11. Hukuk Dairesi 2023/3341 E. , 2024/4897 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/130 Esas, 2022/1530 Karar
HÜKÜM : Esastan red
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10.Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2015/945 E.,2019/838 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında yıllardır süregelen ticari ilişki bulunduğunu, bu ticari ilişkiye bağlı olarak davacının davalıya ürün verdiğini, ancak davalının bunun karşılığı olan edimini yerine getirmeyerek davacıya olan borcunu ödemediğini, taraflar arasındaki ticari ilişkide tarafların birbirlerine kur farkı faturaları kestiklerini, yani fatura tarihi ile fiili ödeme tarihi arasındaki kur farklarını birbirlerine fatura ettiklerini ve bu uygulamanın taraflar arasında teamül haline geldiğini, 20.06.2009 tarihinden itibaren bu uygulamanın süre geldiğini, fatura tarihi ile fiili ödeme tarihi arasında kur farkı oluşup, döviz değer kaybetmişse davalının bu miktarı davacıya fatura ettiğini, yine aynı şekilde döviz değer kazanmışsa kur farkını davacının davalıya fatura ettiğini, taraflar arasında bu işlemlere bağlı olarak biri 30.09.2011 tarihi itibarı ile 443.130,51 TL biri de 315.576,24 TL üzerinden mutabık olarak mutabakat mektubu düzenlendiğini, bu uygulamaya bağlı olarak davalıya 26.02.2014 tarih CJ464223 numaralı ve CJ464224 numaralı faturalar gönderildiğini, ancak davalının işbu faturaları Kahramanmaraş 5.Noterliğinin 24.03.2014 tarihli ihtarnamesi ile iade ettiğini, bunun üzerine davalıya Çerkezköy 2.Noterliğinin 08.04.2014 tarihli ihtarnamesi keşide edilerek kur farkı bedellerine ilişkin faturaların yeniden gönderildiğini, ancak davalının işbu faturalara da Adana 7. Noterliğinin 18.04.2014 ihtarnamesi ile itiraz ettiğini, bunun üzerine iyi niyetli olarak ihtilafı çözme niyetinde olan davacının davalıya Bakırköy 40. Noterliğinin 06.05.2014 tarihli ihtarnamesini keşide ettiğini, ancak davalının bu iyi niyetli girişimlerin hepsine taraflar arasındaki ticari teamüllere ve ticari kurallara karşı hareket ederek Adana 7. Noterliğinin 15.07.2014 tarihli ihtarnamesini gönderdiğini, bunun üzerine davacının Bakırköy 40. Noterliğinin 14.07.2014 tarih ve 01.08.2014 tarihli ihtarnamelerini keşide ettiğini, davalının gönderilen ihtarnamelere verdiği cevaplarda ve kur farkı faturalarının iadesi gerekçelerinden biri olarak ödemelerini yeniden eskiye doğru yapmış olmasını gösterdiğini, ticari hayatta ve kanuni gereklilik olarak borca karşılık ödenen paranın, önce eski borcun karşılığı olduğunu, ancak karşı tarafın 12 aylık Türk parası borcu dururken gönderilen ödemenin döviz borcunu geçecek ve üstüne alacak yaratacak şekilde (Temmuz 2014'den Aralık 2015'e kadar döviz alacağı pozisyonu yaratılmasının) ticari hayatta rastlanılmamış bir durum olduğunu, bu şekilde sonsuz Türk borcuna karşılık ödemelerin sadece dövize sayılmasının istenilmesinin basiretli bir tacire yakışmadığını ve iyi niyetli olduğu iddiasının kabul göremeyeceğini, bu nedenlerle fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla davacının davalıdan aralarındaki ticari ilişki ve teamüllere bağlı olarak kur farkı faturalarından ve cari hesaptan alacaklı olduğu 70.488,14 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile 35.481,42 USD, 1.013.33 Euro'nun fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin adresi Kahramanmaraş olduğundan yetkili mahkemenin Kahramanmaraş mahkemeleri olduğunu, kur farkı fatura hesaplamalarının hangi kriterler esas alınarak yapıldığının davalı şirketçe bilinmediğini, davalının yapmış olduğu hesaplar ve ortaya çıkan borç miktarı ile davacı tarafça yapılan hesapların birbirini tutmadığını, 5228 sayılı Vergi Usul Kanununa aykırılık teşkil eden kur farkı faturalarının kabulünün mümkün olmadığını, usulüne uygun hesap girişi yapılmadığı ve hesaplar hatalı olduğu için kur farkı faturalarının hesabının yanlış olup gerçeği yansıtmadığını, hesaplamaların daha sağlıklı ve düzgün yapılabilmesi, hesaplar arası mutabakatın sağlanabilmesi için