11. Hukuk Dairesi 2023/1048 E. , 2024/5837 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1245 Esas, 2022/1800 Karar
HÜKÜM : Esas hakkında yeniden hüküm kurulması
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/198 E., 2019/779 K.
BİRLEŞEN DAVA : İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/970 E.
Taraflar arasındaki asıl davada menfi tespit ve birleşen davada taşınır rehninin kaldırılması ile menfi tespit davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın ise kısmen kabulü ile kısmen konusuz kaldığından karar verilmesine yar olmadığına karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
1.Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.2015 tarihinde davacılardan Egeli & Co Yatırım Holding A.Ş., Batı Tarımsal Yatırımlar A.Ş., Doğa Tarım Hayvancılık Gıda Paz San Tic A.Ş., Egeli & Co Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. ve Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş. ile davalı banka arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını, genel kredi sözleşmesini imzalayan davacı şirketler için davalı banka tarafından toplamda 3.000.000,00 TL limit tahsis edildiğini, davalının talebi doğrultusunda dava dışı ...'nin genel kredi sözleşmesine kefil olduğunu ve aralarında müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesinin imzalandığını, ilerleyen süreçte davacılardan EGC Enerji Çözümleri A.Ş. ve Egeli &Co Yatırım Holding A.Ş. ile davalı arasında 15.05.2015 tarihinde 1.000.000,00 TL bedelli limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığını, dava dışı ...'nin de müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesi ile müteselsil kefil ve rehin veren olduğunu, daha sonraki süreçte davalının talebi doğrultusunda tüm davacılar ile davalı arasında 30.09.2015 tarihinde genel kredi sözleşmesinin imzalandığını ve davacılara toplamda 3.000.000,00 TL limit tahsis edildiğini, davacılardan Egeli & Co Yatırım Holding A.Ş.'nin halka açık bir şirket olması nedeniyle başka bir şirketin borcuna kefil olabilmesi için belli prosedürün gerçekleşmesi gerektiği hususunun davalıya bildirildiğini ve söz konusu müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesinin iptal edilerek, davalının talebi üzerine sadece dava dışı ... ile 3.000.000,00 TL kefalet limiti ile 30.09.2015 tarihinde müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesi imzalandığını, genel kredi sözleşmesinin imzalanmasından sonra davalı banka tarafından kredilerin kullanılmasında sorun çıkarılması ve banka tarafından dayatılması sebebiyle sadece davacıların isim ve adres kaydını taşıyan ve diğer tüm unsurları sonradan iradeleri dışında doldurtulan bir senet alındığını, dava dışı ...'nin işbu senette aval veren durumunda olduğunu, davalı tarafından kredi sözleşmesi ile kullanılan kredilerin geri ödemelerinin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle ihtarname keşide edildiğini, davacılar tarafından ihtara itiraz edilmesi üzerine davalı tarafından hukuka aykırı olarak bedelsiz senet üzerinde tahrifat yapmak suretiyle İstanbul 15.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/1586 E. sayılı dosyasından ihtiyati haciz kararı alınarak İstanbul 32. İcra Müdürlüğünün 2016/32086 E. sayılı dosyasında icra takibine konu edildiğini, takibe konu senedin teminat senedi olduğunu, takibe konu senette davacıların rızası hilafına tahrifat yapıldığını, senedin protesto edilmediğini ve ihtarnameye konu edilmediğini, davalının bu işlemleri yapmayarak takibe konu senedi batıl hale getirdiğini, kabul anlamına gelmemekle birlikte davacıların senette yer alan meblağdan sorumlu tutulsalar dahi işlemiş faiz talebinde bulunulamayacağını, Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ'nin, Egeli & Co Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığının, Doğa Tarım Hay Gıda Paz A.Ş.nin bir borcu bulunmadığını, davacılardan Batı Tarım'ın davalı bankaya vadesi gelmemiş toplam 35.267,41 TL borcu olduğunu, EGC Enerji Çözümleri A.Ş.'nin toplam borcunun 624.266,71 TL olduğunu, Egeli &Co Yatırım Holding A.Ş.'nin takip talebinde belirtilen kadar borcu bulunmadığını, davalı yanın uygulamalarının davacıların birbirlerinin borcundan sorumlu olmadığını göstermekte olduğunu, davalının her bir davacının kullandığı kredi ile sorumlu tutmasına karşın, haksız ve kötü niyetli olarak icra takibinde borçta hepsinden sorumlu tuttuğunu ileri sürerek davacılar Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ, Egeli & Co Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş., Doğa Tarım Hayvancılık Gıda Paz San Tic A.Ş.'nin icra takibine konu edilen işbu senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, icra takibine konu edilen teminat senedi niteliğinde olan işbu senet yönünden davacı ... Yatırım AŞ'nin 35.267,41 TL, EGC Enerji Çözümleri A.Ş.'nin 624.266,71 TL ve Egeli & Co Yatırım Holding AŞ'nin 277.905,23 TL dışında davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, davalının %20den az olmamak şartıyla bütün davacılar adına ayrı ayrı kötü niyet tazminatı ödemesine karar verilmesini talep etmiştir.
