WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 19 Temmuz 2026

YARGITAY 11. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

11. Hukuk Dairesi         2021/8318 E.  ,  2023/2755 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/2063 Esas, 2021/1338 Karar
HÜKÜM : Esastan ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gaziantep 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
SAYISI : 2017/1229 E., 2019/629 K.

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 06.05.2015 tarihinde akdedilen satım sözleşmesine istinaden iplik teslimatı konusunda ticari ilişki başladığını, ticari ilişkinin bu güne kadar devam ettiğini, müvekkili şirketin siparişleri tam ve zamanında eksiksiz olarak teslim edildiğini, yapılan sözleşmelerde birim fiyatının USD olarak yazıldığını, sözleşmelerin hepsinde yer alan bu kayıtların öncelikle yabancı para ile ödeme kaydı olduğunu, davalı tarafından ödemenin her seferinde çek ile yapıldığını, USD olarak kararlaştırılan bedelin TL bazında çek ile ödenmesi ve vadeli çekten dolayı tahsilatın ileri bir tarihte gerçekleşmesi nedeniyle aradaki kur farkının taraflarına ödenmesi gerektiğini, 2015 yılında gerçekleşen işlemler neticesinde 01.01.2016 tarihi itibariyle 7.284 USD kur farkı oluştuğunu, yapılan görüşmeler neticesinden bu farkın 2016 yılında eriyebileceğinin kararlaştırıldığını, 01.01.2017 tarihinde kur farkının 102.106,48 USD kur farkı oluşması neticesinde müvekkili tarafından davalıya kur farkının kapatılması gerektiğinin bildirildiğini, ancak davalı tarafından net bir cevap alınamaması üzerine davalı hakkında başlatılan icra takibine davalı tarafından itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali ile % 20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde, yetki itirazında bulunduklarını, ödeme emrinin borçlu yerine vekili gönderilmesinin usulsüz olduğunu, taraflar arasında yazılı bir anlaşma olmadığını, taraflar arasındaki ilişkinin 19.06.2015 tarihinde keşide edilen fatura ile başladığını, taraflar arasında kur farkının ödeneceğine ilişkin teamül olmadığını, davacı tarafından hiç bir zaman kur farkı faturası kesilmediğini, davacı tarafından ticari ilişki süresince müvekkiline kesilmiş yabancı para cinsi üzerinden fatura düzenlenmediğini, davacının takip ve davada kötü niyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında açık hesap ilişkisi bulunduğu, yapılan defter incelemesinde, davacının kendi defterlerine göre davalıdan 21.632,97 TL alacaklı bulunduğu, ancak davalı, defterlerine göre davacıya borçlu olmadığı, farklılığın davacının defterlerinde kayıtlı 9 adet faturanın davalının defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı, ancak davalının 07.07.2017 tarihinde davacı şirkete mail yoluyla, "Borcumuz, 30.06.2017 itibariyle 21.633,32 TL'dir. Mutabık mıyız?" ifadelerini havi bir mutabakat metni gönderdiği, taraflar arasındaki borcun yabancı para borcu olduğu ve vadesinde ödenmediği, seçimlik yetkinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 99 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereğince alacaklıya geçtiği, borcun yabancı para cinsinden ödenmesi gerektiği, anılan miktarın, 30.06.2017 itibariyle yabancı para cinsinden değerinin 6.130,96 USD olduğu, yabancı para üzerinden takibe girişildiğinden, takibin, yabancı para üzerinden devamına şeklinde hüküm kurulması gerektiği, takip ile 6.359,15 USD talep edildiğinden, bu yöne ilişkin takibe vaki itirazın da kısmen iptaline, bu miktar kadar alacağın likit olduğu ve davalının bu miktar yönünden takibe itirazında haksız olduğunun değerlendirildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibin 6.130,96 USD üzerinden ve alacağa takip tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının yabancı para borçlarına uyguladığı en yüksek faiz oranında faiz işletilmek suretiyle takibin devamına, fazlaya dair talebin reddine, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına % 20 icra-inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; kur farkı alacağı ile ilgili yazışmaların mail yolu ile taraflar arasında yapıldığını, davalı şirketin teyit mektubunu (Genel-mutabakat formu) kendi hazırlayıp göndermesine rağmen teyit mektubundaki bakiyeyi defterlerine işlemeyerek teyit mektubu gönderdiğini bile inkâr ettiğini, bu durumun yerel mahkemenin açık hesap alacak kısmında açıkça belirtilerek haklılıklarının kanıtlandığını, yerel mahkemenin "2 fatura hariç diğerleri USD şerhi içermiyordu ve ödemelerin vadesinde yapılmadığı davacı tarafça ispat edilememiştir" gerekçesinin eksik inceleme sonucunda karar verildiğini, kabulünün mümkün olmadığını, bilirkişi raporlarının denetime elverişli ve sorulan soruları açıklayıcı bir biçimde hazırlanmadığını, bilirkişi raporlarına yapmış oldukları itirazlar incelendiğinde bilirkişi raporlarında yerel