davacıdan gerekli belgelerin istendiğini ancak önemli olan bir kısım belgenin gönderilmediğini, davacının talep etmiş olduğu kur farkı faturalarının gerçeği yansıtmadığını, davalı tarafından yapılan ödemelerin TL borcuna sayılarak yabancı para borcunun bekletilmesi sonrasında kur farkı talep edilmesinin davacının kötü niyetliliğini ortaya koyduğunu, ticari teamüller gereği davacı taraftan beklenenin öncelikle dolar borcunun kapatılması olduğunu, sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan kur farkı talep edilmesinin kabul edilemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı, tarafların ticari defter ve kayıtları ile taraflar arasında imzalanan 30.09.2011 tarihli mutabakat mektubu dikkate alındığında, tarafların 30.09.2011 tarihi itibarı ile 72.649,30 TL, 240.966,34 USD bakiyede mutabık kaldıkları, taraflar arasındaki ihtilafın 01.10.2011 tarihinden itibaren davalı tarafından yapılan ödemelerin TL hesabından mı yoksa döviz hesabından mı düşülmesi hususunda olduğu, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan inceleme ile ödemelerin taraflarca farklı borç/alacak tutarlarından tenzil edilmesi nedeniyle davaya konu ihtilafın oluştuğu, ödemelerin öncelikle hangi borçtan tenzil edileceği yönünde taraflar arasında yazılı bir düzenlemenin yapılmadığı, davalı tarafından yapılan ödemelerin öncelikle vadesi gelen fatura borcundan tenzil edilmesi gerektiği, taraflar arasında fatura vadelerinin ne olduğu konusunda da yazılı bir belge bulunmadığı, davalı vekilinin 06.07.2017 tarihli celsede alınan beyanında taraflar arasında oluşan teamüle göre ticari satım bedellerinin yaklaşık 6 ay sürede ödendiği ve bu şekilde teammül oluştuğu, kur farkı hesaplamalarının buna göre yapılması gerektiğini beyan ettiği, ancak davalı taraf cari hesap ekstreleri ile davacı taraf ticari defterleri incelendiğinde, davalıya kesilen faturalara birebir olarak 3 ay sonra ödemeler yapıldığından taraflar arasındaki ticari ilişkide ortalama vadenin 3 ay olduğu ve bu şekilde teamül oluştuğu, davalı tarafça vadeli çeklerle yapılan ödemelerde çekin ödeme tarihindeki kurunun esas alınması greektiği, ciro edilen çeklerin ise kural olarak ciro tarihindeki kurun esas alınması gerektiği, ciro edilen ancak karşılıksız çıkan çeklerin ise hangi tarihte ödenmiş ise o tarihteki kura göre hesap yapılması gerektiği, bütün bu tespitler neticesinde hükme esas alınan bilirkişi raporu ile davacının davalıdan dava tarihi itibarı ile USD ve Euro alacağı bulunmadığı, 115.990,09 TL alacağının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul- kısmen reddi ile 115.990,09 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; rapora itirazlarının karşılanmadığını, yetersiz bilirkişi raporu İle hüküm tesis edildiğini, davanın tamamen kabulü gerektiğini, mahkemenin esas aldığı raporun müvekkili şirketin alacağını döviz cinsinden istemesine engel olan bir yaklaşım içerisinde olduğunu, bunun açıklamasını ise kur farkının TL olarak kesilmiş olması olarak gösterildiğini, kur farkı faturasının TL olarak kesmenin Vergi Mevzuatı gereği bir zorunluluk olduğunu, alacağı döviz olarak istemenin müvekkili şirket için hukuki hak olduğunu, davalı ile müvekkili şirketin uzun zamandır çalıştığını, davalının müvekkili şirketin mallarını alıpta ödemediği 70.448,14 TL ve 1013,33 Euro cari hesap borcu ve ayrıca 35.481,42 USD kur farkı borcu olduğunu, bu borcun 70.448,14 TL ‘lik ve 1013,33 Euro’luk kısmının fatura alacağı, 35.481,42 USD kısmının kur farkı alacağı olduğunun 02.03.2017 tarihli dilekçede açıklandığını, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 99 uncu maddesi gereğince müvekkilinin de döviz karşılığı davalıya ürün verdiğini, vadeli olarakta alacağını döviz olarak istediğini, davalının yaptığı ödemelerin borç sırasına bakılmaksızın öncelikle döviz borcundan düşülmesi gerektiğini söyleyerek müvekkili ile aralarında oluşmuş teamül hukukuna aykırı bir şekilde kötü niyetle itiraz edip ödemediğini, ödemelerin tarih sırasına göre eskiden yeniye doğru ödenmesi