WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 04 Haziran 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2023/833 E.  ,  2024/5212 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2622 Esas, 2022/1286 Karar
HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/388 E., 2019/278 K.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiş, 30.12.2022 tarihli ek karar ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 366 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince davalı vekilinin süresinde olmayan temyiz başvurusunun reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin asıl ve ek kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı bankadan kullanılan kredinin teminatı amacıyla 150.000,00 TL bedelli senet düzenlendiğini, davalı bankanın söz konusu senede istinaden icra takibi başlattığını, müvekkilinin bankaya 23.000,00 TL borçlu olmasına rağmen davalı tarafça senedin tamamının takip konusu edildiğini, bu durumun müvekkilinin mağduruyetine yol açtığını, davalının kötü niyetli takip başlattığını ileri sürerek müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranından aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının senedin mücerretliği ilkesine aykırı olarak dava açtığını, bononun 500.000,00 TL bedelli olduğunu, müvekkilince şimdilik 150.000,00 TL için takip yapıldığını, takip talebine tahsilde tekerrür olmama şartının yazıldığını, davacının hem borcunu kabul edip hem de müvekkilinin kötü niyetli olduğunu ileri sürdüğünü, bakiye borcun ödenmesi için davacının bankaya bir başvuruda bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ve dava dışı şirket arasında imzalanan genel kredi sözleşmesi uyarınca dava dışı şirkete 4 adet iskonto kredisi kullandırıldığı, dava ve takip konusu senedin de bu yüzden verildiği, gerek kredi sözleşmesinde gerekse senette davacının imzalarının bulunduğu, banka kayıtlarında yapılan inceleme ile kullandırılan kredilerden sadece 1 tanesi için verilen çekin karşılıksız işlemi gördüğü ve takip tarihi itibariyle davalının 25.000,00 TL asıl alacak ve 634,37 TL işlemiş temerrüd faizi için talepte bulunabileceği, kalan tutardan davacının sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davacının İstanbul Anadolu 20.İcra Müdürlüğü 2016/28174 E. sayılı takip dosyasında takip tarihi itibariyle davalıya 125.000,00 TL asıl alacak ve 1.399,88 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 126.399,88 TL borçlu olmadığının tespitine, fazla talebin reddine, davadan sonra yapılan 28.241,22 TL ödemenin icra müdürlüğünce nazara alınmasına, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili katılma yoluyla istinaf dilekçesinde özetle; davalının kötü niyetli olarak müvekkilin zarara uğramasına sebebiyet verdiğini, gerekli araştırmaları yapmaksızın, iskonto kredilerine ilişkin olarak verilen çeklerin vadelerinin gelip gelmediğini kontrol etmeksizin, bir tanesinin karşılıksız çıkması sebebiyle toplam kullandırılan krediye ilişkin olarak icra takibi yaptığını, müvekkilin karşılıksız çıkan çekinin keşide tarihinin en son olan 29.05.2017 tarihli olduğunu, 08.11.2016, 17.01.2017, 07.03.2019 tarihli çeklerin süresinde ödendiğini, icra takibinin 26.12.2016 tarihinde başlatıldığı göz önüne alındığında, müvekkiline ait yalnızca bir çekin ibraz gününün geldiği ve ödemesinin yapıldığı diğer çeklerin ödeme günlerinin gelmediğinin anlaşılacağını, takip tarihi itibariyle müvekkilinin muaccel borcu bulunmadığını, bankanın gerekli araştırmaları yapmaksızın takip başlatmasının kötü niyetli olduğunu ve kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin takip tarihi itibariyle davalıya borçlu olmadığını, bu sebeple mahkemece müvekkilin 126.399,88 TL borçlu olmadığının tespiti yönünden karar vermesinin hatalı olduğunu, davalı banka tarafından kullandırılan iskonto kredilerinin toplamının 103.750,00 TL olmasına rağmen takibin 150.000,00 TL üzerinden açıldığını, bu nedenle müvekkilinin icra takibi tarihi itibariyle borcu bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı borçlunun takip aşamasında haricen ödenen tutarları menfi tespit davasına konu etmesinde hukuki menfaati bulunmadığını, bu nedenle mahkemece davacıya icra dosyasındaki tahsil harcını yatırması, aksi takdirde davanın reddine karar verileceğini ihtar etmesi gerektiğini, harcı tamamlaması durumunda da davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığında dair karar verilmesi gerektiğini, takibin 23.103,03 TL üzerinden devamı hususunda icra müdürlüğüne sunulan talebin karara bağlandığını ve bu kararla bankalara 23.103,03 TL üzerinden haciz müzekkeresi gönderildiğini, bunun haricinde davalı hakkında başkaca haciz işlemi