WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 30 Haziran 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2023/3002 E.  ,  2024/5704 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/409 Esas, 2023/231 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/466 E., 2021/923 K.

Taraflar arasındaki şirket müdürünün azli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının tek müdür sıfatıyla dava dışı Neo Global Madencilik Mineral Üretim San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin yöneticisi olduğunu, şirketin kuruluşundan bu yana mevzuatın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmediğini, genel kurul toplantıları için çağrı yapmadığını, şirket finansal tablolarının, yıllık faaliyet raporunun düzenlenmesi, genel kurul toplantısının hazırlanması, genel kurula şirketin iş hesap ve bilançolarını açıklama, ortaklara hesap verme gibi yasadan doğan yükümlülüklerini bu yöndeki ısrarlı taleplerine rağmen yerine getirmediğini, basiretli şekilde davranma yükümlülüğünü ihlal ettiğini, davalının zamanında başvuru yapmamak ve/veya gerekli harç ve giderleri ödememek suretiyle şirkete ait birçok maden ruhsatı sahasının terk edilmiş sayılmasına neden olduğunu, ayrıca müdür tarafından zamanında yapılmayan ödemeler nedeniyle şirkete önemli miktarda idari cezalar kesildiğini, şirket müdürünün bu şekilde kasti ve ihmale dayalı davranışlarıyla şirketi önemli ölçüde zarara uğrattığını, davalının şirketle aynı alanda faaliyet gösteren Serra Mermer San. ve Tic. Ltd. Şti. ile Vera Mermer San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli şirketlerin de ortağı/yöneticisi olup şirketin rekabet oluşturan faaliyetleriyle açıkça 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 626 ncı maddesinin ikinci fıkrasını ihlal ettiğini, şirketin %90 oranında hissesine sahip olan müvekkilinin şirketi idare ve temsil yetkisinin bulunmadığını, davalı tarafından şirketin kurulduğu yıldan bu yana genel kurul toplantısı için çağrıda bulunulmadığından Hindistan tabiyetinde bulunan müvekkilinin şirketin kurulduğu 2014 yılından bu yana ülkeye gelmediğini, dolayısıyla hiçbir toplantı kararına veya şirketin faaliyetine iştirak etmediğini, şirketin tüm ticari defter ve kayıtları davalının elinde bulunduğundan şirket defterlerini inceleme olanaklarının bulunmadığını, 6102 sayılı Kanun'un 412 nci maddesi gereği genel kurulun toplantıya çağrılması hususunda açılan davanın Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/180 Esas 2020/340 Karar sayılı kararıyla müvekkili ortağın şirkette azınlık paya sahip olmadığından reddedildiğini belirterek davalının elinde bulundurduğu Neo Global Madencilik Mineral Üretim Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'indeki yönetim hakkını ve yetkilerinin 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu vd. maddeleri uyarınca kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya ait payların dava dışı Vikram isimli şahıs tarafından fiilen yönetildiğini, anılan kişinin davacıya ait hisselerin müvekkiline devrini sağlayacağını taahhüt ettiğini, bu taahhütün yerine getirilmediğini, genel kurulun müdürün kusuru nedeniyle toplanamaması halinde somut bir zararın doğmuş olması gerektiğini, şirketin pasif olduğunu, faaliyetini sürdürmediğini, genel kurul yapılmasında hukuki ve fiil bir fayda bulunmadığını, 2020 yılı Ocak ayı içerisinde genel kurul çağrısı yapılması talebiyle davacı vekilinin gündem önerilerini müvekkiline ilettiğini, pandemi süreci nedeniyle o tarih itibarıyla genel kurulun toplanamadığını, ilerleyen süreçte toplantı hazırlıklarına başlandığını, davacının sahip olduğu hisse miktarı itibarıyla azlık statüsünde olmadığını, genel kurul çağrı talebinde bulunma hakkına sahip değilse de müvekkilinin iyi niyetli olarak bu talebi dikkate aldığını, genel kurul toplantısı hazırlıklarına başlandıktan sonra davacının gündem önerilerindeki müdürün azli, atanması, ortaklıktan çıkarma davası açılması gibi öneriler karşısında müvekkilinin haksız bir şekilde müdürlükten azledilerek ortaklıktan da çıkartılacağını, ortaklık haklarının kötüye kullanılacağını anlayınca