11. Hukuk Dairesi 2023/3203 E. , 2024/5834 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/753 Esas, 2023/343 Karar
HÜKÜM :Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI :2017/836 E., 2019/928 K.
Taraflar arasındaki alacak ve menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Kocaeli İli, Dilovası İlçesi, ... Mahallesinde 23.400 m2 arazi üzerinde inşa ettiği 5.500 m2'lik fabrikada istiridye mantarı üretimi yaptığını, işbu üretim yapılan müvekkili fabrikasında 3.600.000,00 TL değerinde, faaliyet alanına ilişkin makine ve donanımlar bulunduğunu, müvekkili şirketin tesislerinin ilgili sektörde bilinen en son donanımları kullanan, mantar üretimi dolayısıyla gerekli olan üst düzeyde sterilizasyonun sağlandığı tesislerinde faaliyet yaptığını, bu kapsamda kurulum aşamasında davalı tarafa sübvansiyonlu krediden yararlanmak için başvuru yaptığını ve kredinin müvekkiline kullandırılması yönünde karar verildiğini, süreç içerisinde müvekkili tarımsal faaliyetlerine devam ederken; müvekkili şirket ortaklarından ikisinin mantar üretimi sırasında oluşan mantar sporlarından kaynaklanan alerji rahatsızlığı meydana geldiğini, bu dönemde kredi taksitleri aksatılmadan zamanında ödemelerine devam edildiğini, ancak müvekkili şirkette yaşanan bu hastalık sürecini davalı banka tarafından yanlış nitelendirilerek, kullandırılan sübvansiyonlu tarım kredisinin, fabrikada üretime son verildiğine dair herhangi bir saptama ve ilgili tarım müdürlüğü tarafından yapılmış herhangi bir olumsuz bir tespit olmaksızın, dayanıksız şekilde kredi faiz oranlarının normal cari kredi seviyesine çekildiğini ve üretim faaliyetine devam edildiğinin görmezden gelindiğini, yerinde teftiş edilmesine rağmen; müvekkili şirkete sübvansiyonlu kredi faiz oranından çok daha yüksek faizler haksız olarak ödemek zorunda kalındığıdını, bu nedenle müvekkilinin çok büyük zarara uğradığını, haksız birçok işlemle karşı karşıya kaldığını, müvekkilinin sübvansiyonlu kredisi cari kredi seviyesine çekilip, müvekkili şirketin aktif hesaplarından cari oran ile birlikte çekildiğini, %5,5 faiz oranı ile kullandırılan sübvansiyonlu tarım kredisi dayanaksız şekilde %14+1 seviyesine çekilerek normal krediye dönüştürüldüğünü, üretim faaliyetleri çok kısa bir müddet hastalık nedeniyle yavaşlasa da kesintisiz devam ettiğini, mantar üretiminin bir günde son verilecek bir üretim olmayıp, ekildikten sonra beklenmesi gereken süreci ve aşamaları olduğunu, mahkemenin 2017/276 Değişik İş sayılı dosyası ile alınan bilirkişi raporunda; tesiste üretim faaliyetinin devam ettiği, mahsul ve ekindeki gelişme aşaması, üretimin ne kadar süredir devam ettiği, üretime ara verilmediğinin açık olduğunu, kredinin normal seviyeye çekilmesinin hukuka, usule açıkça aykırı olduğunu, ayrıca Dilovası İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünün 20.09.2017 tarihli tespit raporunda müvekkili tesislerinde "...üretim tesislerine gidilerek tesislerde üretimin devam ettiği ve işletmenin faal olduğu yerinde tespit edildiği..."nin belirtildiğini, davalı tarafın dürüstlük kurallarına aykırı davrandığını, davalı tarafın tesiste üretim faaliyetine devam edildiği halde dayanaksız, haksız işlem ve kredi faiz oranlarının tek taraflı olarak arttırılması karşısında müvekkilince zorunluluktan ve haksız yere 241.500,00 TL fazla ödeme yaptığını, bu bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ödeme tarihinden itibaren işleyecek en yüksek yasal faizi ile birlikte tahsili gerektiğini, ayrıca müvekkilinin, bankanın haksız ipoteği nedeniyle Şile'deki