2.Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirketin davalı banka ile dava dışı Batı Tarımsal Yatırımlar A.Ş. ve kefilleri arasında genel kredi sözleşmesi bağıtlandığını, kredinin kullandırılması sırasında sözleşmenin taraflarının isim ve adreslerini taşıyan senet alındığını, davacının ise bilahare 9.7.2015 tarihinde 606.000,00 TL tutarlı Audi araç kredisi imzaladığını, davacı ile davalı banka arasında da muhtelif bankaca kredi sözleşmelerinin de bulunduğunu, davalı banka tarafından asıl kredi borçlusu ile doğan ödeme sıkıntıları üzerine teminat senedini İstanbul 32. İcra Müdürlüğünün 2016/32086 E. sayılı dosyası ile icra takibine konu ettiğini, bu takip dosyasının tamamının EGC Enerji tarafından ödendiğini, araç üzerindeki rehnin kaldırılması için İstanbul. 10 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/198 E sayılı dosyası ile açtıkları davada ara karar ile taleplerinin reddine karar verildiğini, araç bedelini de kapsayan bu borcun ödenmesi üzerine araç üzerindeki rehnin kaldırılması noter aracılığı ile istenilmesine rağmen, davalı tarafından kaldırılmadığını ileri sürerek ... plakalı araç üzerindeki rehnin ihtiyati tedbir yoluyla kaldırılmasını ve bu rehin sözleşmesinden kaynaklanan bir borcunun olmadığının tespitine, davalının kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların dilekçelerinde kabul ettikleri borç ile takip konusu borç arasında asıl alacak yönünden sadece 30.685,78 TL fark olduğunu, bu farkın da muhtemelen davacıların farklı bir tarihteki rakamları baz alarak borcu hesaplamalarından kaynaklanmakta olup esasen borç miktarlarının incelendiğinde birebir örtüştüğü görüleceğinden kabul edilen miktarlar karşısında işbu davanın haksız yere açıldığının görüleceğini, takibe konu senedin davacılar tarafından keşide edilerek tahsilinde borçlarına mahsup edilmek üzere ödeme aracı olarak davalıya verildiğini, kayıtsız şartsız muayyen bir bedeli ödeme vaadini içeren bir kambiyo senet olduğunu, teminat senedi olmadığını, senetlerde davacıların keşideci sıfatına haiz olup, kambiyo senedinin niteliği gereği sorumluluklarının müştereken ve müteselsilen olduğunu, davacıların tahrifat iddialarının ileri sürülemeyeceğini, takibe konu senette davacıların birlikte keşideci olarak imzaları bulunduğundan aralarında müşterek ve müteselsil sorumluluk olduğunun açık olduğunu, davacıların grup kredisi kullandıklarını ve genel kredi sözleşmesini hep birlikte imzalayarak müşterek ve müteselsilen borçlu sıfatıyla bankaya karşı sorumluluk altına girdiklerini, davacıların gecikmeleri olmadığı konusundaki iddialarının asılsız olduğunu, ödemelerin geciktiğini, icra takibi başladıktan sonra geçen 6 aylık süre zarfında dahi davacıların, davalının talep ettiği borcun tamamını neredeyse kabul ettikleri halde, hiçbir ödeme yapmadıkları gibi, senedin bedelsizliğini ileri sürdüklerini savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin bir grup firması olduğunu, araç üzerindeki rehnin kaldırılması için davacı ve aynı gruptaki dava dışı 5 şirketle davalı banka aleyhine İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/168 E. sayılı dosyası ile menfi tespit ve istirdat davası davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu, mahkemece tedbir talebi ara kararı ile reddedilince işbu davanın açıldığını, davacının ve diğer grup şirketlerin verdiği 3.000.000,00 TL tutarlı teminat senedinin İstanbul 32. İcra Müdürlüğünün 2016/32086 E. sayılı dosyası ile 974.456,02 TL üzerinden ihtiyati haciz kararı alınarak takibe konu edildiğini, icra dosyasına 28.04.2017 tarihinde yapılan ödemenin, borcu kesin olarak sona erdiren bir ödeme olmadığını, bu dosya borcunun ödenmiş olmasının rehin sözleşmesindeki borcu sonlandırmayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka ile davacılar arasında 06.04.2015 tarihli 3.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin imzalanarak davacılara kredi tahsisinin sağlandığı, dava dışı ...'nin genel kredi sözleşmesine kefil olduğunu ve aralarında kefalet limiti 3.000.000,00 TL tutar ile 06.04.2015 tarihli müteselsil kefil ve rehin sözleşmesinin imzalandığı, yine davacılar EGC Enerji Çözümleri AŞ, Egeli & Co Yatırım Holding AŞ ile 1.000.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı ve dava dışı ...'nin kefalet limiti aynı tutar olmak üzere 15.05.2015 tarihli müteselsil kefil ve rehin sözleşmesini imzalarak kefil olduğu, daha sonraki süreçte tüm davacılar ile davalı arasında 3.000.000 TL bedelli 30.09.2015 tarihli genel kredi sözleşmesinin imzalarak davacılara kredi tahsis edildiği, yine dava dışı ... ile kefalet limiti 3.000.000,00 TL olan müteselsil kefalet ve hesap rehni sözleşmesinin imzalandığı, 30.09.2015 tarihli müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesi ile diğer kefalet ve rehin sözleşmelerinde grup şirketlerinin "müteselsil kefil ve rehin veren" sıfatıyla imzalarının yer almadığı, 30.09.2015 tarihli müteselsil kefalet ve hesap rehni sözleşmesi ile diğer kefalet ve rehin sözleşmelerinde "bağımsız müteselsil kefil" sıfatıyla dava dışı ...'nin imzasının bulunduğu, ayrıca davalı bankaya veya emrine ödenmek üzere davacı keşideciler Batı Tarımsal Yatırımlar AŞ, EGC Enerji Çözümleri AŞ, Egeli & Co Yatırım Holding A.