11. Hukuk Dairesi 2023/3426 E. , 2024/3611 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/222 Esas, 2021/379 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/890 E., 2017/639 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 28.07.2010 tarihinde akdedilen bayilik sözleşmesine istinaden imzalanan aynı tarihli taahhütname ile davalı şirketin 5 yıllık bayilik süresi içerisinde 12.500 ton beyaz ürün alımı taahhüdünde bulunduğunu, eksik alınan beyaz ürün için ton başına 75,00 USD'nin TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını ödemeyi cezaî şart olarak taahhüt ettiğini, imzalanan bayilik sözleşmesine istinaden müteselsil kefil olarak diğer davalılar ..., ..., ... ve ... ile dava dışı ...'nun maliki oldukları taşınmaz üzerinde müvekkili adına ipotek tesis edildiğini, eksik alımların otomasyon sistemi kayıtları ile tespit edildiğini, Kadıköy 2. Noterliği'nin 11.09.2014 tarihli ve 5743 sayılı ihtarnamesi ile davalı bayinin ürün alım taahhüdüne aykırı dayanarak eksik ürün alımında bulunması sebebiyle cezaî şart alacağının ödenmesi için ihtarname gönderildiğini, davalı şirketin, bayilik lisansını aldığı Eylül 2010'dan icra takibinin yapıldığı 05.08.2015 tarihine kadar 58 aylık süre içersinde 12.060 ton ürün alması gerekir iken 6822 ton ürün alımı yaptığını, 392.850,00 USD'nin takip tarihi TL karşılığı 1.096.050,00 TL cezaî şart borcu olduğunu, borcunu ödemeyen davalı bayii ve ipotek borçluları hakkında İstanbul Anadolu 10. İcra Müdürlüğü'nün 2015/915 sayılı dosyası ile cezaî şart borcunun 929.488,50 TL’lik kısmının tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başlandığını, ... dışında diğer borçluların itiraz ettiğini, 58 aylık süreç göz önünde bulundurulduğunda 2 ay içersinde 5 yıllık alım tutarının tamamlanması imkansız olduğundan itirazların haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davanın 1 yıllık süre içerisinde açılmadığını, icra takibine vekil aracılığıyla itiraz edilmiş olmasına rağmen dava dilekçesinin müvekkillerine gönderildiğini, takip borçluları arasında mecburi dava arkadaşlığı olduğunu, ... davada taraf olarak gösterilmediğinden, aleyhine dava açılarak birleştirilmesi gerektiğini, akaryakıt sözleşmesinin taraflarca hiçbir çekince konmaksızın sona erdirildiğini, davacının 5 yıllık süre boyunca hiçbir ihtirazi kayıt öne sürmeksizin ürün teminine devam etmesinin iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu, taahhüt sınırının fiilen değişmesine zımni rıza gösterdiğini, şirketin bütün ticari beceri ve tecrübesine rağmen beklenen satış rakamlarına ulaşılamadığını, sözleşmedeki taahhüt rakamı öngörüsünün müvekkilinin basit bir öngörüsü olmayıp, davacı tarafın saha elemanlarınca yapılan piyasa araştırmaları sonucu ortaya konulmuş rakamlar olduğunu, cezaî şart tutarının fahiş olduğunu savunarak davanın reddine ve kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların ödeme emrinin tebliğiyle takibe süresinde itiraz ettikleri, itiraz dilekçesinin davacı tarafa tebliğ edilmediği, davanın süresinde olduğu, itirazın iptali davası ödeme emrine itiraz edenler aleyhine açılabileceğinden davalı vekilinin dava dışı Hayal Karpuzcu yönünden savunmasının yerinde görülmediği, itiraz ile duran icra takibine devam için alacaklının açtığı itirazın iptali davasında takibe itiraz eden borçlu vekilinin yetkili olup olmadığı belli olamayacağından dava dilekçesinin davalı asillere tebliğinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen 28.07.2010 tarihli sözleşme ve eki niteliğindeki aynı tarihli taahhütnamenin 1.maddesindeki "...bayilik ve işleticilik sözleşmesinin EPDK'dan lisans alarak uygulanmaya başlayacağı Ekim 2010'dan itibaren ayda 208 ton akaryakıttan az olmamak kaydıyla toplam 12.500 ton beyaz ürün ve 15 ton madeni yağ satın almayı taahhüt ederiz. Bu taahhüdün yerine getirilmemesi halinde ve beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan beyaz ürünün her tonu için 75 USD ve madeni yağın her tonu için 400 USD'yi aynen veya fiilen ödeneceği günkü TCMB efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılığını Aytemiz'e cezaî şart olarak ödeyeceğiz" hükmünün taraflarca kabul edildiği, taahhütname hükmüne göre taraflar arasındaki ilişkinin başlangıcının 2010 yılı Ekim ayı olduğu, 2015 yılı Ekim ayı itibariyle sonlanacağı, davacı tarafın 5 yıllık süre dolmadan 11.09.2014 tarihinde davalı tarafa ihtarname göndererek cezaî şart alacağının ödenmesi talebinde bulunduğu, akabinde 05.08.2015 tarihinde icra takibi başlattığı, dayanak taahhüt hükümleri değerlendirildiğinde, taahhüdün yerine getirilmemesi halinde de beher sözleşme yılının sonunda eksik alınan ürün için cezaî şart ödenmesinin taahhüt edilmesi karşısında taahhüdün yıllık anlaşılması gerektiği, akaryakıt bayilik sözleşmelerinde (veya sözleşme eki taahhütnamelerde) yer alan yıllık asgari alım taahhüdüne uymama halinde öngörülen cezaî şart hükümlerinin ifaya ekli cezaî şart olduğu, şart gerçekleştiği takdirde alacaklının hem ifayı hem de cezayı talep edebileceği, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 179 uncu maddesinin onbirinci fıkrasına göre iki halde alacaklının ceza koşulunu isteyemeyeceği, eğer alacaklı ceza koşulunu isteme hakkından açıkça vazgeçmişse ve çekince koymadan ifayı kabul etmiş veya sözleşmeden doğan edimlerini ifa etmeye devam etmişse ceza koşulunu isteyemeyeceği, somut olayda davalı tarafça ürün alım taahhüdüne uyulmaması durumunda cezaî şart talep edilmesi mümkün olmakla birlikte taraflar arasındaki taahhütname hükümlerinin yıllık asgari ürün alımı olarak düzenlenmesi karşısında davacının taahhütnamede kararlaştırılan cezaî şartı talep edebilmesi için cezaî şartın oluştuğu yıldan sonraki yıllarda ürün verirken ihtirazi kayıt koyarak bu hakkını saklı tutması gerekmesine rağmen bunu yapmadığı, 1 ve 2. dönemler için ihtirazi kayıt konulmaksızın mal verilmeye devam edildiği, sözleşmenin 4. dönemi için davalıya mal verdikten sonra 11.09.2014 tarihinde gönderdiği ihtarın 3.döneme etkisinin olmayacağı, 4. dönem için de gönderdiği ihtarname ile bu dönem için cezaî şart isteyemeyeceği, zira ihtarnamede sözleşmenin feshedildiği yönünde bir ifade bulunmadığı gibi ihtarname tarihinden sonra da ticari ilişkinin devam ettiği, ihtarnameden sonra devam eden 5. dönem için de dönem sona ermeden ve ticari ilişki devam ederken takip başlatmak suretiyle cezaî şart isteminde bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 28.07.2010 tarihli ürün alım taahhütnamesinde davalının yıl bazında değil, 5 yılda toplamda 12.500 ton ürün alım taahhüdünde bulunduğunu, beş yıllık satın alma taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezaî şart talebinde bulunmak için, beş yıllık sürenin tamamlanması gerektiğini, beş yıllık süre tamamlanmadan talepte bulunmanın mümkün olmadığını, davalının taahhüdüne duyulan güven nedeniyle 1.750.000,00 TL + KDV gayri maddi hak bedeli ödendiğini, basiretli davranma yükümlülüğü gereği taahhüdünü gerçekleştirmek zorunda olan davalının, pazarlama faaliyetinde bulunarak toptan müşterileri temin ederek satış yapmak zorunluluğu olduğunu, aksi takdirde taahhüde rağmen eksik alımdan