11. Hukuk Dairesi 2023/1253 E. , 2024/4694 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/649 Esas, 2022/2165 Karar
HÜKÜM : Başvurunun esastan reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2020/108 E., 2020/493 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 65 yaşında olup okuma yazma bilmediğini, okuma yazma bilmeyenlerin yapacağı işlemler ve ciro işleminde imzanın nasıl atılacağının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 206 ncı maddesinde düzenlendiğini, müvekkilinin borcu da olmadığı halde müvekkilinin cirantası olduğu iddia edilen bonoya dayalı takip başlatıldığını, müvekkilinin Türkçe de bilmediğini, davalıyla ticari ilişkisinin de olmadığını, takip dosyasının satış aşamasında olduğunu, ancak 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 84 üncü maddesi gereğince evin haczedilemeyeceğini, takip dosyasında yapılan tebligatın usulsüz olduğunu ileri sürerek davanın kabulüyle Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2019/1142 E. sayılı dosyasında ve takibe dayanak bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, davalı aleyhine kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin icra dosyasında taşınmaz satışı aşamasına gelince davacının kötü niyetli olarak davayı açtığını, usul ve yasaya uygun şekilde icra dosyasında tebligat yapıldığını, davacının senetteki mührün kendisine ait olmadığına dair beyanda bulunmadığını, davacı yanın borcu olduğunu bildiğini ve kabul ettiğini, sadece satışa engel olmak amacıyla ve borçtan kurtulmak maksadıyla ciro işleminde kullandığı mührün, cirosunu geçersiz kıldığını gerekçe göstererek yıllar sonra huzurdaki davayı açtığını, davacının bir çok işleminde bu mührü kullandığını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddine ve davacı alehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tüm dosya kapsamına göre, somut olayda icra takibinin dayanağı 01.11.2017 keşide, 01.01.2018 vade tarihli ve 140.000,00 TL bedelli senette ciranta olarak davacı ... adının yazılı olduğu, ancak karşısında "..." yazılı mührün bulunduğu, cirantaya ait imzanın bulunmadığı, kullanılan mühürle gerçekleştirilen işlemin 6100 sayılı Kanun'un 206 ncı ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 756 ncı maddesinin ikinci fıkrası kapsamında usulüne uygun ciro işlemi olmadığı ve davacının borçlu olmadığının tespitine, davalı tarafın kötüniyetli olduğu ispatlanamadığından tazminat isteminin reddine karar vermek gerektiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, Bakırköy 8. İcra Dairesinin 2019/1142 E. sayılı dosyasında davacının borçlu olmadığının tespitine, davacının kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; takipte usulüne uygun tebligatların yapılarak takibin kesinleştiğini, takipte süresinde itirazda bulunmadığından senet üzerindeki imzayı ikrar etmiş olduğunu, davanın satışın engellenmesi amacı ile açıldığını, davacının dava dilekçesinin hiçbir kısmında senetteki mührün kendisine ait olmadığına dair beyanda bulunmadığını, senetteki keşidecinin ve senet arkasında yer alan ciranta Nihat Bingöl'ün davacının akrabası olduğunu, sonrasında davacının cirosu olduğunu, davacının kendi akrabaları huzurunda senedi cirolayarak müvekkiline verdiğini, 6100 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinin keşideciler hakkında uygulandığını, ciranta hakkında uygulanamayacağını, davacının okur yazar olmadığını ispatlaması gerektiğini, davacının mührünün bankalarda kullanıldığını, mührün tasdikli olup olmadığının kamu bankalarının kayıtlarından celbi gerektiğini, noterce tasdikli olmasa bankaların bu mührü kabul etmeyeceklerini, bu nedenle banka kayıtları celp edilmeden karar verilmesinin eksik inceleme olduğunu, davanın hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, takip kambiyo senedine dayalı olarak başlatıldığından 6102 sayılı Kanun hükümlerinin de dikkate alınması gerektiği, bonolar hakkında da geçerli olan 6102 sayılı Kanun'un 756 ncı maddesinde poliçe üzerindeki beyanların el ile imza edilmesi gerektiğinin, el ile atılan imza yerine, mekanik herhangi bir araç veya elle yapılan veya onaylanmış bir işaret veya resmî bir şahadetname kullanılamayacağının düzenlendiği, somut uyuşmazlıkta; dava konusu bonoda davacıya atfen ciranta olarak isim ve mühür bulunmakta ise de, 6102 sayılı Kanun'un 756 ncı maddesi gözetilerek aynı Kanun'un 776 ncı maddesinde düzenleyenin imzasının bulunmasının bononun bir unsuru olarak sayıldığı ve 777 nci maddesinde ise düzenleyenin imzasının bulunmadığı bir senedin bono sayılamayacağının belirtildiği, 6100 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinde imza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesinin noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlandığı da dikkate alındığında, bonoda davacının eli ürünü bir imzasının bulunmadığından Mahkeme kararının yerinde olduğu, bankalardan davacının mührü kullanıp kullanmadığının araştırılması istenmişse de 6100 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinde mührün noterce tasdikli olmasının değil, senedin noterde düzenleme şeklinde yapılması şartının arandığı, cüzdanla iş yapmayı usul edinmiş kuruluşlarla olan işlemlerde anılan maddenin üçüncü fıkrasında ayrı bir düzenleme yapıldığı, ancak somut olayda banka işlemi söz konusu olmadığından anılan maddenin üçüncü fıkrası gereğince araştırma yapılmamasının esasa etkili olmadığı, 6102 sayılı Kanun'un 756 ncı maddesi gereğince de bonoda mühür kullanılamayacağı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının cirantası olduğu iddia edilen bonoya dayalı yapılan kambiyo takibinde bono üzerinde imza yerine geçmek üzere mühürle yapılan işlemin geçerli ciro olarak kabul edilip edilmeyeceği ve buradan hareketle menfi tespit isteminin yerindeliğine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. 6102 sayılı Kanun'un 756 ncı maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!