en az 5.500.000 TL'ye satılacak taşınmazını 4.600.000 TL'ye satmak zorunda kaldığını, bu nedenle de zarara uğradığını, bu zararının da şimdilik 100.000,00 TL'sinin tazmini gerektiğini, ayrıca kredi cari krediye çevrilmiş olması sebebiyle belirlenen oranın haksız olduğunun tespiti gerektiğini ileri sürerek, 241.500,00 TL'nin ödeme tarihinden işleyecek faizi ile tahsiline, şimdilik 100.000,00 TL'nin tazminine ve müvekkilinin davalı bankadan kullandığı kredi taksitlerinde sübvansiyonlu kredi oranını aşan miktar için borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından davacıya 28.01.2013 tarihli ve 28561 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2013/4271 sayılı Bakanlar Kurulu kararı uyarınca sübvansiyonlu kredi kullandırıldığını, bu kapsamda davacıya 02.09.2013 tarihinde, iki yıl anapara ödemesiz toplam yedi yıl vadeli, yılda bir taksit ödemeli 3.700.000,00 TL tutarlı sübvansiyonlu iyi tarım uygulama-yatırım kredisi kullandırıldığını, 2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca ise yılda 1 ödemeli 5 yıl vadeli 500.000,00 TL tutarlı sübvansiyonlu arazi alım-yatırım kredisi kullandırıldığını, ilgili bakanlar kurulu kararları kapsamında kullandırılan sübvansiyonlu kredilerin anapara riskinin tamamen müvekkili bankaya ait olduğunu, diğer kredilerden tek farkı faizin tamamının veya bir kısmının Hazine tarafından müvekkili bankaya ödenmesi olduğunu, Bakanlar Kurulu Kararının 1.6.maddesinde ''Bu karar kapsamında açılacak kredilerin borçlandırma, kullandırma, takip ve tahsil işlemleri Bankanın ve TTK'nın usul ve mevzuat esasları dahilinde yürütülür. Bu kararda yer alamayan hususlarda Bankanın ve TTK'nın tarımsal kredilere ilişkin usul ve mevzuatı uygulanır.'' hükmünün bulunduğunu, bu hükümde de belirtildiği üzere kullandırılan kredilerin sadece faiz tutarının tamamı veya bir kısmının Hazine tarafından karşılanmakta olduğunu, bunun dışında tamamen müvekkili bankanın usul ve esasına tabi olduğunu, davacının kullanmış olduğu kredinin de sübvansiyonlu kapsamında olduğundan, bu kapsamda kredinin kulladırım tarihinden daha sonraki tarihlerde kredinin Kararname hükümlerine aykırı hale ve haksiz yere faiz desteğinden yararlanıldığının tespiti üzerine, sübvansiyon uygulamasına son verildiğini, müvekkili bankaca yapılan 19.10.2016 ve 16.11.2016 tarihli kontrolde işletmede tarımsal üretime son verildiğinin tespit edildiğini, bu tarihlerde tutulan tutanaklarda işletmede faaliyetlerin durduğu ve halen hiçbir üretim yapılmadığı açık ve net olarak belirtildiğini,17.02.2017 tarihli finansal analiz raporunda da bu durumun belirtildiğini, davacının taşınmazları için yapılan eksper incelemesi sonucu düzenlenen 27.02.2017 tarihli raporda da kredilerin sübvansiyondan çıkarılmadan önce işletme binasının satılık-kiralık ilanıyla satılmaya çalışıldığının tespit edildiğini, davacı şirketin müvekkiline verdiği 14.03.2017, 27.03.2017, 17.04.2017 ve 12.06.2017 tarihli dilekçelerinde de üretimin durduğunun belirtildiğini, ayrıca davacının faaliyette bulunduğu özellikle 2016 yılının ilk 3 çeyreğindeki enerji yakıt ve su giderleri ile işçi ücret ve giderleri hesaplarındaki bakiye ile faaliyetinin durduğu, 2016 yılının 3.çeyreğinden sonraki ve 2017 yılının 1.ve 2.