Ş., Egeli & Co Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş., Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş., Doğa Tarım Hayvancılık AŞ tarafından 30.09.2015 tarihinde 05.06.2016 vade tarihli 3.000.000,00 TL bedelli bonunun tanzim edildiği, tüm davacılar ile davalı banka arasında 30.09.2015 tarihinde tüm davacıların müşterek borçlu sıfatıyla yer aldığı 3.000.000,00 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, aynı zamanda aynı tarihte dava dışı ... ile de aynı sözleşme kapsamında yeni bir kefalet sözleşmesi ve rehin sözleşmesi imzalandığı, her ne kadar davacılar tarafından tüm davacıların yer aldığı ilk sözleşmenin iptal edildiği ileri sürülmüşse de bu sözleşmenin iptal edildiğine ilişkin davacılar tarafından herhangi bir belge ibraz edilmediği gibi söz konusu 2 nci sözleşme olduğu iddia edilen aynı tarihli dava dışı ...'nin imzalamış olduğu müteselsil kefalet ve rehin sözleşmesinin de davacıların iptal edildiğini iddia ettikleri bu sözleşme kapsamında verildiği, kefalet sözleşmesinin bulunabilmesi ve bir kefilin bir borca kefil olabilmesi için asıl borca ilişkin bir sözleşme bulunması gerektiği, bu hususunda ilk sözleşmenin iptal edildiği yönündeki iddiasının gerçek olmadığının göstergesi olduğu, her ne kadar davacı şirketler tarafından davaya konu kredi ilişkisinden önce akdedilen diğer genel kredi sözleşmeleri ve bu kredi kapsamında her bir şirketin kullandığı kredi miktarları esas alınarak her bir şirketin sadece kendi kullandığı kredilerden sorumlu oldukları, bu kapsamda her şirket tarafından kullanılan kredi dışında kalan kısımlar sebebiyle borçlu olmadığının tespiti talep edilmiş ise de, davacı şirketler ile davalı banka arasında akdedilen sözleşmede tüm davacıların grup şirketi olmaları sebebiyle limitin birden çok müşteriye tahsis edilmesi şekliyle gerçekleştirildiği, yani genel kredi sözleşmesinden davacıların tamamının kredi çeken konumunda müşterek borçlu sıfatıyla sorumlu oldukları, mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu ibraz edilen bilirkişi raporlarına göre icra takip tarihi itibariyle davalı bankanın davacılardan 968.125,13 TL asıl alacak, 5.848,54 TL işlemiş faiz, 400,00 TL ihtiyati haciz vekalet ücreti, 82,35 TL ihtiyati haciz gideri olmak üzere toplam 974.456,02 TL alacaklı olduğu, davalı bankanın söz konusu alacak için genel kredi sözleşmesinin imzalanması sonrasında davacı borçlular tarafından imzalanıp davalı bankaya verilen kambiyo senedine istinaden İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/32086 E. sayılı dosyası ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yaptığı, genel kredi sözleşmesinde takibe konu kambiyo senedi için uygulanabilecek ve talep edilebilecek faiz oranına açıkça bir atıf yapılmadığı, 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temmerrüt Faizine İlişkin Kanun'un (3095 sayılı Kanun) 2 nci maddesi uyarınca kambiyo senedine mahsus takiplerde avans faizinin uygulanabileceği, icra dosyasıyla yapılan takip sebebi ile davacılar tarafından menfi tespit davası açıldıktan sonra söz konusu icra dosyası borcunun tamamen infaz edilerek işlemden kaldırıldığı, davalı bankanın icra takibinde fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmadığı ve takipte avans faiz oranını talep ettiği, avans faiz oranı ile yapılan hesaplamayla icra dosyasının asıl borç, faiz, feri ve tüm masrafları ile birlikte ödenerek infazen sonlandırıldığı, davalı banka tarafında her ne kadar bankanın yürürlükteki mevzuat hükümlerine göre faiz işletilmesi yönünde rapora yönelik itirazları mevcut ise de, davanın davalı banka tarafından davacılar hakkında kambiyo senetlerine mahsus takip yolu ile başlatılan icra takibine karşı açılmış menfi tespit davasının olması, davalı banka tarafından kambiyo senetlerine mahsus takip yolunun tercih edilmiş olması, takipte fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmaması, kambiyo senetlerine mahsus takip yolu tercih edilmesine rağmen söz konusu kambiyo takibinin esasen davalı banka ile davacılar arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi uyarınca davacılara kullandırılan kredilerin ödenmesi amacıyla takip yapılmış oluşu, yani borcun kaynağının davalı banka tarafından kullandırılan kredilere ilişkin olması, davacılar tarafından yargılama aşamasında borcun icra dosyasına asıl alacak, faiz ve ferileri ile birlikte ödenmesi, bu kapsamda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 131 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca asıl borcun ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçların da sona ermiş olduğu, işlemiş faizi isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle de saklı tutulmadığı, bu itibarla davalı bankanın rapora yönelik yaptığı itirazlara mahkemece değer verilmediği, tüm bu hususlar dikkate alındığında her ne kadar davacılar tarafından İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/32086 E. sayılı takip dosyası ile davalı tarafından davacılar hakkında başlatılan icra takibi sebebiyle borçlu olmadığının tespitine yönelik menfi tespit davası açmış iseler de, yargılama aşamasında söz konusu borcun davacılar tarafından icra dosyasına ödendiği, açılmış bulunan menfi tespit davasının kendiliğinden istirdat davasına dönüştüğü, ancak yukarıda bahsedildiği üzere davacıların icra takip tarihi itibariyle davalı bankaya takip tutarında borçlu oldukları anlaşıldığından istirdat davasına dönüşen davacıların davasının reddi gerektiği, yine asıl davada, her ne kadar davalı tarafça 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca verilmiş bir tedbir kararı bulunmadığından ve bu kapsamda davalının alacağını geç alması gibi bir zararı oluşmadığından 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen tazminat şartları oluşmadığından tazminat isteminin reddi gerektiği, birleşen dava yönünden ise; asıl davaya konu olan genel kredi sözleşmesi uyarınca davacıların esas davaya konu yapılmış bulunan icra dosyası kapsamında borcun ödenmiş olmasına rağmen ... plakalı araç üzerine konulan rehnin kaldırılmadığı iddiası ile borçlu olmadığının tespitine yönelik olduğu, yukarıda asıl davaya ilişkin gerekçede bahsedildiği üzere davacılar ile davalı banka arasındaki ilişkinin genel kredi sözleşmesine dayandığı, genel kredi sözleşmesinde davalı banka tarafından davacılara kullandırılan kredinin ödenmemesi sebebiyle davalı bankanın davacılar hakkında genel kredi sözleşmesinin imzalandığı sırada alınan kambiyo evrakına