11. Hukuk Dairesi 2023/1205 E. , 2024/4678 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/161 Esas, 2022/1405 Karar
HÜKÜM : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/649 E., 2020/696 K.
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili banka ile dava dışı ... Boya Kimya İmalat İth.İhr.San. ve Tic. A.Ş. arasında akdedilen 20.12.2010, 23.12.2010 ve 29.08.2012 tarihli genel kredi sözleşmeleri uyarınca borçluya kredi kullandırıldığını, bu sözleşmelerde davalının müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatı ile imzasının bulunduğunu, sözleşmelerden doğan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi üzerine dava dışı asıl borçlu ve diğer kefillerle birlikte davalıya 07.01.2019 tarihli kat ihtarnamesi keşide edildiğini, davalıların verilen süre içinde borçların ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibinin davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek davalının icra takibine yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 20.12.2010, 23.12.2010 ve 29.08.2012 tarihli kredi sözleşmelerinde müteselsil kefil sıfatı ile imzası bulunduğunu, bu sözleşmelerin akdedilmesinden sonra müvekkilin dava dışı şirketteki ortaklıktan ayrıldığını, kefilin yalnızca kefalet limiti ve kendi temerrütünün hukuki sonuçları ile bağlı olduğunu, ancak müvekkilinin banka ile dava dışı asıl borçlu arasında imzalanan diğer genel kredi sözleşmelerinde kefil olarak imzasının yer almadığını, yeni sözleşmelerin imzalanması ile müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmeleri sona erdiğinden sorumluluğunun ortadan kalktığını, bu nedenle kefaletinin olmadığı yeni kredi sözleşmesinden sorumlu tutulamayacağını, ayrıca müvekkilinin kefil olduğu kredi sözleşmelerinin ödenerek sona erdiğini savunarak davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların bildirmiş olduğu deliller toplandıktan sonra dosyanın bankacı bilirkişiye tevdi edildiği, söz konusu bilirkişi tarafından rapor ve ek raporun hazırlandığı, ana rapora göre davacının davalıdan toplam 104.776,21 TL alacaklı olduğunun tespit edildiğini, her ne kadar ek raporda ikinci imzalanan genel kredi sözleşmesi ile hesap kat arasında borç miktarının sıfırlandığı tespit edilmiş ise de mevcut davanın konusunu oluşturan alacağın birinci kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilere ilişkin olduğu ve bu durumun bilirkişi raporunda açıkça tespit edildiği, ek rapordaki sıfırlamaya yönelik tespitten dolayı davalının sorumluluktan kurtulamayacağı, takibin ve davanın konusu olan alacağın birinci genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilere ilişkin olduğu, bundan dolayı davalının mevcut alacaktan sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile icra dosyasına davalı borçlu tarafından yapılan itirazın 97.060,34 TL asıl alacak, 7.061,14 TL işlemiş temerrüt faizi, 654,73 TL masraf olmak üzere toplam 104.776,21 TL yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren yıllık %33 faiz işletilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacının inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece alınan ek bilirkişi raporunda müvekkilinin kefaletinin bulunmadığı yeni genel kredi sözleşmesinin imzalandığı 27.03.2018 tarihi ile hesabın kat edildiği 03.01.2019 tarihleri arasında borç bakiyesinin sıfırlandığının tespit edildiğini, müvekkilinin kefaletinin bulunduğu hesap sıfır bakiye verdikten sonra, yeni oluşacak bir borç bakiyesinin artık müvekkilinin kefaletinin bulunduğu sözleşmeden kaynaklandığının söylenemeyeceğini, yerleşik Yargıtay içtihatlarının da bu yönde olduğunu, aksi kabul edilse dahi alacak likit olmadığından müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini, mahkemece dava kısmen kabul edilmesine rağmen müvekkili lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı banka ile dava dışı asıl borçlu şirket arasında 20.12.2010, 23.12.2010, 29.08.2012 ve 