Savcılık soruşturma sonuna kadar genel kurul çağrısında bulunmama yönünde bir tasarrufta bulunduğunu, müvekkilinin özen yükümlülüğüne aykırı davranarak şirketi zarara uğrattığı iddiasının doğru olmadığını, şirketin bir kısım mali yükümlülüklerini yerine getirmemesinin sebebinin mali imkanların kuruluştan itibaren yetersiz olmasından kaynaklandığını, müdüre borçlanma yetkisi verilmediğini, şirket müdürünün kendi hesabından şirkete kaynak yaratacağı veya basiretli ve özenli davranmasına rağmen şirket kaynaklarının yetersizliği nedeniyle doğan sonuçlardan sorumlu tutulabileceği anlamına gelmeyeceğini, müvekkilinin azli yönünden haklı sebep bulunmadığını, terkin edilen ruhsatların arama ruhsatı olduğunu, arama ruhsatının sağladığı maden arama hakkına dayanılarak yürütülen faaliyetler sonucu işletme faaliyetlerine başlanamaması halinde arama ruhsatının terkin ettirilmemesinin mutat bir uygulama olduğunu, müvekkilinin basiretli davranarak işletme aşamasına geçme imkanı olmayan ruhsatların terkinini sağlayarak şirketi mali yükümlülüklerden kurtardığını, müvekkilinin rekabet yasağını ihlal etmediğini, iddiaya konu şirket ile tarafların ortak olduğu şirketin fiili faaliyet alanlarının farklı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporu ışığında, sahaların terk edilmesi, mevcut sahaların terk aşamasına düşürülmesi ve şirketi zarara uğratma konularında yapılan incelemede, arama ruhsatlı terk edilen 8 sahadan 3 tanesi için zorunlu nedenlerle terk talep edildiği ve terk taleplerinin MAPEG tarafından da uygun bulunarak kabul edildiği, terk gerekçelerinin sahalardan 2'sinin sit alanı olması ve birisinin ÇED raporu alınamaması olduğu, bu sahaların terk edilmesinde şirket müdürünün alacağı bir önlem ve ihmali bulunmadığı, terk edilen sahalardan hiçbirinin herhangi bir devir görmediği, şirket müdürünün bu sahaları kendi şirketlerine aktarmasının söz konusu olmadığı, terk edilen 5 saha için ön arama ruhsatı döneminde yapılan sondaj çalışmalarının dışında hiç ek çalışma yapılmadığı, sadece jeolojik etüdlere dayanarak sahanın blok veriminin düşük olacağı beklentisiyle terk talep edildiği, işletme ruhsatı talebi için ek çalışmalar yapılmadan terk talebinde bulunulmasının bilirkişilerce uygun olarak değerlendirilmediği, gerekli araştırmalar yapılmadan mali sorunların şirket bünyesinde ortaklara aktarıp bir çözüm yolu bulunmadan doğrudan ruhsatların terk edilmesinin işin doğasına aykırı olduğununun bildirildiği, davalının terk edilen sahaların verimli olmayan alanlar olduğu ve bunun için fazlaca masraf yapılmasına gerek olmadığı savunmasını kanıtlar delil ve raporları dosyaya sunmadığı, mevcut iki sahadan Antalya ili Korkuteli ilçesindeki sahanın işletme faaliyetine geçilebilmesi için gerekli belgelerin, mülkiyet izni, ÇED, işyeri açma ve çalışma ruhsatı gibi süresi içinde verilmemiş olması nedeniyle idari para cezası ve ruhsatın iptalinin gündeme gelmiş olmasının sorumluluğunun şirket müdüründe olduğu, bu sorumluluğun gereğini yerine getirmediği için şirket müdürünün görevinde ihmali olduğu, tüm sahaların terk edilmesinde alınan yönetim kurulu kararlarında şirket müdürü olan davalı ve davacının el yazısı ile yazılmış isimleri ve imzaları bulunmakla birlikte, Hindistan uyruklu davacının 29.01.2020 tarihinde İstanbul'dan yurda giriş yaptığı ve 05.02.2020 tarihinde İstanbul'dan çıkış yaptığının toplanan delillerden anlaşıldığı, davacının yönetim kurulu kararlarının alındığı yıllarda Türkiye'de olmadığı, davacının yönetim kurulu kararlarındaki imzaların kendisine ait olmadığını bildirdiği, diğer saha olan Mersin ili Erdemli ilçesindeki sahanın 2021 yılı ruhsat bedelinin yatırılmadığı, faizli ruhsat bedeli yatırılmaması durumunda ruhsatın iptalinin gündeme geleceği, idari para cezası ve ruhsatın iptalinin gündeme gelmiş olmasının sorumluluğunun şirket müdüründe olduğu, sorumluluğun gereğini yerine getirmediği için şirket müdürünün görevinde ihmali olduğunun anlaşıldığı, 6102 sayılı Kanun’un 617 nci maddesiyle her yıl olağan genel kurul toplantısı yapılmasının zorunlu hale getirildiği, genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin ise müdürlere verildiği, şirket ortaklarının genel kurulu doğrudan toplantıya çağırma yetkisinin bulunmadığı, ortakların bu haklarını ancak müdür aracılığıyla müdürün çağrıya rağmen toplantı yapmaması halinde ise mahkemeden bu hususta karar alarak kullanabileceği, davacının bu yöndeki talebinin 6102 sayılı Kanun' un 411 inci madde düzenlemesinden azınlığın yararlanabileceği çoğunluğun bu davayı açma yetkisi bulunmadığı gerekçesiyle mahkemece reddedildiği, davacının en ... hakkı olan genel kurula katılma, görüş açıklama ve oy kullanma haklarından yararlanamadığı, bu hakkın esas sözleşmeyle dahi kısıtlanamayan haklardan olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 616 ncı maddesinde genel kurulun devredilemez yetkilerinin sayıldığı, bu yetkilerin şirketin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi ve pay sahipliğinden kaynaklanan hakların kullanılabilmesi için büyük öneme sahip olduğu, müdürlerin atanması ve değiştirilmesi, esas sözleşmenin değiştirilmesi, yıl sonu finansal tablolarının onaylanması, kar payı hakkında karar verilmesi ve şirketin feshi gibi yetkiler olduğu ve dava konusu şirkette genel kurul yapılmadığından bu yetkilerin fiilen kullanılmasının önüne geçildiğinin anlaşıldığı, genel kurul toplantılarının hazırlanması ve yürütülmesinin şirket müdürünün devredilemez yetkileri arasında olduğu, müdürlerin görevleri yerine getirirken gerekli olan tüm özeni göstermekle yükümlü bulunduğu, müdürün özen yükümlülüğünü ağır bir şekilde ihlal etmesinin azli için haklı sebep sayılacağı, azlık pay sahiplerinin mahkemeye müracaatla genel kurulun toplantıya çağrılmasını talep edebilecek olmalarının uzun yıllardır toplantı çağrısında bulunmayan davalı müdürün bu konudaki sorumluluğunu ve ağır kusurunu ortadan kaldırmayacağı, ortakların şirket yönetiminden bilgi alma haklarının sürekli ihlali halinde de aynı durumun söz konusu olduğu, davacının özellikle genel kurulun toplanması talebinin davalı tarafından yerine getirilmemesi ve bunun sebebi olarak öncelikle pandemi olarak belirtilip, sonrasında çoğunluğa sahip davacı ortağın kendisini müdürlükten uzaklaştırabileceği ... ile yerine getirmediği beyanı karşısında toplam iki ortaklı olan şirketin genel kurulunun pandemi koşullarında dahi kolaylıkla gerekli önlemler alınarak yapılabileceği dikkate alınarak ağır bir kusurlu davranış olarak kabul edildiği, davalının müdür olarak çalıştığı dönemde şirketin varlık toplamının ve sermayesinin azaldığı, 2019 yılı hariç gelirinin olmadığı, şirketin 5 yıllık süre zarfının tamamında zarar ettiği, genel kurul toplantılarının yapılmadığı, müdürün bilgi verme yükümlülüğüne uymadığı, bu haliyle şirket müdürünün özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, azil koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının şirket müdürlüğünden azline karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; şirketin dava dışı Vikram'ın talimatları doğrultusunda yönetildiğini, davacının Türkiye’ye hiç gelmemiş olup bu durumun davacıya ait payların dava dışı Vikram tarafından fiilen yönetildiğini açıkça gösterdiğini, bilirkişi kurulu raporunun hukuka aykırı olduğunu, raporda incelemenin dava konusu uyuşmazlıkla ilgili alanda uzman olmayan kişilerce gerçekleştirildiğini, değerlendirmelerin denetime elverişli olmadığını, inceleme sonucunun alanında uzman olan kayyumlarca tanzim edilen raporla birçok noktada çeliştiğini, itirazlarının kabul edilmediğini, eksik tahkikatlar tamamlanmadan ve rapordaki çelişkiler giderilmeden rapor doğrultusunda hüküm kurulmasının isabetsiz olduğunu, sektörel incelemeyi gerçekleştiren bilirkişinin uzmanlık alanın mermer madeni olmadığı ve çalışmalarının metal madenleri konusunda yoğunlaştığını, bu halin inceleme sonucuna doğrudan etki ettiğini, mermer madeninin kendisine has özellikleri gözetilmediğinden bilirkişi tarafından yapılan değerlendirmenin isabetsiz olduğunu, teknik değerlendirmenin mermer madeni alanında uzman ve jeoloji mühendisi kişilere yaptırtılması gerektiğini, bir kısım arama ruhsatının terk edilmesi yönünden ön arama ruhsatı döneminde yapılan sondaj çalışmalarının