dayalı olarak icra takibinin yapıldığı 2004 sayılı Kanun'un 167 nci maddesi uyarınca alacaklının alacak rehinle temin edilmiş olsa bile alacağı kambiyoya dayalı olan alacaklının, kambiyo senetlerine mahsus takip yoluna başvurabileceği, dolayısıyla davalının bu hususta seçimlik hakkının bulunduğu, alacaklı dilerse rehnin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapabileceği gibi kambiyo takibi yapabileceği yada genel haciz yolu ile takip yolunu seçebileceği, takip usullerinden hangisi seçilirse seçilsin sonuçta davalı alacağının tek olduğu ve genel kredi sözleşmesinden kaynaklandığı, yukarıda asıl dosya gerekçesinde bahsedildiği üzere birleşen dosya davası açılmadan önce davacılar tarafından asıl dava konusunu oluşturan menfi tespit davası açıldıktan sonra asıl dava dosyasına konu icra takip dosyasına ödeme yapıldığı, söz konusu ödemenin asıl dava sebebi ile istirdata dönüştüğü ve burada dava konusu edildiği ve istirdat davasının reddine karar verildiği, dolayısıyla birleşen menfi tespit davasının da konusuz kaldığı, ancak istirdat davasının reddine karar verilmiş olması, bu bağlamda bankanın alacağını icra dosyası kapsamında 6098 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şekilde asıl borç, faiz ve ferileri ile birlikte tahsil etmiş olduğu, bu kapsamda söz konusu borç için ... plakalı araç üzerine konulan rehnin de buna bağlı olarak sona erdiği anlaşıldığından araç üzerine konulan rehnin de kaldırılmasına karar vermek gerektiği gerekçesiyle asıl dava dosyası yönünden davacının davasının subüt bulmadığından davanın reddine, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde belirtilen tazminat şartları oluşmadığından tarafların tazminat istemlerinin reddine, birleşen dava dosyası yönünden davacının davasının kısmen kabul kısmen konusuz kaldığından karar verilmesine yar olmadığına, davanın kısmen kabulü ile ... plakalı araç üzerine konulan rehnin kaldırılmasına, bu hususta hüküm ile birlikte ilgili Trafik Tescil Şube Müdürlüğüne müzekkere yazılmasına, davacı şirket tarafından açılan menfi tespit davası yönünden bu davadan önce ödeme yapılmış ise de söz konusu ödemenin asıl dava dosyasındaki dava sebebiyle istirdada dönüştüğü ve asıl davada istirdat davasının reddine karar verildiği, bu bağlamda menfi tespit davasının da konusuz kaldığı anlaşıldığından menfi tespit davası ile ilgili yeniden bir karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Asıl davada davacılar ve birleşen davada davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; birleşen dava için verilen kısmen red kararına rağmen birleşen davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi, aksine davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin yasaya ve hukuka aykırı olduğunu, genel kredi sözleşmesi incelendiğinde sözleşme ile müvekkillerine kredi limiti tanındığını ancak herhangi bir kredi ödemesi yapılmadığının, kredilerin ödemenin müvekkillerinden birinin talebi ve davalının kabulü üzerine sonradan yapıldığının anlaşılacağını, bu durumun müvekkili şirket defterleri incelendiğinde de görüleceğini, bu durumda borç doğurucu işlemin sözleşmenin imzalanması ile ortaya çıkmadığını, sözleşme ile davalının talep halinde müvekkiline sözleşme kapsamında kredi verme, müvekkilinin ise aldığı krediyi ferileriyle ödeme yükümlülüğü altına girdiğini, takibe konu senedin henüz borç doğurucu işlem ortada olmadığından ödeme aracı olarak verildiğinin iddia edilemeyeceğini, taraflar arasında 30.09.2015 tarihinde imzalanan sözleşme ile müvekkilleri aleyhine keşide edilen senedin aynı tarihli olup bahse konu senedin aynı tarihli sözleşme uyarınca düzenlenmiş teminat senedi olduğunu, taraflar arasında başkaca bir ticari /gayri ticari ilişki bulunmadığını, bu nedenle senet üzerinde her ne kadar “teminattır” veya benzeri bir ibare bulunmuyor ise de aslında davaya konu senedin Genel Kredi Sözleşmesine teminat olarak düzenlendiğinin tartışmasız olduğunu, senedin teminat senedi olduğu hususunun sözleşme ile de sabit olduğunu,Yargıtay kararında da belirtildiği gibi her ne kadar senette teminat ibaresi olmasa da sözleşmede aynı konunun geçmesi, sözleşme tarihi ile senet tarihinin aynı olması, senet tarafları ile sözleşme taraflarının aynı olması durumunda senedin teminat senedi olduğuna karar verilmesinin gerektiğini, senedin yeni bir borç altına girmek, yeni bir borç ilişkisini tesis etmek için değil ilk borç ilişkisini teminat altına almak için düzenlendiğini,davaya konu senette her ne kadar bir bedel ve müvekkillerine ait kayıtlar bulunmakta ise de müvekkillerin her birinin ne kadar borçlu olduğunun tespitinin yargılamayı gerektirdiğini, ayrıca müvekkillerin tamamının senet metninde borçlu olarak görünmesinin senedin munzamlığı ve kayıtsız şartsız borç ikrarı içermemesi nazara alındığında senet üzerindeki herkesin tüm borçtan sorumlu olacağı sonucunu da doğurmayacağını, senet sebepten mücerret olmadığından senedin sebebini oluşturan borç ilişkisinin tespitinin lazım geldiğini, bu durumda hiç kredi kullanmayan müvekkilinin sırf senet metninde kaydı var diye senet metnindeki tüm borçtan veya başkasının kullandığı krediden sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığını, takibe konu senet üzerinde olan özellikle ödeme gününe ilişkin kayıtların müvekkilleri rızası hilafına değiştirildiğini, davalının sırf alacağını tahsil etmek için senet üzerinde senedin bağlı bulunduğu sözleşmeye ve müvekkillerinin rızalarına aykırı şekilde düzenleme yaptığını, bu husus imza ve yazı incelemesi ile açığa çıkacağını,
