11. Hukuk Dairesi 2023/2182 E. , 2024/4744 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/2031 Esas, 2022/2091 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/40 E., 2019/87 K.
Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı banka ve dava dışı ... Mobilya Day. Tük. Mal. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında akdedilen 25.08.2011 tarihli genel ticari kredi sözleşmesinde müvekkilinin kefalet kaydı bulunduğu, davalı banka tarafından gönderilen ihtarname ile adı geçen şirkete kullandırılan ve geri ödenmeyen 567.869,46 TL tutarlı kredilerin kat edildiğini bildirdiğini, oysa müvekkilinin dava dışı şirkette %5 gibi küçük bir hissesi bulunduğunu ve daha sonra bu hissesini devrettiğini, ayrıca söz konusu 25.08.2011 tarihli kredi sözleşmesi uyarınca kullandırılan kredinin ödenerek kapatıldığını ve sonrasında ise adı geçen şirketten değişik tarihlerde ve miktarlarda yeni genel kredi sözleşmeleri ve ipotekler alınarak bu yeni sözleşme ve ipotek teminatlarına istinaden çok sayıda ve yüksek miktarda krediler kullandırıldığını, müvekkilinin daha sonra alınan yeni kredi sözleşmelerinin hiçbirinde kefalet imzasının bulunmadığını, bu nedenle Karşıyaka 3. Noterliğinin 17.11.2017 tarih ve 27592 yevmiye no.lu ihtarnamesine konu ettiği krediden dolayı müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, ancak 23.11.2017 tarihinde ihtirazi kayıtla ve kefil sıfatıyla davalı bankanın Karşıyaka Bulvarı Şubesine 231.922,65 TL ödeme yapıldığını, ayrıca eski kredi sözleşmesinin limitinin 200.000,00 TL olup hesap ihtarına göre 568.000,00 TL'ye ulaşan bir krediye dayanak olmasının mümkün olmadığını, kaldı ki 25.08.2011 tarihli genel ticari kredi sözleşmesinde kredi lehtarı firma lehine tahsis edilen kredi limitinin 75.000,00 TL'den önce 125.000,00 TL'ye sonra 200.000,00 TL'ye arttırdığını, işbu arttırım ile ilgili müvekkilinin kefaletinin ise 230.000,00 TL olarak belirlendiğini, sözleşmedeki rakamların birbirinden farklı olduğu gibi kredi limiti ile kefalet miktarının farklı olduğunu, kredi limitinin 200.000,00 TL, kefalet miktarının ise 230.000,00 TL olduğunu, kefaletin feri nitelikte olduğunu ve asıl borçtan daha fazla miktarda bir kefalet miktarının belirlenmesinin mümkün olmadığını, davalı banka tarafından dava dışı ... Mobilya Day. Tük. Mal. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti.'ye kullandırılan ve ödenmeyen kredilerden dolayı müvekkilinin kefil sıfatıyla davacıya borçlu olmadığını bildirerek, ihtirazi kayıtla ödenen 231.922,65 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili banka ve dava dışı ... Mobilya Day. Tük. Mal. İnş. Taah. San. ve Tic. Ltd. Şti. arasında 25.08.2011, 15.08.2012 ve 11.12.2014 tarihli genel ticari kredi sözleşmeleri ile nakdi, 01.12.2012 tarihli 50.000,00 TL bedelli gayri nakdi çek kredi sözleşmesi ile gayrinakdi kredi kullandırıldığını, bu kredi sözleşmelerinin ...,..., ve ... müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladıklarını, kredi alacağının zamanında tahsil edilememesi üzerine gönderilen ihtarnamelerden sonra kefalet limiti dikkate alınarak davacı tarafından davalı bankaya 23.11.2017 tarihinde 231.922,65 TL ödeme yapıldığını, bu ödemenin mahsubu ile bakiye kredi alacağının tahsili için borçlu firma ve sair kredi borçluları (davacının bulunmadığı) aleyhine tahsilde tekerrür etmemek kaydıyla icra takipleri başlatıldığını, davacının 25.08.2011 tarihli kredi sözleşmesini imzaladığını, davacının