11. Hukuk Dairesi 2022/7000 E. , 2024/3165 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/238 Esas, 2022/1200 Karar
HÜKÜM : Davanın kabulüne
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2016/649 E., 2019/808 K.
Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirketin ticari ilişki kurulması için yapılan görüşmeler sırasında sözleşme konusu malın (yalıtım sıvası) nitelikleri ve yeterliliği hakkında karşılıklı görüşmeler yaptıklarını, davalı şirketin sunduğu sunum dosyasının incelendiğini, müvekkil şirketin malın sertifikalarına güvenerek davalı ile distribütörlük sözleşmesi imzaladığını, fakat sözleşmenin birçok maddesinin davalıyı tam bir koruma altına aldığını, müvekkili şirketin ise hiçbir hakkının korunmadığını, sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olması gerekirken kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olduğunu, müvekkilinin sözleşmenin imzalanması ile ilk edimini yerine getirdiğini ve davalıya 250.000,00 TL gönderildiğini, ancak daha sonra yapılan araştırmada malın sertifikalarının sahte olduğunun anlaşıldığını, davalı şirkete durumun bildirilip verilen paranın iadesinin istenildiğini fakat davalı şirketin ödeme yapmayacağını bildirdiğini, bunun üzerine sözleşmenin davalıya ihtarname gönderilerek haklı olarak feshedildiğini ileri sürerek sözleşme kapsamında davalıya ödenen 250.000,00 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının ileri sürdüğü iddiaların hukuki dayanağının olmadığını, uzun görüşmeler sonucunda davalı ile "BSN NaturelShield dış cephe ısı yalıtım sıvası"nın belirlenen coğrafi bölgelerde davacı tarafından satımı, dağıtımı, pazarlanması vs. ile ilgi distribütörlük sözleşmesi imzalandığını, davacıya tek satıcılık yetkisi tanındığını, davacının sertifikaların sahteliği ile ilgili iddialarını kabul etmediklerini, sertifikaları bulunduğunu, malların müvekkili şirket tarafından üretildiğini, sözleşmede davacının ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan hiçbir madde bulunmadığını, sözleşme konusu malların hazır edildiğini ve teslime hazır şekilde bekletildiğini, belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
1.Davanın açıldığı Didim 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 31.03.2016 tarih, 2015/754 E. ve 2016/205 K. Sayılı kararıyla mahkemenin yetkisizliğine dosyanın görevli ve yetkili Bakırköy Nöbetçi Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, kararın kesinleşmesi üzerine dosya yetkili Bakırköy Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.
2.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6769 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 32 nci maddesine göre saikte yanılmanın, esaslı yanılma sayılmayacağı, yanılanın, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması halinde yanılmanın esaslı sayılacağı, ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerektiği, bir sözleşmenin saikte yanılma nedeniyle geçersiz olabilmesi için bir tarafın sözleşme yapma arzusunun oluşmasına etki yapan bir hususta (saikte/sebepte) yanılmış olması ve yanılma konusu yanılan bakımından sözleşmeyi onsuz yapmayacağı bir unsur (sözleşmenin temeli) niteliğinde olması gerektiği, yanılanın bu hususta yanıldığını bilmesi halinde sözleşmeyi yapmayacağının kabul edileceği, karşı tarafın, yanılan tarafın yanılma konusu saiki önemli bir unsur olarak saydığını bilmesi veya bilebilecek durumda olması gerektiğini, söz konusu saikte yanılmanın sözleşmeyi geçersiz kılmasının iş hayatında geçerli olan dürüstlük kurallarına da uygun olması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin itirazlarını dinlemeden karar verdiğini, taraflar arasında imzalanan Distribütörlük Sözleşmesi hükümlerinin okunmadan rapor hazırlandığını, sözleşmede hata olmadığını, sertifikanın sözleşmenin esaslı unsuru olmadığını, eğer esaslı unsuru olsaydı sertifika konusunun sözleşmede yazması gerekeceğini, fakat taraflar arasında böyle bir taahhütte bulunulmadığını, davacı şirketin sertifikanın sahte olduğunu beyan ettiğini, fakat sertifika sahteyse neden şikayet etmediklerini açıklayamadıklarını, sertifikanın sahte olmadığını, yargılamanın başından beri sözleşmeye konu ürünlerin teslimine hazır olduklarının ifade edildiğini, fakat