WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 19 Haziran 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2024/1752 E.  ,  2024/4655 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/43 Esas, 2020/358Karar
HÜKÜM : Asıl ve birleşen davanın reddine
BİRLEŞEN DAVA : 1.Malatya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2012/392 E.
2.Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2020/232 E.
3.Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/119 E.

Taraflar arasındaki asıl davada muvazaaya dayalı tapu tescilinin iptali olmadığı takdirde tazminatı davası ile birleşen tazminat davalarının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen kararın asıl davada davacılar vekili, asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili, birleşen davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekili ve Feri Müdahil ... tarafından ayrı ayrı temyiz edilmekle; kesinlik, süre temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
1.Asıl davada davacılar vekili dava dilekçesinde; şirket ortağı olan müvekkillerinin bir rastlantı sonucu 20 Haziran 2011 günü Malatya Vergi Mahkemesi'nin 2007/459 E., 2009/32K. ve 2007/462E., 2009/35K. sayılı davalarda vermiş olduğu kararlarının varlığından haberdar olduklarını, ortağı oldukları dava dışı şirketin tek taşınmazını teşkil eden 1270 numaralı parselin fiili ve hukuki akıbeti hakkında bilgi toplamaya başladıklarını, şirket yönetiminde ve denetiminde söz sahibi davalıların şirketi fiilen tasfiye etmek maksadıyla neredeyse tek gerçek mal varlığı olan 1270 numaralı parseli aralarında paylaştıklarını, bu maksatla 1270 numaralı parseli 224.000,00 TL karşılığı şirketten satın almış gibi gösterdiklerini, bu parayı şirket sermayesinin artırımında kullanmaya karar verdiklerini, ancak şirket kasasına koymadıklarını, 1270 numaralı parselin değerini gerçek değerinin çok altında gösterdiklerini, müvekkilleri gibi devirden hiç haberi olmayan diğer pay sahiplerini ve devleti kandırdıklarının anlaşıldığını ileri sürerek, devirlerin butlanına karar verilerek 1270 numaralı parsel üzerinde hali hazırda davalılar lehine yolsuz taşınmaz tescillerinin iptali ile Kayısı Kurutma ve Pulp Fabrikası A.Ş. adına tescillerine, aksi halde 224.000,00 TL'nin davalılardan tahsili ile anılan şirkete verilmesini talep etmiştir.

2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; asıl davadan hareketle davalıların iyi niyetli olmadıklarını, taşınmazı devir alırken özenli davranmadıklarını iddia ederek, davaya konu taşınmazların tapu kaydının iptali ile davacı şirket adına tesciline, aksi halde şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
1.Asıl davada davalılar vekili cevap dilekçesinde; aktif husumet, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, esasa yönelikte açılan haksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

2.Birleşen davada davalılar vekillerinin cevap dilekçelerinde; zamanaşımı itirazında bulunduklarını, esas yönünden de davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

3.Birleşen davada davalılar vekilleri cevap dilekçelerinde; şirket genel kurulunca alınan karara istinaden taşınmaz satışının gerçekleştirildiğini, işlemin sonraki genel kurul kararıyla onaylandığını, satış bedelinin şirket sermayesine dahil edildiğini, davalıların bir kısmının tapu kaydına dayalı devirler nedeniyle iyiniyetli bulunduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Mahkemece Verilen İlk Karar
Mahkemece 23.01.2013 tarih, 2012/454 E. ve 2013/23 K. sayılı kararı ile asıl davada davacıların Kayısı Kurutma ve Pulp Fabrikası A.Ş.'nin ortağı olmadıklarının en son ortakları gösterir 12.08.2011 tarihli hazirun listesinden anlaşıldığı, davacıların dava açma ehliyeti bulunmadığı, diğer taraftan 08.07.2000 tarihinde şirketin yapılan genel kurul toplantısının gündemin 8 inci maddesinde şirket adına kayıtlı bulunan gayrı menkullerin ifraz, tevhit, yola terk işlemlerini yapmaya ilgili gayrı menkulleri dilediği bedel ve şartlarda dilediği kimselere hisseli veya hissesiz, toptan veya parça parça satmaya, satış bedelini almaya ahzu kabza, ilgili tapu müdürlüklerine, tapu ferağlarını vermeye genel kurul tarafından yönetim kuruluna yetki verildiği, satış işleminin yönetim kurulunun 24.04.2003 tarihli genel kurul
toplantısının 6 ncı maddesi ile ibra edilmesi sonucu geçerlilik kazandığı, ayrıca, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinde düzenlenen 2-5 yıllık zamanaşımı süresinin satış tarihi ve dava tarihi arasında geçtiği, satış yetkisinin kullanması konusunda kanuna aykırı ceza hukuku anlamında sorumluluğu gerektirir bir durum söz konusu olmadığından olayda uzamış zamanaşımı hükümlerinin uygulanmayacağı, birleşen davada davalıların şirket ortağı olmadıkları, iyi niyetli 3 üncü kişi oldukları gerekçesiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Karar asıl davada davacılar ile birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

