11. Hukuk Dairesi 2023/1833 E. , 2024/5810 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/160 Esas, 2023/97 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/1361 E., 2020/646 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin % 28 ortağı olduğu davalı şirkete İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2016/3802 D. İş sayılı dosyasından 18.08.2016 tarihinde verilen kararla kayyum atandığını, 21.10.2016 tarihinde İstanbul 1. Sulh Ceza Mahkemesi'nin 2016/4512 sayılı kararıyla Şirketin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildiğini, atanan kayyum sebebiyle, müvekkili hakkında hiçbir soruşturma açılmadığı halde hisselerinin elinden alındığı ve müvekkilinin mağdur olduğunu, mağduriyetin giderilmesi için gerekli itirazların yapıldığını, bir yılı aşkın süredir sağlık problemleri sebebiyle Yunanistan'da olduğunu ve Türkiye'ye hiç dönmediğini, davalı şirket ile ilgili hiçbir işleme dahil olmadığını, imza atmadığı ve yapılan işlerden yönetim kurulu tarafından haberdar edilmediğini, yönetim mekanizmasında hiçbir şekilde görev almadığını, gelir ve giderine veya şirketten çeşitli hesaplara, çeşitli gerekçelerle gönderilen paralara hiçbir şekilde müdahil olmadığını, ... göstermediği ve imza atmadığını, şirketin 15.04.2016 tarihinde olağan genel kurul toplantısının yok hükmünde olduğunun tespit edilmesiyle ile ilgili olarak dava açıldığını, şirket yöneticileri tarafından şirketten usulsüz olarak başka şirketlere ve çeşitli dernek ve vakıflara para aktarıldığını, müvekkilinin ve şirket genel kurulunun bu para transferlerine veya yatırımlarına, onayı veya yetkisi olmadığını şirketten çıkarılan bu usulsüz paraların bilirkişilerce tespit edilerek ortaya çıkacak kesin miktara göre eksik harcın tamamlanacağını ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 25.000,00 TL davalıya borçlu olmadığının tespitine, yine fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 25.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirket yetkililerinin yaptığı işlemlerin tüm ortakları bağladığını, şirket ortaklarının şirketin borçlarından yalnızca şirket mal varlığı ile sorumlu olduğunu, ortakların şahsi mal varlığı ile sorumlu olmadığını, ortakların yalnızca SGK ve vergi borçlarından sorumlu olup, şirketin de böyle bir borcu olmadığını, davacının alacak talebinde bulunmasının mümkün olmadığını, şirketin, genel kurulu ile kar dağıtım yönünde bir karar almadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın, kar payı alacağının tahsili amacıyla açılmış alacak ve davacının, ortağı olduğu şirkete borçlu olmadığına dair menfi tespit davası olduğu, davalı şirket bir sermaye şirketi olmakla davacı ortağın borcu, taahhüt edilmiş ve ödenmemiş sermaye borcunu ödeme olduğu, davalı şirket tarafından bu mahiyette davacıdan talep edilen bir alacağın ve bu konuda çıkartılmış bir muarazanın bulunmadığı, kaldı ki gerek ödenmemiş sermaye borcunun ödenmesi, ya da yan edim borcu veya ek ödeme yükümlülüğü gibi bir alacak talebi de ileri sürülmediği anlaşılmakla borçlu olunmadığına dair davada hukuki bir yararın bulunmadığı, kar payına yönelik alacak talebinin de, bir ortağın genel kurul tarafından kabul edilmiş ve kesinleşmiş kar dağıtımı kararı olmadığı sürece paylarından dolayı şirketten bir alacak talebinde bulunamayacağından bu konudaki davanın da haklılık yanı ve yerindeliğinin bulunmadığı, başka şirketlere usulsüz olarak para aktarıldığı yolundaki iddiaların ancak sorumluluk davasının konusu olabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirkete ait 03.05.2016 tarihli olağan genel kurul toplantısının usulsüz olarak toplandığı ve söz konusu toplantıda müvekkilinin yetkisiz vekaletnameyle temsil edildiği gerekçesiyle İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/1330 E. sayılı dosyası kapsamında toplantıda alınan kararların yok hükmünde sayılması için müvekkilim dava açtığını, davanın kabul edildiğini, İstanbul 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2016/3802 Değişik İş sayılı dosyası kapsamında 18.08.2016 tarihinde verilen kayyum atama kararının akabinde müvekkilinin büyük zarara uğradığını, kendisi sağlık problemleri sebebiyle yurtdışında olduğundan şirket ile ilgili hiçbir işleme dahil olmadığını imza atmadığını ve yönetim kurulunun gerçekleştirdiği faaliyetlerden haberdar edilmediğini, yönetim kurulunun kötü niyetli davranarak çeşitli şirket, dernek ve vakıflara usülsüz bir şekilde para aktararak kötü niyetini ortaya koyduğunu, hissedarın ortağı olduğu dava dışı şirkete para aktarımının şirket yönetiminin ne kadar yanlış ve kötü niyetli bir şekilde yönetildiğinin önemli bir göstergesi olduğunu, dava dışı şirketlere gerçekte hiçbir mal ve hizmet alımı söz konusu olmaksızın aktarılan paraların, şirketin ve dolaylı olarak da ortak konumundaki müvekkilinin zararına sebebiyet verdiğini, davalı tarafın ise konuyla ilgili hiçbir ticari defter ve belgeyi dosyaya ibraz etmediğini, eksik ve hatalı inceleme sonucu düzenlenen bilirkişi raporunun dikkate alarak hüküm tesis edilmesinin hukuka ve kanuna aykırılık teşkil ettiğini, müvekkilinin davalı şirkete karşı herhangi bir borcu olmadığını, bilirkişi raporunda uzmanlık alanı dışında görüş bildirildiğini, şirket ana sözleşmesinde yeri olmadığı halde inşaat firması olan dava dışı şirkete de usulsüz olarak para aktarımı gerçekleştiğini, şirketin, esas sözleşmede belirtilen işletme konusu dahilinde faaliyet göstermekle yükümlü olduğunu, müvekkilin bilgisi olmadan meblağını bilmediği bir paranın şirketin hakim ortaklarının Amerika’da kurulu başka bir şirketine transfer edildiğini öğrendiğini, İlk Derece Mahkemesince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un (6100 sayılı Kanun) 220 nci maddesinin göz ardı edildiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulünü istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda İlk Derece Mahkemesince ön inceleme duruşmasında taraflar arasındaki uyuşmazlığın ''Taraflar arasında davacının ortağı olduğu davalı şirkettin faliyetleri sebebiyle borçlu olmadığının tespiti ve alacağın tahsili şartlarının bulunup bulunmadığı noktalarında toplandığı,'' tesbit edilip yapılan uyuşmazlık tesbitine taraf vekillerinin itirazının olmadığı ve uyuşmazlık tesbiti yapılan ön inceleme duruşma tutanağını imzaladıkları, İlk Derece Mahkemesince verilen karar, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mevcut yasal düzenlemeler ve ön inceleme tutunağındaki uyuşmazlık tesbitine göre usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itiraz sebeplerini tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, şirket ortağı ve olan davacının davalı şirkete borcu olmadığının tesbiti talebiyle açılan menfi tespit ve alacak davasıdır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!