11. Hukuk Dairesi 2022/6628 E. , 2024/3016 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/90 Esas, 2022/1245 Karar
HÜKÜM : Kabul
İLK DERECE MAHKEMESİ : Söke 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)
SAYISI : 2014/376 Esas - 2019/668 Karar
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde, davalının 27.01.2014 tarihli devir sözleşmesi ile müvekkili şirketteki hissesinin tamamını diğer ortak olan dava dışı...'a devrettiğini, bu sözleşmede şirketten alacağının kalmadığını beyan ettiğini, şirketten ayrıldıktan sonra şirket aleyhine ihtiyati haciz kararı aldığını ve 10.01.2014 tanzim, 03.02.2014 vade tarihli 330.000,00 TL bedelli bonoya dayanarak icra takibi başlattığını, bu dosyada haciz işlemi yapıldığını, takibe konu bononun müvekkili şirket kayıtlarında yer almadığını, davalının bonoyu kötü niyetli olarak düzenleyerek şirketten kendisini alacaklı gibi gösterdiğini, davalı hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduklarını iddia ederek, takibe konu bono nedeniyle müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespiti ile davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı şirketin yetkililerinin icra dosyasındaki haciz işlemi sırasında borcu inkar etmediklerini, icra dosyasında yapılan muhafaza işleminden sonra, davacının haczedilip muhafaza altına alınan mahlıç pamuğunu 18.03.2014 tarihinde kendi rızası ile 116.635,68 TL tutarında fatura keserek müvekkiline devrettiğini, bu durumun da borcu kabul ettiklerini gösterdiğini, bu ödemeyi icra dosyasına bildirdiklerini, müvekkilinin 2011 yılından 27.01.2014 tarihine kadar ortağı ve yetkilisi olarak davacı şirket ile çalıştığını, taraflar ayrılma kararı aldığında davacı şirketin müvekkilinin alacağından haberdar olduğunu, alacağın mevcudiyetinin davacı şirket defter ve belgelerinde yapılacak incelemede görüleceğini, müvekkilinin alacağına binaen yetkisi kapsamında senet düzenlediğini, senedin şirket kayıtlarında yer almamasının alacağı ortadan kaldırmayacağını, kambiyo senetlerinin sebepten mücerret borç senetleri olduğunu, ticari defterlere kaydedilmemiş olmasının senette mündemiç alacağın talep edilmesine engel teşkil etmeyeceğini, müvekkilinin alacağının hisse devrinden ayrı bir konu olduğunu ve şirket defter ve belgeleri incelendiğinde ortaya çıkacağını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, bononun kıymetli evrakın bir türü olup, illetten mücerret borç ilişkisi mahiyetinde olduğu, lehtara borcunun bulunmadığını keşidecinin ispatlaması gerektiği, bedelsizlik iddiasının senet kuvvetinde bir delil ile ispatı gerektiği, ispat yükünün davacıda olduğu, davaya konu bononun tanzim tarihinin 10.01.2014, vade tarihinin 03.02.2014 olduğu, bu tarih itibarıyla şirket adına bonoyu düzenleyen yani keşideci olan davalının şirketin ortağı ve müdürü olduğu, bu tarihten 17 gün sonra 27.01.2014 tarihinde davalının, şirketteki tüm hisselerini dava dışı...'a devrederek şirketle olan ilişkisini kestiği, davacı şirketin ticari defterlerinde uyuşmazlığa konu bonoya dair herhangi bir kayıt bulunmadığı, ilke olarak bononun ticari deftere işlenmemiş olmasının illetten mücerret borç ilişkisi mahiyetindeki bononun sıhhatine etkili olmadığı düşünülebilir ise de, bononun tanzim tarihi itibarıyla davalının şirket müdürü ve ortağı olması sebebiyle şirketin defterlerini tutmakla yetkili ve görevli olduğu, her ne kadar bononun keşidecisi, tüzel kişiliği haiz olan davacı şirket ise de, fiilen bonoyu keşide eden ve aynı zamanda bononun lehtarının davalı olduğu, bonodan haberdar olan davalının uyuşmazlığa konu bonoyu şirketin ticari defterlerine kaydetmemiş olmasının kötü niyetli bir davranış olduğu, 05.08.2015 tarihli bilirkişi raporunda davalının, davacıdan bononun tanzim tarihi itibarıyla 1.760.567,65 TL alacağının olduğunun, ancak uyuşmazlığa konu bono ile ilgili şirketin ticari defterlerinde herhangi bir kayıt bulunmadığının tespit edildiği, ticari defterlerden ve dosya içerisindeki belgelerden taraflar arasında bazı borç ilişkilerinin bulunduğu anlaşılmakta ise de, eldeki davanın konusunun tarafların birbirine borcunun olup olmadığına değil icra takibine konu bono nedeniyle davacının davalıya borcunun bulunup bulunmadığına dair olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacının, davalıya Söke 1. İcra Müdürlüğünün 2014/357 E. sayılı dosyası ve takip mesnedi 10.01.2014 tanzim, 03.02.2014 vade tarihli, 330.000,00 TL bedelli bono nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, İİK'nun 72/6 fıkrası uyarınca davacının