B. Onama Kararı
Dairemizin 04.11.2014 tarih, 2013/9176 E. ve 2014/16815 K. sayılı kararı ile ‘’..Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp,değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, dolayısıyla zarar gören şahıs sıfatıyla dava açan ortakların ve alacaklıların bu sıfatlarının gerek zararın doğumu gerekse davanın açıldığı sırada bulunmasının zorunlu olmasına göre asıl ve birleşen davada davacılar vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde olmadığı ...’’ gerekçesiyle karar onanmıştır. Davacılar vekilince karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

C. Karar Düzeltme Kararı
Dairemizin 03.03.2016 tarih, 2015/5783 E. ve 2016/2370 K. sayılı kararı ile ''.. Mahkemece öncelikle davacıların aktif dava ehliyetlerinin bulunmadığından bahisle dava reddedilmiş ise de, davacıların 06.09.2011 ve 07.09.2011 tarihli dilekçeler ekinde sundukları hamiline yazılı hisse senetleri ve dosyada mevcut 30.09.2011 tarihli hazirun cetvelinde davacıların şirket ortağı olarak yer aldığı hususları değerlendirilmeden karar verilmiştir. Ayrıca, mahkemece muvazaa iddiası konusunda davacıların delilleri toplanarak muvazaa koşullarının oluşup oluşmadığı hususunda hiçbir değerlendirme yapılmaksızın yönetim kurulunun ibra edildiği ve 6762 sayılı Kanun'un 309 uncu maddesinde düzenlenen zamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Oysa, dava dilekçesindeki talep yukarıda açıklandığı gibi terditli olup, ilk talep muvazaa nedeniyle tapu iptali ve tescil istemine ilişkin olduğuna göre öncelikle bu talebin incelenmesi gerekir. Bu kapsamda mahkemece öncelikle davacının muvazaanın varlığı konusundaki iddiası dikkate alınarak delillerinin değerlendirilmesi, davaya konu satış işleminden dolayı ibra edilme hususunda ise, Dairemiz uygulaması doğrultusunda kural olarak, mücerret ibra edilmenin sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı, sorumluluğun kalkabilmesi için, ibra edilen hususların genel kurulda açık ve ayrıntılı bir şekilde görüşülmesi, değerlendirilmesi ve bilançoda da gösterilmesi gerektiği dikkate alınarak şirketin 24.04.2003 tarihli genel kurul tutanağı incelenerek, yapılan ibra sırasında satış işleminin ve bilançonun açık şekilde tartışılıp tartışılmadığının tespiti ile bundan sonra özellikle davalılar arasındaki ilişki, satış değeri ile taşınmazın gerçek değeri arasında açık fark bulunup bulunmadığı, şirkete ait başka taşınmaz bulunup bulunmadığının araştırılması suretiyle hasıl olacak sonuca göre muvazaa iddiası konusunda bir karar verilmesi ve muvazaa iddiasının zamanaşımına uğramayacağının da gözetilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden davacılar ..., ... ve ... vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile Dairemizin 04.11.2014 ... ve 2013/9176-2014/16815 karar sayılı onama ilamının kaldırılarak kararın davacılar ..., ... ve ... yararına bozulmasına karar vermek gerektiği..'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.

