WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 25 Haziran 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2023/2830 E.  ,  2024/5483 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 43. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1129 Esas, 2023/150 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2014/621 E., 2019/216 K.

Taraflar arasındaki davacının davalı şirkete ortak olduğunun ve yönetim kurulundan istifa etmediğinin tespiti, yönetim kurulu ve genel kurul kararlarının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 02.07.2024 günü tebliğata rağmen gelen olmadığı yoklama ile anlaşıldı, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 05.10.2007 tarihinde dava dışı ortağın hisselerini devralarak davalı şirkete %6,55 oranında hissedar olduğunu, 01.08.2008 tarihli genel kurul kararıyla yönetim kurulu başkanı seçildiğini, şirketin hakim ortağı olan Treasure Investment Company Inc. unvanlı şirketin temsilcisi olan ... ...'in çok sayıda hileli işlemlerle şirketi zarara soktuğunu, bu şahsın müvekkilinin eski bir dostu olduğunu ve şirkete ortak olmasını sağladığını, müvekkilinin ... ...'e güvenerek onun talebi üzerine şirketin işleri için kaşeli ve kaşesiz boş kağıtları imzalayarak bu şahsa verdiğini, şirkete finansman bulmak amacıyla müvekkilinin dava dışı Şihis Şimşek ve ... ...'dan hisse devri taahhütnamesi karşılığında aldığı 1.400.000,00 USD'yi şirketin hesabına yatırmasından kısa bir süre sonra ... ...'in usulsüz faks talimatı ile parayı kendi hesabına aktardığını, sahte belgeler ile müvekkilinin şirketi temsil yetkisini ve şirket ortaklığını sona erdirdiğini, temsil yetkisinin kaldırılmasının imzalı olarak verilen boş kağıtların kullanılması suretiyle yapıldığı iddiasıyla ... ... ve diğer ilgililer hakkında yaptıkları suç duyurusu üzerine takipsizlik kararı verildiğini, müvekkilinin 1310 payının 1300 adedini devrettiğine dair 31.12.2007 tarihli 2007/7 no.lu yönetim kurulu kararının sahte olduğunu, şirketin adresinin değişikliğine ilişkin 25.12.2008 tarihli kararının icra dosyasında tebligat usulsüzlüğü yapıldığı iddiasını ileri sürebilmek için sahte tanzim edildiğini, müvekkilinin ortaklıktan ayrılması ve şirket yönetiminden istifasına dair 29.04.2009 tarihli kararın sahte olduğunu, müvekkilinin istafa etmediğini, müvekkilinin söz konusu toplantıda bulunmadığını, toplantıya başkanlık etmediğini, yönetim kurulu üyeliğinden istifa etmediğini, kararda imzası bulunan yabancı ortakların Türkiye'ye hiç gelmediğini, müvekkilinin istifasına dayanak gösterilen 21.04.2009 tarihli "taahhütname-ibraname" başlıklı belgenin sahte hazırlandığını, söz konusu belgelerin İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince alınan alınan raporla tespit edildiğini, daha sonra davalının şirkete ait defter ve belgeleri Mahkemeden aldığını sonrasında inceleme dışı bırakmak ve müvekkilinin sahtelik iddiasını ispatı engellemek için araçtan çalındığını ileri sürerek bir daha da Mahkemeye ibraz etmediğini, davalı şirketin hisseleri konusunda pay senedi basılıp ortaklara dağıtılmadığını, müvekkilinin istifasına dair 29.05.2009 tarihli yönetim kurulu kararının, iş bölümü ve müdürlük yetkisine dair 11.09.2009 tarihli kararın, 14.09.2009, 06.06.2011 ve 27.06.2013 tarihli genel kurul kararlarının sahte düzenlendiğini, dava dilekçesinde ayrıntılı tarih ve numarası bildirilen 13 adet yönetim kurulu kararının sahte olarak hazırlandığını, tüm bu sahteliklerin sebebinin müvekkilinin payını eritmek, yönetim yetkisinin ortadan kaldırmak, şirketin ödemekle yükümlü olduğu 1.400.000,00 USD'lik bononun bedelsiz olduğunu göstermek, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava için delil yaratmak olduğunu ileri sürerek
müvekkilinin davalı şirkette %6,55 oranında payının bulunduğunun tespitine, Ticaret Siciline tesciline, geçersiz kararlarla atanmış bulunan şirket müdürü ve şeritlerince sahte imzalar ile oluşturulan detayları yazılı bulunan yönetim kurulu kararları ve genel kurul kararlarının iptaline, müvekkilinin şirket müdürü olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın süre yönünden ve esastan reddi gerektiğini, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının esasen hissedar olmadığını, işbu davayı açamayacağını, sahtecilik iddiası ile ilgili İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/386 E. sayılı dosyasında yargılama yapıldığını, dava konusu