstanbul 13.Ağır Ceza Mahkamesinin 2010/106 Esas sayılı dosyası ile birleştirme kararı verdiğine yönelik tespitleri karşısında tazminat koşullarının oluştuğu, ayrıca ilgili hakim ve Cumhuriyet savcılarının görevinin gereklerine aykırı hareket ettiklerinin kesin bir hükümle tespit edilmiş olması gerekmediği dikkate alındığında, davacının hakim ve Cumhuriyet savcılarının hukuki sorumluluklarına yönelik talebinin kabulü ile makul bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuş, davacı vekilinin temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görülmüştür.

V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesinin, 18.03.2019 tarihli ve 2018/991 Esas, 2019/874 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 12. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.09.2023 tarihinde karar verildi.