D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Mahkemece yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yönetim kurulu üyelerinin şirket ile işlem yapma yasağına ilişkin olarak, 08.07.2000 tarihinde yapılan şirket Genel Kurulunda gayrimenkullerin dilediği bedel ve şartlarla dilediği kimselere hisseli veya hissesiz, toptan veya parça parça satmaya, satış bedelini almaya oy birliği ile yönetim kuruluna yetki verildiği, bu genel kurulu kararına karşın iptal davası açılmadığı gibi uygulaması esnasında da herhangi bir itirazda da bulunulmadığı, yine sermaye artırımına ilişkin yönetim kurulu kararı ve Bakanlık izninin de alındığı, bu artırımın davaya konu taşınmazın satımı ile yapıldığı, yine 24.04.2003 tarihinde yapılan Genel Kurulda söz konusu sermaye artırım kararının oy çokluğu ile alındığı, şirket faaliyetlerinin sona erdiği ve şirketin elinde varlık olarak yalnızca satış sözleşmesine konu taşınmazın kaldığı, Genel Kurulun bu şekilde oy birliği ile taşınmazın satımına ilişkin yönetim kuruluna yetki verdiği, bu işlemin genel bir izinden ziyade şirketin elinde kalan tek taşınmaza dair tek bir izin olarak algılanması gerektiği, yine söz konusu genel kurul kararının izin alınarak kabul edilmemesi halinde dahi şirketin satış sözleşmesinden elden edilen bedeli sermayeye eklemesi ve sermaye artırım kararı almasının, yönetim kurulu tarafından yapılan işleme zımni bir icazet olarak kabulü gerektiği, bu nedenlerle işlem yapma yasağına aykırılığın olmadığı, yapılan satış işleminin muvazaalı olması yönünden ise, her ne kadar söz konusu taşınmazın şirket zarara uğratılarak rayicin çok altında bir bedelle satıldığı iddia edilmiş ise de, muvazaa iddiasının davacı tarafça kanıtlanması gerektiği, somut olayda, taşınmaz bedelinin düşük gösterildiği iddiası ile şirketin zarara uğratıldığına ilişkin davacı yanın iddiasına ilişkin davanın açılabilmesi için Genel Kurulun bu yönde bir karar alması, ya da azlık tarafından dava açılması yönünde oy kullanılması gerektiği, davacıların esasen paylarını 2008 tarihinde zamanaşımı süresi dolduktan sonra iktisap ettiği, bu davada muvazaanın olduğu kanıtlandığı takdirde sürelerin işlemeyeceği aşikar olmasına karşın dosyadaki deliller açısından muvazaa olduğuna dair net ve kesin emareler bulunmadığı gibi bedel açısından da açılan vergi davasında satış işleminin yapılmasından beş yıl sonra yapılan değerlendirmede taşınmazın bedelinin 384.825,00 TL olduğunun tespit edildiği, bu tespitin de satışın yapıldığı dönem dikkate alınarak enflasyon açısından doğal olduğu, yine belirtildiği gibi bedeller arasında açık ve bariz bir farkın bulunmadığı, yine vergi davasında şirket yetkilisi tarafından muvazaa olmadığı ikrar edildiğinden bu muvazaa iddiasının da kanıtlanamadığı, Genel Kurulda verilen izin ve alınan ibraya ilişkin kararlarda oydan yoksunluk hali yönünden; 6762 sayılı Kanun'un 374 üncü maddesinde iki hal olarak düzenlendiği, birincisinin pay sahiplerinin hiçbiri, kendisi veya karı-koca yahut usul ve füru ile anonim şirketi arasındaki şahsi bir işe veya davaya dair müzakerelerde oy hakkının kullanılamayacağı, ikincisinin ise anonim şirket işlerinin görülmesine herhangi bir suret ile katılmış olan yönetim kurulu üyelerinin ibrasına dair kararlarda oy hakkının kullanılamayacağı, somut uyuşmazlıkta verilen izin hakkında oydan yoksunluk hali bulunmadığı, soyut ve genel nitelikte bir karar alındığı için ve her ne kadar sonucunda ...'