WhatsApp Hukuki Asistan

Yeni

Son Karar yapay zeka destekli hukuk asistanınız artık WhatsApp üzerinden cebinizde. Aşağıdaki hizmetlerden dilediğinizi seçerek WhatsApp asistanınıza soru sorarak hemen kullanmaya başlayabilirsiniz.

Hukuki Destek Alma
Hukuki sorularınız için anında uzman desteği alın
Yargıtay ve BAM Kararı Arama
Emsal kararlar ve içtihatlar için arama yapın
Dava Dilekçesi Hazırlama
Yapay zeka ile hızlı ve profesyonel dilekçeler oluşturun
Sözleşme Hazırlama
Özelleştirilmiş sözleşme şablonları oluşturun
Loading Logo

sonkarar

Sayfa Yükleniyor

Son güncelleme: 26 Haziran 2026

YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİ

A- A A+

10. Hukuk Dairesi         2024/7399 E.  ,  2024/7675 K.
"İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2023/2261 E., 2024/458 K.
KARAR : Esastan Ret
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 8. İş Mahkemesi
SAYISI : 2017/464 E., 2023/228 K.

Taraflar arasındaki hizmet tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle davacı ...'in davalı ...-... bünyesinde 28.10.1998-13.07.2015 tarih aralığında tam zamanlı, hafta sonları izin kullanmaksızın asgari ücretle kesintisiz şikilde çalıştığı, davalı tarafından davacının 28.10.1998 olan işe giriş tarihinin 28.03.2007 tarihi olarak SGK'ya bildirildiği; Gebze 3. İş Mahkemesinde görülen davada davacının davalı işyerinde 20.03.2003 tarihinden buyana çalıştığı, davacının işe başlangıç tarihinin 20.03.2003 olarak kabul edildiği, davacı tanığı ...'ın 2000 yılında davalı işyerinde çalışmaya başladığını davacının ise kendisinden yaklaşık 1,5 yıl önce davalı işyerinde çalışmaya başladığını ifade ettiği, ayrıca Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğünce yapılan araştırmada davacının 1998-2015 yılları arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitinin yapıldığı, bunlara rağmen Mahkemece davacının işe başlama tarihinin 20.03.2003 olarak belirlendiği belirtilmekte ve davacının 28.10.1998-13.07.2015 tarih aralığında kesintisiz ve aralıksız çalıştığının ve sigortalılık başlangıcının 28.10.1998 olarak tespitine karar verilmesinin talep edildiği görülmektedir.

