11. Hukuk Dairesi 2023/3057 E. , 2024/5429 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1320 Esas, 2023/430 Karar
HÜKÜM : Davanın kısmen kabulü
(Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1135 E., 2020/205 K.
Taraflar arasındaki endüstriyel paket döviz sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:
Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
Davacı, 100.000,00 USD'nin tahsilini talep etmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davanın kısmen kabulü ile 12.250,00 USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Davalı vekilince Bölge Adliye Mahkemesinin anılan kararına karşı temyiz başvurusunda bulunulmuş ise de dosya içeriğine göre davalı aleyhine kabul edilen ve temyize konu edilen toplam miktar olan 12.250,00 USD'nin dava tarihi itibariyle T.C. Merkez Bankası efektif satış kuru karşılığı 38.011,75 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 238.730,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu itibarla, davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili, duruşma istemsiz olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne, dava konusu meblağ 358.160,00 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin doğal gaz dağıtımı ile iştigal ettiğini, davalı ... ile 09.05.2012 tarihinde "endüstriyel paket döviz sigorta poliçesi" imzaladığını, sözleşme gereği davalı ... şirketinin üçüncü şahıslara doğal gaz boru hatlarına verebilecekleri zararları teminat altına aldıklarını, poliçe gereği üçüncü şahısların müdahalesi başına 50.000,00 USD'lik limitle teminat sağlandığını, 29.03.2016 ve 31.05.2016 tarihlerinde iki ayrı zararın oluştuğuna dair hasar tutanaklarının düzenlendiğini, zararların İSU (Kocaeli Su ve Kanalizasyon) tarafından yapılan kanalizasyon borusu döşenmesi esnasında verilen hasardan kaynaklı olduğunun tespit edildiğini, olayla ilgili 231713 ve 11614235 nolu hasar dosyalarının açıldığını, davalı ... tarafından konu incelendikten sonra söz konusu zararların poliçe kapsamında kalmadığı, üçüncü kişilerin verdiği zararlardan olmadığı gerekçesiyle ödenmediğini, bu nedenle işbu davayı açmak zorunda kaldıklarını ileri sürerek 100.000,00 USD'nin ödeme yapılmayacağının beyan edildiği 16.08.2016 tarihinden itibaren devlet bankaları tarafından USD ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek oranda faiz işletilerek davalı şirketten tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; olayda zamanaşımının 2 yıl olduğunu, dava dilekçesinde İSU tarafından yapılan işlemlerin 2012 yılında gerçekleştiği ve zararın bu tarihte verildiği hususunun belli olduğunu, 2012'den itibaren 2 yıl geçtikten sonra dava açıldığı için davanın zamanaşımı sebebiyle reddine karar verilmesi gerektiğini, kaldı ki zararın boruların korozyona karşı yapılan izolasyonunun yetersizliği sebebiyle ve bu nedenle aşınmadan kaynaklanan çürümeden ortaya çıktığını, bu sebeple üçüncü kişilerin müdahalesinden değil izolasyonun yetersizliğinden kaynaklandığı için poliçe kapsamı dışında olduğunu, esasen İSU'nun müdahalesinin de kanıtlanamadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında 09.05.2012 tarihli olan ve şahıslar ile kamu idareleri tarafından yapılan kazı çalışmaları sırasında davacıya ait doğal gaz boru hatlarına verilecek zararların teminat altına alan Endüstriyel Paket Döviz Sigorta Poliçesinin mevcut olduğu, 29.03.2016 ve 31.05.2016 tarihlerinde tutulan tutanaklarla tespit edilen doğal gaz kaçaklarının İSU'nun kazı çalışması yaptığı alanda meydana geldiği, İSU'nun 05.05.2016 tarihli yazısı ile 2012 yılında 313/1 ve 324 numaralı sokaklarda kazı çalışması yaptırdığını kabul ettiği, bilirkişi raporlarına yansıdığı ve dosya içindeki gaz kaçağının meydana geldiği boruların fotoğraflarında borular üzerindeki tırmık izlerinin açıkça belli olduğu, bilirkişilerin 2016 yılında meydana gelen bu gaz kaçaklarının boruların izolasyonlarındaki yetersizlikten dolayı değil, 4 sene kadar önce İSU'nun yapmış olduğu ve boru döşenmesi için gerçekleştirilen kazı çalışmaları esnasında davacıya ait çelik borular üzerinde kazı makineleri tarafından derin yırtıklara yol açılması sebebiyle daha sonra gerçekleşen korozyonlardan oluştuğunu rapor ettikleri, bilirkişi heyetinin rapor ve ek raporunda vardığı bu sonucun yerinde olduğu, bu nedenle gaz kaçağının, 2012 yılında yapılan kazı çalışmaları esnasında borulara verilen hasar nedeniyle ve bu hasarın yıllar içinde meydana getirdiği korozyonlar sebebiyle 2016'da ortaya çıktığı, poliçe gereğince İSU üçüncü şahıs olduğundan, kamu kuruluşlarının ve üçüncü şahısların doğal gaz boru hatlarına verecekleri zararların teminat altına alındığı ve taraflarca imzalanan poliçe kapsamında kaldığı, hasarın 