mahkemenin sormuş olduğu soruların yanıtlanmadığının açıkça görüldüğünü, hatalı bilirkişi raporları sebebi ile yerel mahkemenin kararının bozularak dosyanın 27.02.2019 tarihli bilirkişi raporunda belirttikleri "Bilirkişi heyeti ( Üniversitede Ticaret Hukuku kürsüsünde yer alan en az Dr. Öğr. Üyesi, Yeminli Mali Müşavir ve Ticari bir şirketin Satış-Pazarlama müdüründen oluşan 3 lü bilirkişi heyeti) ne gönderilerek rapor alınmasını talep ettiklerini, kur farkı alacağı için teamül aranmayacağının Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına girdiğini, bilirkişi raporları denetime elverişli olmadığı için hükme esas alınamayacağını, bu nedenle kur farkı yönünden verilen kararının ortadan kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 2019/1129 E., 2021/484 K. emsal nitelikteki ilamında olduğu gibi “…taraflar arasındaki sözleşme ve faturada bedeli yabancı para cinsinden olduğu halde, davacı alacağın tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almışsa çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle alacaklı çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez…” mahkeme dosyasında alınan bilirkişi raporlarında davacı tarafın ticari defterlerine kur farkından kaynaklı herhangi bir fatura vb. kayıt işlemediği gibi, ödemeleri nakdi ve çekle yapılan ödemelerde kabul edildiğine göre kur farkı alacağının mevcut olmadığı, davalı tarafın kötü niyet tazminatına dair istinaf talebinin takibin haksız, kötü niyetli olduğunun; talep edilemeyecek alacağın talep edildiği yönünde takip yapıldığı ispat edilemediğinden, davalı tarafın kötü niyet tazminat talebinin reddine yönelik istinaf talebinin esastan reddine, dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, Mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, yargılamanın Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirtilen usullere uygun olarak yürütüldüğü, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; çekin bir ödeme aracı olduğu ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 795 inci maddesinin uyuşmazlık konusu olay döneminde yürürlükte olmadığı gözetildiğinde yürürlükte olmayan kanun maddesine dayalı karar verilmemesi gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 795 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca çekin düzenlenme günü olarak gösterilen günden önce ödenmek için ibrazının mümkün olduğu bu şekilde ibraz olunan çekin ibraz günü ödeneceğinin düzenlendiği, ancak Çek Kanunu Geçici Madde 3(5) hükmü ile söz konusu düzenlemenin 31 Aralık 2017 tarihine kadar ertelenerek, bu tarihe kadar çekin, üzerinde yazılı düzenlenme tarihinden önce ödenmek üzere bankaya ibraz edilemeyeceğinin düzenlendiğini, işbu erteleme hükmünün 7061 Bazı Vergi Kanunları ile Diğer Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Madde 100 uyarınca 31 Aralık 2020 tarihine kadar uzatıldığını, böylece 31Aralık 2020 tarihine kadar çek üzerindeki düzenleme tarihinden önce çekin bankaya ibrazının mümkün olmayacağını, bankaya ibraz edilse bile banka tarafından ödeme yapılmayacağını, bu hususun nasıl uygulanacağının Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2018/4906 E-2019/6175 K - 03.10.2019 tarihli kararında açıklığa kavuşturulduğunu "çekin tahsil tarihinde ödenen Türk Lirasının o tarihteki rayiç üzerinden hesaplanması gerekir" kararının yerinde bir karar olduğunu ve ivedilikle uygulanması gerektiğini, çekin ödeme aracı niteliğinde olduğu, “ifa uğruna” davacıya tevdi edildiği nazara alındığında; ve 31 Aralık 2020 tarihine kadar ibrazı mümkün olmadığı düşünüldüğünde çekin tahsil tarihinde ödenen Türk Lirasının o tarihteki Merkez Bankası rayiç üzerinden hesaplanması gerektiği, bu güne kadar yürürlüğe girmemiş kanun maddesine (6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 795 inci maddesinin ikinci fıkrası ) dayanılarak verilmiş olan tüm kararların kanuna, ahlaka aykırılığının bu karar ile giderildiğini, hal böyle iken Yerel Mahkemenin bilirkişiler aracılığı ile TL çeklerin tahsil tarihindeki Merkez Bankası Döviz rayiç değerine göre hesaplama yaparak davalının borçlu olup olmadığını tespit etmesi gerektiğini, gerekli tespitlerin yapılması için iki kez bilirkişi raporlarına açıkça itiraz edildiğini, bu hususta da taleplerinin gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini, kur farkının iki şekilde oluştuğunu, uyuşmazlık konusu olayda gerçek kur farkının söz konusu olduğunu, USD hesabının ticari defterlerde kapanmadığını ileri sürerek ve re'sen gözetilecek sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava , kur farkı ve cari hesap alacağına yönelik başlatılan takibe itirazın iptali istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.

3. Değerlendirme
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

08.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.