ın kızı ile işlem yapılmış olsa da bu duruma ilişkin bir husus olmadığından oydan yoksunluktan bahsedilemeyeceği, alınan ibra kararı için de anonim şirketi işlerinin görülmesinde herhangi bir şekilde katılanlar yönetim kurulunun ibrasında oy kullanamayacağı hükmü yer almasına karşın, 24.04.2003 tarihinde yapılan genel kurulda söz konusu kişiler dışında hazirun cetvelinden anlaşıldığı kadarıyla ...ve M....'ında Genel Kurul toplantısına katıldığından bu hususta da herhangi bir eksiklik veya ibranın geçersizliğinin ileri sürülemeyeceği, yine Yönetim Kurulu üyesi olan ... ve ...'ın paylarının toplantı nisabının hesaplanmasında gözönünde tutulmasına rağmen kullanmış oldukların oyların etkisinin değerlendirilmeyeceği, Genel Kurulu toplantı tutanağının 7 nci maddesinden anlaşıldığı üzere Yönetim Kurulu Üyelerinin oy çokluğu ile ibra edildiği, ancak pay sahiplerinden kimin olumsuz oy kullandığının tam olarak anlaşılamadığı, söz konusu toplantıya katılan diğer iki pay sahibi tarafından olumsuz oy kullandığı tespit edilmesi durumunda karar yeter sayısının bulunmaması sebebiyle kararın yok hükmünde kabul edilebileceği, ancak; anlaşıldığı kadarıyla M....'ın olumlu oy kullandığı, karar yeter sayısı toplantıya katılanların çoğunluğu olduğundan kişinin hisse adedi de değerlendirildiğinde, işlemin geçerli olduğu, 2003 yılında yapılan şirket Genel Kurulunda hem yönetim kurulu hem de denetim kurulu raporunun sunulduğu, söz konusu iki raporda da şirket aktifinde yer alan tek taşınmazın satıldığının bildirildiği, ayrıca tanık beyanlarından da anlaşıldığı kadarıyla raporların genel kurulda okunduğu, ibra kararı verildikten sonra taraflarca zamanaşımı süresi dahilinde itiraz yapılmadığı gibi dava da açılmadığından bu hususta muvazaalı bir işlem olduğu iddiasının da yine davacı tarafça ortaya konması ve ispatlanması gerekli olup, davacı tarafın da herhangi bir ispat veya delilin dosyada yer almadığı, genel kurulu tarafından yönetim kuruluna taşınmazların istenilen fiyatlara ve kişiye satılması şeklinde geniş bir yetki verildiği, bu yetki verilirken şirketin içinde bulunduğu mali tablo, şirketin sadece bir taşınmazını kalması, şirketin kurtulması maksatlı hareket edildiği, şirketin zarara uğratılması doğrultusunda bir hedefin bulunmadığı, aksine işlemin yapılmasından sonra yönetim kurulu başkanı tarafından vergi
mahkemesine sunulan savunmada, şirketin tek malvarlığı olan taşınmazın yüksek bir şekilde satıldığı, kâr elde edildiği ve yine yönetim kurulu kararı tarafından yapılan satış doğrultusunda sermaye artırımı yapılmasının hileli anlaşma olgusuna dair itiraz olmaksızın hareket edildiğine karine olduğu, yönetim kurulu üyelerinin şirket ile işlem yapma yasağına aykırı davranmadıkları, yönetim kuruluna bu konuda açıkça yetki verildiği, yetki kabul edilmese dahil satış bedelinin sermayeye eklenmesi kararının söz konusu satış işlemine zımni olarak icazet