2016 yılı içinde ortaya çıkması nedeniyle zamanaşımının başlangıcının 2016 yılı olduğu, davanın zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, İSU'nun yazısı ile davacının uzunca süren bir kazı çalışması müddetince sahada sürekli eleman bulundurmasının beklenemeyeceği, davacıya böyle bir yükümlülük yüklenemeyeceği, hasar bedelinin poliçenin 16 ncı sayfasında düzenlenen olay başına 25.000,00 USD, yıllık toplamda 100.000,00 USD bedel ile karşılanma ve her hasarda 500,00 USD muafiyet hükümlerine göre belirlenmesi gerektiği, her ne kadar 29.03.2016 ve 31.05.2016 tarihlerinde iki ayrı hasar tutanağı düzenlenmişse de bunların periyodik kontrollerde ortaya çıkan gaz kaçağı tespitlerine ilişkin olduğu, bu nedenle tek bir zarar olduğu, 25.000,00USD'lik limite dahil olduğu, bundan da 500,00 USD poliçe gereği muafiyet düşüldüğünde 24.500,00 USD ödeme yapılması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 24.500,00 USD'nin 16.08.2016'dan itibaren işleyecek kamu bankalarının Amerikan dolarına ödediği bir yıllık vadeli hesap mevduatına uygulanacak faizle birlikte davalı ... şirketinden tahsili ile davacıya ödenmesine, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyadaki onarım belgelerinden anlaşılacağı üzere iki farklı hasar bulunduğunu, hasarların farklı sokaklarda ve farklı tarihlerde meydana geldiğini, doğalgaz projelerinin incelenmesi ile ilgili boru hatlarının geçiş yerlerinin birbirinden farklı olduğunun rahatlıkla anlaşılabileceğini, bu nedenle her bir hasar için ayrı ayrı ödeme yapılması gerekirken hasar tek kabul edilerek tek bir bedel ödenmesinin doğru olmadığını, mahkemece poliçede düzenlenen teminat bedeli hususunun da hatalı değerlendirildiğini, üçüncü şahısların mevcut yapılara vereceği zararlara ilişkin hususların hem 16 ncı sayfada 3 üncü şahıs mali sorumluluk başlığı altında, hem de 17 nci sayfada İşveren Mali Sorumluluk başlığı altında tekrar düzenlendiğini, mahkemece 25.000,00 USD limitli teminatı özel nitelikte hüküm kabul edilerek sonuca gidildiğini, oysa 17 nci sayfada 50.000,00 USD'lik teminat öngören hükümlerin niçin uygulanmayacağını açıklayamadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hasarın 25.06.2012 tarihinde meydana geldiğini, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının talebine dayanak işveren mali sorumluluk sigortasının iş yerinde meydana gelen iş kazaları ile ilgili olduğunu, bu hususunda İşveren Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 1 inci maddesinde açıkça düzenlendiğini, hasarın kimler tarafından meydana getirildiğinin ispat edilemediğini, hasarın 3 üncü şahsılar tarafından meydana getirildiğine dair yazılı bir kayıt sunulmadığını, bu hususun bilirkişi raporlarında da belirtildiğini, davacının tek taraflı olarak tuttuğu tutanağa dayandığını, davacının süresi içinde TTK m.1444 vd hükümlerinden doğan ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeyerek sigorta sözleşmesine aykırı davrandığını, sonucun meydana gelmesine ve zararın artmasına kendi kusuru ile sebebiyet verdiğini, 25.06.2012 tarihli hasar tespit tutanağına rağmen hasarın giderilmeden boruların üstünün yalıtımsız olarak kapatılmasına ve boruların zaman içerisinde korozyona uğramasına ve borularda delik oluşmasına davacı şirketin kendi kusuru ile sebebiyet verdiğini, bu nedenle hasar tazminat tutarının tenzil edilmesi gerektiğini, yalıtımsız olarak toprak altında bırakılan boruların zaman içerisinde korozyona uğrayarak delinebileceğinin bilirkişi raporunda da belirtildiğini, davacı şirketin özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, kazı alanında eleman görevlendirmediğini, dava konusu rizikonun konusu ve niteliği gereği makina kırılması sigortasına ilişkin olduğunu ve makina kırılması sigortası genel şartlarına tabi olduğunu, bahsi geçen genel şartlarda 2 yıllık zamanaşımı öngörüldüğünü, davacı şirketçe de kabul edildiği üzere hasarın korozyondan kaynaklanması nedeniyle teminat dışı kaldığını, ayrıca poliçe tarihinden dava tarihine kadarki dönemde periyodik bakım cetvelleri ve defterlerinin getirtilmesini talep etmelerine rağmen mahkemece bu hususta ara karar kurulmadığını, mahkemece eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin ise sair istinaf itirazlarının yerinde olmadığı ancak davalının, davacı tarafça 18.04.2011 tarihinde kendisine haber verilmesine ve personel hazır bulundurulmasının istenmesine rağmen kazı çalışmalarında görevli hazır bulundurmadığı, bu şekilde borularının üzerinin kapatılmasını engelleyemediği, hasarın tespit edebilecek önlemleri zamanında almadığı, bu nedenle sigorta bedelini isteme hakkını yitirdiğini ileri sürdüğü, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1429 uncu