11. Hukuk Dairesi 2023/973 E. , 2024/3493 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1040 Esas, 2022/1050 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/958 E., 2019/741 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 30.04.2024 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av..... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ortağı olduğu davalı şirkete verdiği toplam 979.005,72 TL borç verdiğini, bu paranın tahsili için başlatılan icra takibine yetkisiz vekil tarafından itiraz edildiğini, takibe konu alacağın şirket ticari defter ve kayıtlarında yer aldığını ileri sürerek takibe vaki itirazın iptalini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; ihtilafa konu alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkili şirkete yapılan ödemenin 6100 sayılı Kanun'un 605 nci maddesi gereği ek ödeme mahiyetinde olduğunu, iade koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava ve takip tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alanın, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığının düzenlendiği, bu madde hükmü gereğince, ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir ödeme günü, ihbar süresi belirlenmemiş veya istenildiği zaman muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödünce konu paranın ilk istemden başlayarak altı hafta içinde geri verilmesi gerektiği, aksi halde, ödünç alanın ödüncü geri vermekle yükümlü olmadığı, somut olayda; alınan bilirkişi raporuyla takip ve talep konusu alacağın davacı tarafça davalı tarafa borç (ödünç) olarak gönderildiği belirlenmiş ise de; davacı tarafça, davalı şirkete verilen ödüncün iadesinin istendiğinin ispat edilemediği gibi ödüncün iadesi hususunda taraflar arasında ödeme gününün ve ihbar süresinin belirlenmediği, ayrıca istenildiği zaman muaccel olacağının da kararlaştırılmadığı, dolayısıyla, davacı taraf iade talebinde bulunup altı hafta geçtikten sonra takibe geçebileceğinden, anılan süreye uyulmadan başlatılan takibin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; icra takibine yapılan itirazın yetkisiz vekil tarafından gerçekleştirilmesi sebebiyle hükümsüz olduğu yönündeki itirazlarının değerlendirilmediğini, karara dayanak gösterilen 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesinin Borçlar Hukuku kapsamında aralarında hukuki ve organik bağ olmayan kişiler arasındaki tüketim eşyalarının ödüncünü düzenlediğini, davacının, davalı şirketin %50 ortağı ve müşterek imza yetkilisi müdürü olduğundan şirket ile arasında hukuki bir bağ olduğunu, şirket ortağının, Ticaret Hukuku ve yerleşik ticari teamüller kapsamında şirkete finans sağladığını, bu nedenle de ortaklar cari hesabına alacak kaydı yapıldığını, 6098 sayılı Kanun'un 392 nci maddesinde borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamış ise ödeyecek olan borçluya altı haftalık bir süre tanındığını, şirkete borç veren ortakların bugüne kadar gerçekleşmiş iradelerinin şirket hesabında mevcut bulunması halinde ortakların alacaklarının öncelikle ödenmesi şeklinde olduğunu, ortaklar tarafından şirkete verilen borçların iadesi için bugüne kadar önce altı haftalık bildirim, sonra ödeme gibi bir uygulama olmadığını, talep halinde derhal ödeme ilkesinin uygulandığını, şirket kâr ve zararına %50 hak ve sorumluluk sahibi ortağın, bildirimi kendisine yapması ve alacağını kendisinden istemesi gibi bir beklentinin hukuka uygun olmadığını, borcun geri istendiği anda muaccel olacağının tüzel kişi ve ortaklar arasında geçmiş uygulamalar ile ispat edilmiş olduğunu, davalı şirketin basiretli tacir olarak alacak ve borçlarını düzenli takip etmek ve ödemelerini ayrıca ihbar ve ihtara gerek kalmadan zamanında ödemek, borcun bekletilerek ek masraf, faiz ve saire gibi zararların doğmasını önlemekle yükümlü olduğunu, karara dayanak emsal kararda alacağın şirket dışı üçüncü kişiye ait olduğunu, davacının paraya ihtiyacı olduğu gerekçesiyle şirketten alacağının kendisine ödenmesini diğer ortağa karşı tanıklar huzurunda defalarca dile getirdiğini, zira alacağın ayrıca yazılı olarak istenmesinin ilgili yasa maddesi gereğince zorunlu olmadığını, müvekkilinin kendi şirketine karşı yazılı talepte bulunmasının ticari hayatın olağan akışına da ters olduğunu, başka bir anlatımla alacaklı da borçlu da nerede ise aynı kişi olup kişinin kendi kendine yazılı bildirimde bulunmasının beklenemeyeceğini, bilirkişi raporuna dayanak alınan ortaklar cari hesabında ortakların hesap hareketleri görüldüğünü, ortakların davalı şirkete verdikleri borçlara karşılık kendilerine zaman zaman kısmi ödeme yapıldığını, dolayısıyla davalı şirketin ortaklara olan borçlarını herhangi isteme gerek kalmadan ödeme yönünde yerleşik teamülü bulunduğunu, dava konusu takip dosyasında ödeme emrinin davalı şirkete 19.10.2017 tarihinde tebliğ edildiğini, davanın aradan bir seneye yakın zaman geçtikten sonra 18.10.2019 tarihinde açıldığını, borçlu şirketin, mütemmerrit olmasının üzerinden 6 haftanın çok üzerinde süre geçmesine rağmen borcunu ifa etmeyip haksız bahanelerle sürüncemede bırakmasının bile niyetinin kötü olduğunu gösterdiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 16.02.2016 tarihli 2015/4027 E., 2016/1544 K. sayılı ilamında davalı şirketin %51 hisseye sahip ortağının şirkete verdiği ödünç paranın öncesinde herhangi talep koşulu aramadan kamu bankalarının uyguladığı en yüksek faizi ile davalıdan alınarak davacı ortağa verilmesine karar verildiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Davacı tarafından davalı şirkete ödünç verildiği iddia edilen paranın iadesi amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!