dışında hiç ek çalışma yapılmadığı, sadece jeolojik etüdlere dayanılarak sahanın blok veriminin düşük olacağının düşünüldüğü açıklamasıyla ek çalışma yapılmamasının uygun olmadığının değerlendirilmesinin isabetsiz olduğunu, kayyum heyeti faaliyet raporunda, anılan arama ruhsatı terkleriyle ilgili olarak mühendislik değerlendirmesi yönünden ekonomik bulunmamasından kaynaklandığı, müvekkilinin şirket müdürlüğü yetkisi kapsamında olduğu, terk edilen sahalara ilişkin olarak terk işlemlerinin gerekçeye dayalı olarak müvekkilinin şirket müdürlüğü yetkisi kapsamında olduğunun değerlendirildiğini, çelişkiler giderilmeksizin bilirkişi heyet raporuna itibarla hüküm kurulması isabetsiz olduğunu, müvekkilinin her türlü yönetimsel karar ve faaliyetle ilgili olarak telefon ve elektronik posta vasıtasıyla diğer şirket ortağını bilgilendirdiğini, onunla ortak karar aldığını, müvekkilinin yeterli çabayı göstermediğinden bahsedilemeyeceğini, şirketin mali yetersizliğinden dolayı ruhsatların işletmeye dönüşümünün tamamlanamaması ve buna bağlı olarak da mal üretimi/satışı yapamamasının şirketin gelir elde etmesine imkan vermediğini, davacının ilk kez vekili aracılığıyla 2020 yılı ocak ayı içerisinde genel kurul çağrısı yapılması talebi ile gündem önerilerini müvekkile tebliğ ettiğini, pandemi süreci sebebiyle o tarih itibariyle genel kurulun toplanmasının mümkün olmadığını, pandemi dolayısıyla uygulanan tedbirlerin esnetilmesiyle toplantı hazırlıklarına başlandığını, müvekkilinin davacının gündem önerileri karşısında haksız bir şekilde kendisinin müdürlükten azledilip ortaklıktan da çıkartılacağı, davacının da katılımıyla işlenen suç niteliğindeki fiillerin örtbas edileceği, bu suretle ortaklık haklarının kötüye kullanılacağını anladığını, ceza soruşturması sonuçlanıncaya kadar genel kurul çağrısında bulunmama yönünde bir tasarrufta bulunduğunu, genel kurulun fiziken toplanmadığını ancak telekonferans veya e-posta yoluyla müvekkilinin bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğini, ihtiyaç doğduğunda sirküler (elden dolaştırma) şeklinde genel kurul kararı alındığını, Neo Global şirketinin fiilen pasif bir teşekkül olması nedeniyle şirket genel kurulunun fiziken toplanamadığını, genel kurulun fiziken toplanamamasında müvekkilinin kusuru bulunmadığını, genel kurulun fiziken toplanamamasına bağlı olarak somut bir zarar meydana gelmediğini, şirketin yaklaşık 30 milyon TL değerinde rezerve sahip bir maden sahası bulunduğunu, Neo Global şirketinin gerek sermayesi, gerekse de diğer ayni ve nakdi kaynaklarıyla anılan maden sahasını işletmeye elverişli olmadığını, sermaye ve şirketin diğer kaynaklarının yetersizliğinin anılan sahanın faaliyete geçirilmemesine değil, aynı zamanda davaya konu olan bir kısım ruhsat bedel ve cezasının ödenememesine de sebebiyet verdiğini, müvekkilinin bizzat bedeni ve zihni çalışmasıyla şirkete ait ve arama ruhsatlı 10 maden sahasından birinde yaklaşık 30 milyon TL değere sahip bir rezerv bularak faaliyete geçirilebilir düzeye getirmesinin mühendislik başarısı olduğunu, müvekkilinin müdürlük görevinin gerektirdiği özen doğrultusunda ruhsatların durumu, ihtiyaçları, verimliliği ile ilgili bilgilendirmeleri yaptığını, karşılıklı anlaşma ile terk işlemlerini gerçekleştirdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece davalı şirket müdürünün genel kurul toplantılarını yapmadığı, müdürün bilgi verme yükümlülüğüne uymadığı, davalının müdür olarak çalıştığı dönemde, şirketin varlık toplamı ve sermayesinin azaldığı, 2019 yılı hariç gelirinin olmadığı, şirketin 5 yıllık süre zarfının tamamında zarar ettiği, davalı şirket müdürünün özen yükümlülüğünü ihlal ettiği, davalı limited şirket müdürünün şirket müdürlüğünden azli için haklı sebebin oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlayarak kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava; limited şirket müdürünün haklı nedenle azli istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6102 sayılı Kanun'un 630 uncu maddesi.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

09.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.