II. CEVAP
1. Davalı vekili cevap dilekçesi özetle davacının Türkiyede çalışma izni aldığı tarihin 20.03.2003 tarihi olduğu, Kocaeli Valiliği Göç İdaresi tarafından davacının çalışma süresi ile alakalı bir tespitin yapılmadığı, davacının beyanının kayıtlara işlendiği belirtilerek davanın reddinin talep edildiği görülmektedir.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili cevap dilekçesi özetle Kurum kayıtlarında davacının belirtilen tarihlerde davalı işyerinde çalıştığını gösterir bordro, işe giriş bildirgesi gibi bir belgenin yer almadığı, davanın tanık beyanları ile ispatının mümkün olmadığı belirtilerek davanın reddinin talep edildiği görülmektedir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesince; "Davanın kabulüne" karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle
-Davacının davasını zamanaşımı süresi geçtikten sonra açtığını, davacının, Yerel Mahkeme nezdinde ikame ettiği davayı yasa koyucunun kendisine tanıdığı yasal süre içerisinde açmadığı halde, zamanaşımı süresi içerisinde açılmayan davanın Yerel Mahkemece reddine karar verilmemiş olmasının hatalı olduğunu,
-Davacının dava dilekçesinde SGK Başkanlığını "Maddi ilgili fer'i müdahil" olarak gösterdiğini, oysaki hizmet tespiti davalarında SGK Başkanlığının fer'i müdahil değil davalı konumunda olması gerektiğini, Yerel Mahkemece bu itirazlarının dikkate alınmamış olmasının tesis edilen hükmün hatalı olmasına yol açtığını,
-Davacının müvekkili iş yerinde 28.10.1998-27.03.2007 (bu tarihler dahil) tarihleri ile 28.02.2010-22.03.2010 tarihleri arasında kesintisiz olarak çalıştığı tespit edilmiş ise de Yerel Mahkemece yapılan bu tespitin hatalı olup gerçeği yansıtmadığını, yine bununla birlikte Yerel Mahkemece davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı gözetilmeksizin davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu,
-Davacının çalışmasının tespitini istediği dönemin her ne kadar dava dilekçesinde 28.10.1998 - 13.07.2015 tarihleri arasındaki dönem olarak gösterilmiş ise de davacının 22.03.2010 tarihinden önce müvekkiline ait işyerinde çalışmadığını, bu tarihten sonraki çalışmalarının, SGK'ya tam ve net olarak bildirildiğini, dolayısıyla dava konusu uyuşmazlık tarihlerinin 28.10.1998 - 22.03.2010 olduğunu,
-Davacının bu tarihler arasındaki çalışmasının başka bir işletmede geçtiğini, müvekkilince bilinen, 28.03.2007- 28.02.2010 tarihleri arasında davacının müvekkilinin babasına ait otel işletmesinde çalışmış olduğunu, buna göre, bu tarihlerdeki hizmet akdinin 28.02.2010 tarihinde sona eren davacının, bu tarihten itibaren 5 yıllık hak düşümü süresi içerisinde davasını açmış olması gerektiğini,
-Davacının hak düşürücü süreden kurtulmak için tespit istediği (ki zaten sigortalı olduğu 22.03.2010 - 13.07.2015 arasındaki dönem için tespit istenmesinde hukuki yarar yoktur) dönemin süresini 2015 tarihine kadar istediğini, kanuna dolanmak suretiyle hak elde etmeye çalışan davacının bu tutumunu hukuk düzeninin korumaması gerektiğini,
-28.10.1998-27.03.2007 (bu tarihler dahil) tarihleri ile 28.02.2010-22.03.2010 tarihleri arasında davalı iş yerinde kesintisiz olarak çalıştığını, Yerel Mahekmece gerçeğe aykırı olarak tespit edilen davacının kabul anlamına gelmemek kaydıyla belirtilen tarihlerde çalışması mevzu bahis olmuş ise dahi davasını 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açmadığından davanın reddi gerektiğini, buna rağmen işbu davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir iken Yerel Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu,
-Husumet itirazındaki haklılıklarının, geçmişe dönük bilgilerini Mahkemeye aktarabilen tanıklarca açık bir şekilde ifade edildiğini, bu nedenle davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekir iken davanın kabulüne karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu,
