11. Hukuk Dairesi 2022/6629 E. , 2024/2805 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/79 Esas, 2022/1171 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2008/135 E., 2021/207 K.
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların bir süre ortaklık yaptıklarını, sonradan davalının ayrıldığını, geri dönmesini müteakip beraber çalıştıklarını, bu kez aralarında ortaklık bulunmadığını, müvekkilinin yapılan iş karşılığı davalıya komisyon ödediğini, ortak oldukları dönemde ise resmiyette iş yerinin müvekkili üzerine göründüğünü, diğerlerinin bir resmi ortaklığının bulunmadığını, bu dönemde üçüncü kişilerden vadeli traktör alımları ve bankadan kredi işlemlerinde kullanılmak üzere müvekkilinin boş çek ve senetleri imzalayıp kasada bıraktığını, 1994 yılında müvekkilinin oğlunun ağır bir kaza geçirdiğini, yoğun bakımda kaldığını, bu sırada müvekkilinin iş yeri ile ilgilenemediğini, kasanın ve iş yerinin tüm anahtarlarının fiilen işlerle ilgilenen davalıda kaldığını, 1997 yılında müvekkilinin ayrılarak kendi traktör galerisini açtığını, davalının ise borçları sebebiyle 2000 yılında Söke’yi terk ettiğini, nerede olduğunun bilinmediğini, hal böyleyken borca batık davalının 30.12.2007 tanzim, 01.02.2008 vade tarihli 360.000,00 TL bedelli senede dayalı olarak müvekkilinin aleyhine Söke İcra Müdürlüğünün 2008/1167 E. sayılı dosyası ile takip başlattığını, senetteki imza ile metnindeki yazıların müvekkiline ait olmadığını, davalının senet üstünde tahrifat yaptığını, 2003 yılında damga pulu kaldırıldığı halde senette damga pullarının bulunduğunu, senedin zorunlu unsurlarının sonradan doldurulduğunu, taraflar arasında hiçbir ödünç, alış veriş, teminat vs. gibi ilişkinin olmadığını, tarafların birlikte çalıştıkları dönemde davacının iş yerinden senedin çalınmasının da ihtimaller arasında yer aldığını ileri sürerek Söke İcra Müdürlüğünün 2008/1167 E. sayılı dosyasından müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini, 360.000,00 TL bedelli senedin ve bu senede istinaden yapılan takibin iptalini talep etmiştir
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; tarafların bir süre ortaklık yaptıklarını, sonra 1997 senesine kadar da birlikte iş yapmaya devam ettiklerini, aralarında alacak verecek ilişkisinin bulunmasından daha doğal bir durumun olmadığını, uzun süre ticaret yapan bir şahsın çalınma ya da kaybolma riskini göze alarak iş yerinde veya kasasında çek, senet muhafazasının hayatın olağan akışına aykırılık taşıdığını, hırsızlık suçlamasının gerçeği yansıtmadığını, senetteki imzayı davacının attığını, senedin üzerindeki telefon numaraları ve pullar ile müvekkiline verildiğini, alacağına istinaden iyi niyetle senedi alan müvekkilinin herhangi bir oynama yapmadığını, kambiyo senetlerinin illetten mücerret olduğunu savunarak davanın reddini, imzanın davacıya aidiyetinin tespiti halinde %40 oranında tazminata hükmedilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kambiyo senetlerindeki mücerretlik ilkesi gereği bedelsizlik iddiasının davacı tarafından senede karşı senetle ispat kuralınca ispatlanması gerektiği, ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 203 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) ve (e) bentleri gereği davacının tanıklarının dinlendiğini, senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiği, ağır ceza mahkemesince konu hakkında yapılan yargılamada beraat kararı verildiğini, Yargıtay’ın ise zamanaşımı nedeniyle tesis ettiği düşme kararının kesinleştiği, davacının senedin rıza dışında elden çıktığı iddiasının soyut tanık ifadeleri ve isticvap ile ispat olunamadığı gerekçesiyle davanın ve kötü niyet tazminatı talebinin reddine, davalının %40 tazminat talebinin kabulüne karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; senetteki lif kaybının ve yıpranma belirtilerinin ceza mahkemesine sunulan raporda belirtildiğini, sahtecilik ve bedelsizlik nedenine dayanan davada bedelsizlik iddiasının yeterli araştırılmadığını, davalının ceza mahkemesinde borcun kaynağını 1997 yılında biten ortaklığa dayandırdığını, senede ihdas nedeni ortaya atan davalının borcun kaynağını ve miktarını ispatlaması gerektiğini, davalının senedi müvekkilinin rızası dışında eline geçirdiğini, aradan 25-30 sene geçtikten sonra zorunlu unsurları doldurup takibe koyduğunu, davalının ceza yargılamasında imzanın kendi