gerektiği konusunda savları ve ısrarları olduğunu, karara esas alınan raporda, çeklerdeki sorumluluğun keşideci ve ciranta olarak ikiye ayırdığını ve borcun doğumunu buna göre farklılaştırarak aleyhlerine hesap hatası yapıldığını, 6098 sayılı Kanun'un 99 uncu maddenin kesin olduğunu, fiili ödeme gününün esas alınacağının yoruma yer bırakmayacak kadar açık olduğunu, asıl büyük çelişkinin çeklerle yapılan çelişkili yorum olduğunu, 13.02.2019 tarihli dilekçeleri ile terditli olarak talepte bulunduklarını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin kısmi ret kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının TL ve döviz cinsinden alacaklarını ayrı ayrı talep ettiğini, TL yönünden alacağını 70 bin TL ile sınırlamış olduğunu, alacak miktarını 115 bin TL’ye çıkarmadığından talebin üstünde karar verilmesi sebebiyle kararın kaldırılması gerektiğini, talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar verilemeyeceğini, rapora itirazlarının doğru bir şekilde karşılanmadığını, yetersiz rapor ile hüküm tesisisin doğru olmadığını, raporda müvekkili şirketin defterleri ve ödemelerinin tam olarak incelenmeden rapor düzenlendiğini, bilirkişinin davacının talebi üzerine cari hesap alacağına dair itirazlarına rağmen inceleme yapıldığını, davacının iddiayı genişleten bu taleplerini kabul etmemelerine rağmen mahkemece dikkate alınmadan hüküm kurulduğunu, davacının davasını, kur farkı fatura miktarı ve alacağı şeklinde ikame ettiğini, bilirkişinin taraflar arasındaki ticari teamülleri rapora dahil etmediğini, müvekkilinin TL/ Döviz faturalarını TL olarak ödemesi ve davacının da müvekkil tarafından yapılan ödemeleri vade sırasına göre önce döviz sonra TL alacaklarından düşmesi gibi ticari teamüllerin dikkate alınmadığını, eksik inceleme ve hesaplama ile alınan rapora dayanarak hüküm tesis edildiğini, müvekkili şirketin herhangi bir borcu bulunmadığını, müvekkilinin ticari ilişkilerini TL yada Dolar üzerinden gerçekleştirdiğini ancak ödemeleri hep TL üzerinden yaptığını, müvekkilinin ödemelerini süresinde ve eksiksiz yaptığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekili tarafından dava dilekçesinde talep kur farkı faturalarından ve cari hesaptan alacak iddiası olarak tahsil talebinde bulunulduğu, ancak dosyaya ibraz edilen 02.03.2017 tarihli dilekçede alacak kalemlerinin açıklandığı, söz konusu açıklamada dava dilekçesindeki 35.481,42 USD'nin tamamen kur farkı alacağı olduğu, 70.448,14 TL'nin mal teslimi karşılığında cari hesap alacağı, 1.013,33 Euro'nun yine mal teslimi karşılığında ödenmemiş cari hesap alacağı olduğu, bilirkişi ek raporuna karşı beyan ve itirazlarını kapsayan dilekçede terditli olarak yeniden rapor alınmaması durumunda döviz hesabı cinsinden talep edilmiş olunan alacak kalemlerinin dava tarihindeki kur üzerinden yapılan hesaplamaya göre TL karşılığının tahsilinin talep edildiği, Mahkemece ikinci bilirkişi ek raporu sonucuna göre davanın kısmen kabulüne karar verildiği, 30.01.2019 tarihli hükmü esas alınan ek bilirkişi raporunda da belirtildiği üzere taraflar arasında imzalanan 30.09.2011 tarihli mutabakat mektubu tarafların yasal defter ve kayıtlarıyla birlikte değerlendirildiğinde 30.09.2011 tarihi itibariyle 72.649,30 TL, 240.966,34 USD bakiye de mutabık kaldıkları ve bu hususta taraflar arasında herhangi bir ihtilafın olmadığı, davacının davalıdan dava tarihi itibari ile alacak tutarının 115.990,09 TL olarak hesaplandığı, Mahkemece hükmü esas alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun ve yeterli olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ticari satım ilişkisinde ticari teamüllere bağlı kur farkı faturalarından ve açık hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece, taleple bağlılık ilkesinin ihlal edilip edilmediği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığı ile mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktalarındadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 99 uncu maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!