-Müvekkilinin otel işletmeciliği babasının vefatından sonraki tarihte olduğunu, zira daha önceki dönemde herhangi bir vergi açılışı olmadığı gibi işletmeci olarak çalışmasının da olmadığını, bu nedenle işletmeci olmadığı dönem için kendisi aleyhine hizmet tespiti davası açılamayacağını ve bu nedenle husumet itirazının olduğunun dile getirildiğini, dosya kapsamında tanzim olunan 07.03.2022 tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere; davalının işyerinin 19.03.2010 yılında faaliyete geçmiş olup davacının müvekkili işyeri bünyesindeki çalışmasının da 22.03.2010 tarihinde başladığını ve prime esas kazançlarının SGK'ya tam olarak bildirildiğini,
-Bu hususta, geçmişe yönelik bilgilerinin, zihinlerinde taze olan tanıkların; açıkça beyanat verdiğini ve birçoğu müvekkilinin "..."u tanımadığını, ismini daha önce hiç duymadıklarını dile getirdiğini, buna verilecek en önemli örneğin; tanık ... olduğunu, tanık ...'nın: "Ben davalı işyerinde 1997 yılında çalışmaya başladım, 5-6 yıl kadar çalıştım, kaloriferciydim, davacı benim komşumdur, ben girdikten sonra davacı işsizdi, ben vesile oldum, davacı ... Marketin manav kısmında çalışmaya başladı, ben çıktığımda davacı çalışmaya devam ediyordu, mahkeme hakiminin bana sorduğu ... ... ismini duymadım, maaşını ... verirdi, elden verirdi, davacının benden ne kadar sonra çalışmaya başladığını hatırlamıyorum, ben çıktığımda davacı çalışıyordu, benden sonra aşağı yukarı 10 yıl kadar çalıştığını hatırlıyorum, davacı manavda 2-3 çalıştı, sonra otelde görevlendirildi." şeklinde beyanda bulunduğunu,
-Tanık ...'nın; taraflarının, "davacının 28.03.2007 - 28.02.2010 tarihleri arasında müvekkilin babasına ait otel işletmesinde çalıştığı; 22.03.2010 - 14.07.2015 tarihleri arasında müvekkile ait otel işletmesinde çalıştığına" yönelik beyanlarını doğrular mahiyette ifade verdiğini, zira, tanığın, davacının önce manavda çalışmaya başladığını beyan ettiğini; ardından otelde katip olarak görev almaya başladığını ve maaşının ... isimli şahıs tarafından ödendiğini belirttiğini, halihazırda davacının tam olarak hangi tarihte çalışmaya başladığını da hatırlayamadığını ifade ettiğini,
-Davacının, müvekkili yanında işletmeci olduğu 22.03.2010 tarihinde çalışmaya başladığını, bu tarihten sonraki çalışmasının zaten SGK'ya bildirildiğini ve çalışmasına ilişkin primlerinin ödendiğini, ancak dosya kapsamında tanzim olunan bilirkişi raporlarında, davalı müvekkilinin davacıyı kendi bünyesinde çalıştırdığı dönemler için SGK primlerini tam olarak ödediğini, önceki dönemlerden müvekkilinin herhangi bir sorumluluğunun olmadığı hususları hakkında herhangi bir inceleme yapılmadığını, Yerel Mahkemece hüküm kurulurken de bu hususun gözetilmediğini,
-Bunların yanı sıra dosya kapsamında dinlenen tanık beyanları ile de açıkça ortada olduğu üzere; davalı işyerinin 19/03/2010 tarihinden önce ... ... tarafından işletilmiş olup katiyen davacının bu tarihten önce bir çalışması olduğunu kabul manası taşımamak üzere, bir çalışması varsa dahi bu hizmet dönemi için SGK primlerinin ödenmesinden davalı müvekkilinin sorumlu tutulmasının beklenemeyeceğini,
-Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında, davalı tarafından işletilmeye başlanan 19.03.2010 tarihinden sonra, davacının prim eksik gününün bulunmadığını, bu nedenle, ... ...'in ölümünden sonra 2010 tarihine kadar husumetin ... ... ve varislerine yöneltilmesi gerekeceğini, ancak, davacı tarafından, 506 sayılı Kanun'un ek 40 ıncı maddesi uyarınca, Kuruma "sigortasının zamanında yaptırılmadığı ve primlerinin eksik ödendiğine dair" herhangi bir dilekçe sunmadığını, bildirimde bulunulmadığı gözetildiğinde; davacının ... ... ve varislerine de dava açma hakkının ortadan kalkmış olduğunun anlaşılabildiğini,
-Dolayısıyla, öncelikle davacının kendi bünyesindeki çalışmalarını Kuruma bildiren, SGK primlerini tam olarak ödeyen müvekkili aleyhine hizmet tespit davası açılamayacağının kabulü ile davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesinin; yine 506 sayılı Kanun'un ek 40 ıncı maddesi uyarınca Kuruma bildirimde bulunmayan davacının ... ... ve varislerine de dava açma hakkının bulunmadığının gözetilmesi ve davacının haksız davasının reddine hükmedilmesi gerekir iken Yerel Mahkemece aksi yönde hüküm tesis edilmiş olmasının hatalı olduğunu,
-Davacının 06.08.2003 tarihinden önce var olduğunu iddia ettiği çalışmasının; kabul anlamına gelmemekle birlikte gerçekten var olsa dahi davacının yazılı başvurusu olmadığından SGK primi ödenmesinin mümkün olmadığını,