çeyreğinde aynı gider kalemlerindeki bakiyelerin arasında üretimin devamının gerektirdiği şekilde paralellik bulunmadığını, aksine üretimin devam etmediğini gösterir boyutta farklılıklar bulunduğunun firmanın mali verilerinden de anlaşıldığını, davacı ile akdedilen 10.07.2013 tarihli genel tarımsal krediler sözleşmesi'nin 42.2 ve 35.maddesinin, 2104 ve 2016 tarihli genel kredi sözleşmesinin 22.c,i,j maddeleri uyarınca müvekkili bankanın kredinin amacına uygun faaliyetlerde kullanılıp kullanılmadığını araştırma ve tespit yetkisi bulunduğunu, yapılan kontroller sonucunda üretim faaliyeti devam etmeyen davacı firmanın Bakanlar Kurulu kararındaki faiz desteğinden yararlanamayacağının açık ve net olduğunu, davacının ipoteklere ilişkin talebinin de haksız olduğunu, fek talebinden dört gün sonra fek onayının verildiğini, diğer taşınmazlardaki ipoteği ise müvekkilinin kaldırma zorunluluğu bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı ile davalı arasında yapılan Genel Kredi Sözleşmesinin Tarımsal Faaliyetlerinin Finansmanına yönelik kredilere ilişkin hükümler başlıklı 22.maddesinde; "müşteri ilgili mevzuat, kanun, kararname ve yönetmenlik hükümlerine uygun olarak tarımsal üretim yapılmadığının tespit edilmesi halinde, tespit tarihinden itibaren kullanmış olduğu krediye ilişkin faiz desteğinden yararlanmamayı kabul ve taahhüt eder....amaçlanan tarımsal faaliyetin yapılmaması halinde tespit tarihinden itibaren; desteklenen faiz ve masraf tutarının hertürlü gecikme/temerrüt faizlerini ödemeyi kabul ve taahhüt eder." hükmünü içerdiği, Genel Tarımsal Krediler Sözleşmesinin 3.4.maddesinde; "banka kredinin amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını izlemeye ve denetlemeye, gerekli değerlendirme ve ekspertizleri yapmaya veya yaptırmaya yetkilidir.", Özel hükümler başlıklı 42.2 maddesi ile "müşteri ilgili mevzuat, kanun, kararname ve yönetmelik hükümlerine uygun olarak tarımsal üretim yapmadığı tespit edilmesi halinde, kullanmış/kullanacak olduğu krediye ilişkin sübvansiyon uygulamasından faydalanamayacağını ve bu konuda hiçbir itirazda bulunmayacağını kabul ve taahhüt eder." 42/5 maddesinde "müşteri bu kredileri mevzuat hükümlerinin ve yetkili makamlarca verilen belgelerle birlikte amaçlarının dışında kullandığı veya yine mevzuatta gösterilen şartları süresinde içerisinde yerine getirmediği takdirde; cari, kredi, faiz ve masrafları tutarı ile...bankanın ilk yazılı talebi üzerine ve tayin edeceği süre içerisinde...ödemeyi kabul ve taahhüt eder..." hükmünü içerdiği, dosya içerisinde bulunan, davalı banka tarafından davacının mantar üretim tesisine giderek tuttuğu 19.10.2016 tarihli tutanakta üretim faaliyetinin durdurulduğunun görüldüğü ve firma yetkililerinin bankaya davet edilmesine karar verildiği, 16.11.2016 tarihinde firma yetkilisi ile tutulan tutanakta da allerjik rahatsızlıklar ve geçirilen operasyon gerekçe gösterilerek mantar üretim faaliyetinin durdurulduğunun belirtildiği, dosyada dinlenen davalı tanıklarının beyanlarından da 2016 yılı ekim ayından 2017 yılı mart -nisan ayına kadar martar üretiminin yapılmadığı, davacı tarafın, davalı bankaya verdiği 14.03.2017 ve 17.04.2017 tarihli belgelerden de davalı tarafın mantar üretimini belirtilen dönemlerde yapmadığı kanaatine varıldığı, davalı tarafın, davacı taraf mantar üretimini belirtilen dönemlerde yapmadığı için davacı şirkete 17.03.2017 tarihinde gönderdiği e-mail ile; davacı şirketin 61497622-1005 nolu kredisinin yıllık %5,5 olan faiz oranının firmanın 19.10.2016 tarihinden itibaren geçerli olmak koşuluyla yıllık %14 cari faizli krediye, 61497622-1013 nolu kredinin 19.10.2016 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık %8 olan faiz oranının %14 cari faizli krediye dönüştürdüğü, davalının, kararname ve sözleşme hükümleri nazara alındığında kredileri cari faize çekmesinin hukuka uygun