11. Hukuk Dairesi 2023/761 E. , 2024/4466 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1677 Esas, 2022/1856 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1074 E., 2020/114 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı... Tekstil Örme San ve Tic. Ltd. Şti. ile bankanın Osmanbey Şubesi arasında genel nakdi ve gayrinakdi kredi sözleşmeleri imzalandığını, borçlu firma ile akdedilen kredi sözleşmelerinden doğan mükellefiyete dahil ödemelerin aksaması üzerine hesabı kat edilmek suretiyle borçluya ve kefilleri... ve ...'e ihtarname gönderilerek muaccel hale gelen borcun ödenmesinin talep edildiğini, borçlu firmaya ve kefillerin kredi sözleşmelerinde bildirdikleri adreslerine gönderilen söz konusu ihtarnameye rağmen borç ödenmediği için borçlu firmanın kefilleri aleyhine İstanbul 21. İcra Müdürlüğünün 2016/30882 E. sayılı dosyasından genel haciz yolu ile icra takibine geçildiğini, yapılan icra takibine borçlu tarafından itiraz edildiğini ve takibin durduğunu bildirerek; icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı aleyhine %20den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından icra takibine dayanak olarak 2013 ve 2015 yıllarına ait iki adet genel kredi sözleşmesinin gösterildiğini, 2015 yılına ait son genel kredi sözleşmesinde ne müvekkilinin kefilliği ne de imzasının mevcut olduğunu, müvekkilinin imzası bulunan genel kredi sözleşmesinin 07.02.2013 tarihli olduğunu, 2015 yılında ayrı bir genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve yeni bir kredi tahsis edildiğini, 2013 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesi ile 2015 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesi arasında bir bağlantının olmadığını, banka tarafından mahkemeye sunulan belgelerden de görüleceği üzere, hem 2013 yılında imzalanan hem de 2015 yılında imzalanan genel kredi sözleşmesinin 14 üncü maddesinde bulunan "önceki sözleşmelerde bağlantı " kısmının boş olduğunu, müvekkilinin 2015 yılında düzenlenen genel kredi sözleşmesinde hiçbir şekilde imzası ve muvafakatinin olmadığını, 2013 yılında kullanılan kredi borcunun tümünün ödendiğini, kredinin kullandırılması için müvekkili tarafından ipotek tesis edilen taşınmazın ipoteğinin borç ödendiğinden ötürü banka tarafından kaldırıldığını bildirerek; davanın reddine, davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama ve toplanan deliller kapsamında, davacı banka ile dava dışı... Tekstil Örme San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 07.02.2013 tarihinde genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesi akdedildiği, davalı ...'ün bu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, davalının genel kredi sözleşmesini imzaladığı tarih itibariyle evli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanıun) 583 üncü maddesine göre kefalet sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı şekilde yapılması, kefilin sorumlu olacağı azami miktarın gösterilmesi ve kefalet tarihinin belirtilmesi, ayrıca kefilin, sorumlu olacağı azami miktarı, kefalet tarihini, müteselsil kefillik durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelecek herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesine kendi el yazısı ile yazmış olmasının gerektiği, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinde eşin rızasının aranması kıstasının kaldırıldığı, ancak, sözleşmenin yapıldığı 07.02.2013 tarihinde bu değişiklik henüz yürürlükte bulunmadığından somut olayda uygulanması mevcut olmadığından 07.02.2013 tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi kapsamında davalının kefalet akdinin geçerli olabilmesi için eşinin rızası gerektiği, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu ibraz edilen her iki raporda da davalının eşine ait olduğu ileri sürülen muvafakat belgesindeki imzanın davalının eşi ...'e ait olmadığının tespit edildiği, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesine uygun şekilde kefalet sözleşmesinin kurulmadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının kötü niyetle icra takibi yaptığı ispat edilemediğinden kötü niyet tazminat talebinin de reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın takip hukukuna özgülenmiş itirazın iptali davası olduğu, müvekkilinin takip tarihi itibariyle muaccel alacağını takip ve talep hakkına sahip olduğunu, işbu itirazın iptali davasında irdelenmesi ve araştırılması gereken hususun, takibe konu alacağın muaccelliyeti ve alacak/ borç miktarının tespiti şeklinde olması gerektiğini, davada borçlu vekilinin imzaya ve kefalete ilişkin ileri sürdüğü itiraz ve beyanlarının Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 25.02.2015 tarihli kararında da belirtildiği üzere iyi niyetle bağdaşmadığını, (Yargıtay 19.HD.14/16821 E.