kararların usul yasaya uygun alındığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ceza dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, ceza mahkemesince verilen kararın Yargıtayca bozulduğunu ve derdest olduğunu, dava konusu belgelerin sahte olmadığı yönündeki ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, dava konusu belge ve kayıtların aslının davalı şirketçe sunulması gerektiği halde sunulmadığını, araçtan çalındığının iddia edildiğini belirterek, dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki iddialarını tekrar ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin pay senedi çıkarıp ortaklara teslim ettiğine dair dosyada delil bulunmadığı, bu nedenle çıplak paya ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, davalı şirketin sermayesinin 10.000.000,00 TL'den 20.000.000,00 TL'ye çıkarıldığı 21.01.2008 tarihli olağan genel kurula ilişkin hazirun cetvelinde davacının pay adedinin 10 olarak gösterildiği, bu genel kurulda davacının divan başkanlığı yaptığı, 21.01.2008 tarihi itibarıyla davacının şirketteki pay adedinin 10 adet olduğunun kabulü gerektiği, bu tarihten sonra şirketin sermayesi 20.000.000,00 TL'ye çıkmış olmakla birlikte davacı tarafça sermaye arttırımına katılındığı ve bunun sonucunda yeni pay alındığı iddia ve ispat edilmediğine göre davacının şirkette 10 adet payının kaldığı, davalı tarafça sunulan 29.04.2009 tarihli pay devir senedi başlıklı belgeye göre davacının davalı şirkette kalan 10 adet hissesini dava dışı ... ... ...a devrettiği, davacının ... 5. Noterliğinin 18.09.2007 tarihli vekaletnamesi ile davalı şirket hisselerini devretme yetkisi vererek vekil tayin ettiği dava dışı ... ... tarafından 30.04.2009 tarihinde hisse devrine onay verildiği, senede bağlanmamış payların da pay defterine yazılmasının uygulamada yerleşik hale geldiği, bu uygulamanın 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 499 uncu maddesi ile düzenlemeye bağlandığı, buna göre, payın usulüne uygun olarak devredildiği durumlarda devralan pay defterine yazılacağı, davacının hisse devrine yetkili vekili tarafından 29.04.2009 tarihli pay devrine onay verildiği de nazara alındığında davalı şirketin pay devrini pay defterine işlemesinde bir usulsüzlük görülmediği, davacı tarafça, davalı tarafın davacının hisselerini devrettiğini yazılı delille ispatlaması gerektiği ileri sürmüş ise de davalı şirket, hisse devirlerinin tarafı olmayıp, şirketin yükümlülüğünün payın usulüne uygun devredildiğini belirledikten sonra pay defterine kaydetmekten ibaret olduğu, hisseyi devralan ve/veya davacının vekili ile arasında olan hukuki ilişkiye dair hususların davalı şirkete karşı ileri sürülemeyeceği, davacı tarafça, şirket müdürü olduğunun tespitine karar verilmesi istenmiş olup davalı şirketin 30.04.2009 tarihli ve 2009/2 sayılı yönetim kurulu kararı ile davacı ...'ın istifa mektubu gönderdiği belirtilerek istifanın kabulüne karar verildiği görülmekle birlikte dosyada bir istifa mektubuna rastlanılmadığı, buna karşın 21.04.2009 tarihli taahütname-ibraname başlıklı belgede davacının yönetim kurulu başkanlığından istifa edeceğinin belirtildiği, bu belgede şirket kaşesi ve davacının imzasının bulunduğu, davacının imzayı kabul etmekle birlikte belgenin boş olarak verildiğini ve sonradan doldurulduğunu ileri sürdüğü, davacı yönetim kurulundan ayrıldıktan sonra yerine dava dışı ... ... ...ın seçildiği ve daha sonra yapılan görev dağılımı ile bu kişinin yönetim kurulu başkanı olduğu, davacı tarafça, müdürlükten istifa etmediğinin tespiti halinde İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/478 E. sayılı dosyasında yürütülen ceza yargılamasının temelinden çökeceği ileri sürüldüğü, davacının yönetim kurulu üyeliği yönetim kurulu kararı ile 30.04.2009 tarihi itibarıyla sona ermiş olup, ceza yargılamasına konu bononun davacı tarafça şirketi temsilen ve yetkili olduğu dönemde 20.03.2009 tarihinde keşide edildiği, İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 05.11.2020 tarih, 2019/478 E. ve 2020/406 K. sayılı kararında "fikir ve ... birliği içerisinde hareket eden sanıklardan sanık ...'ın kendisini lehtar olarak göstererek şirket adına düzenlediği 1.400.000 USD bedelli bonoyu ciro yoluyla sanık ... ...'a, ... ...'