bulunmadığını, kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren, tüm şekil şartlarını taşıyan bonoya karşı davacı tarafça senedin mücerretliği ilkesine aykırı bir şekilde borçlu olmadığının tespitinin talep edildiğini, borçlunun icra takibine bir itirazda bulunmadığını, Mahkemece davacının 126.399,88 TL borçlu olmadığı ve davadan sonra yapılan 28.241,22 TL ödemenin infaz sırasında icra müdürlüğünce nazara alınmasına karar verildiğini, takibin 152.034,25 TL üzerinden başlatıldığını, tarafların 23.000,00 TL civarı bakiye borcu olduğu konusunda ikrarının bulunduğu, mahkemece hatalı olarak 152.034,25 TL - 126.399,88 TL= 25.634,37 TL (menfi tespitten sonra bakiye), 25.634,37- 28.241,22 TL = -2.606,85 TL (davadan sonra ödeme mahsubu sonucu bakiye) alacağa hükmedilerek alacağın hatalı şekilde belirlendiğini, borçlunun bir ödemesi bulunmadığını, menfi tespit davasından önce borçlunun bankaya başvuruda bulunarak güncel borcun hesaplanmasını istemediğini, haricen yapılan tahsilatlara ilişkin olarak borçlunun icra dosyasına tahsil harcını yatırmadığını, davacının bilgisi dahilinde olan bakiye borcunu bankaya ödemeksizin, icra takibi süresince yapılmış tahsilatları menfi tespit davasına konu etmesinde hukuki yararı bulunmadığını, yapılan ödemeler düşüldükten sonra güncel borç bakiyesinin 23.103,03 TL olduğunu, icra tahsil harçlarının ayrıca ilgili icra dairesine ödenmesi durumunda takip riski ve icra dosyasının kapatılacağını belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında başka ticari ilişki bulunmadığı ve bononun kredi sözleşmesinin teminatı olarak verildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmadığı, davacının 31.03.2017 tarihinde takip nedeniyle 23.000,00 TL borcu bulunduğunu, 150.000,00 TL borcunun bulunmadığını belirterek asıl alacağın 127.000,00 TL'sinden sorumlu olmadığına ilişkin menfi tespit davası açtığı, yargılama sırasında 13.12.2018 tarihli oturumda bu miktara isabet eden işlemiş faizden de sorumlu olmadığını beyan ederek talebini ıslah ederek işlemiş fazi yönünden de tarihinde harç yatırdığı, davalı vekilinin 05.12.2017 tarihinde takip dosyasına sunduğu dilekçesinde harçlar hariç 23.103,03 TL borç yönünden takibe devam edilmesinin istenildiği, davalı vekili dosyaya sunduğu 28.03.2018 tarihli beyan dilekçesinde de bu hususu belirttiği, davacının bu takip nedeniyle borcunun en fazla 23.103,03 TL olduğunun kabulü gerektiği, bu borç üzerinde tarafların mutabakatı mevcut olduğu, davalı bankanın, takip tarihi itibariyle muaccel alacak durumunu banka kayıtlarından belirlemeden 150.000,00 TL yönünden takip başlatmasının, dava tarihine kadar yapılan tahsilatların takip dosyasına bildirilmemesinin, takip dosyasına sunulan 05.12.2017 tarihli beyan dilekçesinde takibin fazla kısmından feragat edilmemesi ve takibe 23.103,03 TL üzerinden devam edilmesi karşısında, davacının menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu, bilirkişi raporunda geç tahsil edilen 12.05.2016 tarihli 25.000,00 TL'lik kredi işlemine ilişkin çek nedeniyle banka borcunun taraflar arasındaki sözleşmeye ve temerrüt ihtarının tebliğine göre belirlenmesi nedeniyle hüküm altına alınan miktarda bir eksiklik bulunmadığı, ancak mahkemece, menfi tespit davasında davadan sonra yapılan ödemenin icra müdürlüğünce nazara alınmasına karar verilmesinin yerinde olmadığı, zira eldeki davanın itirazın iptali davası olmayıp, menfi tespit davası olduğu, davacının yaptığı ödemeler dikkate alınarak, menfi tespit talebi bakımından borçlu olmadığı faiz ve anaparanın belirlenmesinin yeterli olduğu, Bakiye borç için icra dairesinden veya başka bir şekilde haricen yapılan tahsilatlar için alınacak harç ve yargılama giderlerinin icra dairesince her zaman hesaplanabileceği değerlendirildiğinde davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin yerinde görülmediği, ancak hükümdeki, yapılan ödemenin icra müdürlüğünce nazara alınmasına dair ibare çıkarılarak hükmün resen düzeltildiği, davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde; basiretli bir tacir gibi davranması gereken bankanın alacağından açıkça fazla olan teminat senedini takibe konu etmesinin kötü niyetli olduğu ve kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerekirken, davacının bu talebinin reddinin doğru görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulüne davacının icra dosyasında takip tarihi itibariyle davalıya 125.000,00 TL asıl alacak ve 1.399,88 TL olmak üzere toplam 126.399,88 TL borçlu olmadığının tespitine, fazlaya ilişkin istemin reddine, menfi tespit kararı verilen miktarın takdiren % 20'si oranında kötü niyet tazminatının davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.