maddesinin birinci fıkrasında, sigortacının, aksine sözleşme bulunmadığı hallerde, sigorta ettirenin, sigortalının, lehtarın ve bunların hukuken fiillerinden sorumlu bulundukları kişilerin ihmallerinden kaynaklanan zararları tazmin ile yükümlü olduğunun düzenlendiği, aynı Kanun'un 1448 inci maddesinin ise zararı önleme, azaltma ve sigortacının rücu haklarını koruma yükümlülüğü başlıklı olup, rizikonun gerçekleştiği veya gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğu durumlara ilişkin olup imkânlar ölçüsünde zararın önlenmesi, azaltılması, artmasına engel olunmasını, bir takım önlemler alınmasını sigortalıya emretmekte, bu önlemlerin alınmamasında kusuru var ise kusurun ağırlığına göre tazminattan indirim yapılacağını belirttiği, burada önemli olan hususun sigortalının kusuru değil, rizikonun gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunun görülmesine rağmen bir takım önlemler alınmamış olması veya riziko gerçekleşmiş olmasına rağmen yine de alınacak bir takım önlemlerle zararın azaltılması mümkün olmasına rağmen sigortalı bu önlemleri almakta kusurlu davranması nedeniyle zararın artması olduğu, bu hallerde kusur oranına göre indirim yapılması mümkün olduğu, somut olayda, dosyaya ibraz edilen yazılara göre bahsi geçen kanalizasyon çalışmalarının 15.04.2011 - 10.04.2013 tarihleri arasını kapsadığı, davacıdan bahsi geçen çalışmalar için 18.04.2011 tarihinde personel görevlendirilmesi talep edilmiş ise de çalışmaların 2 yıl gibi bir süre üç mahalleyi kapsayacak şekilde devam ettiği, 18.04.2011 tarihli yazıda çalışmaların alacağı süreden bahsedilmediği gibi bir çalışma programına da yer verilmediği, bu durumda davacının iki yıl gibi uzun bir süre personel görevlendirerek kazı çalışmalarına nezaret etmesinin beklenemeyeceği anlaşılmakta ise 25.06.2012 tarihinde aynı sokakta 18 numaralı binanın önünde kazı çalışmaları esnasında hattın delindiği sabit olmasına rağmen, davacı sigortalıdan artık bu aşamadan sonra çalışmalara nezaret edip en azından aynı sokakta yer alan borularda ve izolasyonda herhangi bir zarar olup olmadığını kontrol etmesinin beklenmesi gerektiği, davacının, yaptığı işin niteliği de dikkate alındığında gaz iletiminin güvenli bir şekilde gerçekleştirilmesi ile ... ve mal güvenliğini tehlikeye sokacak hususların bertaraf edilmesi için gereken önlemleri alması gerektiği, davacının somut olayda gereken önlemleri almayarak rizikonun gerçekleşmesinde kusurlu davrandığının açık olduğu, somut olayın koşullarına ve ihmalin derecesine göre davacının rizikonun gerçekleşmesinde yarı oranda kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, bu nedenle mahkemece tazminata davacının rizikonun gerçekleşmesindeki kusuru oranında indirim yapılmadan karar verilmesi doğru olmadığı, her ne kadar davacı 29.03.2016 ve 31.05.2016 tarihlerinde iki farklı hasar meydana geldiğini belirterek iki ayrı olaya isabet eden tazminat talebinde bulunmuş ise de dava dilekçesinde 29.03.2016 ve 31.05.2016 yapılan kontrollerden bahsedildiği ancak hasarın 07.04.2016 tarihinde tespit edildiği, iki ayrı yerde meydana gelen hasar söz konusu olmadığı, bu durumda aynı sebebe ve aynı zarara bağlı olarak tek bir hasar bulunduğunun anlaşıldığı, mahkemece davacı lehine hükmedilen tazminattan, davacının rizikonun meydana gelmesindeki kusuru oranında indirim yapılmadan karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin başvurunun esastan reddine, davalı vekilinin başvurusunun ise kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, 12.250,00 USD'nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hasarın poliçe kapsamında olduğunun İlk Derece Mahkemesi ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları ile sabit olduğunu, İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin iki farklı gaz kaçağını tek hasarmış gibi değerlendirmesinin hatalı olduğunu, dava konusu olayda tespit edilen iki ayrı gaz kaçağının iki farklı hasardan kaynaklandığını, Bölge Adliye Mahkemesinin işbu davaya konu poliçede düzenlenen teminat bedeli hususunda hatalı karar verdiğini, sigortalı müvekkili şirketin rizikonun gerçekleşmesinde kusurlu davrandığı ve yarı oranda kusurlu olduğu sonucuna varılmasının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, Endüstriyel Paket Döviz Sigorta Poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6102 sayılı Kanun'un 1448 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeple;
A.Davalı Temyizi Yönünden
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,
B.Davacı Temyizi Yönünden
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davalıya iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
02.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!