11. Ceza Dairesi 2023/3337 E. , 2024/4926 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2020/132 E., 2020/474 K.
SUÇ :Adli işlere müteallik resmi bir varaka tanzimi esnasında hüviyeti hakkında memura yalan beyanda bulunma
KARAR : Önceki hükmün aynen geçerli olmasına ilişkin karar
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması
İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.12.2020 tarihli ve 2020/132 Esas, 2020/474 Karar sayılı kararının, temyiz edilmeksizin 05.01.2021 tarihinde kesinleştiği belirlenmiştir.
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 08.05.2023 tarihli ve 2021/11143 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.06.2023 tarihli ve KYB-2023/57306 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 16.06.2023 tarihli ve KYB-2023/57306 sayılı kanun yararına bozma isteminin;
“Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 12/09/2006 tarihli ve 2006/359-7944 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere, infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı nazara alınarak yapılan incelemede,
Dosya kapsamına göre, sanık hakkında 19/06/2001 tarihinde hırsızlık suçundan yapılan adli tahkikat sırasında görevli polis memurlarına kendini gerçekte var olan “İlker Taku" olarak tanıtıp bu kimlik bilgileri ile yalan beyanda bulunmak suretiyle evrak tanzimine ve İlker Taku hakkında atılı suçtan kamu davası açılmasına sebep olan sanığın eyleminin, 5237 sayılı Kanun'un 268/1. maddesi yollamasıyla 267/1. maddesi kapsamındaki suçu oluşturacağı, anılan Kanun'un 206. maddesinin ise bildirilen kimlik bilgilerinin gerçekte var olmayan kişilere ait olması halinde uygulanabileceği, bu nedenle sanığın eylemine uyan 765 sayılı Kanun’un 343/2. maddesi ile 5237 sayılı Kanun’un 267/1. maddesinin birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan kanunun uygulanması gerektiği gözetilmeksizin, uyarlama yapılmasına yer olmadığına ve önceki hükmün aynen geçerli olmasına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
1. İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.12.2002 tarihli ve 2001/2274 Esas, 2002/1656 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında adli işlere müteallik resmi bir varaka tanzimi esnasında hüviyeti hakkında memura yalan beyanda bulunma suçundan, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (765 sayılı Kanun) 343 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 59 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
2. İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.10.2005 tarihli ve 2001/2274 Esas, 2002/1656 Karar sayılı müteferrik kararı ile dosya üzerinden uyarlama yargılaması yapılarak, sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 206 ncı maddesinin birinci fıkrası ve 62 nci maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
3. İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.10.2005 tarihli ve 2001/2274 Esas, 2002/1656 Karar sayılı müteferrik kararının sanık tarafından temyizi üzerine, Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 23.06.2020 tarihli ve 2020/482 Esas, 2020/3407 Karar sayılı ilamı ile "...5252 sayılı Yasanın 9. maddesinin 1. fıkrası uyarınca usulüne uygun şekilde duruşma açılıp anılan maddenin 3. fıkrası uyarınca da önceki mahkumiyet hükmü ile sonradan 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın temel cezanın tayini ile bireyselleştirilmesine ilişkin tüm hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların denetime imkan verecek şekilde gösterilip birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe hükmün belirlenip sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği..." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
4. Bozma üzerine duruşmalı olarak yapılan yargılama neticesinde, İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.12.2020 tarihli ve 2020/132 Esas, 2020/474 Karar sayılı kararı ile "...5237 Sayılı TCK’nın uygulanmasının sanık lehine sonuç doğurmadığı anlaşıldığından uyarlama yapılmasına yer olmadığına ve mahkemenin 2001/2274 esas 2002/1656 karar sayılı hükmünün aynen geçerli olmasına..." karar verilmiştir.
5. 765 sayılı Kanun’un 343 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları; "Her kim resmi bir varaka tanzimi esnasında kendisinin veya başkasının hüviyet ve sıfatı yahut mezkür varaka ile sıhhati ispat olunacak sair ahval hakkında memurine karşı yalan beyanatta bulunursa bundan dolayı umumi veya hususi bir zarar husule geldiği takdirde üç aydan bir seneye kadar hapis cezasiyle cezalandırılır. Eğer mezkür varaka tevellüdat, münakehat ve vefiyata yahut adli işlere müteallik bulunursa fail altı aydan iki seneye kadar hapis olunur." şeklinde düzenlenmiştir.
6. 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında; " İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır." hükmü yer almaktadır.
7. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde; sanığın hırsızlık suçundan dolayı yakalandığında, kimliğini akrabası olan İlker Taku olarak bildirip bu isimle hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasına sebebiyet vermesi şeklinde gerçekleşen eylemi nedeniyle hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesini müteakip, duruşmalı olarak yapılan uyarlama yargılaması neticesinde, İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesinin, 10.12.2020 tarihli ve 2020/132 Esas, 2020/474 Karar sayılı kararı ile; "...bu oluşa göre; sanığın eyleminin sonradan yürürlüğe giren TCK’nın 268. maddesindeki işlediği bir suçtan ötürü hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla başkasının kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu oluşturduğu, anılan maddedeki yollama nedeniyle yaptırımın yasanın 267. maddesinde düzenlendiği, 267/1. maddedeki suçun alt sınırının 1 yıl hapis olduğu, sanığın başkasının kimlik bilgilerini kullandığının yukarıda açıklandığı üzere kolluk görevlilerince ortaya çıkarılması nedeniyle 269. maddede düzenlenen etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığı, TCK’nın 62. maddesi gereğince 1/6 oranında indirim yapılması halinde sonuç cezanın 10 ay hapis olduğu, Yargıtay’ın istikrar kazanmış kararlarına göre, ilk hükümdeki ceza süresini aşmamak koşuluyla infaz aşamasında verilen uyarlama kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı gözetildiğinde, bozulan uyarlama kararındaki 2 ay 15 gün hapis cezasına ilişkin kararın da kazanılmış hak oluşturmadığı, sonuç olarak 5237 sayılı TCK’nın uygulanmasının sanık lehine sonuç doğurmadığı anlaşıldığından uyarlama yapılmasına yer olmadığına ve mahkemenin 2001/2274 esas 2002/1656 karar sayılı hükmünün aynen geçerli olmasına..." denilmek suretiyle her iki Kanun yönünden de değerlendirme yapılması karşısında; verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
III. KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,
Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.04.2024 tarihinde karar verildi.
Dilekçeniz oluşturuluyor. Bu süreç biraz zaman alabilir, ancak sıkılmamanız için aşağıda dilekçe oluşturulmasını istediğiniz konuda benzer içtihatları listeledik. İncelemek isteyebilir veya bekleyebilirsiniz. Dilekçeniz oluşturulduktan sonra ekranda sizinle paylaşılacaktır. Sabrınız için teşekkür ederiz!