olduğu, davacı taraf mantar üretiminin durdurulmasına geçirilen allerjik rahatsızlıkları ve geçirilen operasyonu gerekçe göstermiş ise de;taraflar arasındaki sözleşme hükümleri nazara alınarak devamlılık arz eden bir fabrikada rahatsızlanan kişinin yerine başka birinin ikame edilmesi gerektiği, bunun yapılmayarak üretimin durdurulduğu gibi davacı tarafın fabrika binasına satılık veya kiralık afişinin asılarak ilan verilmesinin de; üretimin yapılmayacağı iradesinin göstergesi olduğu, davacı tarafın sözleşmeye aykırılıktan çok sonra 29.09.2017 tarihinde mahkemenin 2017/276 D.İş sayılı dosyasında delil tespiti yaptırarak üretimin devam ettiğini tespit ettirmesinin de geçmişe etkili olmayacağı, sonradan üretime tekrar başlanmış olabileceği yine mahkememizce yapılan keşifte de davacının üretime devam etmediğinin anlaşıldığı, ancak bu tespitinde 2016 yılındaki durumu kapsamayacağı, sözleşmenin şartlarının ihlal edildiği tarih itibariyle üretimin yapılıp yapılmadığının önem arzettiği, dosyada bulunan ilçe tarım müdürlüğü tutanaklarının da 2016 yılı ekim-2017 yılı ilk üç aylık dönemlerini kapsamadığı, bu sebeple davacı lehine delil teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilince tarımsal faaliyetlerine devam ederken şirket ortaklarından ikisinin alerji rahatsızlığı meydana geldiğini, bu hastalık sebebiyle üretimin her aşaması diğer ortaklarca ağır aksak da olsa devam ettirildiğini, kısa bir süre sonra üretimin hastalık öncesindeki hız ve koşullarla devam ettiğini, bu sürede kredi taksitlerinin de davalıya aksatılmadan ödendiğini, ancak hastalık sürecindeki üretim yavaşlığı davalı banka tarafından yanlış nitelendirilmiş ve kullandırılan sübvansiyonlu tarım kredisi banka tarafından, fabrikada üretime son verildiğine dair herhangi bir saptama veya ilgili Tarım İl Müdürlüğü tarafından yapılmış herhangi bir olumsuz tespit olmaksızın dayanaksız bir biçimde mevzuat hükümlerinde bir aykırılık bulunmamasına ve üretim denetimini banka ilgili memurları ile yerinde teftiş ettirmesine rağmen normal cari kredi seviyesine çekildiğini, müvekkilinin çok daha yüksek haksız faizler ödenmek durumunda bırakıldığını, davalının sözleşmeye aykırı davrandığını, kredi ilk kullandırıldığında; fabrika arazisi 5-6 dönüm iken sonradan, müvekkilinin yan arazileri de satın alarak arazisini 23.400 metrekareye çıkartığını, fabrika içinde 3.600.000.00 TL'lik ekipman alması ile birlikte fabrika binası, arazi ve ekipmanların değerinin kullandırılan kredinin 4-5 katı bir değere ulaştığını beyan ile diğer taşınmaz üzerindeki ipoteklerin fekkini talep ettiğini, davalının müvekkil firmaya ait diğer taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin bir kısmını sözlü taahhüt vermesine rağmen kaldırmaya yanaşmadığını, kullandırılan krediye karşı alınan teminatın 4-5 katı olduğunu ticaretine engel bir durum teşkil ettiğini, kendisini mağdur eden bu haksız durum karşısında, bir kısım mülklerini üzerinde ipotek olması nedeniyle gerçek değerinden daha ucuz bir fiyata satmak zorunda kalabileceğini beyan ederek; fabrika binasındaki ipoteklerin fekkini talep ettiğini, ancak talebin haksız olarak kabul edilmediğini, bu nedenle davacının zarara uğradığını, 2017/ 276 D.