-15/2589 K. T.:25.02.2015) ve borçlunun kötü niyetini koruyarak alacaklı müvekkilinin alacak hakkının ihlaline sebebiyet verdiğini, temlik eden banka ile dava dışı... Tekstil Örme San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 07.02.2013 tarihinde akdedilen genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesinde, davalı ...'ün işbu şirketin ortağı olarak bu sözleşmeyi müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığını, yasa koyucu tarafından 28.03.2013 tarih, 6455 sayılı Kanun'un 77 nci maddesi ile 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen hükümde "Ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler... eşin rızası aranmaz. " denildiğini, yasa koyucunun bu hükmü düzenlemesindeki amacın sırf eş rızası olmadığı için şekil açısından geçersiz sayılacak kefalet sözleşmelerinin tarafı olan alacaklıların mağduriyetinin önüne geçmek ve sözleşme hukukuna egemen ahde vefa prensibine işlerlik kazandırmak olduğunu, mahkemelerce işbu yasal düzenleme öncesi akdedilmiş kefalet sözleşmelerini geçerli sayacak kanaatin kanuni dayanağının ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanun' un (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenmiş olduğunu (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 13.07.2011 tarih ve 2011/511 K. sayılı kararı), temlik eden banka ile dava dışı şirket arasında akdedilen kredi sözleşmesinin teminatı olan ve alacaklıya borcun ödenmemesi halinde kefalet teminatına başvurma hakkı tanıyan kefalet sözleşmesini sırf katı şekil şartları sebebiyle geçersiz saymanın şekilcilikten doğan sertliğin sakıncalarını gidermek için ortaya çıkan hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil edeceğini, mahkemenin hatalı kararı ve kanaati ile davalı kefilin kötü niyetinin korunmasına cevaz veren hatalı hükmünün, müvekkilinin alacağını tahsil etme imkan ve hakkını ortadan kaldırarak zarar görmesine sebebiyet verdiğini (YHGK, T: 28.01.2004, E: 2004/6-50, K: 2004/38)ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, yeniden yapılacak yargılama neticesinde davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; kefaletin geçerli olabilmesi için evli olan kefilin eşinin de bu kefalete rızası olmak zorunda olduğunu, bilirkişi imza incelemesi ile müvekkilinin eşinin rızası olmadığının açıkça kanıtlandığını, 6098 sayılı Kanun'un 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiğini, dava konusu sözde kefaletin ise 7 ay sonra 07.02.2013 tarihli olduğunu, bu tarihte müvekkili ...'ün kefaletinin eş rızası bulunmadığından yasanın emredici kuralı gereği tamamen geçersiz olduğunu, müvekkilin bu tarihten öncesine veya sonrasına ilişkin başkaca hiçbir kefaleti bulunmadığını, müvekkilinin asıl borçlu şirketteki ortaklığının da bu sözleşmeden çok önce 24.12.2012 tarihinde sona erdiğinin ticaret sicil kayıtları ile kanıtlandığını, dolayısıyla müvekkilinin asıl borçlu şirketle doğrudan veya dolaylı hiçbir ilgisi alakası kalmadığını, davacı tarafın aksini iddia dahi etmediği gibi aksi yönde bir delil de sunamadığını, ayrıca dava konusu sözde kefaletin mahkeme gerekçesinde de açıklandığı üzere, ek düzenlemenin yürürlüğe girmesinden önce 07.02.2013 tarihli GKS'ye dayandığını, davacı bankanın bunu bile bile müvekkili hakkında kötü niyetle icra takibi başlattığını ve müvekkili hakkında ihtiyati haciz uyguladığını, (T.C. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ E. 2016/1518 K. 2016/10723 T. 15.6.2016 ) kötü niyetli davacı bankanın dürüstlük kuralına dayanamayacağını, tam tersine davacı bankanın dürüstlük kuralına aykırı hareket ettiğini, davacı bankanın davası kefalette eş muvafakati olmadığı için reddedilmiş ise de esasla ilgili olarak da davacının kötü niyetinin açıkça ortada olduğunu, davacı banka tarafından, bilirkişi tarafından iddia edildiği gibi dava konusu alacağın önceki borca ilişkin Yeniden Yapılandırma Kredisi olduğuna yönelik hiçbir beyanda bulunulmadığını, 2015 yılında yeni bir sözleşme yapılmış olması ve bu yeni 2015 tarihli sözleşmenin 14 üncü maddesinde bulunan "Önceki sözleşmelerle Bağlantı" kısmının boş olmasının davacı bankanın iradesinin bu işlemi önceki borcun yeniden yapılandırması değil yeni bir sözleşme ile yeni bir kredi verilmiş gibi önceki borcu tasfiye ederek işlem yapmak olduğunu, kefil olarak 2015 yılında yapılan sözleşmede hiçbir şekilde imzası ve muvafakatinin olmamasının da bunu doğruladığını, 2013 tarihli sözleşmede kalan bir borç ödendiğini, bilirkişi tarafından sadece davacı bankanın elinde olan kayıtlara göre rapor hazırlandığını, her işlemin dayanak belgeleri, resmi kayıtları, delilleri tarihler teyit edilmek suretiyle ortaya konulması gerekirken, davacı bankanın bunları savunmadığını, banka kayıtlarına göre yapılacak değerlendirmenin kesin doğru olup olmadığı ve ne şekilde bunun teyit edildiği, kesin ve doğru kabul edildiği hususlarının dosyaya sunulan belgeleri ile gösterilemediğini, bilirkişi raporunda bu yönde hiçbir belge ortaya konulmadığı gibi sadece ödeme emri belgesinin rapora eklendiğini, diğer hususların tamamının adeta banka tarafından verilen şifahi bilgilerin doğru olduğu varsayımına göre değerlendirildiğini, davacı bankanın uzun süre kefil olan müvekkili hakkında hiçbir işlem yapmadığı halde daha sonra müvekkili hakkında yine kefalet dolayısıyla icra ve haciz işlemi başlattığını, bu durumun davacı bankanın müvekkilinin kefaletinin geçersiz olduğunu, müvekkilinin sorumlu olmadığını bilerek müvekkili hakkında kötü niyetle icra işlemi başlattığı ve haciz işlemleri yaptığını da doğruladığını, bu hususta 21.07.2017 tarihli dilekçelerinde 2013 tarihli ve müvekkilinin hiçbir imzası bulunmayan 2015 tarihli sözleşmeler hakkındaki beyanlarını da tekrar ettiklerini, davacı banka tarafından müvekkili hakkında haksız haciz işlemleri de uygulandığını, müvekkilinin haksız ve hukuka aykırı şekilde mağdur edildiğini, bu nedenle davacı banka aleyhine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek davacının, davanın reddine ilişkin karara karşı istinaf müracaatının reddine, kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine ilişkin kararın kaldırılarak davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında 07.02.2013 tarihinde ve 09.02.2015 tarihinde genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmeleri imzalandığı, davalı ...'ün 07.02.2013 tarihli kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzaladığı, 09.02.2015 tarihli kredi sözleşmesinde ise kefil olarak imzasının bulunmadığı, 6098 sayılı Kanun'un 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girdiği, davalının kefil olarak imzasının yer aldığı genel kredi sözleşmesi ise 07.02.2013 tarihinde imzaladığı, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ile şirket ortak veya yöneticisi tarafından şirket lehine kefalet akti düzenlenmesi durumunda eş rızası aranmayacağına ilişkin düzenlemenin ise 11.04.2013 tarihinde yürürlüğe girdiği, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesindeki kefalet için eş rızası gerektiği yönündeki düzenleme emredici nitelikte olduğu, davalının genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte evli olduğu, alınan raporlarda, sözleşme ekinde ibraz edilen "Eş rızası beyanı" kısmında yer alan imzanın davalının eşi ...'e ait olmadığı tespit edildiği, usulüne uygun olarak alınmış eş rızası bulunmadığından davalının kefaletinin geçerli olmadığı, söz konusu sözleşmeden kaynaklanan borç sebebiyle davalının sorumluluğuna gidilemeyeceği gerekçesiyle davacı vekilinin ileri sürülen istinaf sebepleri yerinde olmadığı, davacının takip yapmakta ve itirazın iptali davası açmakta haksız olduğu sabit ise de kötü niyetli olduğunun kabul edilemeyeceği, dolayısıyla 2004 sayılı İcra İflas Kanun'un 67 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kötü niyet tazminatı koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın kefilden tahsili için başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı Kanun'un 67 nci maddesi, 6098 sayılı Kanun'un 584 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
(Temlik alan) Davacı ...Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı ...Ş.'ye iadesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
29.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!