27.03.2018 tarihli 4 adet genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının söz konusu sözleşmelerden 27.03.2018 tarihli sözleşme dışındaki sözleşmelerde müteselsil kefil sıfatıyla yer aldığı, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine hesabın 03.01.2019 tarihinde kat edilerek ihtarname gönderildiği, davalının kefaletinin geçerli olduğu, mahkemece alınan ek bilirkişi raporunda tespit edildiği ve dosyada mevcut hesap ekstrelerinden anlaşıldığı üzere davalının kefalet imzasının bulunduğu genel kredi sözleşmelerinden kaynaklanan borç miktarının hesap kat tarihi itibarıyla yapılan ödemeler ile borç bakiyesinin sıfırlandığı, davalının kefil olduğu genel kredi sözleşmelerinde süre bulunmadığı için sözleşmelerin süresiz olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda kredi sözleşmesiyle verilen kredilerin ödenerek borcun kapatılmasının sözleşmeyi sona erdirmeyeceği ve bu sözleşme ile borçluya yeniden kredi kullandırılması halinde kefilin sorumluluğunun da 10 yıllık azami sürede devam edeceği, ancak, bilirkişi raporu ile tespit edildiği üzere davalının kefil olduğu sözleşmelerden kaynaklanan borç miktarının muhtelif tarihlerde ödenerek hesap kat tarihi itibarıyla borç bakiyesinin sıfırlandığı, bu tarihten sonra davacı banka ile davalı asıl borçlu şirket arasında 27.03.2018 tarihinde yeniden kredi sözleşmesi akdedildiği ve bu kredi sözleşmesinde davalının kefil olmadığının görüldüğü, ispat yükü kendisinde olan bankanın kayıtlarını hangi kredinin hangi genel kredi sözleşmesine dayalı olarak kullandırıldığının açıkça saptanacak şekilde tutmak zorunda olduğu, ayrım yapılmayacak şekilde tutulan kayıtların ispat yükü çerçevesinde alacaklı bankanın alacağın hangi genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığını ispatlayamadığı, süresiz olarak düzenlenmiş olmasına rağmen borç ödenmiş ve cari hesap sıfırlanmış olduktan sonra bankaca asıl borçluya kullandırılan kredinin yeni sözleşme çerçevesinde kullandırıldığının ve eski kredi sözleşmesi kefilinin, yeni sözleşmelerde imzası veya eski sözleşmede yeni sözleşmelere tarih ve miktar belirtilerek herhangi bir atıf yoksa yeni kullandırılan krediden sorumlu olmadığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının isabetli görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi tarafından ödemelerin kaynağına ilişkin inceleme yapılmadığını, bilirkişi tarafından tahsilat kabul edilen tutarların kredi kullandırımı kaynaklı olduğunun açıkça görülebileceğini, bilirkişi tarafından tahsilat kabul edilen tutarların kredi kullandırımı olduğunu, asıl kredi borçlusuna kullandırılan kredilerle, asıl borçlu hesap bakiyesinin haliyle artıya geçirdiğini, ancak bu durumun hesabın sıfırlandığı anlamına gelmediğini, tespitlerin aksine asıl kredi borçlusu dava dışı şirketin bakiyesinin hiçbir zaman sıfırlanmadığını, kredinin tasfiye olması demek kredi hesabının kapanarak sistemde de kapalı konuma gelmesi demek olduğunu, mevcut durumda BCH hesabı kredi kullandırımları hariç tutulduğunda zaten hiçbir zaman sıfırlanmadığını, bilirkişi tarafından yapılan hesabın kredinin kredi ile kapatılmasına dayandığını, bu durumda hesabın gerçek anlamda kapanması anlamına gelmeyeceğini, salt muhasebesel olarak artı bakiye verdiğini, bu durumda kullandırılan kredilerin kapatılan bakiyenin devamı niteliğini taşıdığını, davalı kefilin kredi sözleşmelerinden 20/12/2010, 23/12/2010 ve 29/08/2012 tarihli olanlarında imzasının bulunduğunu ve işbu davanın dayanağını oluşturan icra takibinde de yalnızca imzaladığı sözleşmelerden kaynaklanan müvekkil banka alacağından sorumlu tutulmak kaydıyla takibe başlandığını, kefilin davaya konu icra takibinde sorumluluğunun imzası bulunan kredi sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklara ilişkin olduğunu, davalı yan alehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
05.06.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!