senet teminat senedi niteliğinde olduğundan ve açık borç ikrarı içermediğinden takibe konu edilmeden önce protesto edilmesinin, ihtarnameye konu edilmesinin gerektiğini, davalının bu işlemleri yapmayarak takibe konu senedi batıl hale getirdiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile müvekkilleri senette yer alan meblağdan sorumlu tutulsalar dahi takipten önce işlemiş faiz talebinde bulunulamayacağını, müvekkillerinden Egeli & Co Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin davalıya senetten veya genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir borcu bulunmadığını, davalı Banka’dan herhangi bir kredi kullanılmadığını, ... Yatırım Ortaklığı A.Ş.(“EGCYO”) kefil, rehin veren veya teminat veren de olmadığını, müvekkilinin girişim sermayesi yatırım ortaklığı olup Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği(III-48.3) (“GSYOTebliğ) gereğince teminat vermesi ve kefil olmasının birtakım şartlara bağlandığını, davalı banka ile yapılan sözleşmede bu şartların hiç birisinin yerine getirilmediğini, Egeli & Co Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş'nin de davalı Banka’dan herhangi bir kredi kullanılmadığını, ... Yatırım Ortaklığı A.Ş. (“EGCYO”) kefil, rehin veren veya teminat veren de olmadığını, müvekkilinin girişim sermayesi yatırım ortaklığı olup Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği(III-48.3) (“GSYOTebliğ) gereğince teminat vermesi ve kefil olmasının birtakım şartlara bağlandığını, davalı banka ile yapılan sözleşmede bu şartların hiç birisinin yerine getirilmediğini, müvekkili şirketin davalıya gönderdiği, Beyoğlu 28.Noterliğinin 30 Eylül 2016 tarihli cevabı ihtarname ile banka ile Müşteri olarak genel kredi sözleşmesi imzalandığı, ancak Banka’dan herhangi bir kredi kullanılmadığı, Şirketin müteselsil kefil/ipotek veren/rehin veren sıfatı ile Banka ile herhangi bir müteselsil kefalet, rehin sözleşmesi imzalamadığı, herhangi bir şirkete müteselsil kefil, ipotek veren, rehin veren olmadığı, şirketin girişim sermayesi yatırım ortaklığı olup, Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarına İlişkin Esaslar Tebliği(III-48.3) gereğince teminat vermesi, kefil olması birtakım şartlara bağlandığı, Şirketin müteselsil kefil/ipotek veren/rehin veren olarak Banka ile müteselsil kefalet, rehin sözleşmesi bulunmadığı, sadece müşteri sıfatı ile kredi sözleşmesi imzaladığı ve herhangi bir kredi kullanmadığının Banka kayıtlarında da görüleceği, Banka’nı şirkete haksız ve mesnetsiz olarak ihtarname gönderdiği Şirketi borçlu olmadığı bir meblağdan dolayı borçlu kılmaya çalıştığı hususlarının belirtildiği, davalı tarafından düzenlenen ihtarnamede müvekkilin müteselsil kefil/ipotek veren/rehin veren sıfatıyla borçtan sorumlu olduğu belirtilmiş ise de banka kayıtları ve genel kredi sözleşmesi incelendiğinde müvekkilinin müteselsil kefil/ipotek veren/rehin veren olmadığının tespit edileceğini, Doğa Tarım şirketinin de kullanmış olduğu kredilerinin tümünü ödediğini, ve davalı bankaya borcu bulunmadığını, diğer müvekkillere müteselsil kefil, ipotek veren, rehin veren olmadığını, diğer müvekkillerin borcu için teminat vermediğini, sadece Genel Kredi Sözleşmesinin imzası sırasından kendi borcu için teminat senedi verdiğini, müvekkilinin bir girişim sermayesi şirketinin bağlı şirketi olup, Kurumsal Yönetim Tebliği uyarınca kendisinin de girişim sermayesi şirketlerinin tabi olduğu şartları haiz olduğunu, müvekkilinin davalıya gönderdiği Beyoğlu 28.Noterliği’nin 07 Ekim 2016 tarihli cevabı ihtarnamesinde de bu hususların belirtildiğini, Batı Tarımsal şirketinin davalı bankaya toplam borcunun 35.267,41 TL olduğunu, bu borcun 11.805,47 TL’si 10 Şubattan sonra olan taksitler olduğunu, haksız icra takibi yapılmamış olsaydı ve ödemeler yapılırken haksız ve kötü niyetle hesap kat edilmemiş olsaydı geri kalan taksitlerin de ödeneceğini, müvekkilinin davalıya gönderdiği; Baklan Noterliğinin 11.10.2016 tarihli cevabi ihtarnamesinde, davalı Banka ile Müşteri olarak Genel Kredi Sözleşmesi imzaladığını, kredi tahsis edildiğini, tahsis edilen kredi borcu ödenmekte olduğu, kredi ödemelerini aksatılması ya da ödememesinin söz konusu olmadığı, müvekkili Batı Tarımsal şirketinin diğer müvekkillere müteselsil kefil, ipotek veren, rehin veren olmadığını, diğer müvekkillerin borcu için teminat vermediğini, sadece Genel Kredi Sözleşmesinin imzası sırasından kendi borcu için teminat senedi verdiğini, müvekkili Batı Tarım’ın ödenmeyen taksitlerinin 10.11.2016 tarihinden başlayan taksitler olduğunu, davalı bankanın müvekkili Batı Tarım borçlarını öderken davalı yanın haksız ve kötüniyetle hesabı kat etmeye çalıştığını, cevabi ihtarnamede bu hususlar belirtilmesine karşın davalı banka tarafından 26.10.2016 tarihinde teminat senedine istinaden ihtiyati haciz kararı alındığını, müvekkili 35.267,41 TL borcunu ödeyip borcunu kurtaracakken 974.456,03 TL’ lik icra takibi ile karşılaştığını, müvekkili Şirket hakkında başkaca ihtiyati haciz, haciz kararı bulunmamakta olup, bankalara vs. yerlere gönderdiği haciz ihbarnameleri nedeniyle müvekkil şirketin ticari itibari ve kredibilitesinin etkilendiğini, müvekkili şirketin telafisi imkânsız zararlara uğradığını, EGC Enerji Çözümleri A.Ş.’nin davalı bankaya toplam borcu 624.266,71 TL olduğunu, bu borcun 125.742,33 TL’si 07.02.2017 tarihinden sonraki ödemeler olduğunu, müvekkilinin davalıya gönderdiği Beyoğlu 28.Noterliği’nin 05 Ekim 2016 tarihli evabi ihtarnamesinde; davalı Banka ile Müşteri olarak Genel Kredi Sözleşmesi imzaladığını, kredi tahsis edildiğini, ihtarnameden Banka’ya ne kadar borcu olduğunun anlaşılamadığı, banka tarafından söz konusu ihtarname ile şirketin kullanmış olduğu kredinin çok çok üzerinde son derece fahiş bir rakam borçlu kılınmaya çalışıldığını, Egeli & CO Yatırım Holding A.