davacı tarafın bu konuda hiçbir beyanda bulunmayarak kendisi için üretilen sözleşmede kararlaştırılan ürünleri almak yerine bir bahane ile sözleşmeden caymak istediğini, kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında davalı tarafından üretilen bina dış cephe yalıtım sıvası ürününün satışı ve dağıtımı konusunda distribütörlük sözleşmesi imzalandığı, ürünlerin yeterliliğine ilişkin sözleşmede bir hüküm olmadığı, dış cephe yalıtım sıvasının üretimi satışı ve dağıtımı hakkındaki esasları belirlemek üzere, Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde yapı malzemeleri standardının belirlenmesini ve uygulanmasını sağlamak üzere Avrupa Komisyonu'nun 305/2011 EU sayılı Yapı Malzemeleri Tüzüğü'ne paralel olarak, 10 Temmuz 2013 tarihli Yapı Malzemeleri Yönetmeliğinin yürürlüğe girdiği, yapı malzemelerinin Türkiye'de piyasaya arzına ve kullanımına izin verilmesinin şartlarının belirlendiği, Yönetmeliğin 10 uncu maddesi ile CE işareti bulunması koşulunun getirildiği, imalatçının, ithalatçının, dağıtıcının yükümlülüklerinin düzenlendiği, buna göre dağıtıcı, yapı malzemesini piyasada bulundurmadan önce, gerektiği hallerde ürünün CE işareti taşımasını, bu yönetmelik kapsamında gerekli belgelerin ürüne eşlik etmesini, güvenlik ve kullanıcı talimatlarının Türkçe olarak bulunmasını temin edeceğini, dağıtıcıya ayrıca imalatçı ve ithalatçıların yönetmeliklerde belirtilen gereklerin tümüne uyduğunu garanti etme yükümlüğünün getirildiğini, tarafların sertifika olarak beyan ettikleri belgenin yönetmelikte sözü edilen uygunluk belgesi olduğu ve yönetmelik ile davalının yeterli gerekliliklere uyduğunun garantisini verme yükümlülüğü getirildiği, buna göre distiribütörlük sözleşmesinin fiilen uygulanabilmesi için üreticinin teknik yeterliliğin sağlandığına dair yeterlilik belgelerini davacıya sağlamasının zorunluluk olduğu, davalı tarafından sertifikanın sözleşmenin esaslı unsuru olmadığı ileri sürülmüş ise de yukarıda yazılı yasal düzenlemeye göre yapı malzemelerinin satışı ve dağıtımı için öngörülen standarda uyulması gerektiği, sözleşmeye konu ürünün Türkiye'de satışı, arzı ve kullanılabilmesi için geçerli bir sertifikanın bulunmadığı, bu haliyle sözleşmenin fiilen uygulanabilirliğinin de olmadığı, ürün yeterlilik belgeleri olmadan satışa arz yapılamayacağı, davalı ürettiği ürünün geçerli bir sertifikası olduğu savunulmuş ise de yargılama sırasında ürünün davalı ve davacı tarafından kullanılabilecek bir sertifikası olmadığı, ürün teslim alınmadığından gönderilen avansın iadesinin istenebileceği, sonuç itibariyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de hükmün gerekçesinin değiştirildiği, davacının sözleşmenin feshini haklı nedene dayanarak yaptığı ve ürün alımı için gönderdiği avansın iadesini istemekte haklı olduğu, mahkeme kararı sonuç itibariyle yerinde ise de gerekçesi hukuken yerinde görülmediğinden davalı vekilinin istinaf başvurusunun bu değişik gerekçe ile kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne 250.000,00 TL'nin 23.09.2015 tarihinden itibaren yasal faiz işletilerek davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin CE işaretli sertifikasının dava tarihi itibariyle mevcut olduğunu, saikte hatanın söz konusu olmadığını, sözleşmenin hiçbir yerinde müvekkili şirketin davacı tarafa sözleşmeye konu ürünün sertifikasının olduğuna dair bir taahhütte bulunmadığını, sözleşmede de bu yönde yazılı bir beyan bulunmadığını, sözleşme hükümleri okunmada bilirkişi raporu hazırlandığını, sertifika sözleşmenin esaslı unsuru olsaydı bu hususun sözleşmede mutlaka yazılması gerekeceğini, davacının bu hususu mutlaka sözleşmeye dercedeceğini, davacı tarafından müvekkili aleyhine herhangi bir şikayette bulunulmadığını, davacının sözleşmeyi ayakta tutmak yerine sözleşmeyi feshetmesinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, sözleşmeye konu ürünlerin müvekkilince teslime hazır olunduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava taraflar arasında düzenlenen yetkili distribütörlük sözleşmesinin ürünlerin sertifikası bulunmaması nedeni ile davacı tarafından feshi ile davalıya ödenen ancak teslim alınmayan ürünlerin bedelinin ihtar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!