huzurunda atıldığını ileri sürdüğünü, oysa senetteki imzanın müvekkilinin 1986 ve öncesi dönemindeki imzalarına uyduğunun rapor edildiğini, tanık beyanlarının iddialarını doğruladığını, davalının borca batık olduğu halde kabul anlamına gelmemekle birlikte 1997 yılında biten ortaklık için müvekkilinden ortaklıktan kalan alacağını istememesi, yasal girişimde bulunmaması, müvekkilinin senet vermesi için 10 yıl beklemesinin hayatın olağan akışına aykırılık taşıdığını, davalının isticvapta senedin ne zaman imzalandığını bilemeyeceğini ifade ettiği halde ceza yargılamasında kendi yanında imzalandığını söylediğini, bu çelişkinin gözetilmediğini, ceza mahkemesi dosyasının, beyanların, delillerin, suçun değerlendirilmediğini, takip durmadığından ve ihtiyati tedbir kararı verilmediğinden tazminata hükmedilemeyeceğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ceza mahkemesinin davalı hakkındaki yargılaması sonucu beraat kararı verildiğini, Yargıtay tarafından zamanaşımı sebebiyle davanın düşürüldüğü, senet üzerindeki imzanın davacının eli ürünü olduğunun Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiği, bononun kayıtsız borç ikrarı içerdiği, mücerretlik ilkesi gereği bedelsizliğin davacı tarafından aynı nitelikteki delillerle ispatlanması gerektiği halde ispatlanamadığı, ancak tedbir kararı bulunmadığından kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine, davacı ile davalının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin rızası ile açık senet vermediğini, bu itibarla senede karşı senetle ispat kuralının uygulanamayacağını, tarafların ortaklığı döneminde resmiyette işyeri müvekkili göründüğünden üçüncü kişilerden vadeli traktör alımları, banka kredi işlemleri için boş çek ve senet imzalayıp kasada bıraktığını, uzun süre hastanede kalan oğlunun yanında iken işyeri ile davalının ilgilendiğini, kasa ve işyeri anahtarlarının davalıda kaldığını, senetteki 4 haneli telefonların 1989 yılına kadar kullanıldığını, damga pulu şartının 2003 yılı Ağustos ayında kaldırıldığını, senetteki imzanın müvekkilinin 1986 ve öncesi dönemindeki imzalarına uyduğunun Adli Tıp Kurumu raporunda belirtildiğini, senetteki lif kaybının ve yıpranma belirtilerinin hem gözlendiğini, hem de ceza mahkemesine sunulan raporda belirtildiğini, bedelsizlik hususunun yeterince araştırılmadığını, davalının ceza mahkemesinde senetteki borcun kaynağını 1997 yılında biten ortaklığa dayandırdığını, bu durumda kaynağını ve miktarını ispatlaması gerektiğini, senette olmayan ihdas nedenini ortaya atanın bunu ispat yükü altında bulunduğunu, kural olarak menfi tespit davasında ispat yükünün davalı/ alacaklıda olduğunu, senedin rıza dışı elden çıktığını, aradan 25-30 yıl geçtikten sonra davalının tüm zorunlu unsurları doldurup takibe koyduğunu, davalının borca batık olduğu halde kabul anlamına gelmemekle birlikte 1997 yılında biten ortaklık için müvekkilinden ortaklıktan kalan alacağını istememesi, yasal girişimde bulunmaması, müvekkilinin senet vermesi için 10 yıl beklemesinin hayatın olağan akışına aykırılık taşıdığını, davalının ceza yargılamasında senedin kendi yanında imzalandığını söylediğini, bu çelişkinin gözetilmediğini, zamanaşımından düşme kararının beraat kararı gibi değerlendirildiğini, senetle ispat edilen vakanın hayatın olağan akışına aykırılığı halinde senede karşı senetle ispat kuralının yumuşatılmasının yerinde olacağını ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının senedi ödememek adına müvekkilinin düzenlemediği senedi icra takibine konu ettiğini, davacının da aralarında bulunduğu sanıklar hakkındaki beraat kararının bozulmasının ardından verilen mahkumiyet kararının onandığını, davacının tüm eylemleri, suç duyuruları, menfi tespit davasının borçtan kurtulmayı amaçladığını, kötü niyet taşıdığını, müvekkilinin ihtiyati tedbir kararı ile değil ama bu süreçlerin tamamlanmasına kadar alacağını tahsil edemeyecek duruma geldiğini, davacı aleyhine tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın düzeltilerek onanmasını ya da bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
1. 6100 sayılı Kanun'un 203 üncü maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
3.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 74 üncü maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere ayrı ayrı yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!