Ş.’nin takip talebinde belirtilen kadar borcu bulunmadığını, müvekkilinin diğer müvekkillere müteselsil kefil, ipotek veren, rehin veren olmadığını, diğer müvekkillerin borcu için teminat vermediğini, sadece genel kredi sözleşmesinin imzası sırasından kendi borcu için teminat senedi verdiğini, Temmuz 2015 tarihinde kullandığı araç için kendi borcunun teminatı olarak aracı rehin verdiğini, müvekkilinin borcu olan 277.905,23 TL’in kapatılması için, araca 330.000,00 TL peşin geri vadeli çek olmak üzere 460.000,00 TL ye alıcı bulunmasına karşın davalı bankanın aracın bu şekilde satılmasına izin vermediğini, davalı bankanın haksız ve kötüniyetle hesabı kat etmeye çalıştığını, 26.10.2016 tarihinde teminat senedine karşı ihtiyati haciz kararı alındığını, müvekkili şirketin 974.456,03 TL’lik icra takibi ile karşılaştığını, müvekkili şirket hakkında başkaca ihtiyati haciz kararı bulunmamakta olup, davalı bankanın, bankalara vs. yerlere gönderdiği haciz ihbarnameleri nedeniyle müvekkil şirketin ticari itibari ve kredibilitesinin etkilendiğini, telafisi imkânsız zararlara uğradığını, davalının takibe kadarki tüm uygulamalarında her bir müvekkili kendisine ait borçtan sorumlu tuttuğunu, örneğin müvekkillerinden EGC Enerji'nin ödemelerini geciktirdiği sırada diğer müvekkillerin süresinde ödeme yaptıklarında süresinde ödeme yapan müvekkillere EGC Enerjinin kullandığı kredilerin ödemelerini süresinde yapmadığını veya kendilerinin EGC Enerjinin de borçlarından sorumlu olduklarını bildirmediğini, şayet iddia edildiği gibi müvekkiller birbirlerinin borcundan sorumlu olmuş olsaydı davalı bankanın diğer borçları tüm ilgililere bildirmesinin gerekeceğini, davalının her bir müvekkili kullandığı kredi ile sorumlu tutmasına karşın haksız ve kötü niyetli olarak icra takibinde hepsinden sorumlu tuttuğunu, davalının müvekkillerini hukuka aykırı olarak oyalayıp icra takibi yaptığını, yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik inceleme ve değerlendirme sonucu verildiğini, rapora itirazlarının dikkate alınmadığını ve savunma hakkının kısıtlandığını, bilirkişi raporunda temerrüt tarihini 26.09.2016 hesaplandığını, bu hesaplamayı tamamen banka kayıtlarına göre yaptığını, oysa davalı bankanın gönderdiği ihtarnamenin tarihinin 28.09.2016 olduğunu ve söz konusu ihtarnamenin müvekkillerden bazılarına hiç tebliğ edilmemişken ihtarnamenin tebliğ edilip edilmediği, edilmiş ise hangi tarihte tebliğ edildiği açıkça inceleme konusu edilmediğini, bilirkişi raporunun 16. sayfasının başında temerrüt tarihi hesaplanırken 26.09.2016 tarihinin tüm müvekkilleri için temerrüt tarihi olarak hesaplanmasının nedeninin anlaşılamadığını, bu hesaplamanın hatalı ve hukuka aykırı olduğunu, zira tüm müvekkillere aynı tarihte tebligat yapılmadığını, ihtarnamedeki 60 günün dikkate alınmadığını, ayrıca ihtarnamede davalı bankaca kar payı ile ilgili bir oran vs de belirtilmediğini, Müvekkilleri, müşterek ve müteselsil sorumlu olmamasına rağmen davalı tarafından haksız bir şekilde müşterek ve müteselsil sorumlu tutulduklarını, genel kredi sözleşmesi incelendiğinde imza bölümünde sadece “müşteri” ibaresinin yer aldığını, eğer müşterek/müteselsil borçluluk söz konusu olsaydı 30.09.2015 tarihli genel kredi sözleşmesine bağlı olan kefil sözleşmelerinde de müteselsil kefil ve rehin veren sıfatıyla imzalarının bulunacağını, ancak söz konusu sözleşmelerde müvekkillerinin müteselsil olarak imzaları bulunmadığını, bu anlamda tüm müvekkillerinin ayrı ayrı borcunun olup olmadığı yada fazladan ödeme yapıp yapmadığının incelenmesinin gerektiğini, müvekkilleri, davalı banka ile imzaladığı genel kredi sözleşmesinde müşterek ve müteselsil kefil ve rehin veren sıfatıyla imza atmamalarına rağmen tüm borçtan sorumlu tutulduklarını, aksine takip öncesi ve takip sonrası süreçte bazı müvekkillerinin davalı bankaya borcu bulunmaz iken bazı müvekkillerinin icra takibi tutarını ödeyerek borcu kapattıklarını, ancak bu ... de davalı bankanın fazladan tahsilat yaptığını, dolayısıyla müvekkilleri ayrı ayrı değerlendirilerek bir takım müvekkillerin borcu olmadığı tespit edilerek borcunun bulunmadığına, bir takım müvekkillerin ise bilirkişinin fazladan ödeme yapılan tutar bakımından istirdadına karar vermesi gerekirken hatalı hüküm kurulduğunu, yerel mahkemenin, davanın kısmen kabulüne karar vermesine rağmen kabul kısmı için müvekkili lehine avukatlık ücretine hükmetmeyip, aksine davalı lehine vekalet ücretine hükmetmesinin hukuka aykırı olduğunu, birleşen dava dosyası rehnin kaldırılması davası olduğundan, davanın niteliği itibariyle hükmedilecek vekalet ücretinin, davaya konu edilen şey üzerinden nisbi olarak hesaplanmasının gerektiğini, yerel mahkemenin davada esas talep olan rehnin kaldırılması talebini kabul etmesine rağmen lehlerine vekalet ücretine hükmetmediğini, öte yandan verdiği "kısmen konusuz kalma kararı nedeniyle karar vermeye yer olmadığına dair karar"ı için de davalı lehine 38.190,00 TL vekalet ücretine hükmettiğini, bunun gerekçesini kararında açıklamadığını, bu hususun usul ve yasaya aykırı olduğunu, davanın konusuz kalması halinde davanın açıldığı tarihte haksız olduğu tespit edilen tarafın yargılama giderini ödemekle yükümlü olacağını, bu nedenle yargılama gideri hakkında hüküm kurulabilmesi için mahkemece davanın açıldığı tarihte haksız olan tarafın tespit edilmesinin gerektiğini, mahkemece bu hususta bir değerlendirme ve tespit yapılmadan vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Yargıtay'ın uygulamasının da bu yönde olduğunu, kabul etmemekle beraber; davanın konusuz kalması halinde anlaşmazlık ön inceleme duruşmasında giderilmiş ise ücretin yarısına hükmolunacağını, ancak yerel mahkemece bu hususun da dikkate alınmadığını ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin (AAÜT) 6 ncı maddesine aykırı davranıldığını, belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