verdiği; bedelde muvazaa iddiası kapsamında muvazaaya dair kesin net ispatların ortaya konamadığı, bedelde muvazaa iddiasının Vergi Mahkemesince alınan ve kesinleşen karar doğrultusunda ispatlanamadığı yine sorumluluk davası açılabilmesi için öngörülen süreler geçtikten sonra bir kısım davacıların paylarını iktisap ettiği; Genel Kurul tarafından verilen icazete ilişkin verilen kararlarda sınırlı sayıda oydan yoksulluk kararının bulunmadığı, ibra kararlarına ilişkin ise toplantıda oy kullanma yetkisine sahip diğer iki pay sahibinin oy kullandığı, fakat hangi yönde oy kullandıklarının davacı yanca ispat edilemediği; taşınmazın satışının Genel Kurulda görüşülmediği iddiası kapsamında ise o dönem taşınmazın şirketin tek mal varlığı da olduğu dikkate alınarak verilen yetkinin bu taşınmazı kapsadığı ve zaten başka bir taşınmazı da içeremeyeceği, bu nedenle bu iddianın da 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nu(4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesi gereğince iyi niyet kapsamında korunamayacağı; temsil yetkisinin kötüye kullanıldığına ilişkin Genel Kurul tarafından, yönetim kurulu üyelerine tanınan yetkinin geniş ve kapsamlı olduğu, yapılan işlemin şirketi herhangi bir zarara uğratmadığı, aksine Yönetim Kurulu başkanı tarafından Vergi Mahkemesine yapılan açıklamalar ışığında kâr edildiğinin anlaşıldığından bu işlemin de Hukuka uygun olduğu gerekçesiyle esas ve birleşen davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde asıl davada davacılar ile birleşen davada davacı vekili, asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili, birleşen davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekili ve Feri Müdahil ... ayrı ayrı temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosyada dava değerinin davacı yanca talep artırılması suretiyle 5.000.000,00 TL’ye artırılması gözden kaçırılarak maddi hata ile vekâlet ücretine hükmedildiğini, davacılar vekilinin 11.11.2016 tarihindeki dilekçe ile dava değerini 224.000,00 TL’den 5.000.000,00 TL’ye yükseltmek için süre talep ettiğini, ardından 15.11.2016 tarihinde davacılar vekilince dava değeri 5.000.000,00 TL (Beş milyon TL) yükseltilerek harcınında aynı ... ikmal edildiğini, Mahkeme'nin 31.05.2017 tarihli duruşmada davacı taraftan bu yönde bir talep dahi yokken dava değerinin 5.000.000,00 TL’ye artırılması işlemini bozma sonrası ıslah olarak nitelendirip, bozma sonrası ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle ortadan kaldırdığını, oysa ortada davanın ıslahının değil, harca esas değerinin yani talebin artırılması söz konusu olduğunu, kararı veren Sayın Hakim ile ilgili reddi Hakim taleplerinin Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi'nin 3. Hukuk Dairesinin 31.05.2018 tarih, 2018/358E. ve 2018/573K. sayılı kararı ile kabul edildiğini, dolayısıyla reddedilen Sayın Hakim tarafından verilen 31.05.2017 tarihli dava değerinin 5.000.000,00 TL’sına artırılmasının ortadan kaldırılması kararı hükümsüz kaldığını ve dava değerinin 5.000.000,00TL üzerinden hesaplanacak nisbi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek, kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.