dolayı 1.000.000,00 TL sebepsiz zenginleşmiş olacağını, bilirkişi raporunda, davalı şirketin gerekli pazarlama faaliyetini göstermesi halinde, taahhütlerini gerçekleştirebileceği tespitine yer verildiğini, sözleşme süresinin tamamlanmasına kadar cezaî şart talebinde bulunmanın mümkün olmadığını, davalının gerekli gayreti göstermemesi nedeniyle kusurlu olduğunu, bayilik sözleşmesinin süresinin sona erdiği tarih itibariyle dahi davalının aldığı ürün miktarları göz önünde bulundurulduğunda, müvekkilinden yüksek meblağlarda gayri maddi hak bedeli alabilmek için, gerçekleştiremeyeceğini bildiği miktarlarda ürün alım taahhüdünde bulunulduğunu, bunun davalının kötü niyetli olduğunun ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğini gösterdiğini, cezaî şart ödemesi için davalıya gönderilen ihtarname dikkate alındığında, bu tarihten geriye doğru bir yıllık sürede tahakkuk eden cezaî şart tutarının ve bayilik sözleşmesi süresinin tamamlandığı tarihten geriye doğru bir yıllık cezaî şart tutarlarının tahsiline karar verilmesi gerektiğini ilerü sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili katılma yolu ile sunduğu istinaf dilekçesinde lehlerine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek bu yönü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki taahhütnamenin 1. maddesi uyarınca cezaî şart için beher sözleşme yılı esas alındığından, yıllık bazda taahhüt bulunmadığından, 5 yıllık süre dolmadan cezaî şart istenemeyeceğine ilişkin davacı istinaf sebebinin yerinde olmadığı, tacir olan davacının basiretli tacir gibi davranıp gerekli araştırmaları yaparak ödeyeceği gayri maddi hak bedeli ödeme miktarını belirlemesi gerekip, yeterli inceleme yapmaksızın bedel belirlemiş ise sonuçlarına katlanması gerektiği, sözleşme ve sözleşmedeki cezaî şart 6098 sayılı Kanun'un 27 nci maddesi ile hükümsüz sayılan unsurları taşımadığından geçerli ve tarafları bağlayıcı olduğundan, davacı vekilinin gayri maddi hak bedeli ve sebepsiz zenginleşmeye ilişkin istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, davalının kötü niyetli olduğu ve basiretli davranma yükümlülüğüne aykırı hareket ettiğine dair davacı tarafça iddiasını kanıtlayacak delil sunulmadığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 1. maddesi uyarınca cezaî şart alacağı her yılın sonu itibariyle muaccel hale geleceğinden, muaccel olmuş cezaî şart alacakları için davacı tarafça talepte bulunulmadığı, ürün verilmeye devam edilirken cezaî şart alacağının saklı tutulduğuna dair çekince konulmadığı, ihtar gönderilmediği, emsal kararlara göre önceki yıllarda muaccel olan cezaî şart alacağı istenebilir hale gelmesine rağmen istememek suretiyle, cezaî şartın artık ondan istenmeyeceği intibaı (haklı güven) uyandırıldığından, sonradan cezaî şart talep edilmesi çelişkili davranış yasağına aykırılık oluşturup, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesindeki hakkın kötüye kullanılması olacağı, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiği, davalı tarafça takibin kötü niyetle başlatıldığı ve davanın kötü niyetli olarak açıldığını gösterir delil sunulmadığından davalı vekilinin kötü niyet tazminat talebi verilmediğine ilişkin istinaf talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yineleyerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesi ve eki taahhütname uyarınca eksik ürün alımdan kaynaklı cezaî şart alacağı iddiasından dolayı başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. 6098 sayılı Kanun'un 179 uncu maddesi.
4. 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!