2.Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davası reddedilen davacılar aleyhine tazminata hükmedilmemiş olmasının ve birleşen dava yönünden ise rehnin kaldırılmasına karar verilmiş olmasının kanuna ve usule aykırı olduğunu, bu yönlerden mahkeme kararının istinaf yoluyla ortadan kaldırılmasını ve davacı aleyhine tazminata ve araç üzerinde tekrar rehin tesisine karar verilmesini talep ettiklerini, alınan bilirkişi raporları ile 26.10.2016 takip tarihi itibariyle davalının 974.456,02 TL toplam alacağı olduğu, bu alacak miktarının davalı Banka tarafından icra takibinde talep edilen alacak miktarı ile birebir örtüştüğü, davalı banka tarafından takip tarihi itibariyle davacılardan fazla talep edilen bir miktar olmadığı, taraflar arasında imzalanan genel kredi sözleşmesinde müşteri sıfatıyla ayrı ayrı imzası bulunan davacı tüm grup şirketlerinin, gerek asıl borçlu, gerekse müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla takip tarihi itibariyle 974.456,02 TL tutarındaki borcun tamamından sorumlu oldukları hususlarının tespit edildiğini, icra takibinde talep edilen alacak ile borç miktarının birebir örtüştüğü tespit edilmiş olmasına rağmen, likit ve muayyen durumda olan, borçlular tarafından da tespiti mümkün borçlara itiraz edilerek dava açılmasının son derece kötüniyetli olmasına rağmen, davacılar aleyhine tazminata hükmedilmemesinin kanuna aykırı olduğunu, İstanbul 32. İcra Müdürlüğünün 2016/32086 E. sayılı dosyasına yapılan ödemenin, menfi tespit davası açıldıktan sonra yapılan ve borcu kesin olarak sona erdirmeyen bir ödeme olduğunu, asıl davada verilen ret kararı kesinleşmediği sürece, banka kayıtlarında görünen bakiye borç ödenmediği sürece, sadece icra dosyasına ödeme yapıldığı gerekçesiyle rehnin kaldırılmasına karar verilmesinin müvekkil banka alacaklarını teminatsız bırakan ve müvekkili bankayı telafisi imkansız zararlara uğratabilecek hatalı bir karar olduğunu, zira davacının icraya ödediği parayı geri alma hakkını saklı tutmaya devam ettiğini, borcu kesin olarak sona erdiren bir ödeme olmadığını, mahkeme kararının bu yönden istinaf suretiyle incelenerek, rehnin kaldırılması kararının kaldırılarak araç üzerine yeniden rehin tesis edilmesine karar verilmesini talep ettiklerini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 30.09.2015 tanzim tarihli, 05.10.2016 vadeli 3.000.000,00 TL bedelli bononun lehdarının davalı banka, keşidecilerinin Egeli Co Yatırım Holding A,Ş, Batı Tarımsal Yatırımlar A.Ş, Doğa Tarım Hayvancılık A.Ş, Egeli CO Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş, Egeli CO Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş ve EGC Enerji Çözümleri A.Ş (asıl dava davacısı tüm şirketler) olduğu, dava dışı ...'nin ise avalist olduğu, taraflar arasındaki genel kredi sözleşmelerinde, müşterilerin davalı bankaya teminat amacıyla kambiyo senedi vereceklerine ilişkin düzenleme bulunmadığı, senet metninde teminat kaydının mevcut olmadığı, kayıtsız şartsız borç ikrarı içeren bononun teminat bonosu olduğunu yazılı delil ile ispat yükünün davacılar üzerinde olduğu, öte yandan bonodaki imzalarını inkar etmeyen davacıların bono vadesinin sonradan taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunu da yazılı delil ile ispatla yükümlü oldukları, her iki iddianın yazılı delil ile ispat olunamadığı anlaşılmış olup, davacılar vekilinin bu yöndeki istinaf sebeplerinin yerinde görülmediği, 06.04.2015 tarih 3.000.000.00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde; Egeli Co Yatırım Holding A.Ş, Batı Tarımsal Yatırımlar A.Ş, Doğa Tarım Hayvancılık A.Ş, Egeli CO Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş, Egeli CO Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş ve EGC Enerji Çözümleri A.Ş'nin müşteri sıfatıyla imzalarının bulunduğu, sözleşmenin 3.9 maddesinde'' banka edilen Limit birden çok Müşteriye Grup Limiti olarak tahsis edildiği takdirde Kredi, tahsis edilen Limit çerçevesinde gruba dahil Müşterilerden sadece birisine veya birkaçına veya tamamına kullandırılabilir. Banka tarafından tahşis edilen Limit çerçevesinde, bu Sözleşmede imzası bulunan Müşterilerdern biri veya birkaçı veya tamamı, aynı anda veya farklı zamanlarda, kısmen veya tamamen Kredi kullanabilir. Bu halde, Limitin gruba dahil Müşterilerden hangisi hangileri veya tamamı tarafından kullanılıp kullanılmadığına ve ne miktarda kullanıldığına bakılmaksızın, Sözleşmede imzası bulunan Müşterilerin tamamı; bu kullanımlar nedeni ile Bankaya karşı müşterek ve müteselsil borçlu sıfatı ile borcun tamamından sorumludur. Banka, bu Alacakların tahsili için Müşterilerden birine, birkaçına veya tamamına aynı anda müracaat hakkına sahiptir.” düzenlemesinin yer aldığı, 15.05.2015 tarihli, 1.000.000.00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde; Egeli Co Yatırım Holding A.Ş ve EGC Enerji Çözümleri A.Ş'nin müşteri sıfatıyla imzalarının bulunduğu, sözleşmenin 3.9 maddesinin aynı düzenlemeyi içerdiği, 30.09.2015 tarihli 3.000.000.00 TL limitli genel kredi sözleşmesinde; Egeli Co Yatırım Holding A,Ş, Batı Tarımsal Yatırımlar A.Ş, Doğa Tarım Hayvancılık A.Ş, Egeli CO Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş, Egeli CO Tarım Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı A.Ş ve EGC Enerji Çözümleri A.Ş'nin müşteri sıfatıyla imzalarının bulunduğu, sözleşmenin 3.9 maddesinin aynı düzenlemeyi içerdiği, her üç genel kredi sözleşmesine de dava dışı ...'nin sözleşme limitleri ile aynı limit ile müteselsil kefil olduğu, yine her üç sözleşmeye ilişkin risk bildirim ve bilgilendirme formlarının sözleşmeye taraf şirketler tarafından imzalandığı, her üç genel kredi sözleşmesi ile sözleşmeye taraf olan müşteri şirketlere toplam bir grup limiti tanındığı, sözleşmelerin 3.9 maddesi uyarınca bu toplam limit dahilinde taraf şirketlerin birinin veya tamamının kullandığı kredilerden ötürü tüm taraf şirketlerin 6098 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi kapsamında müteselsil borçlu oldukları, davacılar vekilinin davacı şirketlerin diğerlerinin borcuna müteselsil kefil olmadıkları, bu nedenle her bir şirketin ancak kendi kullandığı kredi nedeniyle sorumlu