-06.08.2003 tarihli değişiklikten önce; 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesine göre yabancı uyruklu çalışanların, sigortaya tabi olmaları için Kuruma yazılı başvuru yapmaları gerektiğini, davacının belirtilen tarihler diliminde; davalı müvekkili işyerinde çalışmasına ilişkin bir çalışma izni bulunmadığı gibi 506 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesi gereği sigortaya tabi olmak için SGK'ya yaptığı yazılı bir başvurusu da olmadığını, bu nedenle yazılı başvurusu mevcut olmayan davacının 06.08.2003 tarihinden önceki (varsa) çalışmaları için SGK'ya prim ödenemeyeceğini; 06.08.2003 tarihinden önceki (varsa) çalışmaları yönünden tespit yapılamayacağını, bu sebeple Yerel Mahkemece davacının davalıya ait otel olarak işletilen iş yerinde 28.10.1998-27.03.2007 (bu tarihler dahil) tarihleri ile 28.02.2010-22.03.2010 tarihleri arasında kesintisiz olarak asgari ücretle çalıştığının tespitine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu,
-Davacı tanıklarının, aradan geçen süre nedeniyle, davacının çalışma süresine ilişkin net beyanda bulunamadığını; bu haliyle davacı tarafın gerçek dışı iddialarını tanıklarının beyanları ile de ispat edemediğini, buna rağmen Yerel Mahkemece delillerin takdirinde hataya düşüldüğünü ve davacının ispat edemediği davasının kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu,
-Tanık ... beyanında: "... de 10 yıl öncesinde çalıştım, bir miktar çalıştım, tam olarak süreyi hatırlamıyorum, emekli oldum, davacıyı tanırım, davacının ne zaman başladığını bilmem, başladığımda davacı çalışıyordu, katipti, geleni gideni kayıt ederdi, ne kadar çalıştığını hatırlamıyorum, ben çıktığımda da çalışıyordu, ben ayrılalı 10 yıl oldu." şeklindeki beyanı ile; davacının işe başlangıç tarihini hatırlamadığını ancak çıkışının 2010 ve sonrasında olduğunu ifade ettiğini,
-Halihazırda davacının 22.03.2010 - 14.07.2015 tarihleri arasında, müvekkilinin yanında çalışmış olduğu hususunda bir ihtilaf bulunmadığını, keza davacının bu tarihler arasındaki çalışmasının SGK'ya da tam olarak bildirildiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlık tarihlerinin; 28.10.1998 - 22.03.2010 arası olduğunu, tanık ...'ın, bu tarihlere ilişkin olarak herhangi bir beyanda bulunamamış olduğundan; davacı tarafın, 28.10.1998 tarihinde işe başladığına yönelik iddiasını ispat edemediğini,
-Tanık ... beyanında: "Ben ...'e 50 metre uzaklıkta bulunan ... Market'in reyonunda çalıştım, ben ... Markette 1995 Ekim -2006 tarihleri arasında çalıştım, yaklaşık 1 yıl kadar sonra 2007 yılının ortalarında tekrar çalışmaya devam ettim, 2 yıl önce de Mart ayında emekli oldum, ben davacıyı ...'e girip çıkarken görüyordum, davacının ...'de çalışıp çalışmadığını, ne iş yaptığını tam olarak bilmiyorum, orada çalışıyor olabilir, ben davacıyı 2007 yılında tekrar çalışmaya başladığımdan itibaren görürdüm, ben davacıyı işten ayrıldığım güne kadar görmedim, bir süre öncesinden görmemeye başladım, en son ne zaman gördüğümü hatırlayamıyorum." şeklindeki bilgilerini mahkemeye aktardığını,
-Anlaşıldığı üzere; davacı tanığı ...'ın, davacının işyerinin bitişiğindeki markette 1995 - 2006 yılları arasında ve 2007 - 2017 tarihleri arasında çalıştığını, ancak tanığın davacıyı yalnızca 2007 yılından itibaren gördüğünü beyan ettiğini, bundan önceki çalışmalarında, işyerleri arasında 50 metrelik bir mesafe olmasına karşın, davacıyı ...'de çalışırken gördüğüne ilişkin herhangi bir beyanı olmadığını, bu doğrultuda, davacı tarafın 28.10.1998 tarihinde işe başladığına yönelik iddiasını işbu tanık beyanı ile doğrulayamadığını,
-Tanık ... beyanında: "Ben ...'de geçici olarak 3 ay kadar çalışmıştım, hatırladığım kadarıyla 12-13 yıl önce ayrılmıştım, benim açtığım davam yoktur, ben otelin önünde otopark giriş-çıkışlarına bakardım, resepsiyona da bakardım, resepsiyona kimin baktığını hatırlamıyorum, davacıyı da çalıştığım süre boyunca ... görmedim, ne iş yaptığını bilmiyorum." şeklinde ifade vererek davacının kendi çalıştığı sürede, ...'in çalışanı olmadığına yönelik savunmalarını doğruladığını,