2.Feri Müdahil ...'ın temyiz dilekçesinde özetle; davacıların ortağı olduğu Tasfiye Halindeki Kaykur Kayısı Kurutma ve Pulb AŞ'ye 1973 yılında 75.000,00 TL ödeyerek kurucu ortak olduğunu, şirketin mal varlığı olan 1270 no.lu taşınmazın dönemin yönetim kurulu üyeleri ile denetçileri olan davalıların hukuka aykırı olarak muvazaalı biçimde değerinin çok altında satıldığını, satış karşılığında şirket kasasına para girişi olmadığını, davalıların diğer pay sahiplerini haber etmeden hileli

bir şekilde şirketi tasfiye ettiklerini, kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalayarak 111 adet daireyi davalı şirkete verdiklerini, bu nedenle zarara uğratıldığını, Mahkemenin vermiş olduğu ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

3.Birleşen davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme asıl ve birleşen davanın reddi ile birleşen 2013/119E. sayılı dava yönünden 13.450,00 TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalılara ödenmesine karar verdiğini, birleşen Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/119E. sayılı dosyasının reddine kararı usul ve yasaya aykırı olduğunu, Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/454 Esasına kaydedilen davada müvekkillerinin taşınmazları üzerine konulan haksız ihtiyati tedbir kararı nedeniyle Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/150 E. sayılı dosyası ile tazminat davası açıldığını, davanın halen derdest olduğunu, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararı taraflarına tebliğ edilince Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları ve halen derdest olan tazminat davasının asıl dava dosyasıyla birleştirildiğinden haberdar olduklarını, Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/150 E. sayılı dosyasında tazminat davaları devam ederken Malatya 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/43 E. sayılı dosyasıyla nasıl birleştiği anlaşılamamış, uyap ortamında dosyalar incelenince Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin açtıkları tazminat davası ile ilgili iki tane tensip tutanağı düzenlediğini, 28.02.2013 tarihli tensip tutanağı ile davanın Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/483 E. sayılı dosyasıyla birleştirilmesine karar verdiğini, 14.03.2013 tarihli tensip tutanağı ile de davaya devam ettiğini öğrendiklerini, Malatya 4. Asliye Hukuk mahkemesinin 28.02.2013 tarihli tensip tutanağı taraflarına tebliğ edilmediği için de böyle bir birleştirme kararından habersiz 2013/150 E. sayılı dosyası üzerinden davayı takip ettiklerini, haksız ihtiyati tedbir nedeniyle açtıkları tazminat davasının Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/150 E. sayılı dosyasında devam ettiğinden birleştirilen Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/119 E. sayılı davasının reddine kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkemenin birleşen 2013/119E. sayılı davanın reddi kararına yönelik esasa ilişkin itirazları ise; Yerel mahkemenin gerekçeli kararında birleşen 2013/119 E. sayılı dosyayla ilgili hiçbir gerekçe belirtilmeksizin hüküm kısmında sadece reddine ve 13.450,00 TL vekâlet ücretinin davalılara ödenmesine karar verdiğini, gerekçe içermeyen karar usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalılar tarafından müvekkillerine karşı açılan ve taşınmazlarına tedbir konulan davanın haksız ve mesnetsiz olduğu, dava konusu talepler ile konulan ihtiyati tedbirin orantısız olduğu, müvekkillerinin daire satın alan üçüncü kişilerin iyi niyetli konumunda bulunduklarının ve fazlasıyla mağdur olunduğu açık olup davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkilinin aleyhinde haksız dava açılması ve daireler üzerine tedbir konulması nedeniyle piyasada dairelere olan talebi azaltmış, insanların davalık bir yerden daire almak istememelerine neden olduğunu, daire satın alan kişilerin dahi daireleri üzerine tedbir konulması nedeniyle insanlar korkmuş ve tedbirler kalksa dahi insanlar temkinli davranmaya başladığını, müvekkili şirketin kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ile üstlendiği işin 40.000.000 TL gibi çok yüksek bedelli bir iş olup müvekkili şirketin bu finansmanın bir kısmını daire satarak karşılamasının zorunlu olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

4.Asıl davada davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; bozma ilamının gereğinin yapılmadığını, öncelikle, 24.04.2003 tarihli genel kurul tutanağı ve duruşmada dinlenen yeminli tanık beyanları incelenmeksizin karar verildiğini, Şirketin tek malvarlığı ve üzerindeki faaliyetlerle kuruluş amacını gerçekleştireceği taşınmazını satmasının şirketin tasfiyesine ve yok olmasına neden olduğunu, davayı açarken sundukları özel bilirkişi raporunun görmezden gelindiğini, bilirkişilerin, dava konusu taşınmazın, müvekkillerin ortağı olduğu Kaykur AŞ'nin sahip olduğu tek malvarlığı olduğunu ve şirketin varlığını sürdürebilmesi için hayati önemi haiz olduğunu görmelerine rağmen yapılan tescilin geçersiz olduğu sonucuna varmamış olmalarının hukuka aykırı olduğunu, 1270 numaralı parsel ve müştemilatının satışıyla yetkilendirilmiş olup, satışı bizzat yapan davalı ...’ın hem cevap dilekçesindeki hem de müvekkili Şirket Genel Kurul’u tutanağındaki ifadelerinden davalıların amacının, Şirket’e gerçek reel satış bedelini koymak veya başka bir değeri ikame etmek olmadığını, aksine şirketin içini boşaltmak