kefalet limiti olarak gösterilen 230.000,00 TL tutara itibar edilmesi gerektiğini ve geçerli olduğunu, kredi sözleşmesinin hem şahsi teminat olarak kefalet, hem de ayni teminat olarak ipotek teminatına dayandırılmasının usul ve yasaya uygun olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davaya konu kredilerin, davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı 15.08.2012 ve 11.12.2014 tarihli genel kredi sözleşmelerinden sonra kullandırıldığı, kredilerin dayanağının 15.08.2012 ve 11.12.2014 tarihli genel kredi sözleşmeleri olduğu ve davalının bu sözleşmelerde imzasının bulunmaması nedeni ile kefalet sorumluluğunun bulunmadığı, dolayısıyla ihtirazi kayıtla davalı bankaya ödediği 231.922,65 TL paranın davalı tarafından davacıya iadesinin gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bahse konu kredi ilişkisinin cari hesap şeklinde işlediğini, cari hesap sözleşmesinin adi kredi ilişkilerinden farklı olarak tek bir kredi kulladırımı olmadığını, ticari hayatın gereklilikleri de göz önünde bulundurularak belli bir kredi limiti içerisinde müteaddit defa kredi kullandırılmasına imkan tanıdığını ve cari hesap şeklinde işleyen kredilere verilen kefaletin limit dahilindeki tüm bu kredileri kapsadığını, gerek kredi sözleşmeleri ile gerekse müvekkili banka tarafından cari hesap sözleşmelerine kefaletin neticelerinin açıkça belirttiğini, davacı tarafın işbu kredi sözleşmesini aydınlatılmış rızasına dayalı olarak imzaladığını, davacı tarafın firmanın eski ortağı olduğunu ve uzun yıllardan beri ticaretle uğraşması nedeni ile basiretli tacir sıfatına haiz olduğunu, bu hususta şahsından kaynaklı yanılmalar varsa dahi bu itirazların ileri sürülemeyeceğini, cari hesap ilişkisinin herhangi bir tarihte sıfırlanmış olmasının çerçeve sözleşmesi niteliğindeki kredi sözleşmesini sona erdirmediği gibi güvencelerin de sona ermediğini, 15.08.2012 tarihli sözleşme ve bu sözleşmeye müteakip alınan kredi sözleşmelerinin, Türk Borçlar Kanunu'ndaki değişiklik nedeni ile kredi sözleşmelerinin mevzuat değişikliklerine uyum sağlaması amacıyla alınan ve önceki sözleşmenin devamı niteliğinde bir sözleşme olduğunu, bahse konu kredi sözleşmesinden bağımsız, ayrı bir borç ilişkisi doğurmadığını, sözleşmenin imzalandığı tarihte şirket ortağı olan kefilin, sonradan şirket ortaklığından ayrılmasının tek başına kefaletin sona ermesi sonucunu doğurmayacağını, cari hesap ilişkisinin ancak kanunda sayılı sınırlı hallerde sona ereceğini, dava konusu olayda cari hesabın sona erme şartlarından hiçbirisinin bulunmadığını, ancak hükme esas alınan bilirkişi raporunda bahse konu kredinin cari hesaba göre işletilip işletilmediği, şayet cari hesap ilişkisinin sona erdiği kanaatindeyse cari hesabın hangi nedene dayalı olarak sona erdiğinin açıkça bildirilmesi gerekirken bildirilmediğinin ısrarla vurgulandığını, gerek kök raporda gerekse ek raporda hiçbir şekilde itirazlarının dikkate alınmadığını, oysa ki bilirkişi raporu pek çok açıdan eksikliklerle dolu olup, ek rapor ile de bu eksikliklerin giderilmediğini, bilirkişi tarafından davacının imzası olan kredinin 24.08.2012 tarihinde kapandığı, takibe konu kredilerin 15.08.2012 ve sonraki tarihli kredilerden kaynaklandığı, sonraki kredilerde davacının kefil sıfatı ile imzası bulunmadığından sorumlu olamayacağı şeklinde değerlendirmelerin kabulünün hukuken mümkün olmadığını, 15.08.2012 tarihli kredi sözleşmesi yeni bir sözleşme niteliğinde olmayıp, 