İş dosyası ile bir delil tespiti davası ikame edildiğini, dava konusu tesis mahallinde keşif yapıldığını, uzman bilirkişilerce rapor tanzim edildiğini, 05.10.2017 tarihli rapor da tesiste üretimin amacına uygun olarak son derece teknik bir biçimde kurulmuş, faal şekilde ekimin yapılmış olduğunun belirtildiğini, ayrıca Dilovası Kaymakamlığı, İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü 20.09.2017 tarihli tespit raporunda müvekkil tesislerinde üretimin devam ettiği ve işletmenin faal olduğunu yerinde tespit edildiğini, aynı dönemde bankaya gerçekleştirilen ödemelerde bir aksaklık olmadığını, sadece eleman eksikliğinden ötürü bir üretim yavaşlaması olduğunu, davalının haksız ve bir tespite dayanmayan kötü niyetli işlemi nedeniyle müvekkil şirket anapara ve sübvansiyonlu kredi faiz oranının, keyfi olarak kendiliğinden cari krediye yükseltilmesi sebebiyle 241.500,00 TL ilave faiz ödemek zorunda kalındığını, Bakanlar Kurulu kararının 4.1.maddesinin '' bu karar kapsamında açılan kredilere vadesinde, hesap devresinde, taksit vadesinde ödenmemesi halinde, vade tarihinden itibaren geciken tutarlar için bu karar hükümleri uygulanmaz. Vade tarihinden itibaren bu krediler banka ve TTK mevzuatı çerçevesinde tahsil ve tasfiye edilir'' şeklinde olduğunu, kararda söz konusu kredi için en önemli husus olan sübvansiyonlu kredinin cari seviyeye çekilmesi için öncelikle, ödenmemesi ve aksatılması gerektiğinin ortaya konulduğunu, oysa davacın kredinin tüm taksitlerinin düzenli ve zamanında yatırdığını, davalının mahkemenin dayandığı 19.10.2016 ve 16.11.2016 tarihli tutanakların gerçeği yansıtmadığını, tutanaklarda müvekkil firma ortağının ya da yetkilisinin imzası ve bilgisi bulunmadığını, tutanakların sadece banka tarafından düzenlendiği, sadece banka memurları tarafından imzalandığı, mahkemece ön inceleme duruşması yapılmadan, 27.02.2018 tarihihli ara kararla keşif yapıldığını, davanın tarafı olmasına rağmen davacıya keşif gün ve saati ile ilgili bildirim yapılmadığını, yargılaması devam eden dava ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) ilgili maddeleri gereğince ivedi ve zaruri bir durum olmadıkça tek taraflı işlem yapılamayacağını, ivedi bir durum olduğu varsayımında dahi, çağımızın iletişim imkanları ve ulaşım yolları göz önüne alındığında, yapılan keşif esnasında müvekkilinin de temsilen keşif mahalinde bulunması için bildirimde bulunulması gerektiğini, savunma hakkının engellendiğini, delil tespiti yokluğunda yapılan taraf işleme itiraz ederse delil tespit raporunun hükme esas alınmayacağını, 04.08.2019 tarihinde alınan bilirkişi raporunun tarafsız olmadığı, yeterli inceleme yapılmadan, sebepler bildirilmeden tanzim edildiğini, emekli banka müdürü sıfatı taşıyan bir bilirkişinin taraflarından birisi banka olan bir uyuşmazlıkta görevlendirilmesinin hatalı olduğunu, kredinin amacına uygun kullanıp kullanılmadığına ilişkin yapılan değerlendirmede - kendisinin de bankacı olması sebebiyle - yanlı olarak bankanın yaptığı kredi izleme faaliyetinin esas alındığını, Dilovası Kaymakamlığı, İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü 20.09.2017 tarihli tespit raporu ve 2017/276 D. İş dosyası ile müvekkil şirkette üretimin aralıksız devam ettiği tespitlerinden bir kelime dahi söz etmediğini, davalının imzalanan sözleşmenin 22. maddesini faiz desteğini sona erdirme nedeni gibi gösterdiğini, ancak maddede belirtildiği gibi müvekkili firmaya iddia edilen noksanlığı gidermesi için süre vermediği gibi bildirimde de bulunulmadığını, yine bu hususun bilirkişi raporunda incelemeye tabi tutulmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Sözleşmelerde mevcut bu hükümler incelendiğinde, davalı bankanın sübvansiyon kredisi, diğer bir deyişle devlet tarafından verilen destek kapsamında davacıya kullandırılan tarımsal kredinin veriliş amacı doğrultusunda kullanıp kullanılmadığını kontrol etme