ın da sanık Şihis Şimşek'e verdiği, adı geçen tarafından da katılan şirket aleyhine icra takibi başlatıldığı, bu suretle TCK'nın 158/1-d-h maddelerinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçlarını işlediklerinin sabit olduğu" gerekçesiyle davacının mahkumiyetine karar verilip Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 13.10.2021 tarih, 2021/35381 E. ve 2021/8335 K. sayılı kararı ile onandığı, ceza yargılamasında davacının yönetim yetkisi sona erdikten sonra geçmiş tarihli bono düzenlemesinden değil senedin düzenleme sebebine ilişkin iddiaların Mahkemece yerinde görülmemesi nedeniyle cezalandırılması yoluna gidildiği, bu haliyle davacının yönetim yetkisinin devam edip etmediğinin ceza yargılamasına bir etkisi bulunmadığı, bu durumda davacının yönetim yetkisinin devam ettiğinin tespitini istemekte hukuki yararının bulunmadığı, yönetim yetkisinin devam ettiğinin tespitinde başkaca hukuki yarar bulunduğunun ise iddia ve ispat edilmediği, davacının şirkette ortaklığı bulunmadığından talebi konu yönetim kurulu ve geçersizliğinin tespitinin istenmesinde de hukuki yararı olmadığı, davacı tarafça, şirketin dava konusu genel kurullarda yabacı ortakların imzalarının sahte olduğu ileri sürülmüş ise de davalı şirketin 05.10.2007 ve 21.01.2008 tarihli genel kurullarına ilişkin hazirun cetvellerinin davacının sorumluluğunda hazırlandığı ve davacının şirkete ortak olmadığı nazara alındığında bu iddianın davacı tarafça ileri sürülmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesi, yargılama aşamasındaki beyanları, istinaf dilekçesindeki iddialarını tekrar ederek dava açılmasında hukuki yararı bulunduğunu, ispat yükünün davalı tarafta olduğunu, müvekkilinin yönetim yetkisini devrettiğine dair yönetim kurulu kararının fotomontaj yoluyla oluşturulduğunu, pay devri ve istifaya ilişkin belge aslının davalı tarafça sunulmadığını, belge aslının ceza mahkemesi bilirkişi raporunda incelendiğini, belgenin üzerinin sahte olarak doldurulduğunun rapor ediliğini, belge fotokopisi incelendiğinde altındaki imzanın kaşe üzerinde olduğu oysa içeriğinin müvekilinin şahsi haklarıyla ilgili taahhütler içerdiğinin görüldüğünü, içerikle belge altındaki kaşeli imza birlikte değerlendirildiğinde belgenin şirketin rutin işlerinde kullanılmak üzere verilmiş kaşeli boş kağıt olduğu, imzanın gerçek kişiyi borç ve yükümlülük altına sokmayacağının açık olduğunu, İstinaf Mahkemesinin belge altında kaşe üzerine imzalanmış bu belgedeki imzanın müvekkile ait olduğunun belirtildiğini, belge altındaki imzanın kaşe üzerinde olmasının dahi belge içeriği ile altındaki imzanın çelişkili olduğunu ve düzenleme amacının kişisel bir haktan feragat olmadığı, belgenin bir hakkın temliki için düzenlenmediğini göstermeye yeteceğini, İstinaf Mahkemesinin davalı şirketin savunması doğrultusunda hazırladığı bir dizi sahte belgenin içeriği, altındaki imzaların sahteliğini, yönetim kurulu karar defterindeki diziliş sıraları ile noter onama tarihleri arasındaki bariz çelişkileri görmezden gelerek fotomontaj yoluyla oluşturulan sahte belgeye itibar ettiğini, müvekkilinin müdürlükten istifa etmediğini, müvekkilinin dava dışı ... ...'e şirkete ortak olmadan önce vekaletname verdiğini, vekilin, vekil edenin aleyhine hareket edemeyeceğini, davalı vekilinin, müvekkilin verdiği bir vekâletten söz ettiğini ancak vekille nasıl bir sözleşme yaptıklarını ibraz etmediğini, sadece davacıya boş olarak imzalatılan hukuken hükümsüz bir belgenin varlığından söz ederek, vekilin bunu dikkat alarak hisse devrini onaylamasından söz edildiğini, müvekkilin hisselerini ... vekil sıfatıyla devir etmişse bu durumda ... ...'ün davacıya karşı hukuki ve cezai sorumluluğunun doğacağını, İstinaf Mahkemesince kanıtlamayan bu soyut onamayı esas alarak şirket payının devredildiğini kabul ettiğini, öncelikle ortaklık payının devrine ilişkin yazılı belge bulunması bu belgenin vekilce onaylandığı iddiasının da yazılı olarak kanıtlanması gerektiğini, tüm genel kurulların usulsüz icra ediliğini, genel kurul tutanak asıllarının dosyaya sunulmadığını, sahtelik iddiasının her zaman ileri sürülebileceğini, müvekkilinin payını devretmediğini ve yönetim kurulundan istifa etmediğini tespitte hukuki yararı bulunduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının davalı şirkete ortak olduğunun ve yönetim kurulundan istifa etmediğinin tespiti, yönetim kurulu ve genel kurul kararlarının iptali şartlarının oluşup oluşmadığına ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

03.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.