olduğunu, bu sayede vergi ödemekten, diğer ortakların hakkını vermekte kurtulacaklar, sebepsiz zenginleşeceklerini, davalı ...'ın, cevap dilekçesinde ve son 30 Eylül 2011 tarihli Genel Kurul toplantı tutanağında, açıkça diğer davalılar ile aralarındaki gizli anlaşmayı ortaya koymakta, sırf müvekkil şirketin hukuki tasfiyesinden kaçınmak maksadıyla aralarında paylaştıklarını açıklamakta, ancak aralarında ortaya çıkan uyuşmazlık sebebiyle müvekkil şirketin tek malvarlığı değeri olan 1270 numaralı parsel ve müştemilatının içlerinden bazılarının elinde kaldığını ve bunların da bölünen parselin bir kısmını aralarındaki anlaşmaya aykırı olarak ellerinden çıkarttıklarını ifade ettiğini, satış işleminin ve bilançonun açık şekilde genel kurulda tartışılmadığı, ibraya konu hususların açık ve ayrıntılı olarak görüşülmediğini yani yönetim ve denetim kurulu raporlarının okunmasından ibaret mücerret ibra yapıldığını, genel kurul tutanağının dört yerinde söz alan olmadı' ifadesinin olması da bilançonun konuşulmadığının somut delili olduğunu, genel kurula sunulan yönetim kurulu raporunun içeriğinde de satış işleminin neden yapıldığı, alıcı/satış bedeli gibi detaylarına yer yerilmemiş sadece 'satılmıştır' denildiğini, sunulan denetim kurulu raporunda da aynı şeklide satış işleminin neden yapıldığı, alıcı/satış bedeli gibi detaylarına yer yerilmemiş sadece 'satılmıştır' denildiğini, tarla vasfında iken satılan taşınmazın satış değeri ile gerçek satış değeri arasında fahiş fark olduğunu, muvazaa iddiasının zamanaşımına uğramayacağı bozma ilamında yazılı olmasına ve bozmaya da uyulmasına rağmen Yerel Mahkemenin, gerekçeli kararının 9 uncu sayfasının sonunda - bozmadan önceki karardan alınmış bir paragraf ile- 3 aylık, 2 ve 5 yıllık zamanaşımını gerekçe yapması da fiili direnme niteliğinde olduğunu, temsil yetkisini haiz davalıların bizzat kendileri ile bir devir muamelesi yaparak Müvekkillerin ortağı olduğu KAY-KUR AŞ.ye ait 1270 numaralı parsel ve müştemilatını kendilerine devrettiğini, 25.11.2002 tarihli Tapu Sicil Müdürlüğünce düzenlenen resmi senet uyarınca, Kaykur AŞ yönetim kurulu başkanı olan ... temsil ettiğini, 1/29'luk payını devralan ... yönetim kurulu üyesi olduğundan bu paya ilişkin devir, 6762 sayılı Kanun'un 334 üncü maddesi kapsamına girdiğini, yönetim kurulu başkanı ...'ın kızı olan ......'a şirketin 1270 nolu parselinin 20/29'luk payını satışınında aynı kanunu düzenleme kapsamına girdiğini, 08.07.2000 tarihinde gerçekleştirilen olağan genel kurul toplantısında kararlaştırılan 8 inci maddesinde alınan karar, yönetim kurulu üyelerine şirketle işlem yapma izni veren bir karar olmadığını, temsilcinin kendi kendisiyle sözleşme yapma yasağının uygulama alanı olan 6762 sayılı Kanun'un 334 üncü maddesi gereğince, verilecek yetkinin, tereddütsüz olması, kuşkuya yer vermemesi ve genel olmaması gerektiğini, sonuç olarak, ihtilaf konusu 1270 nolu parselin, yönetim ve denetim kurulu üyeleri ve yönetim kurulu üyesi olan ...’a, ...’a ve Yönetim Kurulu Başkanı ...'ın kızı ......’a satışı konusunda 6762 sayılı Kanun'un 334 maddesi anlamında verilmiş bir izin bulunmadığından, bu satışlar ve devirler batıl, tesciller ile yolsuz olduğunu, bilirkişiler tarafından hazırlanan raporun, uzmanı olduklarını iddia ettikleri Ticaret Hukuku ve Borçlar Hukuku gerçekleri ile bağdaşmadığını, 25.11.2002 tarihli devir işlemi geçersiz olacağından ..., ..., ...... taşınmazların mülkiyetini iktisap etmemiş olacak; bunlar adına tapudaki kayıt da yolsuz tescil sayılacağını, Şirketin yönetim kurulu üyesi olan halen davamızdaki davalılar ... davalı ...’ın da iktisap anında kötü niyetli olduğunu, gerek ..., gerek ..., gerekse ... adına taşınmaz tescillerindeki yolsuzluğun, şirket lehine düzeltilmesi gerektiğini, gerekçeli kararda birleşen dosya olarak belirtilen Malatya (4) Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/119E. sayılı dosyası, davamızla ilişkisi anlaşılamadığı gibi böyle bir davada bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, muvazaa nedeniyle tapu iptali tescil, olmadığı takdirde taşınmazın bedelinin tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun(6762 sayılı Kanun) 374 üncü maddesi, 334 üncü maddesi.

