11. Hukuk Dairesi 2022/6963 E. , 2024/3197 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/1163 Esas-2022/1319 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2019/745 Esas - 2020/24 Karar
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı aleyhine Bakırköy .... Noterliği'nin 05.05.1999 tarih 18803 yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edildiğini, ihtarnamenin müvekkiline tebliğ edilip edilmediğinin belli olmadığını, daha sonra 01.06.2017 tarihinde İstanbul 26.İcra Dairesinin 2017/20412 E. sayılı dosyası ile takibe geçildiğini, vekaleten hesap kat ihtarına, temerrüt faizlerine, borca ve tüm ferilerine itirazlar ettiklerini, icra dairesi tarafından 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kaanun) 138 inci maddesi gerekçe gösterilerek, fonun alacaklı olduğu takiplerde borçlular tarafından yapılan itirazların satış dışındaki takip işlemlerini durdurmayacağından bahisle 15.08.2017 tarihinde itirazın reddine karar verildiğini, takibe dayanak belge olarak Türkiye Emlak Bankası A.Ş. hesap kat ihtarı ve hesap özetinin gösterildiğini, mevcudiyeti ileri sürülen borçla ilgili olarak davacının hiçbir bilgisinin olmadığını, hesap kat ihtarnamesinin davacıya tebliğ edilmediğini, takibe konu kredinin ticari kredi olduğunu, davacının kefil sıfatı taşıdığının görüldüğünü, takip ekinde kredi sözleşmesi bulunmadığından, sözleşmedeki imzanın davacıya ait olup olmadığı hakkındaki itiraz haklarını saklı tuttuklarını, talep edilen faiz oranı ve faiz miktarı fahiş olduğundan müvekkilinin kefil sıfatı ile borçtan sorumlu olmadığını, takip konusu borcun takipten önce zamanaşımına uğradığını ileri sürerek davacının alacaklıya borçlu olmadığının tespitine, takibe, borca, faize ve faiz oranına itirazlarının kabulü ile takibin iptaline, haksız ve kötü niyetli takip yapıldığından %20'den az olmamak kaydı ile kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; İstanbul 26. İcra Dairesinin 2017/20412 E. sayılı dosyasına karşı açılmış olan huzurdaki maddi ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacıya 05.05.1999 tarihli hesap kat ihtarnamesinin tebliğ edildiğini, borcun muaccel hale geldiğini, hesap kat ihtarı ekindeki hesap özetinin de süresi içerisinde itiraza uğramadığından kesinleştiğini, zamanaşımı iddiasının da yasal dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin 06.07.2001 tarihi itibariyle tasfiye sürecine girdiğini, müvekkili banka alacağının Hazine alacağı sayıldığını, müvekkili banka alacağının 4389 sayılı Kanun ve bunu değiştiren 5020 sayılı Kanun çerçevesinde 20 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu, hesap kat tarihinden itibaren 20 yıllık sürenin geçmediğini, takipte talep edilen faiz oranının da akdi faiz oranı ve akdi temerrüt faiz oranı olduğunu, buna yönelik itirazların da yersiz olduğunu beyanla davanın reddine, takip tutarı üzerinden %20 oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı şirketin kullandığı krediye kefil olduğu, hesap kat ihtarının 04.05.1999 tarihinde tebliğe gönderildiği, icra takip tarihinin 01.06.2017 tarihinde yapıldığı, iş bu davanın ise 23.10.2017 tarihinde açıldığı, takip tarihinden önce hesap kat tarihinden itibaren 10 yıldan fazla süre geçtiği, oysa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kefaletin 10 yıl ile sınırlandırıldığı ve bu sürenin bir zaman aşımı değil kefaletin düşüm süresi olduğu, 6101 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca süre aşımına uğrayan konularda ilk defa 6098 sayılı Kanun ile düzenlenme getirilmiş ise hak sahibine 1 yıllık ek süre tanındığı, 6098 sayılı yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 1 yıllık sürenin de geçtiği, her ne kadar 818 sayılı Borçlar Kanun'unda (818 sayılı Kanun) kefalet süresine ilişkin düzenleme yapılmamış ise de, 6098 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemenin 6101 sayılı yasanın 5 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca geçmişe yürüdüğü, bu haliyle davacının kefaletinin sona erdiği, davacının talebinin kabul edilebilir olduğu, davacı aleyhinde başlatılan icra takibinin kefaletin düşmesi nedeniyle haksız olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava dışı ... İnş. Alt Yapı İçme Suyu San. ve Tic. Ltd. Şti.'nin Türkiye Emlak Bankası A.Ş. ... şubesinde kullandığı kredi nedeni ile davacının kefaletinin sona ermiş olması nedeniyle, davacının davalı tarafa İstanbul 26. İcra Müdürlüğünün 2017/20412 E. sayılı takip dosyasında borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, davalı tarafın kötü niyeti sabit olmadığından kötü niyet tazminatına yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; lehlerine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme gerekçesinden hak düşürücü süre sebebiyle davanın kabulüne karar verildiği için maktu vekalet ücretine hükmedildiğinin anlaşılmakta olduğunu, icra dosyasının takip tutarının 1.327.830,02 TL olduğunu, İlk Derece Mahkemesince dava harçlarının nisbi hesaplanarak taraflarına tamamlattırıldığını, 30.10.2019 tarihinde 22.676,01 TL peşin harcı yatırdıklarını, karşı vekalet ücretinin de yargılama giderlerinden olduğu göz önüne alındığında nisbi vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini, yatırılan harcın taraflarına iadesi hususunda gerekçeli kararda hüküm kurulmadığını, harcın taraflarına iadesi gerektiğini, davada haklı çıkan taraf olmalarına rağmen harç iadesine karar verilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, icra takibi tamamen kötü niyetli olup tek başına müvekkilinin mahvına yol açtığını, haksız ve kötüniyetli takip başlatan davalı alacaklı aleyhine alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı borçlunun hesabın kat edilmesi ile temerrüde düştüğünü ve anılan limitin tümünden sorumlu hale geldiğini, temlik eden tasfiye halinde Türkiye Emlak ve Katılım Bankası tarafından kat ihtarının ardından borçlu aleyhine İstanbul 26.