tutulabileceği yönündeki istinaf sebebinin yerinde görülmediği, davalı bankanın kat ihtarına konu ettiği ve davacılara kullandırılan krediler incelendiğinde, bir kısmının 30.09.2015 tarihli son genel kredi sözleşmesinden önce ve muhtelif tarihlerde kullandırıldıkları, genel kredi sözleşmelerinin ilkine davacı şirketlerden beşinin, ikincisine ikisinin, sonuncusuna ise tamamının taraf olduğu anlaşılmış olmakla birlikte, dava ve takip konusu 3.000.000,00 TL bedelli bonoda tüm davalıların keşideci olarak imzalarının bulunduğu, bononun teminat bonosu olduğunun ve vadesinin ... hilafına doldurulduğunun kanıtlanamadığı açık olduğundan, takip genel kredi sözleşmelerine değil kambiyo evrakına dayalı yapılmış bulunduğundan, davacı şirketlere hangi kredinin(proje kredisi) hangi genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırıldığının tespit edilmesine gerek bulunmayıp, davacılar vekilinin istinaf isteminin de yerinde görülmediği, asıl davada davalı vekilinin kötü niyet tazminatına yönelik istinafı yönünden ise, menfi tespit davasında haksız çıkan davacı aleyhine tazminata hükmedilebilmesi için, takibin durdurulmasına veya icra veznesine yatan paranın alacaklıya ödenmemesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmiş olmasının gerektiği, İlk Derece Mahkemesince takipten sonra açılan menfi tespit davasında tedbir kararı verilmediği, bu nedenle tazminat koşulları oluşmadığından asıl davada davalı vekilinin istinaf isteminin yerinde görülmediği, birleşen davada davalı vekilinin birleşen davaya yönelik istinafı yönünden yapılan incelemede, 09.07.2015 tarihli rehin sözleşmesinde; rehinle teminat altına alınan borçların; borçlu Egeli Co Yatırım Holding A.Ş.'nin bankanın merkez ve şubelerinden kullandığı ve kullanacağı tüm nakdi ve gayrınakdi kredilerden ve kredi sayılan işlemlerden kaynaklanan borçlarını, bankanın diğer kredi borçlularının kredi ve kredi sayılan işlemlerden kaynaklanan borçları için verdiği ve vereceği kambiyo senetlerinden kaynaklanan borçlarını, bankanın diğer müşterilerinin kredi veya kredi sayılan işlemlerden kayanaklanan borçlarının teminatı olarak verdiği ve vereceği ipotek, kefalet, garanti, aval ve borca katılmalardan kaynaklanan borçlarını, yukarıda belirtiten borçlardan kaynaklanan her dürlü, vergi, harç v.b, mali yükümlükler ile gider, masraf ve komisyonlardan kaynakların borçlarını, bankaya karşı yukarıda belirtilen kalemlerden dolayı, işbu sözleşmenin akdine kadar doğmuş ve işbu sözleşmenin akdinden sonra doğacak anapara, kâr payı, mahrum kalınan kar payı, teminat mektubu komisyonu, sigorta primi, avukatlık ücreli, prim, temerrüt halinde yasa ve sözleşme gereği ödenmesi gereken fer'iler ile mevzuatın rehin kapsamına dahil olacağını belirttiği borçlarını 606.000,00 TL limitle kapsadığı kararlaştırılmış olup, rehin hakkının sadece davacı tarafından kullanılan taşıt kredisinden doğan borçları teminat altına aldığı yönündeki davacı iddiası yerinde olmayıp rehnin; davacının davalı bankadan kullandığı veya kullanacağı tüm kredilerden, davalı banka müşterisi üçüncü kişiler lehine davacı tarafından verilen ayni ve şahsi teminatlardan doğmuş ve doğacak tüm borçları da teminat altına aldığı, dolayısıyla asıl davaya konu borcun dayanağı genel kredi sözleşmeleri ile, bu sözleşmelerden doğan borcun ifası uğruna davalı bankaya verilen takip dayanağı bonodan doğan borçlar rehnin kapsamında olmakla birlikte, rehin hakkının teminat altına aldığı mevcut ve müstakbel alacaklar çok daha geniş kapsamlı olup, yalnızca asıl dava konu alacaktan ibaret olmadığından, asıl davaya konu takip borcunun ödenmiş olması nedeniyle 6098 sayılı Kanun'un 131 inci maddesinin birinci fıkrası koşullarının oluştuğundan ve rehin hakkının sona erdiğinden bahsedilemeyeceği, mahkemece birleşen davanın reddi gerekirken, kabulüne karar verilmesi isabetsiz olduğu, birleşen davada davacı vekilinin konusuz kaldığına karar verilen tespit talebi bakımından aleyhlerine vekalet ücretine hükmedilmesinin, rehnin kaldırılmasına yönelik hüküm bakımından ise lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesine yönelik istinaf sebebinin, birleşen davada verilen hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına yönelik daire kararı karşısında konusuz kaldığı gerekçesiyle asıl davada taraf vekillerinin asıl davaya yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, birleşen davada Dairece verilen kararın mahiyetine göre birleşen davada davacının, birleşen davaya yönelik konusuz kalan istinaf başvurusu hakkında karar verilmesine yar olmadığına, birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, asıl davada davanın reddine, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinde belirtilen tazminat şartları oluşmadığından tarafların tazminat istemlerinin reddine, birleşen davada birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Asıl davada davacılar ve birleşen davada davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Asıl ve birleşen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü ve kabul edilmeyen hususları tekrar ederek kararın düzeltilerek onanmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, kambiyo senedine mahsus haciz yolu ile takipte, takip dayanağı senetten ötürü ve takip tutarından borçlu olunmadığının tespiti, yargılama sırasında takip tutarının ödenmesi nedeniyle 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca istidat davası; birleşen dava, asıl davaya konu takip borcunun ödenmesi nedeniyle, davacının davalı lehine tesis ettiği rehin hakkının sona erdiğinin tespiti ve rehnin kaldırılması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Kanun'un 131 nci maddesinin birinci fıkrası, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup taraf vekilerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
11.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!