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) kefalet şekil şartlarına ilişkin köklü değişiklikler getirmesi üzerine, mevcut düzenlemelere uyum sağlanması amacıyla alınan ve önceki sözleşmelerin devamı niteliğindeki sözleşme olduğunu, kanun değişikliğine göre düzenlenen yeni sözleşmenin olması eski tarihli sözleşmeyi ve bu sözleşme için alınan teminatları sona erdirmediğini, önceki sözleşmelerden doğan sorumluluğun devam ettiğini, bilirkişi tarafından sunulan hiçbir raporda ödeme hususunun cari hesap ilişkisini sona erdirdiğinin hangi yasal gerekçeye istinaden tespit edildiğine ilişkin herhangi bir izahatte bulunulmadığını, bahse konu sözleşmenin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 89 uncu maddesinde düzenlenen cari hesap sözleşmesi şeklinde işletildiği, cari hesap sözleşmesi ile tarafların ek bir kredi teminine değil, belli bir limit dahilinde birden fazla kredi temini hususunda anlaştıkları, cari hesap sözleşmesinin sona erme hallerinin 6102 sayılı Kanun'un 98'inci maddesinde sınırlı olarak sayıldığını, sona erme hallerinden hiçbirisinin bulunmadığının açıkça vurgulandığını belirterek kararın kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmesine, yapılacak yargılama neticesine kadar tehir-i icra kararı verilmesine, doğacak vekâlet ücreti ile yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının kefalet imzasını taşıyan 25.08.2011 tarihli kredi sözleşmesine istinaden kullandırılan 50.000,00 TL kredinin 24.08.2012 tarihinde kapatıldığı; her ne kadar 11.12.2014 tarihli kredi sözleşmesinin 31 inci maddesindeki “işbu Genel Kredi Sözleşmesi daha önce T.C. Ziraat Bankası adına Şubesi/şubeleri ile arasında akdedilmiş bulunan 25.08.2011 tarih 19 no.lu 200.000,00 TL ve 15.08.2012 tarih 19 no.lu 200.000,00 TL kredi sözleşmelerinin eki ve ayrılmaz parçasıdır” şeklindeki hüküm gereğince, sözleşmeler arasında bağlantıların olduğu ve bu nedenle kredi borçlarından dolayı davacı kefilin sorumluluğunun bulunduğu iddia edilmiş ise de, davacının söz konusu sözleşmede taraf olarak imzasının bulunmadığı, ayrıca davacının muvafakatinin de bulunmadığı, davaya konu kredilerin davacının müteselsil kefil sıfatıyla imzasının bulunmadığı 15.08.2012 ve 11.12.2014 tarihli genel kredi sözleşmelerinden sonra kullandırıldığı, davaya konu kredi borcunun dayanağını oluşturan genel kredi sözleşmeleri olduğu, bu nedenle davacının imzasının bulunmadığı bir sözleşmedeki hükmün davacıyı bağlamasının hukuken mümkün olmadığı; davalının dava konusu borca esas sözleşmelerde kefil olarak imzası bulunmadığından kefalet sorumluluğunun bulunmamasına rağmen, davacının kendisine gönderilen hesap katı ihtarnamesinden sonra 23.11.2017 tarihinde kefaletten kaynaklı sorumluluğu kabul etmemekle birlikte muhtemel takip işleminin önüne geçilmesi bakımından davalı tarafından talep edilen 231.922,65 TL'yi ihtirazı kayıtla davalı bankaya yatırdığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf itirazlarının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki ve istinaf başvurusundaki nedenlerle kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davalı banka tarafından gönderilen kat ihtarnamesinde belirtilen meblağın davacının kefalet kaydı bulunan genel kredi sözleşmesinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve bundan mütevellit davacının yapmış olduğu ödemenin iadesi koşullarının oluşup oluşmadığı hususuna ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!