-Yaklaşık 12 - 13 yıl öncesinde, ...'de çalıştığını beyan eden davacı tanığının bu çalışmasının, yaklaşık olarak 2006 - 2007 yıllarına tekabül ettiğini, bu tarihlerde, aynı işyerinde çalışmış olan tanığın; "çalışmakta olduğu davacıyı görmemesi" imkansız olduğundan; davacı tanığı ...'in, davacının 2006 - 2007 yıllarına tekabül eden dönemde, ...'de çalışmamakta olduğunu açıkça ortaya serdiğini,
-Tanıklarından ...'nun aradan geçen süre nedeniyle, davacının çalışma süresine ilişkin net beyanda bulunamamış ise de; diğer tanıkları ...'in davacıyı 2010 yılı öncesinde görmediğini açıklıkla dile getirdiğini,
-Tanık ...'nun: "Ben 1994 yılında çalışmaya başladığımda davacı yoktu, ne zaman çalışmaya başladığını hatırlamıyorum, benim çalıştığım market ile ... bitişik binalardaydı." şeklindeki beyanı ile aradan geçen süre nedeniyle davacının çalışmasının ne zaman başladığını/sona erdiğini hatırlayamadığını bildirdiğini,
-Tanık ...: "Ben davalılara ait iş yerlerinde çalışmadım, davacının çalıştığı otel ile benim iş yerim çapraz ve karşılıklı komşuydu, davacı ...'in lobisinde katip olarak çalışıyordu, ben yaklaşık 38 yıldır babamdan kalan konfeksiyon iş yerini işletmekteyim, babam başladığından bu yana 50 yıl geçmiştir, ben davacıyı hatırladığım kadarıyla 2009-2010 yıllarından bu yana görürdüm, komşu olmamız nedeniyle tanışıklığımız vardır, ben hatırladığım kadarıyla 1998 yılından önce Üstündağ pasajındaki şubemizde çalışırdım, babamın emekliliğinden dolayı 1998 yılından sonra ...'in karşısındaki iş yerini işletmeye başladım."
-Davalı işyerinin karşı çaprazında işletmesi olan tanığın; 1998 yılından sonra ...'in karşısında çalışmaya başladığını ancak davacıyı 2009 - 2010 yıllarından itibaren ...'de katip olarak çalışırken gördüğünü beyan ettiğini, tanığın bu beyanı ile davacının 2010 yılından önce, müvekkiline ait işyerinde bir çalışması olmadığının açıkça ortaya konulduğunu,
-Bordro tanıklarının, aradan geçen süre nedeniyle, davacının çalışma süresine ilişkin net beyanda bulunamadığını; bu haliyle davacı tarafın gerçek dışı iddialarını bu tanıkların beyanları ile de ispat edemediğini,
-Tanık ...'ın: "Ben davalı iş yerinde 1998 yılı Ağustos ayına kadar çalıştım, bu tarihten sonra da emekli olarak iş yerinden ayrıldım, bana sorduğunuz üzere davacı ...'i tanımam, bu sebeple davacının hangi tarihte işe başladığını hangi tarihe kadar çalıştığını ve ne iş yaptığını bilmiyorum." şeklindeki beyanı ile, taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu olan 1998 - 2010 tarihleri arasında, davalı işyerindeki çalışması sona ermiş olduğundan, davacıyı tanımadığını ve ne zaman işe başladığını bilmediğini belirttiğini,
-Tanık ...'nın: "Ben davalı işyerinde 1997 yılında çalışmaya başladım, 5-6 yıl kadar çalıştım, kaloriferciydim, davacı benim komşumdur, ben girdikten sonra davacı işsizdi, ben vesile oldum, davacı ... Marketin manav kısmında çalışmaya başladı, ben çıktığımda davacı çalışmaya devam ediyordu, mahkeme hakiminin bana sorduğu ... ... ismini duymadım, maaşını ... verirdi, elden verirdi, davacının benden ne kadar sonra çalışmaya başladığını hatırlamıyorum, ben çıktığımda davacı çalışıyordu, benden sonra aşağı yukarı 10 yıl kadar çalıştığını hatırlıyorum, davacı manavda 2-3 çalıştı, sonra otelde görevlendirildi, gelen müşteriler ile ilgilenir kayıtlarını yapar, paralarını alırdı." şeklinde beyanda bulunduğunu,
-Tanık ...'nın; taraflarının, -davacının 28.03.2007 - 28.02.2010 tarihleri arasında müvekkilinin babasına ait otel işletmesinde çalıştığını; 22.03.2010 - 14.07.2015 tarihleri arasında müvekkiline ait otel işletmesinde çalıştığına- yönelik beyanlarını doğrular mahiyette ifade verdiğini,
-Zira, tanığın, davacının önce manavda çalışmaya başladığını beyan ettiğini; ardından otelde katip olarak görev almaya başladığını ve maaşının ... isimli şahıs tarafından ödendiğini belirttiğini, halihazırda davacının tam olarak hangi tarihte çalışmaya başladığını da hatırlayamadığını ifade ettiğini,