yetkisinin bulunduğu, tarımsal faaliyetin yapılmadığının, kredinin amaçlarının dışında kullanıldığının tespiti halinde ise 10.07.2013 tarihli sözleşmenin 42.5 maddesi uyarınca, davacının, cari kredi faiz ve masrafları tutarı ile faiz farkı ödemesinden yararlanan kredinin düşük faiz ve masrafları arasındaki farkı ödemeyi taahhüt ettiği, yine 2016 tarihli sözleşmenin 22.c maddesi uyarınca desteklenen faiz tutarını ödemeyi kabul ettiğinin hüküm altına alındığı, bu hükümler uyarınca davalının tarımsal faaliyetin devam etmediğini araştırıp tespitinin ve cari faiz oranını talep etmesinin sözleşmeye uygun olduğu, bu kapsamda davalı banka yetkililerinin 19.10.2016 ve 16.11.2016 tarihinde işletmeye giderek tutuğu tutanakların bulunduğu, bu tutanaklarda tarımsal faaliyetin iki ortağın hastalığı sebebiyle durduğunun net bir şekilde tespit edildiği, yine davalı bankanın hazırlattığı 27.02.2017 tarihli gayrimenkul değerleme raporunda işletmeye satılık ve kiralık ilanı asıldığının fotoğraflarla tespit edildiği, davalı tarafından sunulan 17.02.2017 tarihli finansal analiz raporunda da tarımsal faaliyetin bulunmadığının tespit edildiği, davacı tarafından aynı mahkemenin 2017/276 D.İş sayılı dosyasında delil tespiti yaptırılmış olup dosya kapsamına göre mahallinde 29.09.2017 tarihinde keşif yapıldığı, ziraat mühendisi bilirkişi raporunda; üretimin amacına uygun olarak devam etmekte olduğu tespit edilmiş, yine İlçe Tarım Müdürlüğünün 20.09.2017 tarihli yazısı ile tarımsal faaliyetin devam ettiği belirtilmiş ise de bu tarihlerin davalı bankanın yapmış olduğu 19.10.2016 ve 16.11.2016 tarihli tespitlerden sonraki tarihe ilişkin olduğu görüldüğünden bunlara itibar edilmediği, öte yandan, eldeki davada mahkemece, davalı tarafın 27.02.2018 tarihli delil tespiti talebi kabul edilerek 6100 sayılı Kanun'un 400 üncü maddesi uyarınca 01.03.2018 tarihinde işletmede keşif yapıldığı, keşif gününün davacı tarafa tebliğ edilmediği, alınan raporun tebliğ edildiğinin görüldüğü, her ne kadar davacı vekilince, yokluğunda keşif yapılamayacağı ileri sürülmüş ise de 6100 sayılı Kanun'un 403 üncü maddesi uyarınca karşı tarafa haber verilmeksizin de keşif yapılabileceği hükme bağlandığı gibi somut olayda davalı bankanın 19.10.2016 ve 16.11.2016 tarihlerinde yaptığı tespitlerden sonraki bir tarihte, dava sırasında yapılan bu keşfin ve alınan raporun da sonuca bir etkisi bulunmayacağı kanaatine varıldığından aksi yöndeki istinaf istemlerinin yerinde görülmediği, diğer yandan, davacı tarafa verilen kredilerin teminatı olarak sözleşmeler kapsamında davacı tarafından davalı lehine ipotek tesis edildiği görülmekte olup, davacı taraf, davalının bu ipotekleri fek etmemesi sebebiyle zarara uğradığını ileri sürerek bu zararının da tazminini istediği, ancak; davacı taraf tacir olup kredi sözleşmeleri gereği kullanılan ve kullanılacak olan kredilere ilişkin olarak bu ipotekleri kendi iradesi ile tesis ettiği, bu nedenle, basiretli bir tacir gibi hareket etmekle yükümlü olan davacının, bu ipoteklerin aşkın ipotek olduğundan bahisle kaldırılmasını talep etmesi mümkün olmadığından aksi yöndeki istinaf sebeplerinin de yerinde görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekii temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalının, davacıya sübvansiyonlu krediler kullandırdıktan sonra, kararname ve sözleşme hükümlerine aykırı şekilde davacı tarafça üretimin durdurulup durdurulmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve 400 ve 403 üncü maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!