ödemiş olduğu 116.635,68 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, bono bedeli 330.000,00 TL'nin %20'si olan 66.000,00 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, müvekkilinin şirket ortaklığının başlangıcından hisse devri sonuna kadar şirketin diğer ortağının babası dava dışı ... ile birlikte şirketin müdürlük görevini yürüttüğünü, her türlü işlemi yapmaya kambiyo taahhüdünde bulunmak da dahil olmak üzere münferiden 5 yıllığına yetkili kılındığını, müvekkilinin ortak olduğu dönemde ve müdürlüğü süresince nakit ihtiyacını karşılayarak şirketi finanse ettiğini, şirketten ayrıldığı sırada şirket kayıtlarında da görüldüğü üzere toplamda 332.134,41 TL şirketten alacağı bulunduğunu, müvekkilinin elindeki bononun 330.000,00 TL tutarında olduğunu, gerek senedin tanzim tarihi olan 10.01.2014 tarihinde, gerekse senedin vade tarihi olan 03.02.2014 tarihinde bono tutarının üzerinde bonoyu bedelsiz bırakmayacak miktarda alacağının bulunduğunu, haricen yapılan tahsilatın icra dosyasına 21.05.2014 tarihinde bildirildiğini, bakiye alacağın 213.364,32 TL olarak kaldığını, bedelsizlik iddiasınının ispat yükünün davacıya ait olduğunu, kambiyo senedinin beldesizliğine dayanan menfi tespit davasında tespiti gereken ilk hususun, kambiyo senedinin düzenlenmesine sebep olan temel alacağın mevcut olup olmadığının tespiti olduğunu, davada alınan her üç bilirkişi raporunda da müvekkilinin şirketten temel ilişkide alacaklı olduğunun, üstelik bu alacağın şirket defterlerinde de kayıtlı olduğunun açıkça ifade edildiğini, kambiyo senedinin, düzenlenmesine neden olan temel ilişkiden ayrı ve bağımsız olmadığını, müvekkilinin hem temel ilişkideki alacağı, hem de senetten doğan alacağı ayrı ayrı talep edemeyeceği, hem temel alacağın hem de kambiyo senedinden doğan alacağın ticari defterlere ayrı ayrı kaydedilmesine imkan bulunmadığını, aksi halde aynı-yarışan alacağın iki defa defterlere işlenmesi anlamına geleceğini, bu uygulamanın muhasebe standartlarına aykırı olduğunu, senet ifa edilmekle müvekkilinin temel ilişkiden doğan alacağının da sona ermiş olacağını, temel alacağın mevcut olduğunun defter kayıtlarıyla sabit olduğunu, davacı senedin müvekkilinin şirketten olan alacaklarının ifası uğruna düzenlenmediğini öne sürmediğini, mahkemece sanki bu senet ayrı bir alacak için düzenlenmiş gibi değerlendirme yapıldığını, müvekkili ile davacı şirket arasında başka bir alacak ve borç ilişkisinin bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde yaptığı kısmi ödemeyi geri almak için bir talepte bulunmadığı halde, sanki ödeme dava açıldıktan sonra yapılmış ve kısmi olarak menfi tespit istemi istirdat istemine dönüşmüş gibi söz konusu ödemenin müvekkilinden tahsiline karar verildiğini, menfi tespit davasında eda davasına ilişkin bir hüküm verilemeyeceğini, bononun defter kayıtlarda yer almamasının bononun hukuki geçerliliğine etkisinin bulunmadığını belirterek kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, temsilcinin kendisi ile işlem yapma yasağı kapsamında davalı şirket müdürü tarafından kendisi lehtar, temsilcisi olduğu şirket keşideci-borçlu olacak şekilde düzenlenen 10.01.2014 tanzim, 03.02.2014 vade tarihli 330.000,00 TL bedelli bono nedeniyle davacı şirketin borçlu olduğunun kabul edilemeyeceği, davacı tarafından eldeki menfi tespit davasının açılmasından önce ödeme yapıldığı ve bu tutar yönünden dava dilekçesinde herhangi bir talep bulunmadığı da gözetildiğinde, davanın fatura tutarı olan 116.635,68 TL yönünden İİK 72/6 ncı maddesi gereğince istirdat davasına dönüştüğü gerekçesiyle davalıdan tahsiline karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; temsilcinin kendisi ile işlem yapmasının her durumda yasaklı olmadığını, istisnaları olduğunu, davacı şirketin yapılan işlemde zarar tehlikesinin bulunmadığını, müvekkilinin şirkete ortak olduğu tarihten çıktığı tarihe kadar şirketi finanse ettiğini, bu durumun defter kayıtları ile anlaşıldığını, bilirkişi raporları ile tespit edildiğini, davacının borca itiraz etmeden kendi rızası ile takip dosyasına ödeme yaptığını, kötüniyet tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, bedelsizlik iddiasını davacının ispat etmesi gerektiğini, temel alacağın ispat edildiğini, senet olduğu sürece alacak davası açılamayacağını, kararın onanması halinde ise alacağına geç kavuşacağını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, takibe konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
18.04.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!