-Tanık ...'nın: "Ben davacıyı davalıya ait işyerinde çalışmamız sebebiyle tanıyorum. Ben davalıya ait ... adlı otelde 2004 ila 2015 tarihleri arasında toplam 11 yıl kadar çalıştığımı hatırlıyorum. Tam tarihleri net hatırlamıyorum. Benim bu işyerindeki sigortam tam olarak yapılmıştır. Ben resepsiyon görevlisi olarak çalıştım. Ben işe girdiğimde davacının davalıya ait otelde çalışıp çalışmadığını hatırlamıyorum. Aradan çok uzun bir zaman geçmiştir, hatırlamam mümkün değildir. Davacı benden yaklaşık 1 yıla yakın önce işten ayrılmıştır. Ancak tam tarihini bilmem mümkün değildir. Davacının benden önceki dönemlerde çalışıp çalışmadığını ve ne zaman işe girdiğini bilmiyorum." şeklinde ifade verdiğini, tanığın aradan geçen uzun süre nedeniyle davacının çalışma süresine ilişkin net beyanda bulunamadığını,
-Davacı vekilinin; Gebze İlçe Emniyet Müdürlüğünün 08.05.2017 tarihli tutanağını dosyaya ibraz ederek davacının 1998-2015 yılları arasında davalı işyerinde çalıştığını, bu durumun tutanak memurlarının tanık sıfatıyla dinlenmesi halinde açıklığa kavuşacağını beyan ettiğini,
-Bu doğrultuda Yerel Mahkemece tutanak tanıklarından ...'nın; 19.01.2022 tarihli duruşmada dinlendiğini,
-Tanık ...'nın; dosyada bulunan tutanağın kendisi tarafından tutulduğunu, imzanın kendisine ait olduğunu, bu tutanağı düzenlemekle yetkili kişinin yalnızca kendisi olduğunu beyan ederek söze başladığını; ifadesinin devamında, davalı işyerini bildiğini fakat davacıyı hiçbir vakit orada görmediğini beyan ettiğini,
-Söz konusu tutanağın görgüye dayalı bilgi ile değil, sözlü beyana dayalı bilgi ile tutulduğunu ve bu tutanağı neden ve ne şekilde tuttuğunu ise hatırlamadığını beyan eden tanığın; tutanakta beyan edilen bilgilerin kendisine kim tarafından verildiğini hatırlamadığını, ayrıca bu kişilerin açık kimlik bilgilerini tutanağa yazmasının da mümkün olmadığını ifade ettiğini,
-Kendisine beyan edilen ve tutanağa geçirilen hususların doğruluğu hakkında araştırma yapma yükümlülüğü olmadığını, davacının kendi beyanlarına göre tutanağın tutulduğunu beyan eden tanığın; davacı vekilinin iddialarının aksine, o dönemde tutulan ve davacının 1998 - 2015 yılları arasında, davalı işyerinde çalıştığını gösteren tutanak içeriğini doğrulamadığını,
-Dolayısıyla dosya kapsamında dinlenen diğer tanıklarca olduğu gibi tanık ...'nın da, davacı iddialarını doğrulayacak şekilde beyanda bulunmadığını, böylelikle davacı tarafın gerçek dışı iddialarını ispat edemediğini, iddiasını ispat edemediği hususunda duraksamaya yer bulunmayan davacının kabulüne karar verilmesi sebebiyle Yerel Mahkemece kurulan hükmün hukuka aykırı olduğunu,
-Davacının çalışma izninin dahi olmadığı bir dönem için Mahkemeden hizmet tespitinin sağlanması yönünde talepte bulunmasının abesle iştigal bir durum olduğunu,
-Davacının Türkiye'de çalışma iznini aldığı tarihin 20.03.2003 tarihi olduğunu, her ne kadar, 20.03.2003 tarihinden itibaren davacının, davalı işyerinde çalışmakta olduğunu kabul etmemiz mümkün olmasa da; davacının dava dilekçesinde çalışmaya başladığı tarih olarak belirttiği ve Yerel Mahkemece de hüküm altına alınan 28.10.1998 tarihinin, çalışma izninin alındığı tarihin çok çok öncesinde olması dahi davacının talebinin akıl ve mantık dışılığına, Yerel Mahkeme kararının isabetsizliğine delalet olarak görülmesi gerektiğini,
-Bilirkişi raporuna itirazlarının dikkate alınmadığını, hatalı bilirkişi raporları doğrultusunda hüküm kurulduğunu,
-Dosya kapsamında tanzim olunan ve denetime elverişsiz bilirkişi raporlarına karşı itirazları bildirildiği halde Yerel Mahkemece bu itirazlarının dikkate alınmadığını, adli tıptan rapor alınmasına yönelik taleplerinin karşılanmadığını ve hatalı bilirkişi raporları hükme esas alınarak usul ve yasaya aykırı hüküm tesis edildiğini belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle
-Dava konusu olayda hizmet tespiti davasının açılma süresi olan 5 yıllık hak düşürücü sürenni geçmiş olup davacının davasının hak düşürücü süreye uğraması nedeniyle davanın tümden reddi gerekirken davanın kabulü yönünde kararın mahkemece kaldırılması gerektiğini,
-Açılan davanın müvekkili Kurum açısından husumet yönünden reddi gerektiğini, davacının talebi işverenin yükümlülükleri arasında olup müvekkili Kurumun talep konusunda yükümlülüğü ve çekişme yaratacak bir işlemi mevcut olmadığını,
-Kurum kayıtlarında davacının belirtilen tarihlerde yukarıda bahsi geçen işyerinde çalıştığını gösterir herhangi bordro kaydı, işe giriş bildirgesi vs. belge yer almadığını, bu bakımdan bordro kayıtlarında ismi bulunmayan davacının söz konusu işyerinde fiili olarak çalışmadığını, davacının iddia ettiği tarihlerde anılan işyerinde çalışmaya başladığını gösterir herhangi bir delil mevcut olmadığını,

