WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 05 Temmuz 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2022/6659 E.  ,  2023/6322 K.
"İçtihat Metni"

İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında ticari ilişkisi bulunduğunu, bu ilişki kapsamında davacı şirketin davalı tarafa emtia teslim ettiğini, faturalar keşide ettiğini, karşı tarafında bir kısım ödemeler yaptığını, bu fatura bedelleri ve ödemeler mahsup edildiğinde davacı tarafın davalı taraftan 258.211,10 TL alacağı bulunduğunu, davalı şirketin cari hesap ilişkisine dayandığı iddiası ile 26.09.2012 tarihli 168.909,84 TL ve 84.879,36 TL bedelli 2 adet fatura keşide edip gönderdiğini, taraflar arasındaki ticari ilişkiye uygun olmayan fiktif olan bu faturalara süresinde itiraz ettiklerini, her iki fatura açıklamasında davacı şirkete "destek primi" adı altında borç çıkartılmak istendiği ancak davacı ve davalı taraf arasında böyle bir prime ilişkin anlaşma bulunmadığını, bu hususun ihtarnamelerde de açıklandığını, davacı tarafça teslim edilen emtialara herhangi bir itiraz bulunmadığı halde cari hareketten doğan borcu ödemekten kaçınan davalıdan bu alacağın tazminine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 10.000,00 TL'nin 02.11.2012 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini istemiş, ıslah dilekçesi ile talebini 253.789,20 TL'ye artırmıştır.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin davalı şirketten alacağı bulunmadığını, aksine davalı şirketin davacı şirketten aksiyon/satış fiyat indirimine ilişkin alacağı bulunduğunu, bu alacağa istinaden dava konusu 2 adet faturanın gönderildiğini, davalının itiraz ederek faturaları iade ettiğini, davalının karşı ihtarname ile faturaları birkez daha gönderdiğini, davacı şirket ile yeniden defalarca ihtarlaştıklarını, dava dilekçesinde alacağın nedeninin açıklanmadığını, buna ilişkin bir belge sunulmadığını, dava konusu 2 adet faturanın davacı şirketin aksiyon/satış fiyatı indirimine ilişkin olarak davacı şirket ile anlaşılarak düzenlendiğini, davalı şirketin kabulü ve mutabakatı bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin 21.04.017 tarihli ve 2014/26 E., 2017/130 K. sayılı kararıyla; tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında süt ve süt ürünleri teslimine ilişkin ticari ilişki bulunduğu, bu ilişkinin 30.04.2012 tarihinde başlayıp 10.01.2014 tarihine kadar devam ettiği, tarafların ticari defter ve kayıtları üzerinde yapılan bilirkişi incelemesine sonucu davacı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre davalı tarafın davacı tarafa 10.01.2014 tarihi itibariyle 256.324,12 TL borçlu olduğu, davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu faturaların mevcut olmaması durumunda davalı tarafın davacı tarafa 253.789,20 TL borçlu olduğunun tespit edildiği, dava konusu miktarın destek primine ilişkin olduğu iddiasını ispat yükünün davalı tarafta olduğu, davalı taraf, taraflar arasında destek primine ilişkin süregelen fiili bir durumu ve sözlü bir anlaşma olduğunu iddia etmiş ise de, yazılı bir anlaşma bulunmadığı ve buna ilişkin delilin de dosyaya sunulmadığı, davacı tarafın da bu şekilde bir anlaşma olduğunu kabul etmediği, taraflar arasında süre gelen ticari bir teamülün varlığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, 253.789,20 TL'nin 10.000,00 TL'sine temerrüt tarihi olan 02.11.2012 tarihinden, 243.789,00 TL'sine ise ıslah tarihi olan 27.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda yıllık ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin 08.07.2020 tarihli ve 2017/2141 E., 2020/616 K. sayılı kararıyla taraflar arasında cari ilişki bulunduğu, davacı ticari defter ve kayıtlarına göre alacağının 256.324,12 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturaları bedeli ise 253.789,20 TL bulunduğu, aradaki farkın 2.534,92 TL olduğu, davalı tarafından düzenlenen destek prim faturalarının davacının ticari defter ve kayıtlarında bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Dairemizin 08.03.2022 tarih, 2020/7703 E., 2022/1619 K. sayılı kararıyla; "...Dava, alacağın tahsili istemine ilişkin olup, İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Bölge adliye mahkemesince davalı vekilinin ileri sürdüğü bir kısım istinaf sebepleri benimsenerek, başka bir deyişle yargılamada eksiklik görülerek duruşma açılıp, tahkikat yapılmış ve bilirkişi heyetinden raporve ek rapor alınmıştır. Yapılan inceleme sonucunda ise istinaf aşamasında alınan bilirkişi raporuyla ilk defa tespit edilen delillere de dayanılarak İlk Derece Mahkemesinin davanın reddi yönündeki kararında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/(1)-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK’nın karar tarihinde yürürlükte olan 353/1-b-1 maddesi uyarınca yargılamada eksiklik bulunmadığının ve kanunun olaya uygulanmasında hata edilmediğinin anlaşılması halinde istinaf isteminin esastan reddine karar verilmesi gerekir. Başka bir anlatımla, yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılması halinde ve bu hale münhasır olarak başvurunun esastan reddine karar verilmesi gereklidir. Ancak Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda da açıklandığı üzere yargılamada eksiklik görülerek dava konusu uyuşmazlık üzerinde duruşma açılarak inceleme yapılması durumunda HMK’nın 353/1-b-3. maddesi gereğince esastan yeni bir karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde, incelenen kararda olduğu gibi, bir yandan kararın gerekçesinde yargılama eksikliğine ve bunun giderildiğine değinilirken, bir yandan da ancak ilk derece yargılamasında usul ve yasaya hiçbir aykırılık bulunmayan hallerde verilmesi gereken istinaf başvurusunun esastan reddi biçimindeki hüküm fıkrası arasında çelişki oluşacağı açık olup bu gibi bir durum ise kanuna açık aykırılık nedeniyle re’sen bozma nedeni teşkil eder niteliktedir. Hükümden sonra 7251 sayılı Kanun ile HMK’nın 356. maddesine eklenen ve yayım tarihinde yürürlüğe giren 2. fıkra, yukarda belirtilen hallerde, farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektirir nitelikte değildir. Nitekim, bilindiği ve HMK’nın 354. maddesinde ve özellikle bu maddenin gerekçesinde değinildiği üzere, Bölge Adliye Mahkemelerince yapılacak incelemenin biri denetim açısından, diğeri ise dava konusu uyuşmazlık bakımından olmak üzere iki yönü bulunmaktadır. Ayrıntıya girilmeden ifade edilecek olursa, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılarak dava konusu uyuşmazlık üzerinde bir inceleme yapılması halinde, 356/2. maddede değinilen ve verilmesi öngörülen gerekli karar, “yeniden esas hakkında bir karar” olmak durumundadır. Tüm bu nedenlerle, HMK m. 353/1-b-1 kapsamında istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın öncelikle bu nedenle ve HMK’nın 369/1. ve 371. maddeleri uyarınca bozulması gerekmiştir.

