11. Hukuk Dairesi 2022/7240 E. , 2024/3651 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/925 Esas, 2022/1389 Karar
HÜKÜM : Davanın usulden reddi (Esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle)
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2018/455 E., 2019/921 K.
Taraflar arasındaki limited şirketin süresinin dolması sebebiyle sona erdiğinin tespiti ile tasfiye memuru atanması davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın esastan reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin ve davalıların ortağı olduğu ... Gıda... Ltd. Şti.'nin 02.03.1994 yılında 20 yıl süre ile kurulduğunu, süresinin 2014 yılında dolduğunu, tarafların sürenin bittiğinin fark etmediklerini, varlık değerlerinin tasfiye edilmesinin zorunlu olduğunu davalı ortakların tasfiye sürecini başlatmadığını, davalılara yapılan çağrıya olumsuz cevap verildiğini ve ayrıca İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/820 E. ve 2017/1172 K. sayılı dosyasında ortaklıktan çıkarma davası açıldığını dâvanın red olduğunu tarafların bir araya gelmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek şirketin tasfiyesi için davacı ... veya şirket muhasebecisi Cafer Yılmaz ın tasfiye memuru kayyım olarak atanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacının davalıların ortaklık payını ödemediğini, yıllar geçtikçe davacının mal varlığının arttığını bunun karşılığında davalıların mal varlığının azaldığını, müvekkillerinin kontrol için işyerine gittiğinde davacının davalılara hakaret ettiğini, davacıdan şikayetçi olduklarını, davacının 05.12.2008’de sahte imza ile kendisini 10 yıllığına şirket müdürü olarak atadığını bu konuda yaptıkları şikayetin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2017/1304 soruşturma sayılı dosyasında devam ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının, tarafların ortağı olduğu limited şirketin %50 şirket payına sahip yetkili müdürü olduğu, uyuşmazlığın, şirketin faaliyetlerine devam etmesi nedeniyle 20 yıl sürenin sonunda tasfiye haline girmiş sayılıp sayılmayacağı ve bunun için kayyım atanması gerekip gerekmediği noktasında toplandığı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 636 ncı maddesiyle düzenlenen limited şirketin sona erme sebeplerine bakıldığında, sürenin sona erme haline yer verilmediği fakat anılan Yasa hükmünün gerekçesinde belirtildiği üzere anonim şirketlere paralel düzenleme getirilmiş olduğunun vurgulandığı, yine aynı şekilde 6102 sayılı Kanun'un 643 üncü maddesinde, tasfiye usulünde anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağının belirtilmiş olduğu, aynı Kanun'un 529 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek suretiyle belirsiz süreli hale gelme durumuna dikkat çekilmiş olduğu, limited şirketler için de aynı hususun geçerli olabileceği, doktrin ve Yargıtay içtihatlarının bu yönde olduğu, somut davada şirketin süresinin 02.03.2014 tarihinde sona ermesine rağmen halen faaliyetlere devam ettiği, davacının şirket müdürü olduğu dikkate alındığında bu hususun gözden kaçırıldığı iddiasının dinlenemeyeceği, şirketin süresi sona ermesine rağmen iş ve işlemlere devam edilmesine karşın 2018 yılına gelindiğinde bu iddianın öne sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı olup davacının basiretli bir tacirin göstermesi gereken dikkat ve özeni göstermediğinin anlaşıldığı, açılan dava şirketin feshi davası olmaması nedeniyle davalının davacının ortaklıktan çıkarılma talebinin de bu davayla ilgisinin olmadığı, zaten açılan dava şirketin feshi davası olsaydı bile şirkete karşı açılması gerektiği, dava dışı şirket belirsiz süreli hale geldiğinden tasfiyeye girmiş sayılamayacağı bu nedenle kayyım atanmasını gerektirecek bir durum da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu şirketin 20 yıllık süre ile kurulduğunu, müvekkilinin sürenin dolması nedeniyle buna uyulmasını talep ettiğini, davalı tarafın ise buna yanışmadığını, bu durumun bir süre devam ettiğini, çözüme ulaşılması için İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2017/829 E. sayılı dosyası ile müvekkiline karşı ortaklığın giderilmesi davası açtıklarını, ortakların fiili olarak ortaklıklarının sonlandırıldığını, fiili olarak şirketin de son bulduğunu, 6102 sayılı Kanun'un limited şirketlerinin sona erme sebeplerini sınırlı olarak belirttiğini, Yasa koyucunun limited şirketlerin sona erme sebeplerini yazarken anonim şirketlerden ayrı olarak bu hususu düzenlediğini, Yerel Mahkemenin ise genişletici şekilde yorumlayarak anonim şirketlere dair hususların limited şirketlere uygulanacağı kanaati ile karar verdiğini ve davayı reddettiğini, şirketin faaliyetlerine devam etmediğinin dosyada mevcut bilirkişi raporu ile de anlaşıldığını, şirketin faaliyetine devam ettiği yönünde gerekçe kurularak davanın reddedilmesinin fiili olarak ortaklığı ve faaliyetleri sonlanmış, ortaklığı bitmiş ve ticari işletmesi yok olmuş şirketin durumuna ve tarafların menfaatlerine aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6102 sayılı Kanun'un 636 ıncı maddesinin birinci fıkrasında, limited şirketin sonra erme sebepleri düzenlenmiş olup, şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi, genel kurul kararı alınması, iflasın açılması veya kanunda öngörülen diğer sona erme hâllerinden birinin gerçekleşmesi halinde şirketin sona ereceği, aynı Yasa hükmünün beşinci fıkrasında, sona ermenin sonuçlarına anonim şirkete ilişkin hükümlerin uygulanacağının belirtildiği, diğer ifade ile limited şirketlerde, sona erme sebepleri yönünden anonim şirket hükümlerine atıf yapılmadığı, 6102 sayılı Kanun'un anonim şirketlerde sona erme hallerine ilişkin 529 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine göre anonim şirketin, sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek suretiyle belirsiz süreli hale gelmemişse, esas sözleşmedeki sürenin dolması ile sona ereceği, 6102 sayılı Kanun ile anonim şirketlerde getirilen bu düzenlemeye paralel bir düzenlemenin limited şirketler açısından getirilmediği, zikredilen Kanun'un 636 ıncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan düzenleme dışında, sona erme sebepleri bakımından 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6762 sayılı Kanun) 549 uncu maddesi hükümlerinde sayılı sona erme sebeplerinin korunduğu, kanun koyucunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerin limited şirketlere de tamamlayıcı mahiyette uygulanabileceklerine ilişkin genel bir düzenleme getirmediği, örneğin, 6102 sayılı Kanun'un 635 inci, 643 ve 644 üncü maddelerinde, anonim şirketlere ilişkin hangi hükümlerin limited şirketlere uygulanacağını düzenlediği, anonim şirketlerde sürenin sona ermesi haline ilişkin olarak 6762 sayılı Kanun'dan farklı bir düzenleme getiren kanun koyucunun, limited şirketlerde sürenin sona ermesi haline ilişkin benzer bir düzenleme getirmeyip sessiz kalmış olmasının, bu konuda menfi bir çözüm benimsediğini gösterdiği, yukarıda da belirtildiği üzere, limited şirketlerde sona erme hallerine ilişkin özel bir düzenleme getiren kanun koyucunun, yalnızca sona ermenin sonuçlarına ilişkin anonim şirket hükümlerine atıf yaptığı, şu halde anonim şirketlere ilişkin 529 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin kıyasen limited şirketler açısından uygulanmasının mümkün olmadığı, somut olayda; dava dışı şirketin 02.03.1994 yılında 20 yıl süre ile kurulmuş olduğu, şirket süresinin 02.03.2014 tarihinde dolduğu, esas sözleşmede öngörülen sürenin dolmasıyla şirketin sona ereceği ve tasfiye haline gireceği, tüzel