İcra Müdürlüğünün 2017/20412 E. sayılı dosya ile takip başlatıldığını ve ödeme emrinin Tebligat Kanunu'na uygun şekilde borçluya tebliğ edildiğini, gerekçeli kararda kefalet sözleşmesinin zamanaşımına değil, hak düşürücü süreye tabi olduğunu ve hak düşürücü sürelerde, sürenin durması ve/veya kesilmesi söz konusu olmayacağından bahisle istinafa konu davayı kabul ederek borcun olmadığına dair karar tesis edildiğini, mahkemenin kararını dayandırmış olduğu bu hususa itiraz ettiklerini, asıl borcun zamanaşımına uğramasının kendiliğinden sonuç doğurmayacağını ve sadece borcu eksik borç haline getireceğini, taraflarca ileri sürülmedikçe hakimin bu hususu kendiliğinden göz önüne alamayacağını, davacının Varlık Yönetim Şirketi olduğunu, şirketin %100 hissesinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na ait olduğunu, temlik eden Türkiye Emlak Katılım Bankası A.Ş. için Mülga 4389 sayılı Bankalar Kanunu'na 26.12.2003 tarihli 25328 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe giren 5020 sayılı yasanın 27 nci maddesi ile eklenen ek madde 3 ile mülga 4389 sayılı Kanunu'ndan kaynaklanan fon alacaklarına ve bu kanuna göre hazine alacağı sayılan alacaklara ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak belirlendiğini, davaya konu alacağa ilişkin temerrüt tarihi (1999 yılı) ve takip tarihi (2017 yılı) dikkate alındığında, 20 yıllık zamanaşımı süresinin geçmediğinin açık olduğunu ileri sürerek yerel mahkemenin kararın kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süre ve zamanaşımı süreleri eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmı 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen süreden uzun ise kanunun yürürlük tarihinden başlayarak 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olacağı, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, 6098 sayılı Kanun'unda öngörülen süreden kısa ise eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam edeceği, 6098 sayılı Kanun'unda ilk kez öngörülen ve fakat yasanın yürürlük tarihi itibariyle dolmuş olan süre 1 yıldan kısa ise hak sahiplerinin yararlanabileceği ek süre 6098 sayılı Kanun'unda ilk kez öngörülen süre kadar olacağı, somut davada, davaya konu kefaletname ve kat tarihi itibariyle 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, davalı tarafından davacıya karşı 01.06.2017 tarihinde icra takibine başlandığı ve takip tarihi itibariyle yasada belirlenen 1 yıllık ek süre de dolduğundan kefalet kendiliğinden kalkmış olduğu, davacının kefaletten dolayı bir sorumluluğu bulunmadığından davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde olmadığı, davanın hak düşürücü sürenin dolmuş olması nedeniyle kabul edildiği, davaya konu takipte alacaklı davalının kötü niyetli olduğu davacı tarafça ispatlanamadığı ve kötü niyet tazminatı şartları oluşmadığından, davacının tazminat talebinin reddedilmesinde bir isabetsizlik yoksa da, karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT'nin 7 nci maddesi uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmesi halinde maktu vekalet ücretine hükmedileceği, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş olduğundan davacı lehine borçlu olmadığı tespit edilen miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmemesi ve karar tarihi itibariyle temlik alan davalının harçtan muaf olması sebebiyle karar ve ilam harcı alınmasına yer olmadığına karar verilmişse de, söz konusu harçtan davada haksız çıkan taraf sorumlu olduğundan, davacı tarafından peşin olarak yatırılan harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine karar verilmemesi gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtilen nedenleri ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
1.Uyuşmazlık, takibe ve davaya konu kefaletnamenin geçerli olup olmadığı, takip tarihi itibariyle kefalet ilişkisinin sona erip ermediği noktasında toplanmaktadır.
2.Dava, genel kredi sözleşmesine dayalı alacağın müşterek borçlu müteselsil kefilden tahsili için başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ve takibin iptali istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.6098 sayılı Kanun'un 598 inci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanun'un 72 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 598 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu'nun (6101 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin ikinci fıkrası, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 125 inci maddesi
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
(Temlik alan) Davalı ...Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı
ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davalı ...Ş.'ye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!