-Yargıtay Yerleşik İçtihatlarında kabul edilen görüş uyarınca eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça hizmet akdine dayalı sigortalılıktan söz edilemeyeceğini, yöntemince düzenlenen işe giriş bildirgesi çalışmanın mevcudiyeti yönünden tek başına yeterli kabul edilemeyeceğini, bu tür davaların kamusal niteliği itibariyle gerektiğinde re'sen araştırmayı gerekli kıldığını, bu nedenle işe giriş bildirgesinin verildiğini, ancak yasal belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar da aranmalı ve sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığının yöntemince belirlenmesi gerektiğini,
-Müvekkili Kurum aleyhine açılan davanın esas yönünden reddi gerektiğini, davacının, açtığı davayı ispatlayabilmesi için Kurum kayıtlarının aksini ispat edecek derecede yazılı deliller ileri sürmesi gerektiğini, resmi belge olan Kurum kayıtlarının aksi ancak eş değer yazılı belgelerle ispat edilebileceğini, davanın tanık beyanlarıyla ispatının mümkün olmadığını, Yargıtay 10. ve 21. Hukuk Dairesinin muhtelif kararlarında kamu düzenini ilgilendiren bu tür hizmet tespiti davasının hakimlikçe titizlikle incelenmesi gerektiğini, işyerinin açılış ve kapanış tarihlerinin araştırılması gerektiği, yazılı bir takım belgelerin araştırılması ( ücret bordrosu, vizite kağıdı vb. ) ve delillerin toplanması gerektiğinin yer aldığını, ayrıca tanık deliline başvurulduğu takdirde dinlenecek tanıkların bordroda ismi geçen aynı veya komşu işyeri çalışanı kişiler olması gerektiğini, davacının dava dilekçesinde belirttiği dönemlerde kesintisiz sigortaya tabi olarak çalışıp çalışmadığı, yaşı, ücreti, yaptığı işin niteliği gibi hususların da re’sen araştırılması gerektiğini, dosya içeriği dikkate alındığında davacı tarafın iddialarını ispatlayamadığı açık olup davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,
-Söz konusu davanın açılmasına müvekkili Kurumun sebebiyet vermediğini, müvekkili Kurumun dava konusu ile ilgili işlemlerinde mevzuata ve hukuka aykırı bir durumn söz konusu olmadığını belirterek istinaf yoluna başvurulmuştur.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı ve fer'i müdahil Kurum vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine dair karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ve fer'i müdahil Kurum vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
1.Davalı vekili özetle istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