kişiliğinin tasfiye amacı ile devam edeceği, şirketin 2014 yılından sonra ticari faaliyette bulunmuş olmasının yukarıda izah edilen gerekçelerle limited şirketi belirsiz süreli hale getirmeyeceği, şirket genel kurulunun 2014 yılı öncesinde, esas sözleşme değişikliği ile şirket süresini uzatmaya matuf bir karar da almadığı, bu nedenle, İlk Derece Mahkemesinin, anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanması suretiyle dava dışı şirketin belirsiz süreli hale geldiği yönündeki tespitinin hatalı olduğu, davacı vekilinin istinaf sebebi bu yönden haklı bulunduğu, şirketin son ortaklar kurulu toplantısını 05.12.2008 tarihinde yaptığı, bu toplantıda davacının on yıllığına şirket müdürü seçildiği, şirket müdürünün görev süresinin 05.12.2018 tarihi itibariyle dolduğu, 6102 sayılı Kanun'un 643 üncü maddesinde; tasfiye usulü ile tasfiyede şirket organlarının yetkileri hakkında anonim şirketlere ilişkin hükümlerin uygulanacağının düzenlediği, aynı Kanun'un, anonim şirketlerde tasfiye memurlarının atanmasına ilişkin 536 ıncı maddesinin birinci fıkrasında ise esas sözleşme veya genel kurul kararıyla aksi öngörülmedikçe, tasfiyenin yönetim kurulu tarafından yapılacağının belirtildiği, limited şirketlerde yönetim organının şirket müdürleri olduğu, dolayısıyla esas sözleşmede aksi öngörülmedikçe, yahut aksine genel kurul kararı bulunmadıkça, sona erme halinde tasfiyenin şirket müdürleri tarafından yerine getirileceği, dava dışı şirketin sona erme tarihi itibariyle davacının halen şirket müdürü olduğu, aksi yönde alınmış bir genel kurul kararı olmadığı gibi esas sözleşmede de aksi bir düzenleme bulunmadığı, bu nedenle şirketin esas sözleşme gereği sona erdiği, 02.03.2014 tarihi sonrasında davacı şirket müdürünün görevinin yasa gereği tasfiye işlemlerinin yürütülmesine dönüştüğü, davacının şirkete tasfiye memuru olarak kayyım atanması talepli eldeki davayı ikame ettiği tarihin ise 22.05.2018 tarihi olduğu, dava tarihi itibariyle davacının görev süresinin henüz dolmadığı, görev süresinin dava tarihinden sonra 05.12.2018 tarihinde dolduğu, dolayısıyla davacının dava tarihi itibariyle şirkete tasfiye memuru atanmasını talep etmekte hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği gerekçesiyle başvurunun usulen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesis edilmek suretiyle davanın hukuki yarar dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; İstinaf Mahkemesince, davaya konu limited şirketin esas sözleşmede öngörülen sürenin dolması ile sona erdiğinin kabul edildiği fakat son ortaklar kurulu kararına göre 10 yıllığına müdür seçilen müvekkilinin müdürlüğünün 05.12.2018 tarihinde sona ereceği kanaati ile tasfiye işlemlerini dava tarihi itibariyle yapabileceği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, dava dışı şirketin esas sözleşmesiyle belirlenen sürenin dolduğu tarih olan 02.03.2014 tarihinde son bulduğunun tartışmasız olduğunu, kaldı ki her halükarda şirketin fiili olarak da faaliyetine devam etmediğini, yasal olarak ve fiilen son bulan bir şirkette ise artık müdürlüğün varlığından söz edilebilmesinin mümkün olmadığını, zira ortada organlarını barındırabilecek bir şirketin kalmadığını, bu nedenle de dava tarihinde görevi devam eden ve tasfiyeye yetkili bir müdürün varlığından bahsedilebilmesi hukuken mümkün olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, limited şirketin süresinin dolması sebebiyle sona erdiğinin tespiti ile tasfiye memuru atanması istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri ve aynı Kanun'un 114 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi.
2. 6102 sayılı Kanun'un 529 uncu ve 636 ıncı maddeleri ile aynı Kanun'un 643 üncü maddesinin yollamasıyla 536 ncı maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!