11. Hukuk Dairesi 2022/3067 E. , 2023/6599 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2020/633 Esas, 2021/1682 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 3. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2019/39 E., 2020/66 K.
Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin "..." ibareli tanınmış markaların sahibi olduğunu, davalının, bu markalar ile karıştırma ihtimali bulunacak derecede benzer nitelikteki “...+şekil” ibaresini 01, 06, 07, 19, 35, 37 inci sınıflarda marka olarak tescil ettirmek üzere davalı TPMK'na başvuruda bulunduğunu, 2017/14577 numarasını alan başvurunun, Resmi Marka Bülteninde ilanı üzerine müvekkili tarafından Markalar Dairesi Başkanlığına itirazda bulunulduğunu, itirazlarının kabul edilerek davalı şirketin marka başvurusunun reddine karar verildiğini, bunun üzerine davalı şirketin bu kararın yeniden incelenmesi talebinin nihai olarak YİDK tarafından kabul edilerek, başvurunun tesciline karar verildiğini, oysa müvekkili ... Gıda’nın 1961 yılından bu yana faaliyet gösterdiği alanda birçok ürünün tanıtımı ve geliştirilmesini sağlayarak kalite sembolü olduğunu, dava konusu “...” ibareli marka ile müvekkilinin “...” markasının” aynı sınıflarda yer alan mal ve emtiaları kapsar bir şekilde tescil edildiğini, müvekkilinin 2014/29329 sayılı “... sarı bisiklet” ibareli markasının 06 ncı sınıfı kapsar şekilde tescilli olduğunu, dolayısıyla 06 ncı sınıf bakımından sınıfsal benzerliğin mevcut olduğunun açık olduğunu, dava konusu markanın kapsamındaki 07 nci sınıftaki malların müvekkilinin 2007/33863 sayılı ve “alo ...” ibareli markasının kapsamında yer aldığı, dava konusu markanın kapsamındaki 35 inci sınıftaki hizmetlerin müvekkilinin 2014/21663 sayılı ve “... frigo” ibareli, 2007/54411 sayılı ve “... şekil” ibareli, 2007/49128 sayılı ve “...” ibareli, 2006/22238 sayılı ve “... kurabiye şekil” ibareli markalarının kapsamında yer aldığı, dava konusu markanın kapsamındaki 37 inci sınıftaki hizmetlerin müvekkilinin 2014/29329 sayılı markasının kapsamında yer aldığını, 01 ve 19 uncu sınıftaki malların ise müvekkilinin “...” markasının tescil edildiği mal ve hizmetlerle benzer olduğunu, aynı tüketici kitlesine yöneldiğini, benzer ihtiyaçları karşıladığını, müvekkilinin “...” markasının tanınmış marka statüsünde olması nedeniyle bahse konu markaya bütün sınıflarda yer alan mal ve hizmetleri kapsar bir şekilde koruma sağlanması gerektiğini, tanınmışlığın iltibası arttırdığını, dava konusu markanın müvekkilinin seri markalarından biri olarak algılanacağını ileri sürerek TPMK YİDK'nın 2018-M-10499 sayılı kararın iptali ile dava konusu 2017/14577 başvuru numaralı “...+şekil ibareli markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde; davacının itiraza mesnet markaları ile dava konusu “...+şekil” ibareli markanın görsel, fonetik ve anlamsal açıdan benzer olmadığını, markalar arasında karıştırılma ihtimali bulunmadığını, “...” ibaresinin “...” ibaresinden, yazı karakteri, renk büyüklük, tasarım vb. yönlerden herhangi bir şekilde ayrıştırılmadığı, harflerin tamamının kaynaşmış şekilde, birlikte ve bütünsel bir markasal algıya konu olacak şekilde kullanıldığını, ayrıca markaların birbirinden farklı logo, renk ve tasarımlara sahip olduğunu, bu çerçevede, başvuru konusu markanın bu bütünsel yapısı ve logo ve tasarım farklılıkları dikkate alındığında orta düzeydeki müşteri kitlesinin markayı parçalara ayırarak “...” şeklinde algılama ve “...” markalarıyla karıştırma ihtimalinin bulunmadığını, tarafların tescil kapsamlarında yer alan mal ve hizmetlerin de farklı olduğunu, müvekkili Kurum kararının usul ve yasaya uygun bulunduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Diğer davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu "..." ibaresi üzerinde önceki tarihli tescillere dayalı müktesep hakkının bulunduğunu, taraf markaları arasında görsel, işitsel ve anlamsal yönden benzerlik olmadığını, davacının 2007 54411 ve 2007 49128 sayılı tescillerinin 5 yıllık kullanmama süresini doldurduklarından, davacının bu markaların tescile konu sınıflarda kullanımını kanıtlaması gerektiğini, müvekkilinin başvurusuna konu “...” ibaresinde olduğu gibi “...” ile başlayıp başkaca harflerin birleşimi ile oluşan markaların tescil edildiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu başvuru kapsamındaki malların ve hizmetlerin, davacının itiraza dayanak markalar kapsamındaki mal ve hizmetlerle aynı tür/benzer/ ilişkili oldukları, ancak marka işaretleri arasında işitsel, görsel ve anlamsal benzerlik bulunmadığı, zira dava konusu başvurunun “...+şekil” ibareli olup şekil unsuruna kıyasla daha ön planda olan “...” ibaresinin esas unsur olduğu, redde mesnet markalarda ise “...” ibaresinin esas unsur olarak yer aldığı, dava konusu ve davacı markalarında ortak unsur olarak yer alan “...” ibaresinin “Hitit” anlamına geldiği (www.tdk....tr), Hititler’in, tarihte Anadolu'da hüküm sürmüş bir devlet olması nedeniyle toplumda bilindiği ve ayırt edici niteliğinin düşük bulunduğu, tüketicinin dava konusu “...” ibaresini “...” ve “...” olarak ayrıştırarak algılamak yerine, ibareyi görsel, işitsel ve anlamsal olarak bütüncül algılayacağı, davacı markalarındaki “...” ibaresinin ayırt edici niteliği düşük bir ibare olması, dava konusu marka ile davacı markalarının tertip tarzlarının birbirinden farklı olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu “...+şekil” ibareli marka ile davacının markaları arasında marka işaretleri bakımından işitsel, görsel ve anlamsal benzerlik bulunmadığı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesinin beşinci fıkrasında yer alan koşulların oluşmadığı gibi, taraf markaları arasında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında karıştırılma tehlikesi olmadığından tanınmışlığın bu duruma bir etkisinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ..." ibaresinin ayırt ediciliğinin düşük olduğu iddiasına itibar edilemeyeceğini, anılan ibarenin müvekkili tarafından 60 yıldır kullanılan ve bilinen bir ibare olduğunu, "..." ibareli markalarının Paris Sözleşmesi'nin 1 inci Mükerrer 6 ncı maddesi ve 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca tanınmış marka olduğunu, müvekkili markalarının tanınmışlığının davaya etkisinin değerlendirilmemesinin eksik incelemeyi gösterdiğini, "..." ibaresinin aynı zamanda müvekkilinin ticaret unvanı olduğunu ve anılan ibarenin gıda sektörü dışında pek çok sektörde fiili olarak kullandığını, müvekkili ile idari ortaklığı bulunan ... Havacılık ....A.Ş'nin "..." ibaresi hava, kara ve deniz taşımacılığı olmak üzere lojistik sektöründe kullandığını ve anılan şirketin "..." ibareli tescilli markaların bulunduğunu, yine müvekkili ile organik ve idari bağı bulunan ... Makine A.Ş.'nin de ... ibaresini sanayi tipi gıda üretim hatları, mekatronik, robotik, yazılı geliştirme ve endüstriyel görüntü işleme gibi sektörlerde kullandığını ayrıca müvekkili şirketin "... Çocuk Tiyatrosu" ibaresi altında çocuklara yönelik tiyatro oyunları oluşturduğunu, bu açıklamalar karşısında "..." markalarının ilgili olmayan sektörlerde de bilinen bir marka olduğu, buna bağlı olarak ayırt ediciliği bu denli yüksek olan anılan ibarenin başka ürün ve hizmette kullanılmasının doğrudan doğruya müvekkilinin tanınmış markalarını akla getirdiğinin kabulü gerektiğini, tanınmış markalarının erozyona uğrama ihtimalinin hiç değerlendirilmediğini, müvekkili markasının davalı tarafça kullanılması halinde tüketicilerin müvekkili firmanın başka bir sektörde faaliyet gösterdiğini düşüneceğini ve müvekkilin sağladığı haklı ün ve güveni göz önüne alarak davalı markasını tercih edebileceğini, bu durumun ise müvekkili markasının itibarına zarar vereceğinin açık bulunduğunu, dava konusu marka ile müvekkili markalarının ayırt edilmeyecek derecede benzer olduğunu, dava konusu markanın müvekkili markalarının devamı veya serisi olarak algılanacağını, dava konusu marka başvurusunun kötü niyetli bulunduğunu, zira davalının müvekkilinin tanınmış markalarından haberdar olmadığının söylenemeyeceğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, tescilli bir marka ile başvuru konusu işaret arasında iltibasa sebebiyet verebilecek derecede benzerlik olup olmadığının, her ikisinin ayırt edici ve baskın unsurları gözetilerek münferit unsurlardan ziyade bütünü itibarıyla bıraktığı izlenimin dikkate alınarak belirleneceği, buna göre "...+şekil" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet "..." ibareli markaları arasında maddesi anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibariyle ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunmadığı, dava konusu başvurunun bir bütün olarak "..." ibaresinden oluştuğu, davacı markalarının esas unsurunu oluşturan "..." ibaresinin ön çıkartılmadığı, tarafların marka işaretleri arasında benzerlik bulunmadığından davacı markalarının tanınmışlığının sonuca etkili bulunmadığı, diğer taraftan davacının davalı Kurum nezdindeki itirazlarında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin altıncı fıkrasına dayanmadığından davadaki YİDK kararının iptali bakımından davacının bu iddiasının dinlemesi mümkün olmadığı gibi marka hükümsüzlüğü istemi yönünden de bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesinde ileri sürülen bu iddianın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 141 inci maddesi uyarınca iddianın genişletilmesi yasağı tabi olup davalı tarafın açık muvafakati de bulunmadığından İlk Derece Mahkemesince davacının 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin altıncı fıkrasına dayalı iddiasının nazara alınmamasında bir isabetlik görülmediği, ayrıca davacının ilk kez istinaf aşamasında ileri sürdüğü kötü niyet iddiasının da 6100 sayılı Kanun'un 357 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca dikkate alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davaya konu YİDK kararının isabetli olup olmadığı ve başvuruya konu markanın hükümsüz kılınması koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası ve altıncı fıkrası.
3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
09.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!