2.Fer'i müdahil Kurum vekili özetle istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 5510 sayılı Kanun'un 86 ncı maddeleridir.

3. Değerlendirme
Eldeki dava dosyası incelendiğinde, davacının davalıya ait otel işyerinde kesintisiz çalışmasına rağmen çalışmalarının tamamının bildirilmediği iddiası ile açtığı iş bu davada, Mahkemece verilen hükmün eksik araştırmaya dayandığı görülmektedir. Öncelikle tanık beyanları esas alınarak karar verilmiş ise de otelde çalışan diğer kişilerin bildirimlerinin yapılmasına karşın davacının bildirimlerinin neden kayıt dışı kaldığı hususu araştırılmalıdır. Ayrıca otel çalışanlarının emniyete bildirilmesi gerekip, davacının davalı otel işyerinde çalıştığına dair bildirim, belge veya tutulan bir tutanak bulunup bulunmadığı sorulmalıdır. İşçilik alacağı davasında, kolluğa yazılan müzekkere cevabında 20.02.2003 tarihli tutanak ile davacının kendi beyanı ile davalı otelde çalıştığının beyan edilmesine karşın, anılan tutanak üzerinde durulmadığı gibi işçilik alacağı davasında 01.03.2000-13.07.2015 tarihleri arasındaki dönemin kabulünün karşısında, iş bu davada daha önceki bir tarihte işe başladığının tespit edilmesinin gerekçeleri gösterilmeksizin davanın kabulüne karar verilmesi isabetsiz olup bozma nedenidir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.07.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.