2.Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarihli ek kararı ile temyiz başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince davalı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili asıl ve ek karara karşı temyiz dilekçesinde özetle; temyiz talebinin süresinde yapıldığının kabulü ile ek kararın kaldırılması gerektiğini, esasa yönelik temyiz itirazlarında ise; dava konusu senedin mücerretlik ilkesi gereğince davacının teminat senedi olduğunua yönelik iddiasını ispat etmesi gerektiğini, senet üzerinde teminat olarak verildiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığını, bunun aksinin ispatının davacı üzerinde olduğunu, davacının işbu davayı açmasında hukuki menfaati bulunmadığını, davacının icra dosyasına bir itirazı bulunmadığını, kaldıki davacının bankaya başvurarak güncel borç bakiyesini hesaplattırabileceğini, davacı dava konusu senette avalist olup keşidecinin bir itirazı bulunmadığını, takip tarihi itibariyle davacının davalı bankaya borcu bulunduğunu, mahkemenin hesaplama yaparken dava tarihini dikkate alması gerektiğini, takibin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla açıldığını, davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında alınan bonoya dayalı olarak başlatılan takip nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun’un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 nci maddesi.

3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın davalı vekilince temyizi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarihli ek kararı ile temyiz başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin temyiz istemi reddedilmiştir. Ancak, Bölge Adliye Mahkemesince verilen gerekçeli karar davalı bankanın vekili Avukat ...'e tebliğ edilmiş, adı geçen vekil tarafından karar temyiz edilmemiştir. Avukat ...'in vekaletnamesinin süreli olduğu ve süresinin 31.12.2018 tarihinde dolduğu, bu tarihten sonrası için vekaletin devam ettiğine dair dosyada bilgi bulunmadığı görülmüştür. Dosyaya vekalet sunan davalı banka vekili Avukat ..., gerekçeli kararın vekalet süresi sona eren Avukat ...'e tebliğinin usulsüz olduğunu, müvekkili tarafından kararın 15.12.2022 tarihinde öğrenildiğini, aynı tarihte dosyaya vekaletname sunulduğunu ve gerekçeli kararın tarafına tebliğ edilmesini talep ederek 28.12.2022 tarihli temyiz dilekçesi sunmuştur.

Bu durumda vekaletnamesinin süresi 31.12.2018 tarihinde sona eren Avukat ...'e yapılan tebligat usulsüz olup, Avukat ...'ın sunduğu temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabulü gerekir. Buna göre de davalı vekilinin ek karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarihli ek kararının kaldırılmasına, davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar vermek gerekmiştir.

2.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

3.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
1.Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarihli ek kararının KALDIRILMASINA, davalı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine,

2.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

26.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.