2- Bozma sebep ve şekline göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir. " gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

B. Bölge Adliye Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında süt ve süt ürünleri satımına dair ticari ilişki bulunduğu, davacının tedarik ettiği ürünlerin davalıya ait mağazalarda satıldığı, taraflar arasındaki satıma dayalı ilişkinin 13.07.2012 ila 10.01.2014 tarihleri arasında sürdüğü, yazılı bir sözleşme olmadığı, davacının ödenmeyen 258.211,10 TL alacağının tahsili için 10.000,00 TL bedelli dava açtığı, tarafların ticari defter ve kayıtlarının incelenmesi ile cari hesaba göre davacı alacağının 253.789,20 TL olduğu, davacının davasını ıslah ederek, 243.789,20 TL olarak harcı tamamladığı, davalının bu bedelden "destek prim" açıklamalı olarak düzenlediği, 26.09.2012 tarihli 168.909,84 TL ve 26.09.2012 tarihli 84.879,36 TL bedelli iki adet faturadan kaynaklı uyuşmazlığın incelenmesinde, davacı kayıtlarında bu faturanın bulunmadığı, davalı tarafça gönderilen bu faturaların iade edildiği, davalı tarafça delil olarak sunulan taraflar arasındaki elektronik posta yazışmalarının incelenmesinde, toplam cironun 21.507,559 TL olması halinde %1 prim faturasının mümkün olabileceğinin belirtildiği, yıllar içinde davacı tarafın bu ciroya ulaşamadığının tespit edildiği, bu durumda davalı tarafça prim alacağına hak kazandığının ispatlanmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın kabulüne, 10.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 02.11.2012 tarihinden itibaren, 243.789,20 TL'nin ıslah tarihi olan 27.06.2016 tarihlerinden itibaren işleyecek yıllık ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;
1. Bölge adliye mahkemesince davalı şirketin defter kayıtlarının yerinde incelenmediğini, yalnızca davacı ticari defterlerinin incelendiğini,

2. Davacıya yansıtılan dava konusu "aksiyon/satış fiyatı indirimi" veya Faturalarda ki ibaresiyle "destek primi" veya Muavin Kayıtlarında ki ibaresiyle "Gelir Faturası Stok" ibaresi/açıklaması ile tanzim edilen onlarca faturadan sadece dava konusu iki adet faturanın davacı defter kayıtlarına işlenmediğini ve davacı tarafından itiraz edildiğini, davacının kötü niyetli davrandığını,

3. Diğer faturaların kabul edilmesinin taraflar arasında bu konuda bir ticari teamül olduğunu gösterdiğini,

4. Söz konusu iki faturanın tanziminin nedeninin taraflar arasındaki elektronik posta yazışmaları ile mutabık kalınan ve söz konusu ürün fiyatında indirim yapılması ve kampanya yapılması sonucunun davacı yana yansıtılması olduğunu savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, cari hesaba dayalı alacağın tahsili istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 356 ıncı maddesinin ikinci fıkrası

3. Değerlendirme
1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

31.10.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.