3. Değerlendirme
1.Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, asıl davada davacılar vekili ve asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili ve Feri Müdahil ...'ın tüm temyiz itirazları, birleşen 2013/119 E. sayılı davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekilinin aşağıdaki 2 numaralı bendin, kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde değildir.

2.Birleşen 2013/119 Esas sayılı davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekilinin temyiz istemleri yönünden yapılan incelemede; Malatya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2013/119 Esas sayılı dava dosyası davacılara ait taşınmazlar üzerine haksız ihtiyati tedbir konulması nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin olup Mahkemenin 28.02.2013 tarihli ara kararı ile 2013/119 Esas sayılı davanın bozma ilamı öncesi esas numarası 2012/483 E. sayılı asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Mahkemece asıl dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilen dosyanın halen derdest olduğu ve yargılamanın 2013/150 E. sayılı dosya üzerinden devam ettiği anlaşılmıştır. Derdest dava ile ilgili olarak asıl davada herhangi bir gerekçe açıklanmaksızın davacılar aleyhine harç ve vekâlet ücretine hükmedilmiş olması doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3 üncü maddesi ve 5236 sayılı Kanun’un geçici 2 nci maddesi yollamasıyla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Kanun’un 16 ncı maddesi ile değiştirilmeden önceki 438 inci maddesinin yedinci fıkrası gereğince mahkeme kararının düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

V. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1. Asıl davada davacılar vekili ve asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili ve Feri Müdahil ...'ın tüm, birleşen 2013/119 E. sayılı davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Birleşen 2013/119 E. sayılı davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının hüküm fıkrasının (B) bendinin ikinci fıkrasında yer alan '' Malatya 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/232 Esas sayılı dosyası ile birleşen, yine Malatya 4.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/119 Esas sayılı dosyası yönünden alınması gereken 54,40 TL harçtan peşin olarak alınan 1.707,75 TL'den mahsup edilerek fazla yatırılan 1.653,35 TL'nin talep halinde davacılar ... ve ...'ye talep halinde iadesine '' ibaresi ile beşinci fıkrasındaki '' Birleşen 2013/119 Esas sayılı dava dosyası yönünden AAÜT uyarınca hesaplanan 13.450,00TL'nin davacılar ... ve ....'den alınarak kendilerini vekil ile temsil ettiren davalılara ödenmesine'' ibarelerinin hükümden tamamen çıkartılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden asıl davada davacılar vekili ve asıl ve birleşen davada davalılar ..., ..., ... vekili ve Feri Müdahil ...'a yükletilmesine,

Birleşen 2013/119 E. sayılı davada davacılar ... Gıda İnş. Hayv. San. ve Tic. A.Ş. ve ...'ın yatırdığı peşin harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

04.06.204 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.